banner136
banner191

‘Yağı da ite ye­dir­me­ye gerek yok…’

Vakti za­ma­nın­da El­bis­tan’ın Sev­dil­li kö­yün­de var­lık­lı mı var­lık­lı, İmam Ağa adın­da biri ya­şar­mış.
Dün­ya­lık adına ne is­te­se alıp sa­ta­bi­len bu ağa, oğlan ev­la­dı açı­sın­dan o kadar da şans­lı de­ğil­miş. Hiç­bir şe­yi­nin sa­yı­sın­da sı­nır­la­ma ol­ma­ma­sı­na rağ­men, Allah oğlan ola­rak bir tek çocuk ver­miş ona. İmam Ağa, so­yu­nun de­va­mı­nı sağ­la­ya­cak bu ço­cu­ğa, is­mi­ni de ya­şat­sın diye kendi adını koy­muş.
Çocuk, ‘ye­di­ği önün­de ye­me­di­ği ar­dın­da’ he­sa­bın­dan, var­lık için­de ye­tiş­miş. Bir gün İmam Ağa, di­zi­nin di­bi­ne oturt­tu­ğu oğ­lu­na, ‘Oğlum, ka­zan­dı­ğım pa­ra­yı ben­den sonra so­ba­da yak­san öm­rü­nün geri ka­la­nın­da üşü­mez­sin’ di­ye­rek nasıl bir var­lı­ğın mi­ras­çı­sı ol­du­ğu­nu kendi li­sa­nın­ca an­lat­mış.
Gün­ler bir­bi­ri­ni ko­va­la­mış, se­ne­ler bir­bi­riy­le ya­rış­mış ve gün gel­miş ima­mın oğlu as­ke­re ça­ğı­rıl­mış. Sene el­li­li yıl­lar... Bir süre sonra asker olan genç İmam, ba­ba­sı­na mek­tup ya­za­rak elli bin lira para is­te­miş. Za­ma­nı­na göre ol­duk­ça yüklü bir pa­ra­dır bu... Baba da, ‘Bizim oğlan her­hal­de çok kıy­met­li bir arazi aldı yahut da bir şir­ke­te ortak oldu ki böyle yüklü bir para is­ti­yor’ diye dü­şü­ne­rek, ne­de­ni­ni sor­mak­sı­zın gön­der­miş.
Oysa İmam, bu pa­ra­ya, o böl­ge­de o ana kadar var­lı­ğı dahi bi­lin­me­yen bir teyp almış. Bir süre sonra İmam as­ker­den izine gel­miş. Hoş-beş­ten sonra, ba­ba­sı, çok merak et­ti­ği elli bin li­ra­nın akı­be­ti­ni sor­muş;
‘Oğul... Ben­den is­te­di­ğin elli bini ne yap­tın? Hesap sor­mak için değil ya­tı­rı­mı neye yap­tı­ğı­nı merak edi­şim­den…’ diye sor­muş.

Oğlu, hemen ayağa kalk­mış. Gu­rur­la içe­ri­sin­de tey­bin bu­lun­du­ğu ku­tu­yu çan­ta­sın­dan çı­ka­rıp ba­ba­sı­na uzat­mış.
Ba­ba­sı ilk kez gör­dü­ğü bu ale­tin ne ol­du­ğu­nu an­la­ya­ma­mış. İmam şaş­kın­lı­ğı­nı da giz­le­ye­me­den;
‘Oğlum, bu ne ki elli bin lira ver­din?’ de­yin­ce oğlu teybi çı­kar­mış ve ma­ha­re­ti­ni gös­ter­mek için düğ­me­si­ne bas­mış. Teyp baş­la­mış tür­kü­ler çal­ma­ya... Baba önce şa­şır­mış sonra da öf­ke­si­ni sak­la­ya­ma­mış. Bunu fark eden oğul, işin ne­re­ye va­ra­ca­ğı­nı bil­di­ğin­den, tey­bin ses kayıt düğ­me­si­ne ba­sa­rak ta­bi­ri ca­iz­se dı­şa­rı kaç­mış.
On-on beş da­ki­ka sonra tek­rar içeri gir­miş. Tabii ba­ba­sı, ar­ka­sın­dan ver­miş ve­riş­tir­miş. Bunu tah­min eden oğul, teybi başa sa­ra­rak, ba­ba­sı­na, kay­de­di­len söz­le­ri­ni din­let­miş. Odada kim­se­nin ol­ma­dı­ğı bir sı­ra­da söy­le­di­ği söz­le­rin nok­ta­sı nok­ta­sı­na ve ay­nıy­la ken­di­si­ne din­le­til­me­si­ne daha çok öf­ke­le­nen baba;
‘Ben sana elli bin li­ra­yı, evime muh­bir ala­sın diye mi gön­der­dim?’ diye ba­ğır­mış.

Ara­dan bir süre geç­miş; ağa, as­ker­li­ği­ni bi­ti­ren ci­ğer­pa­re­si, tek ev­la­dı İmam’ı an­lı-şan­lı bir dü­ğün­le ev­len­dir­miş. Ancak İmam bu­nun­la ye­tin­me­miş; oğlu için üç de kız ka­çır­mış. Hanım sa­yı­sı­nı dörde çı­ka­ran ve her biri için müs­ta­kil bir ev yap­tı­ra­rak her ha­ne­nin ge­çi­mi­mi ayrı ayrı sağ­la­yan İmam zor­lan­ma­ya baş­la­mış. Zaten yıl­lar ön­ce­sin­den boşa giden o elli bine de halen içi ya­nı­yor­muş.
Sene at­mış­lı yıl­la­ra do­lan­mış, her ha­nım­dan yedi sekiz çocuk sa­hi­bi olan İmam, za­ma­nın en pa­ha­lı ara­ba­sı­nı alıp, ken­di­si­ne Kır­lan­gıç is­min­de bir de şoför tut­muş. ‘Ha­zı­ra dağ da­yan­maz’ diyen ata­la­rın sözü bir kez daha ve tec­rü­bey­le sabit olmuş, baba İmam’ın ‘Ya­ka­cak olsan seni öm­rü­nün so­nu­na kadar ısı­tır’ diye bı­rak­tı­ğı mal, ha­zan­da dö­kü­len yap­rak gibi sav­rul­muş, güneş gören kar mi­sa­li eri­ye­rek gün­den güne kü­çül­müş.

Kü­çü­len mal bü­yü­yen gi­de­ri kar­şı­la­ya­ma­dı­ğın­dan, İmam, dü­şün­müş ta­şın­mış ek gelir sağ­la­mak adına, ya­nı­na kat­tı­ğı adam­lar­la Ma­lat­ya’da ka­ba­da­yı­lı­ğa so­yu­nup, haraç kes­me­ye ve baç al­ma­ya baş­la­mış… Bir müd­det de bu işi yapan İmam, em­ni­yet bi­rim­le­ri ta­ra­fın­dan ya­pı­lan sıkı takip so­nu­cu bu işten el çek­ti­ri­lir.
Emri al­tın­da­ki­ler­den de ken­di­si­ni so­rum­lu tutan İmam; eki­bi­ne yeni bir iş bulma adına, artık; gücü düşük, yükü fazla kam­yon­la­rın hız kes­ti­ği ram­pa­lar­da, ar­ka­dan ya­na­şa­rak yükün bir kıs­mı­nı, bir araca ak­tar­mak­ta ve bu malı sa­tı­şa su­na­rak pa­ra­ya çe­vir­mek­te­dir. Sat­tı­ğı malın türü de, ram­pa­da zor­la­nan kam­yon­la­rın ta­şı­dı­ğı malın tü­rü­ne göre nay­lon kadın ayak­ka­bı­sın­dan tutun da ba­lo­na kadar çe­şit­li­lik arz et­mek­te­dir…

Tü­ken­mez sa­nı­lan malı tü­ke­ten, var­lık­ta ya­nı­nı-yö­re­si­ni çe­vi­ren çı­kar­cı­la­rın dost ol­ma­dık­la­rı­nı gören ve bi­te­ce­ği­ni dü­şün­me­di­ği ömrün büyük bir kıs­mı­nı ge­ri­de bı­ra­kan bizim İmam, son za­man­la­rın­da bir trak­tör almış. Serde ağa­lık var ya, bir de şoför tu­ta­rak komşu köy­ler­de patos çek­miş, çift sür­müş ve elin­de kalan ara­zi­yi ekip bi­çe­rek bir geçim çı­kar­ma­ya ça­lış­mış.
Ba­ba­sıy­la olan dost­luk­la­rın­dan do­la­yı bütün bun­la­ra vâkıf olan İkiz­pı­nar kö­yün­den Ali Demir, bir ke­re­sin­de, İstan­bul’dan El­bis­tan’a ge­lir­ken, aynı oto­büs­te yol­cu­luk yapan İmam am­ca­yı fark etmiş ve hemen ya­nı­na gelip otur­muş. Eski dost­lu­ğun ge­tir­di­ği sa­mi­mi­yet ve hoş­gö­rü bir daha fi­liz­len­miş. Hal ha­tı­rın ar­dın­dan gel­miş­ten geç­miş­ten ko­nuş­muş­lar. Konu ko­nu­yu açmış;
‘Eeee, ömür su gibi geçip gitti de­se­ni­ze…’
‘Gitti hem nasıl; göz açıp ka­pa­yın­ca­ya kadar…’
‘Oğul­lar nerde?’
Gu­rur­la­na­rak ba­şı­nı dik­leş­ti­rir. Ne de olsa böyle bir ce­va­bı ver­mek belki de bu­gü­ne dek kim­se­ye nasip ol­ma­mış diye dü­şü­nür. Ken­di­ne gü­ve­ni se­si­ne de yan­sı­ya­rak cevap
‘On ye­di­si de yurt dı­şın­da…’
Bu arada, Ali’nin ak­lı­na, İmam de­de­nin, bı­rak­tı­ğı mal hak­kın­da söy­le­di­ği soba işi düşer.
‘Zen­gin­din, gün gör­dün; ka­ba­da­yıy­dın, güç gör­dün; yol kes­tin, mal aldın; el bir ev­li­li­ği zor çe­vi­rir­ken sen dört ev­len­din… Bunca ya­şan­mış­lık­tan sonra, biz kü­çük­le­re ne tav­si­ye eder­sin?’
İmam önce sus­muş, bir­kaç sa­ni­ye dü­şün­müş, mah­zun­lu­ğu yü­zü­ne yan­sı­mış. Ne söy­le­se boşa gi­de­ce­ğin­den emin­miş.
‘İyilik… iyi­lik… iyi­lik…’ de­dik­ten sonra;

Var­lık­ta yok­luk­ta gelip ge­çi­ci
Kader bin-bir türlü hâle dü­şü­rür
Dün­ya­ya ge­len­ler konup gö­çü­cü
Her yaş­tan in­sa­nı yola dü­şü­rür

Evlat ü ıyal’la övün­dü­rü­yor
Ataşa ata­rak gö­yün­dü­rü­yor
Si­ne­ne vu­ra­rak dö­vün­dü­rü­yor
Bül­bü­lü di­ken­li güle dü­şü­rür

Rü­ya­dan fark­sız­dır ba­ha­rı yazı
Aşığa hoş gelir ma­şu­kun nazı
Maz­lum­la­rın göz­ya­şı­dır, ni­ya­zı
Seni daha beter kula dü­şü­rür

Ha­za­na da­yan­maz, bah­çen­le, bağın
Var­lık elden gider kay­bo­lur çağın
Kıy­me­ti olur mu çır­çıp­lak dağın
Gö­zü­nü ku­ru­muş dala dü­şü­rür

İyi­lik­ten daha güzel iş yok­tur
Gül­me­yi, ke­bap­la bir tutar dok­tor
Fer­hat’ı, Kerem’i Mec­nun’u çok­tur
Kimin dağa kimin çöle dü­şü­rür

Söner mi? Sön­mü­yor aşkın ataşı
Vol­kan­dan fark­sız­dır yü­re­ğin başı
Yakup’u kör etti akan göz­ya­şı
Yusuf’u, Zü­ley­ha dile dü­şü­rür

Gönül ül­ke­si­nin kı­yı­sı olmaz
Ya­nıp-ya­kıl­ma­nın sa­yı­sı olmaz
Sevip ay­rıl­ma­nın iyisi olmaz
Adı­nı-sa­nı­nı dula dü­şü­rür

İşte böyle evlat dün­ya­nın hâli
Boş geçen her günün sana ve­ba­li
Gö­zü­ka­ra şair diyor ahâli
Bül­bül-i şey­da­yı çile dü­şü­rür


Ez­cüm­le ‘İyilik ede­yim diye yağı da ite ye­dir­me­ye gerek yok evlat.’ diye ek­le­miş.
İnsan bu, ne­re­de­e­e­en ne­re­ye?...

Bu ya­zı­ya kay­nak­lık eden İkiz­pı­nar kö­yün­den 2009-2014 il genel mec­lis üye­li­ği, 2014-2019 bü­yük­şe­hir mec­lis üye­li­ği, 2019’dan bu ta­ra­fa da El­bis­tan Be­le­di­ye­si En­cü­men azası, Sayın Ali Demir’e (1960)te­şek­kür ede­rim.



 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Rukiye Gözüküra Ceren 2 ay önce

Anlayana sivri sinek saz,
Anlamayana davul zurna az.
Her satırı alınması gereken derslerle dolu Mehmet’im.Eline emeğine sağlık.ne güzel derleyip toparlamışsın.
Tebrik ediyorum seni.

Avatar
Oğuz Alp Paköz 2 ay önce

Çok güzel anılar...tebrik ediyorum.

Avatar
Nermin Yılmaz Akbalaban 2 ay önce

Hocam ders alınası hikaye
Akıcı anlatımın, şiirle bütünleşen yazın çok güzel
Kalemine yüreğine sağlık

Avatar
Hacı Aygün 2 ay önce

Çok güzel ders alınması gereken anlatım kalemine sağlık arkadaşım teprik ediyorum kalemin daim olsun

Avatar
Ali Mazhar Türk 2 ay önce

Çok güzel ibretlik bir hatıra ve aynı güzellikte bir şiir yüreğine sağlık

Avatar
Salih Güzel 2 ay önce

Eline, emeğine, yüreğine saglık . Kaleminiz kavi olsun.

Avatar
Durmuş Öztürk 2 ay önce

çok güzel mehmet hocam...

Avatar
Adem Kancı 2 ay önce

Kalemine sağlık hocam