banner136
banner191
1977 yazında, değişen kanun gereği, öğretmenleri silâhaltına aldılar ve ben de er öğretmen olarak askerliğimi Eldelek köyünde yaptığım halde çıkarılan celple Amasya Eryatağı (Carcurum Yaylası) Çavuş Talimgâh Taburu’na gönderildim.
 
İlk ayı doldurmamıştık; yani henüz askerliğin o katı disiplinine, yorucu eğitimine, gurbete, tüm sevdiklerimizden, hayatımıza kattığımız alışkanlıklarımızdan ve medeni dünyadan tamamen ayrı kalmaya alışmamıştık.
 
O gün yarı kral gibi azametli, sert, diğer çavuş arkadaşlarını bile yıldırmış bir çavuş nöbetçiydi. O çavuş daha ilk günlerimizde gözdağı verir gibi gerektiğinde konser, piyes, konferans salonu gibi kullanılabilen yemekhanenin sahnesinde bir eri öyle bir dövmüştü ki o dayak ancak filmlerde görülürdü. Bu sebeple aman bir hata edip hışmına uğramayayım korkusu ile herkes kuralları ihlal etmeden günü geçirdi ve vakti gelince ranzasına gelip yattı.
 
Her koğuşta bir “koğuş nöbetçisi” vardı. İkişer saat arayla değiştirilirdi. Dolayısıyla para ve eşyalarımız bakımından güven içinde uyurduk.
 
Gece, o yarı kral olan nöbetçi çavuşunun kahkahası ile tüm koğuş yatağından fırladı.  Düşünün hem nöbetçi yarı kral çavuş, hem de kahkaha atıyor; erkeksen uyanıp kalkma… Uyanan ne olup bittiğini anlamaya çalışıyor ve anlayınca o da bir gözü çavuşun ağzında kahkaha atmaktan kendini alamıyordu. Öyle ya her an “Susun lan, size kim kahkaha atmanızı söyledi” diyebilirdi.
 
Ben uyanıp durumu kavradığımda, manzara şuydu; Çavuş, bir yandan gülüyor bir yanda da tam karşısındaki koğuş nöbetçisine emir veriyordu:
 
Bir daha tekmil ver lan!
 
Nöbetçi de yeni baştan tekmilini veriyordu. Daha ortasına gelince çavuşun kahkahası yükseliyordu, bitince emir tekrarlanıyordu:
 
Bir daha tekmil ver lan!
 
Kaçıncısında uyanmışsak, dinliyor ve herkesin korkmadan güldüğünü görünce biz de gülmeye hatta kahkaha atmaya başlıyorduk.
 
Nöbetçinin tekmili aynen şöyleydi;
 
Adım, Haydar HUŞ
Memleketim, Muş
Nöbetim koğuş
Vukuat yohtur gumandanım.
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Ahmet Karababa 5 yıl önce

Kadim dostum Arif hocamın kalemi kadar anlatımı da coşkuludur ve âdeta ânı yaşatır. Bir tiyatrocu edasıyla olaylardaki  incelikleri yakalar ve anlatırken okuyucuya da, dinleyiciye de ince zekasının ürünlerini sergiler.
Askerlik anıları da meşhurdur Arif Bey üstadımın. 70'li yılların sonlarında Elbistan'daki öğretmenliğim sırasında bu anıları bol bol dinlemişimdir. Benim henüz askerlik yapmadığım yıllardı o yıllar. Ancak askerlik anılarından söz açıldığında Arif hocamın yanında kimse kendi anılarını anlatmaya fırsat bulamazdı.
Arkadaşlarımız arasında Durdu Alkaya isminde hoş bir arkadaşımız vardı. O zamanlar fakültede öğrenciydi. Sanırım şimdi öğretmenlik yapıyordur. Selam ediyorum kendisine. Bir gün Arif hocamın da bulunduğu bir ortamda Durdu Alkaya askerlikten bahsetmeye başladı. Halbuki Durdu fakülte öğrencisiydi ve henüz askerlik yapmamıştı. Biz göz ucuyla Arif Bey'e baktık acaba sözün neresinde müdahale edecek diye.
Derken atıldı Arif Bey:
- Sen henüz askerlik yapmadın ki, ne bahsediyorsun kardeşim?
Durdu da yapıştırdı cevabı:
- Senden o kadar dinledik ki yapmış gibi olduk.
Selam olsun Arif Bey dostuma ve tüm dostlara...

Misafir Avatar
Arif Bilgin 5 yıl önce @Ahmet Karababa

Kıymetli kardeşim, ben hafızama çok güvenirim. Özellikle çocukluk ve gençlik yıllarımdaki her sahneyi bugün gibi hatırlarım diyordum; ama sen beni geçtin; anlattığın askerlikle ilgili anıyı tamamen unutmuşum. Okurken hatırladım. Teşekkür ederim. Hazırlamakta olduğum ve fıkralarımızı içeren kitapta -izninle- yer vereceğim... Selamlar.

Beğenmedim! (0)
Avatar
Ahmet Karababa 5 yıl önce

Kadim dostum Arif hocamın kalemi kadar anlatımı da coşkuludur ve âdeta ânı yaşatır. Bir tiyatrocu edasıyla olaylardaki  incelikleri yakalar ve anlatırken okuyucuya da, dinleyiciye de ince zekasının ürünlerini sergiler.
Askerlik anıları da meşhurdur Arif Bey üstadımın. 70'li yılların sonlarında Elbistan'daki öğretmenliğim sırasında bu anıları bol bol dinlemişimdir. Benim henüz askerlik yapmadığım yıllardı o yıllar. Ancak askerlik anılarından söz açıldığında Arif hocamın yanında kimse kendi anılarını anlatmaya fırsat bulamazdı.
Arkadaşlarımız arasında Durdu Alkaya isminde hoş bir arkadaşımız vardı. O zamanlar fakültede öğrenciydi. Sanırım şimdi öğretmenlik yapıyordur. Selam ediyorum kendisine. Bir gün Arif hocamın da bulunduğu bir ortamda Durdu Alkaya askerlikten bahsetmeye başladı. Halbuki Durdu fakülte öğrencisiydi ve henüz askerlik yapmamıştı. Biz göz ucuyla Arif Bey'e baktık acaba sözün neresinde müdahale edecek diye.
Derken atıldı Arif Bey:
- Sen henüz askerlik yapmadın ki, ne bahsediyorsun kardeşim?
Durdu da yapıştırdı cevabı:
- Senden o kadar dinledik ki yapmış gibi olduk.
Selam olsun Arif Bey dostuma ve tüm dostlara...