SAVAŞIN ÇOCUKLARI

Nazife Yetişgen
Nazife Yetişgen

Ben savaşın çocuğu; anne, babası, ailesi ile birlikte sıcak bir evde yaşamayı hayal eden, oyun arkadaşları ile korkusuzca oynamayı, sokaklarda gezmeyi, okul sıralarını süslemeyi hayal eden ben. Kuru ekmek de olsa korkmadan yemeyi, kumdan kalelerimi sadece oyun arkadaşlarımın bozduğu, annemin gözüne baktığımda korkmadığım bir dünyada yaşamayı hayal eden çocuk. Ben savaşın çocuğu: nerde, nasıl, kiminle olduğum önemli değil; rengim, dilim, ırkım, mezhebim önemli değil. Ben sadece çocuğum… Bilmiyorum bu dünyayı, bana ne verirseniz size ona sunarım. Taşlarla beş taş oynamayı öğretin beş taş oynarım, eğer atmayı öğretirseniz bir varlığa çok güzel taş atarım. Ben çocuk; bu ikiyüzlü dünyanın değişik bölgelerinde, adını bile bilmediğiniz topraklarında dünyaya geldim. Süt kokusunu çok az bilirim, kan kokusu daha tanıdık gelir bana. Yaraları, insanları, yıkık evleri, havadaki uçakları, kulağımı sağır eden bomba seslerini, gözyaşlarını, yanı başımda hayata veda edip bir daha dönmeyen arkadaşlarımı çok iyi bilirim.

Ben karanlık suların içinde küçük bir botta hayata tutunurum. Tüm karanlığı aydınlatacak bir ışık arar dururum, tek ümide sarılır, yaşamak uğruna kendimi; karanlık, uçsuz bucaksız sularda yolculuk ederken bulurum. Bir daha görürsünüz belki beni, belki gazetelerin sayfalarını süslerim. Islak bedenim, cansız, masum, toprağa öyle uzanmış, hala masum, hala ürkek…

Kimi zaman çamur içinde görürsünüz beni, ayağımda kış günü terlik, belki o da yok. Titriyorum; hava çok soğuk, oyun istemiyorum artık, tek istediğim yaşamak, sıcak bir çorba, kuru bir ekmek, annemin babamın yanımda olması, ısındığım bir dam… Bedenim yorgun benim, dünyayı böyle sanıyorum. Her çocuk, doğar, kan koklar, üşür, ağlar, aç kalır, kilometrelerce yürür, vatanı olmaz, dışlanır, itilir, kakılır, bombalanır sanıyorum. Sahi bunları yaşamayan çocuklar var mı? Tertemiz bir yatakta tertemiz bir sabaha uyanıp, annesinin babasının sevdiği. Okullu olan, sıcak çorba içen, ayağında ayakkabısı olan, sırtındaki yükü sadece okul çantası olan çocuk var mı? Rüzgâr sesi ile türküler söyleyen, güneşli günlere uyanıp, kana kana su içen çocuklar var mı? Hayatı öğrendikçe sorguluyorum: ‘’Bizler daha çocuğuz, neden üzerimize bomba atıyorlar?’’

Ben derme çatma hastane köşelerindeyim, bir yatakta, ağır yaralıyım, yaralarımın ilacı bile yok, bedenim çok acıyor, yüzümde silah izleri, sadece acılarım dinsin, bir daha kimse yaralamasın beni istiyorum. Hayal görüyorum arada: sokaklarım sıcacık ama barut kokmuyor, çiçek kokuları sarmış dört tarafı, arkadaşlarım yanımda oyunlar oynuyor, türküler söylüyorum. Gökyüzü tertemiz, dumanlar, kalkmış, annem elimden tutuyor, güneşe selam veriyorum. Sonra arada uyanıyorum. Çok ağrım var, dayanamıyorum, tanımadığım yüzler, tanımadığım yerler… Sonra son bir nefes daha alıyorum. Ağrım yok artık, uzun bir yolculuk, bu dünyadan bir düşman daha gitti galiba. Düzeninizi bozacak, ekmeğinizi çalacak, oyunlar oynayarak size yük olacak bir düşman… Ben sadece bir çocuğum oysa düşman ile çocuk nasıl aynı yerde buluşur?

Saçlarım taransın istiyorum, nasıl göründüğümü dahi bilmiyorum, sizler beni görüyorsunuz geçerken gelirken giderken, gazetelerde, oysa ben kendimi hiç göremiyorum. Gözlerim hangi renk, saçlarım hangi şekil, kime benziyorum bilmiyorum. Bir aynam yok benim, beni bana gösterecek… Çocukluk anılarım yok benim, fotoğraflarım, doğum günü, yılbaşı partilerim, Noel baba bana sadece barış getirsin istiyorum. Gelmiyor, yolda kalmış diyorlar, umut ya bekliyorum.

Silahlardan oyuncaklarım var benim, geride kalan mermi kovanları… Kim üretti bu oyuncakları? Beni vatanımdan, ailemden, yerimden, yurdumdan eden. İstemiyorum bu oyuncakları diyorum. Oyun da istemiyorum, oyuncak da.

Yürüyorum ben; kilometrelerce uzun bir çöl. Susuz kalıyor bedenim. Güneş çıkıyor yanıyorum, kar yağıyor donuyorum, yağmur yağıyor çamura saplanıyorum. Kaç düşmanım var benim? Mevsimler bile düşman olmuş bana. Tellerle örülü bir duvar var. Arkasında oyun bahçesi var diyorlar. Bahçenin içinde annem ve babam, sevdiklerim beni bekliyormuş. Tam da koşuyorum duvara doğru; O da ne? Ağır silahlı askerler: bu parka girmek yasak diyor. Sınırı da geçemiyorum, oyun parkına da gidemiyorum. Tellerle örülü soğuk duvarların dışında yine bir ümidimin vuruluşunu, yok oluşunu seyrediyorum.

Ben savaşın çocuğuyum. Çok korkuyorum. Ailemi kaybettim. Daha beş yaşında tek başına hayatta kalmaya çalışıyorum. Ailesi olan çocuklar da korkuyormuş. Bunu duyunca çok şaşırdım. Dünyada insanın ailesi, vatanı olunca neyden korkar ki? Kötü rüya görünce annesine sarılıyorlarmış. Ben rüya görmüyorum. Silahlar gerçek, kanlar gerçek, annemin ölümü gerçek, vatansızlığım gerçek, açlığım, susuzluğum, mücadelem, korunmasız bedenimin hayatta kalmaya çalıştığı şu zalim dünya gerçek.

Ben savaşın çocuğuyum. Kimi zaman rengimden, kimi zaman dilimden, kimi zaman ülkemden dolayı bu kaosun içindeyim. Oyunlarımı, vatanımı, ailemi, geleceğimi, ümidimi çaldılar. Güç dedikleri her ne ise merhametten yoksunmuş onu öğrendim.

Ben savaşın çocuğuyum. Adıma türlü hikâyelerin yazıldığı, gazetelere konu olan, romanlarda başkahraman. Ben savaşın çocuğuyum, yanıma her gün yenisi eklenen…

- Elbistanın Sesi Gazetesi, Nazife Yetişgen tarafından kaleme alındı
https://www.elbistaninsesi.com/makale/9998687/nazife-yetisgen/savasin-cocuklari