banner136
banner191

Bir za­man­lar, için­de bu­lun­du­ğu­muz dö­nem­den çok fark­lı bir dönem ya­şan­mak­tay­dı.
İyi ni­ye­tin bu denli aşın­ma­dı­ğı, aza ka­na­at edi­lip sı­kın­tı­la­ra sab­re­dil­di­ği, bü­yük­le­re hür­me­tin erdem sa­yıl­dı­ğı, ka­dın­la­rın er­kek­le­rin önünü ge­çe­me­di­ği; çoğu köylü ka­dı­nın, has­ta­lık dı­şın­da şe­hi­re git­me­di­ği; dişi ağ­rı­dı­ğı için ka­rı­sı­nı şehre gö­tü­ren ada­mın, bir ara dönüp bak­tı­ğın­da, eli yü­zün­de bir metre ge­ri­sin­den gel­mek­te olan ha­nı­mı­nın ar­ka­sın­da bu­lun­ma­dı­ğı­nı gö­rün­ce ge­ri­sin-ge­ri­ye dönüp, eli bağlı bir köşe ba­şın­da bek­ler­ken bul­ma­sıy­la, ‘Hatın gişi, neden pe­şim­den gel­me­din?’ so­ru­su­na ‘Efen­di, bunca er­ke­ğin önünü nasıl ge­çe­rim?!’ ce­va­bı­nı al­ma­sı üze­ri­ne, ‘Oca­ğın geçe avrat, bu­ra­sı şehir, burda er­kek­le­rin gelip geç­me­si­nin bit­me­si­ni bek­ler­sen bir adım gi­de­mez­sin!’ diye ikaz ede­rek diş­çi­ye gö­tür­dü­ğü o dönem; po­zi­tif ay­rım­cı­lık adına ka­dı­nın önden yü­rü­tü­lüp ge­ri­den gelen er­ke­ğin ye­ti­şe­me­di­ği bu dö­nem­den çok fark­lıy­dı.
İşte o dö­nem­de, mo­tor­lu ve­sa­yit sa­yı­sı da gü­nü­müz­de­ki gibi fazla de­ğil­di. Üzeri ten­tey­le ka­pa­lı, iki ka­pı­lı, iki ki­şi­nin ar­ka­ya, şo­för­le bir­lik­te iki ki­şi­nin öne bi­ne­bil­di­ği, bir­bi­rin­den 'uzun' ve 'kısa şase' diye ay­rı­lan, Jeep Wil­liys diye ya­zı­lıp Cip diye te­laf­fuz edi­len, 1975 yı­lı­na kadar hük­mü­nü sür­dü­ren, adına özel du­ra­ğı bu­lu­nan, tak­si­le­rin hiz­met bay­ra­ğı­nı tes­lim al­dı­ğı güne kadar bir devre müh­rü­nü vuran ve­sa­yit­ler vardı.
Cip şo­för­le­ri­nin is­mi­nin önüne de 'Cipci' namı ek­le­nir­di. Cipci Hü­se­yin, Cipci Meh­met, Cipci Ömer gibi...
Bunun tek bir is­tis­na­sı vardı: Pala Ze­ke­ri­ya (Le­ven­toğ­lu)!..
Evet, Pala Ze­ke­ri­ya'nın da o dö­nem­de cipi ol­ma­sı­na rağ­men, ona 'Cipci' de­nil­mi­yor­du. Bunun fark­lı se­bep­le­ri var mıdır, bil­mem; ama, mer­hum Ze­ke­ri­ya Dayı'ya 'Pala' na­mı­nın, 'Cipci'den daha ya­kış­tı­ğı bir ger­çek­ti.
El­bis­tan'da Cipci Ze­ke­ri­ya diye bi­ri­le­ri ola­bi­lir; ama, Pala Ze­ke­ri­ya tekti. Ken­di­si, kıv­rak ze­ka­lı, nük­te­dan, şa­ka­cı, en zor an­lar­da bile ironi ya­pa­bi­len, Hoca Nas­red­din-va­ri bir ya­pı­ya sahip olup, bu yö­nüy­le diğer cip­çi­ler­den bariz bir şe­kil­de ay­rı­lır, il­gi­li-il­gi­siz her­kes onu tanır; dil­den dile do­la­şan hi­ka­ye­le­ri­ni din­le­yen­ler hay­re­te düşer, şaş­kın­lık­la­rı ge­çin­ce de ka­sı­la ka­sı­la gü­ler­ler­di.
Nasıl gül­me­sin­ler ki...

* * * 
Pala Ze­ke­ri­ya kla­si­ği:-l-

Hilmi Küçük (1950) Usta, El­bis­tan'ın ya­şa­yan en eski bir­kaç şo­fö­rün­den bi­ri­dir. Pala Ze­ke­ri­ya Dayı ile pek çok ha­tı­ra­sı olan Hilmi Dayı’ya bun­lar­dan bir­ka­çı­nı an­lat­ma­sı­nı rica et­ti­ği­miz­de, bizi kır­ma­ya­rak baş­lı­yor an­lat­ma­ya:

Kedi hi­kâ­ye­si:
Da­ren­de'ye keşfe gi­decek ekibi El­bis­tan ad­li­ye­sin­den ala­rak oraya gö­tü­rür, Pala Dayı... Heyet keşif ya­par­ken, Pala da, bir çay oca­ğı­nın önüne park et­ti­ği ci­pin­den ine­rek bir çay söy­ler. Çayı içer­ken, dik­ka­ti­ni cipe bak­mak­ta olan bir adam çeker.
Ve adamı iyice süz­dük­ten sonra ses­le­nir:
-Ye­ğen, gel de bir ça­yı­mı iç!
-Bu cip senin mi Dayı?
-Evet, senin de cipin olsun ister misin!?.
Adam, bu bek­len­me­dik soru kar­şı­sın­da şaş­kın­lı­ğı­nı giz­le­me ge­re­ği duy­mak­sı­zın; -Bu nasıl ola­cak?!.. Cip nire, ben ni­re­yim ağam, der.
Avın ka­fe­se gir­di­ği­ni dü­şü­nen Pala sö­zü­nü tek­rar­la­ya­rak çay da­ve­ti­ni yi­ne­ler.
Bu sıcak il­gi­ye ka­yıt­sız ka­la­ma­yan adam, Pala'nın otur­du­ğu ma­sa­ya ge­le­rek ıs­mar­la­nan çayı yu­dum­la­ma­ya baş­lar.
Bu sı­ra­da Ze­ke­ri­ya Dayı da baş­lar an­lat­ma­ya:
-Duy­dun mu bil­mi­yo­rum, Çin­li­ler her türlü hay­va­nı yer­ler­miş...
-Hee, duy­muş­tum...
-Tür­ki­ye'den de kedi ih­ra­ca­tı ya­pı­lı­yor­muş!..
-Bak işte bunu duy­ma­mış­tım...
-Ben de daha önce duy­ma­mış­tım; ama işte şu gör­dü­ğün cipi kedi top­la­ya­rak ka­zan­dım. 
-Na­sıl kedi top­la­dın!?..
-Bir yerde, te­sa­dü­fen, Tür­ki­ye'den kedi ih­ra­ca­tı yapan bir şir­ke­tin tem­sil­ci­siy­le ta­nış­tık. Bana yap­tık­la­rı işi an­lat­tı. Ben de kabul ettim...
-Ney­di bu iş?
-Ben bir kam­yon kedi top­la­ya­ca­ğım; o da kar­şı­lı­ğın­da bir cip ve­re­cek­ti...
Ada­mın şaş­kın­lı­ğı bir kat daha artar.
-Ama sen ‘Kedi mun­dar, ben ke­di­den para ka­zan­mam!..’ der­sin şimdi...
-Evet öyle!..
-Baş­ta ben de öyle dü­şün­düm çünkü...
-Eee, sonra ne oldu da kedi top­la­ma işine gi­riş­tin?..
-Ken­di-ken­di­me ‘Ke­di­yi yiyen sen misin ki mun­dar di­yor­sun?!..’ dedim. Ve bak­tım ki men­zil yakın, kira da pa­ha­lı... bir ay içe­ri­sin­de bir kam­yon ke­di­yi top­la­yıp cipi aldım...
Pala Dayı bu son söz­le­ri söy­le­yin­ce, daha önce top­la­ma­ma hu­su­sun­da çok ka­rar­lı duran bi­zim­ki yavaş yavaş işin ay­rın­tı­la­rı­nı sor­ma­ya baş­lar:
-De­mek bir kam­yon?!..
-Evet, bir kam­yon... Gerçi De­ren­de El­bis­tan'dan çok küçük. Top­la­ya­cak olsan...
-Top­la­ya­cak olsam köy­le­ri de ge­ze­rim.
-Ama bu seni yorar...
-Ağam, sen bir ayda top­la­mış­sın, ben de kırk beş günde top­la­rım...
Pala, böy­le­ce, ka­pa­na düşen adama işin in­ce­lik­le­ri­ni an­la­tır:
-Ye­ğen, senin, bu iş için her şey­den önce büyük bir kafes yap­tır­man gerek!..
Adam du­rak­sar... -Be­nim kafes yap­tı­ra­cak param yok ki...
Pala, ‘O iş bende!..’ di­ye­rek, ce­bin­den çı­kar­dı­ğı 50 li­ra­yı adama uza­tır­ken;
‘Sen bu işe kafes yap­tı­ra­rak başla. Yal­nız ka­fes­te­ki ke­di­le­ri kuzu ci­ye­ri ile bes­le­men lazım. İshal olan­la­rı, zayıf dü­şen­le­ri ve tüyü bo­zu­lan­la­rı al­mı­yor­lar’ de­me­yi de ihmal etmez. ‘Sonra eme­ğin boşa gider!..’ di­ye­rek de söz­le­ri­ni pe­kiş­ti­rir.
50 li­ra­yı alan adam, ko­nu­ya daha bir umut­la yo­ğun­la­şır.
Çay soh­be­ti böy­le­ce kedi mu­hab­be­tiy­le sürüp gider...
Ni­ha­yet keşfe giden ekip işini bi­ti­re­rek El­bis­tan'a dön­mek için ha­re­ket eder­ken, Pala Dayı, son söz ola­rak;
‘Ke­di­le­re kuzu ci­ye­ri ye­di­re­cek­sin, sakın unut­ma!..’ diye ses­le­nir­ken, za­val­lı adam­ca­ğı­zın, dön­mek­te olan cipin ma­kas­la­rın­dan çıkan me­ta­lik ses­ler­den al­dı­ğı key­fin ta­ri­fi yoktu.
Pala Dayı'nın, adam için önem­li, ken­di­si için­se sı­ra­dan olan bu olayı unut­ma­sı fazla uzun sür­mez.
Ve, aynı ekibi bir ay sonra tek­rar keşfe gö­tür­dü­ğün­de, gözü yol­lar­da bek­le­yen adam­la kar­şı­la­şın­ca­ya kadar da ha­tır­la­maz. 
Adam­ca­ğı­zın ‘Nerde kal­dın ağam?! Evimi ba­şı­ma yık­tın!.. Bu kedi işini ba­şı­ma sar­dın sa­ra­lı gö­zü­me uyhu gir­mi­yor...’ diye ağ­lam­sak yap­ma­sı kar­şı­sın­da,
Hüzün ik­li­min­de do­la­şan his­si­ya­tın sır­da­şı ve uy­ku­suz ge­ce­le­rin yol ar­ka­da­şı olan şair, şi­irin ser­ma­ye­si olan ha­ya­tın içe­ri­sin­den çekip çı­kar­dı­ğı bu ha­di­se­yi mısra mısra şiir di­li­ne dö­nüş­tü­rü­yor. Ba­ka­lım Pala dayı ne söy­lü­yor Bizim ki diyor ne.

Pala Dayı:
Şi­ka­yet ey­le­mek ere ya­kış­maz
Kâr is­te­yen riski ala­cak yeğen
Yılan de­li­ğin­de yılan sı­kış­maz
İş so­nun­da cipe ka­la­cak yeğen

Bizim ki:
Ha­li­mi arz etmem şi­ka­yet değil
Be­la­yı ba­şım­dan sal­mak is­te­rim
Ameli iman­dan kal­dı­ğı­mı bil
Eski hu­zu­ru­mu bul­mak is­te­rim

Pala Dayı:
Aklın bu­lan­ma­sın kal­bin çarp­ma­sın
Ha de­me­ye hemen gözün kork­ma­sın
Ke­di­le­re iyi dav­ran ürk­me­sin
İşler gayet iyi ola­cak yeğen

Bizim ki:
Kuzu ci­ğe­ri­ni haş­la­yıp ver­dim
Arada kuş­la­rı kuş­la­yıp ver­dim
Etin ke­mi­ği­ni iş­le­yip ver­dim
Senin gibi zen­gin olmak is­te­rim

Pala Dayı:
Düşe kalka öğ­re­nir­sin ger­çe­ği
Gâh açar gâh solar hayat çi­çe­ği
Ancak Allah bilir tüm ge­le­ce­ği
Gö­zü­ka­ra'm senle gü­lecek yeğen

Bizim ki:
Düş­me­ye vakit yok kalk­ma­ya der­man
Akla hitap eder ilahi fer­man
Ho­şu­ma gi­di­yor hâl hatır sor­man
Gö­zü­ka­ra ile gül­mek is­te­rim

De­me­si kar­şı­sın­da!

Pala Dayı ‘Gidip bir ba­ka­lım yeğen, ne top­la­mış, nasıl bak­mış­sın?..’ der. Bu söz­ler üze­ri­ne tüm sı­zı­la­rı dinen adam, mor­fin yemiş hasta gibi sa­kin­le­şi­ve­rir. 
Ka­fe­sin ba­şı­na var­dık­la­rın­da, on­la­rı, gör­dük­le­ri ba­kım­dan zevk­ten dört köşe, bir­bir­le­riy­le oy­na­şıp ka­fe­sin yan­la­rı­na tır­ma­nan envai çeşit renk­te ke­di­ler kar­şı­lar... 
Bunun üze­ri­ne Pala Dayı ‘Yeğen, bu ke­di­ler bir kam­yon gel­mez... Biraz daha gay­ret et de ta­mam­la; cipi hazır bil!..’ der 
Adam­ca­ğız da ça­re­siz ‘Tamam!’ der. 
Pala Dayı aynı gün El­bis­tan'a döner. 
O gün­den sonra da Da­ren­de ta­ra­fı­na ne bir iş çıkar, ne de keşfe gi­di­lir. 

Ez­cüm­le: O gün bu gün­dür, ‘Senin işin Pala Dayı'nın kedi top­lat­ma­sı­na döndü’ de­yi­mi, söy­le­ye­nin ni­ye­ti­ne, an­la­ya­nın ka­bi­li­ye­ti­ne ha­va­le edi­lir. 

Not: Bu Ya­zı­ya kay­nak­lık eden, İngi­liz la­ka­bıy­la anı­lan Küçük Meh­met Oğul­la­rı ka­bi­le­si­ne men­sup Hilmi Küçük'e -1950- te­şek­kür ede­rim.
Devam edecek

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Cenal Yılmaz 1 ay önce

Cipci ihsan, cipci Osman, Pala dayı ve diğer dünyadan göçen cipcilere Allah rahmet etsin. Yaşayanlara esenlik versin. Hocam sizden de Allah razı olsun. Bizim de cip vardı Süleyman abim sürerdi, ayda bir devirirdi. Kazancından çok cipi yaptırmaya harcardı baban

Avatar
Cenal Yılmaz 1 ay önce

Cipci ihsan, cipci Osman, Pala dayı ve diğer dünyadan göçen cipcilere Allah rahmet etsin. Yaşayanlara esenlik versin. Hocam sizden de Allah razı olsun. Bizim de cip vardı Süleyman abim sürerdi, ayda bir devirirdi. Kazancından çok cipi yaptırmaya harcardı baban

Avatar
Abdülhalik Baykal 1 ay önce

Adam ın Torunları hala bekliyorlar olmalı Pala dayıyı. Ruhu şad mekanı cennet olsun şimdi bir filim şeridi gibi geçti Ceyhan kıyısında çay söyleyip bize ders veren fıkralar anlatıp nasihat vermesi. Adam gibi adam dı vesselam. Zamanın Neyzen Tevfik i diyelim.

Avatar
Seydi Kalender 1 ay önce

Gardaş gönlün dert görmesin sen harika bir insansın emeklerine sağlık kutluyorum

Avatar
Necati Baykal 1 ay önce

Til'li Kara lakaplı Mehmet Kaya unutma

Avatar
Çetin Kavak 1 ay önce

Eski adamların şakası da, Sevdası da ağırmış.
Beyşehir'de çalıştığımız yıllarda işitmiştim.
Birbirine pek düşkün iki dosttan biri, bir akşam misafirliğe gitmiş.
Kış günü, ortalık bembeyaz kar...
Diğer arkadaş, akşam çayı için baskın verince,kapı açılmamış.
" Benden habersiz misafirliğe gidersin öyle mi ?" deyip gücenir dostuna.
Ailesini eve bırakıp, bir araba ile biriket,çimento vs alıp gelir arkadaşının evine.
Üşenmeden harç karıp duvar örer evde kimse olmadığı için açılmayan kapının önüne.
Beriki, gece geç vakit eve döner.
Hava soğuk, titreşerek kapıyı arar,bulamaz.

Avatar
Hacı Aygün 1 ay önce

Kalemine yüreğine sağlık

Avatar
Ahmet Süreyya Turna 1 ay önce

Pala Zekeriye'nin çocukluk ve gençlik yılları bizim köyde geçti. Babasına, konuşurken (çünkü) diyemeyip, ikide bir "çiki) dediği için; "Çiki Dursun" derlerdi.
İsmet diye bir ağabeyi, birde Nurettin diye küçük biraderi vardı ve Nurettin bizim emsalimizdi, birlikte oynardık.
Kösgüçe, "goçgoç" demesine gülerdik.
İlk şöförlük hayatına, eski paletli (tekerli) Devtz traktörle başladı. Hatta bizim çayırlığı onunla sürdüğünü hatırlıyorum. Babamın samimi arkadaşıydı. İskenderun'a tankerle geldiği zaman genellikle görüşürdük.