banner136
banner191

Kıymetli okuyucularım;

Daha önceki yazılarımda, sizleri zihnen hadiselerin geçtiği döneme götürerek, olayları o günün şartlarında değerlendirmenizi arzu etmiştim.

Bu yazımda ise, sizleri biraz daha geriye götürerek, hadiselere kıyas yoluyla açıklık getirmeye çalışacağım:

Geleneğimizde 'bâdeli âşık' diye bir âşık sınıfı vardır.

Bu âşıklar daha çok şehir ve cemiyet hayatından uzakta olanlar arasında görülür. Ve bunlara göre, bâde 'er dolusu' ve 'pîr dolusu' olmak üzere iki türlüdür.

Er dolusu içen âşıklar kahraman, yiğit ve gözü-pek olup sevdikleri için ölümle göğüs göğüse gelirler. Dolayısıyla da, maceraları kahramanlıklarla doludur. Köroğlu ile Dadaloğlu, işte böyle 'er dolusu' içmiş âşıklardandır.

'Pir dolusu' içen âşık ise, Ercişli Emrah gibi, rüyasında gösterilen sevgilinin, güzelin peşinden gidenlerdir.

Er dolusu bâde içenlerden Köroğlu, III. Murad döneminde Bolu’da yaşamış ve Bolu beyine karşı verdiği mücadele ile efsaneleşmiştir. Adını, yüzlerce yıl öncesine dayanan bir Türk destanında geçen Köroğlu’ndan alan bu Anadolu ozanının gerçek adı Ruşen Ali olup, şair kimliği dışında haksızlığa karşı verdiği mücadele ile de ün salmış ve her kesimden insanın saygısını kazanmıştır.

Osmanlı devletinin İran’a karşı verdiği XVI. yüzyıl savaşlarında görev aldığı bilinen Köroğlu, şairliği kadar yiğitliği ile de nam salmıştır. Babasının intikamını almak için dağa çıkan Köroğlu, aynı zamanda hayır-sever kişiliğiyle de halkın sempatisini kazanmıştır.

Efsanelerde Köroğlu’ndan 'Ruşen Ali' olarak bahsedilir ve babasının adının da Yusuf olduğu söylenir.

Bolu beyi, Köroğlu’nun babası Yusuf’tan, kendisine yakışır bir tay getirmesini ister; ancak, Yusuf’un getirdiği tayı beğenmeyerek gözlerine mil çektirir.

Bu olayın ardından gelişen hadiseler, Ruşen Ali'yi Bolu dağlarındaki Çamlıbel mevkiinde on bin atlı ile karşımıza çıkarır.

Bolu beyinden intikamını alan Köroğlu, üstüne gelen herkesi mağlup etmeyi başarır. Vezirlerden paşalara herkesi dize getiren ve aldığı ganimetleri halkla paylaşan Köroğlu’nun 'delikli demir'in/tüfeğin icat edilmesinden sonra', emrindeki tüm yiğitleri dağıttığı ve Kırklar‘a karıştığı söylenmektedir.

***

Eskişehir'de yapılan Türk Dünyası Şiir Şöleni'nde tanıştığım Sayın Şaban Abak Hocam anlatmıştı:

Köroğlu, Erzurum'da yapılacak olan bir düğüne davet edilir. Bu düğün, Erzurum valisinin veyahut bir paşanın düğünüdür.

Düğüne gelen Köroğlu'na büyük hürmet gösterilerek, kendisi için ayrılan yere buyur edilir.

Köroğlu’nun yerini almasıyla düğün başlar; ancak, ortaya çıkıp oynayan kimse yoktur.

Erzurum'da o güne dek süregelen bir gelenek vardır: Düğünde, barı, düğünü teşrif eden en saygın misafir başlatır, onun arkasından da diğerleri devam eder.

Paşaların, valilerin ve diğer saygın mülki amirlerin bulunduğu bu mecliste de herkesin gözü Köroğlu'na çevrilmiştir

Oysa ömrü dağlarda at sırtında geçen Köroğlu'nun ne bardan haberi vardır, ne de böyle bir gelenekten...

Nihayet, durum nazik bir dille kendisine anlatılır.

Köroğlu da ‘Ben bar bilmem!’ demekten ar ederek, çıkar meydana... Ve çalan zurna ve davulun ritmine göre, o güne kadar hiç görülmemiş bir bar oynar.

O gün bu gündür Erzurum'da oynanan 'Köroğlu barı' işte bu bardır. Köroğlu Erzurum'da sadece bar oynamamış, bu şehre yepyeni bir de bar hediye etmiştir

***

'Gürbüz, güçlü, sevimli, şirin' manalarının yanı-sıra, Yapalak, bir baykuş türüdür de... Bizim bu yörede ‘Yapalağa yavrusu tatlı’ deyimi sıkça kullanılan deyimlerdendir.

Bilindiği üzere, Elbistan'ımızın Yapalak isminde iki Türkmen köyü vardır. Birisi Küçükyapalak, diğeri ise Büyükyapalak...

Ben bu iki güzide köyümüzden

Büyüyapalak'ı 'er bâdesi', Küçükyapalak'ı ise 'pir bâdesi' içmiş iki âşığa benzetmekteyim.

Bunca girizgâhtan sonra, gelelim esas konumuza:

12 Eylül İhtilalı sonrasında, köylere gelen jandarmalar köylülerden silahlarını devletin güvenlik güçlerine teslim etmelerini isterler. Diğer köylerden, baskı ile de olsa silah teslim edilirken, Büyükyapalak'tan silah teslim eden çıkmaz. Bu durumu içerleyen ve millete zulmetmek için kullandığı sopasının üzerinde 'Ali Haydar' yazan başçavuş ‘Ben bu işi çözerim’ diyerek işin kendisine verilmesini talep eder ve işin kendisine verilmesi üzerine de doğruca Yapalak'a gider.

Oraya varınca minareden ilan verdirerek, köy meydanında topladığı kalabalığı sırasıyla çağırmaya başlar. Ve her gelen köylüden de; elini Kur'ân üzerine koydurarak, silahı olup olmadığı, varsa hangi marka olduğu, kardeşlerinden ve komşularından silahı olanları bilip bilmediği, bildiği başka kimde silah bulunduğu şeklinde sorular sorarak Kur'an üstüne yemin alır. Ve bu metotla da epeyi silah toplar.

Sorguda sıra İsmail Yılmış'a gelir. O da bir Mavzer -Alman Filintası- silahının olduğunu beyan eder.

Bu arada, Yapalak'ın silahlarının toplandığını haber alan bazı hatırlı kişiler devreye girerek, vaziyetin bir mahkûmiyete dönüşmemesi için aracı olurlar. Böylece, tutulan tutanaklarda, silah sahiplerinin bir kısmı, ‘Silahı buldum’ diyerek, bir kısmı da ‘Penceremin altına atılmıştı, kimin attığını görmedim’ gibi ifadelerle, gelebilecek mahkûmiyetten kurtulma yoluna giderler.

Sıra Mavzer sahibi İsmail'e geldiğinde, aynı telkini ona da yaparlar. Ancak, İsmail söz dinlemeyip ‘Hayır efendim, Mavzer benimdi’ der. ‘Bak, böyle ifade verirsen beş yıl gün verirler. Hiç olmazsa 'İğnesi kırık!..' de!’ derlerse de kabul ettiremezler. ‘Benim Mavzer sağlamdı’ der çıkar. Bununla da kalmayıp ‘Çok da yankılı sesi vardı’ demesi üzerine mahkemeye havale edilen İsmail dört buçuk yıl hapis cezası alır ve bir buçuk yılını Elbistan kapalı, üç yılını Sivas açık ceza evinde gününü eksiksiz tamamlayarak çıkıp köyüne döner.

Bu dönüş; arılığın, saflığın dönüşüdür. Bu dönüş aynı zamanda içinde bulunduğu şartlar ne olursa olsun, insan olarak kalabilmenin mümkün olduğunun beyanıdır.

Hafızalarda iz bıraka bu hadise karşısında, duyanların bir şey söyleyeceği olduğunu düşündüğüm bu hadise karşısında şairinde diyecekleri vardır.

Bakalım bu hadiseye şair ne diyor?


ADAM OLMAK İÇİN -l-

Adam gibi adam olmak is­ter­sen
Fi­ili­ne uygun dilin ol­ma­lı
Sen kendi ken­di­ni bul­mak is­ter­sen
Sı­ra­tı müs­ta­kim yolun ol­ma­lı

Hile şey­tan işi, is­te­mem der­sen
Eği­lip bü­kül­me men­fa­at gör­sen
Sev­di­ği­ni zi­ya­re­te gi­der­sen
Dört mev­sim sol­ma­yan gülün ol­ma­lı

Âdem eti yen­mez gönü gi­yil­mez
Mu­te­ber ol­ma­yan kişi se­vil­mez
Ekin bile baş tut­ma­dan eğil­mez
Eği­len mey­ve­li dalın ol­ma­lı


Sakın hiç kim­se­ye yal­tak­lık yapma
İrfan mec­li­sin­den ay­rı­lıp kopma
Meşru da­ire­den dı­şa­rı sapma
Be­de­li öden­miş pulun ol­ma­lı

Gö­zü­ka­ra’m zarar gel­mez ocak­tan
Buz­lar erir, meyve yeter sı­cak­tan
İsmail’i kur­ta­ran kim bı­çak­tan?
İbra­him’ce ak-pak elin ol­ma­lı

 

***

Gökçeören köyünde de Haydo diye birisi olup o vakitler, hazine arazisini zimmetine geçirmek isteyen ağaların değişmez bilir-kişisidir. Ne zaman ihtiyaç duyulsa Haydo'ya haber ulaştırılır. Ağalar hazineyi iç ettiklerine, Haydo da aldığı bir paket sigaraya çalar, günler su gibi akıp giderdi. Tabii ki, en sonunda hakim ‘Bak, doğruyu söylemezsen seni mahkum ederim!..’ deyinceye kadar...

Hâkimin söylediği ‘Mahkûm ederim...’ sözünden korkan Haydo, daha önceki yalan ifadesini değiştirerek doğrusunu söyler. Ve tabii yalancı şahitlikten mahkûmiyet alır.

Haydo, bu olaydan sonra, kendisine ‘Doğruyu söyle!..’ diyenlere ‘Yok arkadaş, ben ömrümde bir defa doğru söyledim, altı ay hapis yattım’ der.

Bu söyleyişten yola çıkan şair, şiir için kalemi bir daha alıyor.


ADAM KAL­MAK ZOR ZA­NA­AT

Adam­lı­ğın gayet ağır be­de­li
Göze al­ma­yan­lar adam ola­maz
Canlı can­sız her ne varsa sev­me­li
Göze al­ma­yan­lar adam ola­maz

Ha­van­da su döv­men boşu bo­şu­na
Se­vil­mek her kimin git­mez ho­şu­na
Kişe de­nil­me­li zalim ku­şu­na
Göze al­ma­yan­lar adam ola­maz

Alı­cı­sı az olur­muş hak sözün
Gör­men ge­re­ke­ni gö­recek gözün
Gö­zü­ka­ra’m gibi yan­ma­lı özün
Göze al­ma­yan­lar adam ola­maz

Ezcümle: Her devirde olduğu gibi bu devirde de adam kalmak zor zanaattır...

Not: Bu yazıya kaynaklık eden Sayın Mustafa Bölükbaşı'na teşekkür ederim.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Ahmed Çetin Kavak 1 ay önce

Hükme rağmen doğru söyleyenlerle hüküm korkusundan doğru söyleyenler bir değil elbet.
Ziya Paşa'ya rahmet olsun , ne güzel söylemiş:
" Müstakim ol, Hazret-i Allah utandırmaz seni. "
" Eğri yay elde kalır, Menzil alır doğru ok. " diyor Hz. Mevlâna.
Kaleminize, yüreğinize sağlık.

Avatar
Mehmet Tolu 1 ay önce

Mehmet abi diline kalemine sağlık emeği geçenlere teşekkür ediyorum.

Avatar
Durmuş Öztürk 1 ay önce

Mehmet hocam güzel bir yazı olmuş... Bölgenin insanı oarak çok beğendim ve yararlandım. Kaleminize ağlık..

Avatar
Ruhi Önalan 1 ay önce

Diline yüreğine sağlık üsdadım Allahım sağlıklı mutlu ömürler nasip etsin

Avatar
Nurettin Güneş 1 ay önce

Kalemine yüreğine sağlık olsun. ÎNŞALLAH. Hocam.

Avatar
Bedri Özçelik 1 ay önce

Gönlüne sağlık.

Avatar
Mükremin 1 ay önce

Kaleminize saglık hocam

Avatar
Yusuf Gülden 1 ay önce

Gönlüne kalemine sağlık. Selamlar