banner136
banner191

 

 

Kadınlar, taranmazsa olmaz…

Kadınların tahta tarakları vardı bir zamanlar, şimşir ağacından yapılmış olanını tercih ederlerdi. Sonra aynı şekillerde naylon taraklar çıktıysa da tahta tarakların tahtını asla sallayamadı; yine de onlar kendiliğinden çekildiler bir kenara.

Evdeki kadın, gelin ve kızlar ardı ardına çimerlerken saçlarını killedikten (yani suda ıslatarak iyice dağılmış ve çok cıvımış çamurdan avuçla alıp saçının her yerine sürdükten) sonra sık sık taranırlardı. Bu zaman içinde tarak uzun zaman suda beklediği ve ıslak durduğu için şimşir de olsa eskimeye başlardı. Eskimesi demek dişlerinin en ucundan dikey olarak çatlaması demekti. Saçları çekerdi, çok acıtırdı, çatlak büyürse hiç taratmazdı; bu sebeple ille yedek tarak aldırırlardı…

Zemin kat taş zeminli girişe veya oturma odasının alt köşesine bir metre kare büyüklüğünde kara betondan yapılmış, eğimli köşesinde pis su gideri için açılmış delik olan, kap kacaktan, çocuk bezine, çocuklardan büyüklere, sebze meyveye kadar her şeyin yıkandığı ve en çok da abdest alındığı çâa (ca) denilen yerde yıkanırdı hanımlar. Hem alt katta hem üst katta da çâa olabilirdi. Yıkanmadan önce taraklarını da kil tasının üzerine bırakarak hazır ederlerdi…

Orta halli kadınlar bile öyle her gün saç taramazdı. Zaten tülbent / bürgü ile sürekli kapalı tuttuğu için kimsenin görüp kınamayacağını bildiği için tarama ihtiyacı da duymazdı. Kızlar hemen her gün taranırken kadınların kimi iki üç günde bir, kimi beş günde, kimi haftada bir taranırdı; haftada bir taranan belki daha da umursamazdı, ama kocası akşam yemeğinden sonra çocuklara çaktırmadan “Sobanın üstüne güğümle su koy, belki gerek olur” imasında bulununca iş değişirdi. Bazı orta yaşa yaklaşmış kadınlar aklına düştüğü zamanlarda taranırdı ki böyleleri konu komşuları arasında ‘kirli / pasaklı’ olarak bilinir ve uygun lakaplar takılırdı. Kirli Emiş, Pasaklı Şadiye, Saçaklı Şükran, Yoluk Eşe gibi…

Az taranan saçlar, yatıp kalkarken birbirine karışır ve dolaşır; bunları tararken açmak kolay değildir. O yılarda hele de kış aylarında banyo imkânı da azdır. Horantanın hemen hepsi aynı odada yatıp kalkmaktadırlar. Okula giden çocuklar da varsa bitin, pirenin hatta tahtakurusunun yayılacağı ortam hazır demektir. Yayılırlardı da… Askeriye ve okul gibi toplu yaşanan yerlerde sık sık bit kontrolü yapılırdı, diyeyim de o günleri yaşamayanlar anlasınlar.

Bitten şüphelenmişse falanca kadın, kimsenin gelmeyeceğine aklının kestiği bir zamanda odasının aydınlık bir yerine veya örtmesinin, balkonunda, toprak damının güneş alan bir köşesine bağdaş kurarak oturur, dizlerinin üzerine genellikle beyaz tülbendini açar, uzun saçlarını ön tarafa verip taranmaya başlarlardı. Sık sık taranmayanların saçı yapağı gibi / yoluk yoluk olacağı için önce geniş dişli tarafı ile yukarıdan aşağı yavaş yavaş tarayarak dolaşık yerlerini açar, açamadıklarını yolunma pahasına zorlar ve epey yoluna kordu; sonra sık dişli tarafıyla arada bir suya batırarak onlarca kere tarardı. Banyo yapmışsa örerdi yapmamışsa öylece bırakırdı. Laf aramızda, beyaz tülbent açmalarının iki sebebi vardı, biri tararken dökülen saçları görmek ve toplayıp birbirine doladıktan sonra gelip giderken bir duvarın kovuğuna sokmak idi; öyle ya insan organını tırnak ve saç dâhil yakmak günahtı; ikinci sebebi de bit ve sirkesi (bit yumurtası/ larvası) varsa dökülmesini sağlamaktı. Böylece bitlenip bitlenmediğini anlayacaktı. Eğer sirke varsa kırdırması gerekirdi. En güvendiği ve özellikle karşılıklı bit kırıştığı bir arkadaşını çağırır, onun dizine başını kor; arkadaşı da saçlarının dibinden itibaren inceden inceye didikler, sirke bulursa onları iki başparmağının tırnakları ile sıkıştırıp öldürürdü. Başı açık olarak güneşlenmek ve güneşte taranmak da biti ve sirkeyi önemli ölçüde yok edici yöntemlerden biridir…


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
elbistanlı ikm 2 yıl önce

böyle şeyleri okuyarak öğrenir hale geliyoruz bu da bir umut geçmişi öğrenmek için artık eskilerimiz de azaldı eskilerimizin yaşadıkları da doğal olarak anlatacak kimselerimiz de kalmadı.

Misafir Avatar
Arif BİLGİN 2 yıl önce @elbistanlı ikm

Sayın Elbistanlı, pazarlama gibi olmasın da benim TERK EDEN ELBİSTAN isimli şimdilik 4 cildi yayımlanmış ve 2 cildi yayımlamayı bekleyen seri kitaplarım var. Okuduğunuz konu gibi onun çok daha çeşitlerini yüzlercesini yazdım. Dünümüzde kalacak ne varsa derleyip toplayıp buralarda dondurmaya gayret ettim. Yazmaya da devam ediyorum... Selamlar

Beğenmedim! (0)
Avatar
Burçin 2 yıl önce

Çok yaşayın öğretmenim..kalemimizden çıkanları okurken iki damla yaş aktı gözlerimden..daha vefat edeli çok olmayan anneannemin geçenlerde kalan eşyalarını toplarken şimşir taraklarına dokundum,yedekleriyle birlikte sıralanmıştı eski radyosunun arkasına..Epeyce dökülmüş ve Pamuk gibi bembeyaz olsa da o saçlar şimşir tarakla taranırdı,çift taraflı ve ortasında lale figürlü şimşir tarak neler hissettirdi bana..saygılar öğretmenim

Misafir Avatar
Arif BİLGİN 2 yıl önce @Burçin

Teşekkür ederim Burçin Hanım, anneannenize de rahmetler dilerim.

Beğenmedim! (0)
Avatar
Recep Yıldız 2 yıl önce

Şimdi oldu hocam.Siyaset size göre değil.Bakın tahta tarağı ne güzel anlatmışsınız.

Misafir Avatar
Arif BİLGİN 2 yıl önce @Recep Yıldız

Recep Bey, ben siyaset yapmıyorum. Yapmak isteseydim partilerden birinin hiç değilse meclis üyeliği için başvururdum... Bunu bile hiç yapmadım. Ben ülkemin ve yaşadığım şehrimin faydasına gördüğüm -ama bu siyaseti ilgilendiriyormuş; hiç umurumda değil- konuları ele alır kendime göre bir şeyler yazmaya çalışırım. Bu kimseyi rahatsız etmemeli. Mesela siz, sizin partiyi de eleştirsem veya yaptığı güzel bir şeyi övsem rahatsız olmamalısınız, karşı olduğunu partileri de... Ne yani dünyadaki ve ülkemizdeki her yazara, şaire, sanatçıya vs siyaset serbest de bir bana mı yasak? Siz varsa yazdıklarımda yanlışım onu dile getirin, düzelteyim... Selamlar.

Beğenmedim! (4)