banner136
banner191

Yaşam, hayat, hay kavramları; canlılık emareleri gösteren ve bütün fonksiyonlarıyla yaşadığına inanılan, aynı zamanda bilimsel ve rasyonel olarak var olan varlığın canlı bir varlık olduğunun ispatlanabilir olmasını mümkün kılan ve bütün bunları da müşâhede altına alabilmenin imkân dâhilinde olduğuna zemin hazırlayan durumları ifâde eden kavramlardır.

Ontoloji; varlığın varoluş yasasını ve sırlarını araştıran felsefî düşüncedir.

Her ne kadar canlı varlıklar denildiğinde insanlar, hayvanlar, bitkiler ve diğer mikro organizmalar akla gelse de; dağ, taş, toprak gibi maddesel ve elementer özellik arzeden ve adına genel ve kategorik olarak cansız varlıklar denilen varlıkların özünde ve cevherinde canlı olduğunu iddia eden düşünceler de vardır.

Bu düşünceleri serdeden insanlara göre; mâdem maddesel ve elementer olarak her varlığın çekirdeğinde atomlar vardır, bu atomların yapısında da elektron, nötron ve protonlar vardır, bunların yani atomların olduğu yerde bir enerji vardır, enerjinin olduğu her yerde de otomatik olarak bir hareket vardır; o hâlde bünyesinde hareketliliğin olduğu her varlık canlı varlıktır denilmektedir.

Ancak biz bu makalede canlı varlık olarak insanı ele alacağız ve insan yaşamının ontolojik yasası olan (Allah’ın varlığın özüne ve cevherine koyduğu temel ilkeleri ve normları ihtiva eden yasalar – Sünnetullah) “anlam ve amaçlılık” konusu üzerinde duracağız.

Her şeyden önce şunu belirtelim ki; Allah, Elhayyu’l kayyûm’dur. Yâni evveli ve âhiri belli olmayan ezelî ve ebedî canlı bir varlıktır. Aynı zamanda da Kâinattaki bütün varlıkları yaratan, kendisine bağlı kılan ve onları yöneten bir varlıktır.

İnsanlar ise canlı olmakla birlikte yaratılan, yönetilen ve canlılığının bir başlangıcı ve sonu olan, başka bir deyişle doğan ve ölen, ölümü tadıcı olan bir varlıktır.

Peki, mâdem insanoğlu ölümlü bir varlık, ömrü de sınırlı bir varlık, o zaman insan denilen varlık neden yaratılmış olsun ki?

Bu soruyu mefhum- u muhalifinden yani tersinden düşünecek olursak; o zaman insan denilen varlığın yaratılmasının boşu boşuna, bir hiç uğruna, öylesine, iş olsun diye yaratılmış olduğu iddia edilmiş olur ki; o zaman böyle bir iddia Allah’a iftira ve bühtandan başka bir şey ifâde etmez.

O hâlde geriye tek bir şey kalıyor:

O da; Allah’ın insanoğlunu bir “anlam ve bir amaç” çerçevesinde yaratarak imtihana tabi tutmak istemesi olsa gerektir. Peki, Allah bunu neden yapıyor? Çünkü Allah biliyor ve murad ediyor ki; âhiret yurdunun inşâsı ve ihyâsı, dünya yurdunun inşâsı ve ihyâsından geçiyor da ondan.

Peki bunun karşılığında ne var: Ya Cennet ya da Cehennem!..

İnsan olarak bizler; yeryüzünü inşâ ve ihyâ edersek karşılığında ebediyyen Cennet, talan ve imha edersek karşılığında ebediyyen Cehennem!..

Tabii ki özgür iradeyle tercih bizâtihî insanoğlunun kendisine aittir ve dahi her şey insanın kendi sorumluluğundadır.

İşte hâl böyle olunca; ister istemez yaşamın ontolojik yasası olan “anlam ve amaçlılık” olgusu ve konusu otomatikman devreye girmektedir.

Yâni Allah, ontolojik olarak hiçbir varlığı iş olsun diye boşu boşuna yaratmamıştır. Eğer böyle olsaydı; o zaman O Allah’ın, tâbir-i câizse “Allah’lılığı” sorgulanırdı. Böyle bir şey olamayacağına göre, o zaman Allah evrendeki bütün varlıkları bir anlam ve bir amaç uğruna yaratmış olmaktadır.

Allah’ın evrende ve özellikle de yeryüzünde insanoğluna biçtiği misyon, insanın yeryüzünü inşâ ve ihyâ etmesidir. İmha ve talan etmesi değildir. İnsanoğluna düşen görev; zâten ontolojik olarak yeryüzünün yapısında, fıtratında ve cevherinde var olan güzellikleri koruyarak, sâlih ameller işlemek suretiyle nice medeniyetler inşâ ederek, bu güzel dünyamızı daha da güzelleştirerek tüm insanlık için mutlu ve huzurlu bir şekilde yaşanabilir olmanın ortak zeminini oluşturmaktır.

Allah’ın biz insanoğluna yüklediği târihî misyon işte budur. Yâni adâlet ve merhamet temelli nice “İSLÂM İNSANLIK MEDENİYETLERİ” kurmak ve inşâ etmektir. Yoksa yeryüzünde bozgunculuk yaparak, kaos ve kargaşa çıkararak, emperyal ve sömürgeci duygularla yeryüzünü ve gökyüzünü talan ve imha ederek, ekolojik dengeyi bozarak, tabiatı, çevreyi, havayı ve suyu kirleterek, acı, gözyaşı, hicran, kan, ölüm, zulüm üzerine kurulu yaşanamaz bir dünya ve evren husûle getirmek değil!..

İşte yaşamın ontolojik yasası olan “anlam ve amaçlılık” yasası budur. Yâni Allah, Nietzsche’nin “hiç”liği gibi bir hiç uğruna insanoğlunu yaratmaz. Başka bir ifâdeyle Allah insanoğlunu yaratmışsa eğer, bir anlam (mâna) ve bir amaç için yaratmıştır. Çünkü Allah boş işlerle uğraşmaz. Allah İnsanoğlunun yeryüzünde ve evrende insanca yaşamasını (mutlu ve huzurlu bir şekilde ve kardeşçe), kendisine bahşedilen nimetlerden ve rızıklardan helâl ve âdil bir şekilde paylaşarak bölüşmesini, faydalandığı bu nimet ve rızıkların da şükrünü eda etmesini istemiş ve dilemiştir.

Eğer insanoğlu yeryüzündeki yaşamını bu şekilde oluşturur ve bu surette sürdürürse, sadece bu dünyada kazanmayacak, aynı zamanda âhiretteki ebedî yurdunu da inşâ ve ihyâ edecektir.

Onun için biz insanlar şimdilik yeryüzünde yaşarken, Allah’ın bu isteğine ve bu dileğine uygun bir şekilde bir hayat yaşayalım ve bu hayatı yaşarken de yaşamımızın ulvî bir anlam ve ulvî bir amaç çerçevesinde olduğunu aklımızdan hiç çıkarmayalım.

Suflî bir hayat ve suflî bir anlam ve amaç için değil!..

08 Mayıs 2021

İlhan AKAR

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Fatih Akar 1 ay önce

Kıymetli makeleleriniz için elinize, yüreğinize ve kaleminize sağlık hocam. Sizin ve İslam aleminin Ramazan Bayramı'nı tebrik eder, tüm insanlığa hayırlar getirmesini dilerim.
Allahü teâlâ dünyayı ve kâinatın tamamını insan için yarattı. Bitkileri, hayvanları, yeryüzündeki her şeyi insanın faydalanması ve insanları da kendisini (ALLAH'ı) tanımaları ve kendisine (ALLAH'a) ibadet etmeleri için yarattı. Yaratılmakla biz, şereflendik, kıymetlendik. Yani, Allahü teâlâyı tanımak, inanmak için yaratıldık. Akıllı kimse, Allah’a ve peygamberine inanan ve ibadetlerini yapandır. Akıllı ve bilgili bir kimse, kâinata bakınca, çok intizamlı yaratıldığını görür. Bunun kendiliğinden olmadığını anlar. ALLAH her şeyi gören, bilen ve işitendir. Dönüşümüz yalnız ve yalnızca ALLAH'adır. Vesselam. Selam ve dua ile...

Avatar
C.AKAR 1 ay önce

Sevgili Ağabeyim,makalenizde belirttiğiniz gibi varlık’ların oluşumu modern deyimle ontoloji, İslami bilimler olarak fıtrat kelimeleri insan odaklı olarak kullanılmıştır. Bütün varlık’lar canlı-cansız fark etmez,kendine yüklenen kodlara göre hareket ederler. “Ontoloji ya da varlık felsefesi ya da varlıkbilim, temel sorunu varlık olan felsefi disiplin. Varlık ya da vauroluş ile bunların temel kategorilerinin araştırılmasıdır. ... Aristoteles'e göre ontoloji varlığın mahiyetinde varlığın bilimidir veya varlıkların incelenmesidir.
Fıtrat, İslam dininde bir kavram, özellikle tasavvufta önemli bir yer tutar. Bir şeyi başlangıcında yarmak, kazmak anlamına gelen ve “fatr” kökünden türemiş olan fıtrat kelimesi, “ilk yaradılış “manasına gelir. Yani, mutlak yokluğun yarılarak, içinden varlığın çıkmasıdır.”selamlar.