banner136
banner191

Uzun Çarşı (60-70 ve 80’lerin esnafları)

Bugünkü Sırrı Yinanç Parkı ile Uzun Çarşı arasında küçük bir meydan vardı. O yıllarda çarşının en hareketli alanının oluştururdu, hele de pazartesi günlerinde. Mesela tellal (o zamanlar hoparlör bile olmadığı için duyuruları tellallar yapardı) bir şey duyuracaksa köşede bir küçük tümseğin üzerine çıkar ve “Ey ahali duyduk duymadık demeyin...” diye başlayarak belediyenin veya kaymakamlığın duyurusunu bağırarak tekrar ederdi. Sonra kalabalığın olduğu başka yerlere de giderdi. O küçük alanda mezat kurulurdu. Harika el dokuması, desenli kıl çuvallar, kilimler burada mezatla satılırdı...

Bu meydandan itibaren kuzey doğru giderken yol ikiye ayrılır; sağ taraf Dulkadiroğlu Caddesi’ne gider, karşısı Uzun Çarşı’ya girer. Biz ikisine de girmeden aradaki Ekmekçi Hüseyin’in Taş Fırınında duralım. Burada Mustafa Atasayar’ın hatırlattığı küçük bir hatırayı zikredelim:

“Pişirdiği tırnaklı pide ve açık ekmek çok lezzetli olurdu. Ben küçükken dükkânda karnım acıktığında babam 25 kuruş verirdi, fırından lale gibi yeni pişmiş sıcacık tırnaklıyı alır koltuğumun altına kıstırır, yolda, dükkâna gelinceye kadar yarısını yerdim; geri kalanını da dükkânda katıksız bitirirdim. O kadar lezzetli olurdu ki yavan yenirdi...”

HATIRLIYORUZ: Ekmekçi Hüseyin’in fırının içinde taşların üzerine 60-70 cm çapındaki alana fındık ve ceviz büyüklüğünde çakıl taşları döşeliydi. Kasabın taş kebap yapılacak etleri bıçak ile yazalayıp veyahut pirzola için eti hazırladığı etleri fırıncı Hüseyin Yalçın çakıl taşları üzerine tuzlar attıktan sonra etleri döşer ve yanlarına da üçer beşer patlıcan, domates, yeşilbiber, sarımsak ve soğan kordu. Piştikten sonra açık ekmeğin üzerine çeker, en üstüne de soğumaması için birkaç tane açık ekmek örterdi.

Hüseyin Usta’nın oğulları Yumurta Hüseyin Yalçın ile Abdullah Yalçın babaları vefat ettikten bir müddet daha devam ettirdiler. Fırın kapanınca orada Hüseyin Özgen oğlu Mustafa Özgen bir müddet bakkal dükkânı olarak işletti.

Fırının Uzun Çarşı’dan taraf bitişiğinde Berber İhsan Özgenç’in dükkânı vardı; onun yanın ve Uzun Çarşı’ya dönen köşede (açıkta) Seyyar el arabasında Datlıcı ibili ile Fersi kirli İrbaham Ağanın oğlu tulumba tatlıcısı Ali Arıbaş tatlı satardı.

Uzun Çarşı’ya girmeden meydana bakan köşede Palancı Durmuş’un Oğlu Bakkal Ahmet’in dükkânı vardı. Bitişiğinde (şimdi Uzun Çarşı’ya girelim; sağdan birinci) dükkân Uğraklı Mustafa Onukun manifatura dükkânıydı; bu dükkânı sonra Gara Hacı’nın oğlu Yusuf Ziya Hezeral satın aldı ve çocukları Gani, Haluk, Sadettin Hazeral kardeşler tüccarlık yaptılar. Yanında Potur Ali'nin manifatura dükkanı vardı burayı 1974 yılında Hazerala sattı. Yanında Mığdılı Hasan oğlu Hikmet, onun bitişiğinde Darendeli Hazeyin Şıhlı Erenlerin pırtıcı/ manifatura dükkânları vardı. Bedestene dönmeden köşede Ölülerin Teber Ağanın oğlu Mehmet Kıral‘ın manifatura dükkânı vardı. Buradan sağa dönünce iki metre genişliğinde Dulkadiroğlu Caddesi’ne kadar uzanan karşılıklı dar küçük dükkânlardan oluşan bugün de var olan bedestene girilir. TERZİLER BEDESTENİ diye bilinirdi. Burada Terzi Taphasan (Muhtar) Nuri, Terzi Boynueğri, Terzi Hüseyin, Terzi Kemal Gözdaşı, Gömlekçi Hafız Kul, Duran Çapar mesleklerini icra ettiler. Daha eskiler de muhakkak vardı; mesela benim babam Terzi Davut birkaç yerde olduğu gibi muhtar Nuri’den önce o dükkânda da yıllarca terzilik yapmış... Bedesten’den tekrar çıkalım; sağ köşede Züccaciyeci M. Ali Felekoğlu’nun dükkânı vardır; bugün de oğlu Kemal burada esnaflık yapmaktadır.

HATIRLIYORUM: Felekoğlu, sinek ilacı da satardı. O yıllarda Elbistan’da inanılmaz sinek vardı. İlacı alanlar bir tepsinin içine ilaçtan biraz kor, şeker de ilave eder ve tepsiye yayardı. Sinekler şekere gelirlerdi ve ilaçtan dolayı ölürlerdi. Ev horantası böylece rahat ederdi... Vitrine sinek ilaçlarını dizmiş, önüne de yüksek meblağlı ödül vaat eden bir yazı yazmıştı; “BİR KİLO SİNEK GETİRENE 10.000 LİRA ÖDÜL VAR” gibi... Oysa bütün Elbistan’daki sineklerin ölüsünü toplayıp tartsan belki bir kilo gelmezdi. Maksat dikkat çekmek ve ilaç satmaktı tabii...

Felekoğlu’nun önünde yani kaldırımda Kızılcobalı Topal Hökkeş tablasında bit, bire gibi haşerat için DDT satardı. Felekoğlu’ndan sonra Ebulkasımların Hafız Mehmet Çiçek oğlu Tuhafiyeci Durmuş Çiçek’in  (şimdi oğulları var), yanında (Öğr. Fethi Çelenk’in babası) Tuhafiyeci Çelenk Abdulkadir‘in ve onun yanında Gara Hacı’nın oğlu Yusuf Ziya Hezeral’ın pırtıcı/ manifatura dükkânı, onun yanında da (hana dönmeden köşede) Hasan Tercan babasının küçük bir dükkânı vardı. Sonra kiraya verildi ve uzun bir süre plakçı kasetçi dükkânı oldu.

HATIRLIYORUM: Rahmetli Ulu Camii imamı Şerif Hafız, üzerinde sarığı ve cübbesi olduğu halde bu plakçının önünden geçerken, çalmakta olan oyun havasına dayanamamış döne döne kısa bir süre oynamıştı.

Buradan sağa dönülerek Manakların Hanına girilir. Hanın diğer kapısı da Dulkadiroğlu Caddesine açılırdı. Hanın sahibi Manak Fahri ve oğulları Manak Ömer, Manak Tahsin, Öğr. Abdulhaluk Gürel idi. Hana girişte sağdaki ilk dükkânda Manifaturacı Hacı Durmuş Köker ve oğulları Alaaddin, Fahri, Boz, Mehmet, İsmişah Köker vardı; karşılarında da muhacir Uzun Hüseyin oğlu Hamdi Akpınar‘ın dükkânı... Kökerler oradan göçtükten sonra emekli olan Ziraatçı Mehmet Yinanç ile Ziraatçı Mahir Uğurlu burayı kiralayarak ortaklaşa manifatura dükkânı açtılar, sonra da aynı yerde zirai ilaçlar sattılar.

HATIRLIYORUM: Bu handa Zeytin’de isyan eden ve birçok sivil ve askerimizi şehit eden Ermeniler, tüm Maraş ve Elbistan’da infiale neden olmuştu. O sıralar alış veriş için Elbistan’a ve bu hana gelen üç Ermeni ile Elbistanlı birkaç kişi kavgaya tutuşmuş ve sonunda öldürülmüşlerdir. Ölümlere sebep olanların kim oldukları bulunamamış, hatta İngiliz Büyük Elçiliği devlete özel yazılar yazarak katillerin bulunmasını istemiş; ama yine de -görüp bilenlerin ağzını sıkı tutması nedeniyle- bulunamamıştır; başka bir deyişle ele verilmemiştir.

Hanın içinde, Terzi Hacı Salt’ın, kardeşi Abdülhaluk Salt’ın, Terzi Hacı Abdullah’ın, Terzi Selim Usta’nın dükkânları vardı. Sol taraf (kuzey yanında) bir kahve, onun doğu bitişiğinde de Antepli Halil ve oğlu Kemal Ergin ile Hacı Fazlı’nın oğlu Yaşar Yıldız‘ın ortak olduğu Elbistan’ın o zaman en büyük manifatura dükkânı vardı. Yanlarında, Gözlüklü Hoca’nın oğlu Ali Karaman, Kör Mevlüt ün oğlu Cemil Özkara ve daha birkaç kişi çalışırdı. Ergin ve Yıldız, daha sonraları Fiat Türk traktörlerinin bayiliğini alarak traktör ve parçalarını da sattılar.

EKLEDİ:
Mehmet Baki Bolulu: “Hana Uzun Çarşı’dan girdikten sonra sağ taraf dükkânda Kemal, Hasan Sabri ve Kamil’in babası Darendeli Tevfik İmrekoğlu’nun toptan ve perakende gıda dükkânı vardı; Darendeli Yusuf Ersoy, Kavaloğlularından Yemliha ve oğlu Tahsin ile Salih de esnaflık yapardı.”

Manakların Hanı kerpiç yapısı yıkıldı. Kooperatifleşerek Kistiklinin oğlu Ahmet Duran Tuncer önderliğinde bugünkü üç kat betonarme bina yapıldı. Burada han sahibi, ortakları ve kiracılar yerleştiler. Ayrıca Hacı Hasanların Hacı’nın Oğlu Semih Köksal zücaciye dükkânı vardı. Hanın Dulkadiroğlu Caddesi üzerinde ve en güneyindeki köşede Yağcı Galip Özgen mobilya dükkânı açtı. Hanın o taraf bodrum katı komple teşhir salonuydu. Yağcı Galip daha sonra mobilyacılığı bıraktı, Şekerci Yusuf Akıl ile toptan gıda-bakkaliye işi yaptılar. Daha sonra bu işi de bırakan Yağcı Galip, Lokantacı Ümmet Ali Uzman ile ayni dükkânda sulu yemekler yapıp satan lokanta işlettiler. Yanında Plakçı Cuma Özdemir’in dükkânı vardı. Cuma buradan taşınınca Bodukların Haydar’ın oğlu Hasan Topsakal eczane açtı. Hanın Dulkadiroğlu Caddesine çıkışın sol (kuzey) köşesine (bodrum katı da vardı) Darendeli Gara Yusuf Ünsal manifatura ve hazır giyim dükkânı açtı. Yanına da biri gözlükçü dükkânı açmıştı. Binanın en kuzey köşesinde ise (bir ara Murat Mercan’ın eczanesi oldu) Eldelekli Ast subay Muharrem, Elektrikçi Fevzi Karaman Eldelekli ayakkabıcı Ali Ödemiş Üçel Ekmek Fırını açtılar. Devamındaki toprak yapıda Kızılcaoba’nın muhtarı Karakürt Hacı Ahmet Gövcecik’in kalaycı dükkânı vardı; vefat edince yerine muhtar seçilen oğlu Muhtar Cuma Gökcecik devam ettirdi. O da vefat edince Karabekirli Ömer Ağanın oğlu İzzet Karagenç sobacı dükkânı açtı. Yanında Sucu Doğan, onun yanında Güplüceli Şıhlı, onun da yanında Kunduracı Güplüceli Bekir (Kalkan) Usta’nın ayakkabı tamir dükkânı vardı. Dulkadiroğlu Caddesi’nden Köşkerler Çarşısı’nda dönen sol köşede Berber Bekir Pilaydın berber dükkânı varken sonra rahmetli ağabeyi ayakkabıcı dükkânına çevirdi.

EKLEDİ:
Turgay Salt
: “Manakların iş hanında babam Mevlüt Ahmet Salt’ın da terzi dükkânı Vardı. Tahmini olarak 1970 veya 1971’de bir gece yangın çıkmış ve birçok iş yeri komple yanmıştı. Bizim dükkândaki tüm kumaşlar, Kemal Ergin’in üç tekerli motosikletleri falan vardı, hepsi yanmıştı. Ondan sonra Kemal abi, babam ve birkaç kişi inşaatı yeni biten Örnek iş hanına taşındılar.

Manakların Hanı’ndan Uzun Çarşı’ya tekrar çıkalım. Sağ köşedeki dükkânda Şooracı Hamdi Doğan ve oğlu Fevzi Doğan’ın manifaturacılık yaparlarken Fevzi Doğan Philips bayiliğini alıp radyo, televizyon ve beyaz eşya da satmaya başladılar. Yanında, muhacir Hasan Ağa oğlu Aslan’ın tuhafiye dükkânı, Pepelerin Kumaşçı Erhan Mercan’ın dükkânı, onun yanında Gara Hafız Çiçek ve oğullarının (Ahmet ile Uğur) aktar ve tuhafiye dükkânı, yanında, Abdik Haceli’nin tuhafiye dükkânı Abdik Mamed, Abdik Durmuş‘un aktar dükkânı, yanında Yusuf Ersoy’un babası Darendeli Ali Bekir Ersoy pırtı dükkânı vardı; buraya Ali Bekir Hoca ölünce Hakkı Ersoy taşındı. Abdik Haceli de vefat edince yerine Terzi Turaç Yüksek terzi malzemeleri ve kumaş satan dükkân açtı. Sonra kumaş ve tuhafiye dükkânına çevirdi; vefatından sonra oğulları devam ettiriyorlar. Yanında ayakkabıcı Güneşli Mahallesi’nin Muhtarı Kabak Osman oğlu Kabak Hacı Soysal‘ın dükkânı vardı; Kabak Osman ile oğlu ölünce buraya Muharrem Dedeler ve oğlu Ener Dedeler ayakkabı dükkânı açtılar. Onların da yanında Maraşlı Kuyumcu Ustası Altıncı Halil Tatlıyer‘in dükkânı, en son Köşkerler Çarşısı’na dönmeden köşede Berber Karaların Kunduracı Bedir Karoğlan oğlu Celal Karaoğlan, Necip Karaoğlan, Adil Karaoğlan ve Durdu Karaoğlan’ın ayakkabıcı dükkânı vardı.

NOT: Buradan da sağa dönülünce Köşkerler Çarşısı başlar. Buradaki esnafları sondaki yazımda yazacağım, inşallah.

Tekrar Uzun Çarşı’nın en başına dönerek sol taraftaki esnafları, Cehizlerin oradan başlayarak sırayla yazalım:

Önceki yazımda saydığım Cehizlerin dükkânından sonra (bugünkü Ulu Camiye doğru giden caddenin yerinde) Görov Ali’nin bakkal dükkânı, Terzi Hacı Kerim Cömert, İboşlardan Fırıncı Hamit Karalar, (Ekmekçisi ve sonra fırını işletmeye devam eden Şaben Karalar, Hamurcusu Nihat Erman’dı.) Tüccar Hacı Akıl Ökkeş ve oğlu Kemal Akıl, Tüfekçi Mehmet, Tuhafiyeci Yusuf Pekdemir, Arif Kıral, İhsan Köprübaşı bir ara oğlu Mesut Köprübaşı beyaz eşya ve Arçelik Bayii dükkânı. Yanında tuhafiyeci Hındo Dursun, onun yanında Bay Ayhan Arıkan’ın tuhafiyeci dükkânı, Köyneksizlerden Mustafa Depdep’in tüccar dükkânı, Terzi Ömer Ağa, Kavaloğlu Yemliha ve oğulları Tahsin ile Salih’in tüccar dükkânı, Çolakoğlu Hacı’nın tüccar dükkânı, Hilmi Usta ve ortağı Hacı Corcu‘nun dükkânı vardı. Bu dükkândan sol tarafa bugün de bir çeşme olan yerdeki aralıktan “Gıcıların Hanı”na girilir.

GICILARIN HANI: Gıcı Cuma Özkara, Gıcı Hacı, Gıcı Mehmet, Gıcı Esat, Gıcı Ruşen Özkara, babası ve emmileri Gıcı Kadir, Gömlekçi Hafız Kul, oğlu Ruşen Kul. Terzi Kenan Köker (Bir ara ortak olarak babam rahmetli Terzi Davut Bilgin)...

NOT: Bu han hakkında da kısa bilgi vermek isterim: Han, ilk yapılışında yolcuları ve onların hayvanlarını ağırlamak üzere yapılmışken, 1800’lü yılların son çeyreğinden 1915’e kadar Elbistanlı Ermenilerin eğlence merkezi gibi işlev görür. Akşama doğru meyhaneler dolmaya başlarmış, dansözleri, saz ekipleri, kantocuları bile varmış. Zenginlerin, toprak ağalarının çocukları buralarda adeta altın saçarmış. Hanın batı tarafından da girişi vardı. Orada bir kat yüksekliğinde çatal kapısı vardı. Buradan Ulu Cami’den gelip Çarşı Cami’ne doğru gidin sokağa çıkılırdı. Bu sokak üzerinde Terzi Hacı’nın, Babamın ustası ve Elbistan’ın ilk terzilerinden Terzi Hacı Bekir’in ve başka terzilerin dükkânı vardı... Hanı, Gıcıların Hanı adını sonradan alır.

Geri Uzun Çarşı’ya çıkalım. Soldan birinci dükkân, Hacasanlardan Hacı Mehmet ve oğlu Ali Köksal’ın (En son yüncü dükkânı olarak hizmet verdi), yanınki dükkânda Camcı Mehmet Salt vardı, sonra oğulları Galip Salt ve Handan Salt çalıştılar; 1962’de Galip Salt Mersin’e göçtü; babaları da vefat edinci uzun yıllar Handan Salt camcılık yaptı.

HATIRLIYORUM: Elbistan’da ilk PTT Mektup Kutusu Handan Salt’ın dükkânını kapısının yan direğine asıldı; çünkü mektup ve tebrik pulları da satardı. 150 cm gibi yüksekliği vardı ve dikkat etmeyenler başını vururdu...
Handan Salt camcı idi ama aynı zamanda dükkânında bahçelerinden getirdiği elmaları da sandık içinde satardı...

Çarşının sol kanadına devam edelim: Handan Salt’tan sonra Arığlardan Müftü Bevvap Süleyman Efendi ve oğulları, Tüccar Bektaş Arığ, Nurettin Arığ, (Terzi iken sonraları tuhafiyecilik yapan) Gazi Arığ vardı. Yanında Abdiklerin Çekirdek Abdullah Demirci, Gözlüklü Hoca’nın oğlu Ali Karaman, onun yanında Konfeksiyoncu Çekirdek Fahri Demirci ve ortağı (Dert Kervanı mahlasıyla şiir de yazan) Yaşar Önal, sonra Elektrikçi Fevzi Karaman, yanında Ayakkabıcı Pat Durdu Cinal oğulları Hikmet Cinal ve ismet Cinal, onların da yanında ayakkabıcı Mehmet Atasayar, sonra ayakkabıcı Hasan Abdik oğlu Mustafa Abdik (sonra bu dükkânı Eldelekli Ali Ödemiş devir aldı) yanındaki ve son dükkân Saatçi Hikmet vardı. Sol tarafa dönünce Darendeli Hacı Canpolat’ın tuhafiye dükkânı vardı (burası bir metre derinlikte ve bir buçuk metre eninde ancak gelirdi ve halen aynı şekilde çalıştırılmaktadır.) vefat edince Akverenli Abdi Yalçın dükkânı kiraladı ve ölünceye kadar pantolon, ceket, şapka sattı aynı zamanda mezatçılık yaptı. Onun da yanındaki Edenoğlu Hacı Osman Edevi’nin bakkal dükkânı vardı ve Bodov Ali ile beraber çalışırlardı. Burada çividen Polat şekerine kadar her şey satılırdı. Edenoğlu vefat edince dükkânı kiralayan Hazeyin Zihni Kalkan ile emmisi oğlu Mamo önce bakırcılık ettiler daha sonra tüccarlığa başladılar. Yanında da köşeyi dönünce (az önce ifade ettiğim) Ustaların Ustası Terzi Bekir’in oğlu Mehmet Aktura, onun oğlu Mustafa Aktura ile Kemal Aktura’nın terzi dükkânı vardı.

Bu bölüme katkısı olanlardan Mustafa Atasayar başta olmak üzere Kara Hafız’ın oğulları Ahmet ve Uğur Çiçek’e, ayrıca hatırlatma ve eklemelerde bulunan dostlara çok teşekkür eder, yazımda adı geçen geçmeyen tüm esnaflarımızdan vefat edenlere rahmet, yaşayanlara sağlıklı ömür dilerim...

...........................................................

[1] Mustafa Onuk (Uğraklı): 1933 yılında Sivas/ Suşehri'nde eşkıyalarla kahramanca mücadele ederken şehit olan (Kabri de Suşehri'ndedir) Jandarma Yüzbaşı Sakıp Bey'in kardeşidir. (Adem Bakırcı’dan)

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Adem Bakırcı 3 ay önce

Unuttuklarımızı hatırlatan ; hatırladıklarımızdaki detayları perçinleyen ; bil(e)mediklerimizi tatlı bir üslupla öğreten ; yaşanmış acısıyla-tatlısıyla güzel anıların dile getirilmesi, hem yazarını hem yorumcularını hem de okuyucuları çok mutlu ediyor. İlgiyle okunarak, eskiler yâd ediliyor. Bu ahenk sağlanmışken, günlük basit - seviyesiz siyasi çekişmelerin - beyanatların sıkıntı verici, huzur bozucu , sığ nisbetleşmelerinden sıyrılıp ; kısa süre de olsa o güzel zamanlara anılarımızla yolculuk yapabiliyoruz... Bırakın bizler bu kadarcık bir huzura ( buruk da olsa ) dalalım ! Bu düşüncelerle, Sayın Yazar ve bu anılara katkısı bulunanlara, Sayın okuyuculara saygılarımı , teşekkürlerimi sunmak isterim..." Bakmak başka, görmek başka / Yıkmak başka, örmek başka " !

Avatar
Muharrem 3 ay önce

Bir anekdot eklemem gerekirse ; Rahmetli tüccar Mustafa Onuk'un kabri Elbistan'da, Hocazade mezarlığındadır.... Kardeşi Şehit Yüzbaşı Sakıp Bey (Onuk) in mezarı Sivas / Suşehri'ndedir... Rahmetle anıyorum...

Misafir Avatar
Muharrem 3 ay önce @Muharrem

Arif Bey ; açıklamama istinaden, ilgili konuda dipnotta düzeltme/ekleme yapmanız isabetli olmuş. Teşekkürler.

Beğenmedim! (0)
Misafir Avatar
Arif Bilgin 3 ay önce @Muharrem

Muharrem Bey, haklısınız... İkazınız için teşekkür ederim.

Beğenmedim! (0)
Misafir Avatar
Muharrem 3 ay önce @Muharrem

Arif bey ; özellikle yazının dipnotunu okuyunca bir açıklama gereği hissettim. Yazıyı okurken, sanki " rahmetli tüccar Mustafa Onuk'un mezarının Sivas'ta olduğu " gibi bir anlam çıkabiliyor...Bu ayrıntıya dikkat çekmek istedim...

Beğenmedim! (0)
Misafir Avatar
Arif Bilgin 3 ay önce @Muharrem

Muharrem Bey, yazının dipnotuna bakmadınız herhalde; merhum yüzbaşının kabrinin nerede olduğu yazılıyor...

Beğenmedim! (0)
Avatar
CEZMİ ÖZKARA-İST. 3 ay önce

Arif Hoca'm, Gıcıların Hanı'na çeşmeden girince korodor kısmında Ruşen'in babası Gıcı Recep'in dükkanı,hana girince sağ tarafta Gıcı Cuma'nın(dedemin) ondanda babama(Hacı Mehmet'e,nâmı diğer Gıcı Hacı) geçen dükkan vardı,yanımızda Gömlekçi Hafız Kul'un dükkanı vardı,onun da yanında (handan girince tam karşıda) terzi Mevlüt Alkaya'nın,Ondan sonra da Ali Corcu'nun(Necati Değirmencioğlu'nun abisi) terzi dükkanı vardı.Sol tarafta ise Gıcı Esat'ın, sonra dedemin kardeşi Gıcı kadir'in,Terzi Hacı'nın,Tikko Hasan'ın,Çöbenik'in terzi dükkanları vardı.Katkı sunmak amacıyla yazdım.Selam ve sevgilerle...

Misafir Avatar
Arif BİLGİN 3 ay önce @CEZMİ ÖZKARA-İST.

Çok teşekkür ederim. Elimdeki yazıya eklerim... Selamlar.

Beğenmedim! (0)
Avatar
Salih Kılınç 3 ay önce

Bir küçük detayı düzeltmek isterim ; rahmetli Kara Hafız , " a T T a r " değil ; " AKTAR " dır. Fotoğrafının altında matbuu yazı dikkatimi çekti. Belki bu detayı gören-anlamak isteyen sayın okuyucular olabilir...
AKTAR ; " 1.
kurutulmuş çeşitli bitkiler, çiçekler ve buna benzer ev ilacı gereçleri ve baharat satan dükkân ya da kimse.
2.
Anadolu'nun küçük yerleşim yerlerinde baharat, iğne iplik, zarf kâğıt, sigara, koku vb. satan kimse ya da küçük dükkân. "

Avatar
Serhat 3 ay önce

Sanırım meydanda Çekirdekçi Recep, Fırıncı İsmet, Fırıncı İsmail ve Karahanların evi vardı. Kavallar'ı Okumadım, Bay Ayhan Okumadım, Nurhaklı Sırıkçı Halil Göremedim..

Misafir Avatar
Arif BİLGİN 3 ay önce @Serhat

Serhat Bey, Kavalları ve Bay Ayhan'ı okumuş olmanız gerek.. Bu bölüm Uzun Çarşı'yı içeriyor. Önceki yazdığınız isimler Fırıncı İsmet, Karahanların evi bir önceki yazımda anlatıldı... Selamlar.

Beğenmedim! (0)
Avatar
Sucu Şükrü Götürler 3 ay önce

Arif hocam beni taaaa 80 li yıllara götürdünüz bilgileriniz için teşekkür ediyorum İyiki varsınız selamlar ❤️

Avatar
Ömer Karagenç 3 ay önce

Hocam emeğinize sağlık bir düzeltme yapmam gerekiyor karabekir lı ömer ağanın oğlu sobacı izzet. tahsin değil yanlış yazılmış galiba rahmetlik cuma abi vefat etmeden dükkanı açmıştı yanyana komşu olarak 10 sene çalıştılar dükkan yeri kara kürt lerindi caminindi bitişiğindeki dükkanlar yıkılınca babam sobacı izzet oraya taşındı halen amcam salih karagenç aynı yerde devam ediyor

Misafir Avatar
Arif Bilgin 3 ay önce @Ömer Karagenç

Ömer Bey, yanlışlıkla yazılan Tahsin, İzzet olarak düzeltildi. Teşekkür ederim.

Beğenmedim! (0)
Misafir Avatar
Arif Bilgin 3 ay önce @Ömer Karagenç

İnşAllah yarın o yanlışı düzeltiriz...

Beğenmedim! (0)
Avatar
Ömer 3 ay önce

Yorum yapıyorum çıkmıyor.Ya da iki yorum çıkıyor.Belki de ben yanlış yapıyorum. Soy adımı yazmamış olmamın bir sebebi yok .Evet soyadım “AKIL” en az herkes kadar soyumla iftihar ederim.Adem bakırcıya katılıyorum.Muharrem Bey’in düzeltmesi doğrudur.Uzun çarşının girişinde”Çimeni Yeşil” gıcıların hanın da “Gül Hasan” I hatırlatırım.Konu ile ilgili yazılarınızın sonunda daha planlı ve kapsamlı yazıyı bekleriz.