banner136
banner191
 

                                                   

              İnsan her an hata yapabilme özelliği olan, her türlü nefsani arzularına uyabilen, zaman zaman zaaflarına yenik düşebilen bir varlıktır. Yaratılış icabı mükemmel olan, ancak mükemmel olamayan bir varlık.  İşte burada en az hata yapan ve yaptığı hatalardan ders alan, mükemmelliğe giden yolda mücadele etmek esastır. O yolda engelleri aşabilen, acılara sahiplenen insan, olgunlaşır ve insan-i kamil olur. Değilse çürüme olur.

            Aslında insanoğlunun meyli iyiliğe ve doğruluğadır. Ancak yanlışlar doğruların yerine konmaya başlarsa, iyilik duygusu bozulursa, toplum bozulur. Doğrulara bağlı yaşamanın kaybettireceği düşüncesi yayıldı mı; işte orada insanlar, yanlışa direnemez hale gelir. Herkes yapıyor mazeretine girer ve kötülükler virüs gibi yayılır. O niye böyle ben değilim; o niye yararlanıyor da ben yararlanmıyorum diyen bir zihniyet (ahlak)bozukluğuna gelinir.

 Aldatmanın akıllılık, masumiyetin aptallık, haksız kazancın zihinlerde meşrulaştığı, paylaşmanın çıkara göre şekillendiği, doğruların ve yanlışların birbirinin yerine geçtiği yerde yaşamak insanın ayarlarını bozmaktadır. Bozulmanın arttığı yerde arınma zorlaşır. Böyle bir toplumda utanmaz yüz, tükenmez söz ve işitmez kulaklar oluşur. İşte o zaman işimiz zorlaşır. Orada insanı hayat değil, bencil, adaletsiz ve zalim insanlar yorar.  Nasıl mı? Söyleyeyim: Yanlış yapan, hatayı başkasına fatura etmek ister.(!)

  Ahlaksız ebeveynler, ahlaklı çocuklar ister. Kişi kendisinin değil, başkalarının düzelmesini ister(!)

Soru çalarak hukukçu olan hukuk ve adalet ister. Yalancı siyaset yalansız vatandaş ister(!)

Namaz kılar ama rüşvet alır, adam kayırır. Oruç tutar ama kamu hakkını yer(!)

 Namussuz erkek namuslu hanım ister. Domuz eti yemez ama kul hakkını yer (!)

Tembel müdür, müfettiş çalışkan öğretmen ister. Sahtekar amir dürüst memur ister(!)

Tembel öğretmen çalışkan öğrenci ister. Öğrenmek için değil, diploma için okur(!)

Sağlıksız doktor sağlık dağıtmak ister. Esnaf üçüncü sınıf mal satar, birinci sınıf fiyat ister.(!)

İşte öyle istekler ne kadar makul karşılanabilir!? İnsanların halleri, sıfatları, yaptıkları inandırıcı olmalı ki; etkili olsun.  Aksi olursa kötülük sahne alır. Halkı kandırmayı hüner sayar ve hatta yapmayanı aptal görür hale gelir. İşte o zaman eşit vatandaşlık duygusu yara alır ve sosyal uyum sorunu gelişir. Böyle bir toplumda insanların kalbi kırık, vicdanlar çürük olur. Güçsüz isen, arkan yoksa, sıradan vatandaşsan hakkını alman zorlaşır. Bilinsin isterim.

 Esasında karşıma kul hakkıyla çıkmayın diyen bir dinin mensubuyuz!  Din güzel ahlaklı olmayı, adaletli olmayı ve kul hakkına saygı duymayı zorunlu kılar!

 Hayatın ve devletin dayandığı iki temel sütun ahlak ve adalettir. Ölçü; insanları layık olduğu yere koymak ve hak etmiş olduklarına göre muamele etmektir. Her şeye rağmen takdir edeceğimiz güzel insanlarımız var. Onları desteklemek ve çoğaltmak zorundayız. Onun için güvenilir, temiz insanların duygu ve taleplerine cevap verecek hikayelere ihtiyaç vardır.  Söylemek isterim.

 

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
ADIGE gülden 4 ay önce

İnsanı anlamak, ona dokunmak, derdini anlatabilmek, onun derinliklerine işleyebilmek, onu anmak, ona hak ettiği gibi davranmak… Tüm antropolojik süreçleri ile yüzyıllardır biriktirdiğimiz bir birikim gibidir insanın anlamı. Zamanla çoğalır.

Duygu, düşünce ve davranışları anlayabilmek için “alim” olmaya gerek yok elbette. Karşımızdakini nasıl isteklendireceğimizi, birbirimizi daha iyi anlamak için ne şekilde iletişim kurmamız gerektiğini bilmek yeterli. Ortak bir bakış açısı oluşturmak, üretim temelli bir düşünce ile ortak paydayı geliştirmeye çalışmak “işin sırrı” denebilir. İnsanı odağına alan felsefi yaklaşım ise, tüm bunları felsefi bir olgunluğa taşıyacaktır. Kişileri iş ve özel yaşamlarında; katılımcı, olumlu bir tutum benimseyerek, kaliteli kişisel hizmet vermeleri yönünde teşvik edecek ve cesaretlendirecektir. İşbirliğini ve dayanışmayı beraberinde getiren bir kişisel gelişim sürecidir bu. Çevre ile olan ilişkilerde gösterilen ilgi, kişilerin hayata bakış açıları ve davranışları üzerindeki etkisi ile iletişimlerin sağlıklı olmasını sağlar. Tüm bireyler hayatlarına bunu kolaylıkla uyarlayabilir. Böylece hayatlarında olumlu yönde değişim yaratacak güce sahip olduklarını ve bunun için sorumluluk almaları gerektiği ilhamına sahip olduklarını fark ederler. “Önce İnsan” diyebilmek, iki kişi arasında da olsa büyük bir ekip içinde de olsa; canlanma, hareketlilik ve gelişme yaratacaktır.

İnsana verilen önem iş yaşamında harika sonuçlar yaratabilir. Hizmet anlayışı kalite kazanır. İnsanlar, özel ve çalışma yaşamlarında özgüven kazanır ve işyerlerindeki kısımlar arasında olumlu bir iletişim ortamı oluşur. En önemlisi de ekip olma isteğindeki yükseliş, katılımın artması, ortak dil birliği, kurum kültürünün oluşturulması yapılacak iletişim çalışmaları ile sağlanırken, anahtar kelime hep “insan” vurgusu olmalıdır.

Önce İnsan bir felsefe ise konusu bireydir. Bireyden şekillenen bu bakış açısındaki vurgu; insanın iç barışını sağlaması ile iş ve özel yaşamını idare edebilen, etrafı ile olumlu ilişki kurabilen bir bireye dönüşebilmesidir. Bireyin kendisi ile barışık, iş ve özel hayatını koordine edebilen, çevresiyle kuracağı olumlu ilişkilerden en fazla kendisinin yarar sağlayacağının bilincinde, işinden zevk almayı öğrenmiş bir hale gelmesidir.
İnsanı felsefi anlamda ilk ele alan kişi felsefenin kurucusu sayılan Sokrates’tir. Tıpkı temelinde ulvi bir “aşk” bulunan tasavvuftaki gibi çözümlemelerde bulunmuştur ve çok haklıdır: “Aşk, insan ruhunun ilahi güzelliğe duyduğu açlıktır. Yalnız güzelliği bulmayı değil, aynı zamanda onu yaratmaya ve devama iştahlıdır.” İnsana değer verirken, önce derin bir felsefe ile eğilmeli, insan ruhunu yüceltmelidir.
Sevgi saygılarımla

Avatar
Mehmet şar 4 ay önce

Diline sağlık hocam iyi iş çıkarıyorsun insanlığa bir nepze fayda sağlayanı kutlamak lazım kutluyorum sizi

Avatar
Şahin arıkan 4 ay önce

EyvAllah hoçam eline kalemine yüreğine saiılk sen gereğini yapıyon ders cıkarmak
İsteyende dersini alsın

Avatar
Gülden 4 ay önce

İnsanı felsefi anlamda ilk ele alan kişi felsefenin kurucusu sayılan Sokrates’tir. Tıpkı temelinde ulvi bir “aşk” bulunan tasavvuftaki gibi çözümlemelerde bulunmuştur ve çok haklıdır: “Aşk, insan ruhunun ilahi güzelliğe duyduğu açlıktır. Yalnız güzelliği bulmayı değil, aynı zamanda onu yaratmaya ve devama iştahlıdır.” İnsana değer verirken, önce derin bir felsefe ile eğilmeli, insan ruhunu yüceltmelidir.