banner136
banner191

Prof.Dr.Fuat Sezgin’in Ardından

Okuyan, yazan, düşünen bir  millet olmalıyız”

Prof.Dr.Fuat Sezgin

Değerli Dostlar!

İslam Aleminin Yüzakı, Aziz milletimizin medarı iftiharı Merhum Fuat Sezgin Hocamızı , 30 Haziran 2018 tarihinde sonsuzluğa uğurladık.

Ahirete irtihalinin, üçüncü sene-i devriyesinde ;

Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatıyla Prof. Dr. Fuat Sezgin Yılı olarak ilan edilen 2019 yılında “Bilim Tarihi Dostu Prof. Dr. Fuat Sezgin” ismiyle hazırlayıp, 03.01.2019 tarihinde yayınlanan “ Bilimler Tarihi Dostu  Prof.Dr.Fuat Sezgin “adlı bu kitap çalışmamızdan  özetler sunmak isterim;

Efendim!

“Merhum Sezgin Cumhuriyetle yaşıttır.1924 yılında Bitlis’te gözlerini dünyaya açtığında, Türkiye Cumhuriyeti henüz bir yaşındadır. Fuat Sezgin, bu yıllarda, Doğubayazıt ve Erzurum’da ilk ve orta öğrenimini tamamlayarak 1940’lı yılların Türkiye’sinde, lise öğrenimini bitiren ve yüksek tahsil arzusunda olan her genç gibi İstanbul’un yolunu tutmuştur. Başka bir seçenek de yoktur; çünkü Türkiye’nin ikinci üniversitesi olan Ankara Üniversitesi henüz emekleme safhasındadır. Ayrıca Sezgin, mühendis olmak niyetindedir. Zira o yıllarda Türkiye’nin

en çok ihtiyaç duyduğu mesleklerin başında mühendislik gelmektedir ve mühendislik tahsili için de İstanbul tek seçenektir.

Fakat İstanbul’da fikri ve hedefi değişecektir. O sıralar Türkiye’de Alman Doğu Enstitüsü’nü kurmakla görevli Alman Şarkiyatçı Hellmut Ritter (1892-1971) İstanbul’da bulunmakta ve seminerler vermektedir.

Genç Sezgin, “bir yakının tavsiyesiyle” Ritter’in seminerine gitmiş ve üniversitede öğrenim göreceği alanla ilgili düşüncesi tamamen değişmiştir. Mühendis olmak fikrinden vazgeçmiş, etkilendiği Ritter’in izinden gitmeye karar vermiştir. Ritter, 1936 yılında İstanbul’a gelmiş, Alman Doğu Enstitüsü’nü kurmuş ve Enstitünün ilk müdürü olarak aynı zamanda İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde Doğu Dilleri ve Edebiyatları Bölümü ve Türkoloji’nin kuruluşunda görev almış; 1936-1938 ve 1956-1969 yılları arasında bu üniversitede Arap- Fars edebiyatları dersleri vermiştir.

Ritter, bölümdeki dersleri yanında, İstanbul Üniversitesi Şarkiyat Enstitüsünü kurmakla görevlendirilmiştir. Ritter’le bir seminer vesilesiyle yolları kesişen Sezgin, Edebiyat Fakültesi’nde, hoca öğrenci olarak yola devam etmiş, buradan mezun olduktan sonra fakültenin akademik kadrosu içinde görev almış ve 1954 yılında; İslam kaynakları arasında mutena bir yere sahip,

altı hadis kitabından (Kütüb-ı Sitte) biri olan, daha çok Buhari/Sahih-i Buhari olarak bilinen İmam Buhari’nin (Muhammed b. İsmail, el-Câmi̕u’s-Sahîh) bu eseri üzerine hazırladığı “Buhari’nin Kaynakları” adlı teziyle doktorasını tamamlamıştır.

Ne var ki, 1960 askeri darbesi sadece siyase- te, demokrasiye darbe vurmakla kalmamış, üniversiteye de el atmış ve öğretim üyeleri içinde “zararlı” gördüklerini tasfiye etmiştir. Türkiye üniversite tarihine 147’likler diye geçen bu tasfiyede, genç filoloji doçenti Sezgin de payına düşeni almış ve üniversitesiyle ilişkisi kesilmiştir. 1933 yılındaki üniversite reformu sırasında da yetişmiş pek çok üniversite mensubu; “ilimden ziyade idealizm” gerekçesiyle, yani ideolojinin ilme tercih edildiği bir gerekçe ile üniversite dışına atılmıştı. Her halde darbeci kadro nezdinde, Sezgin’i “zararlı” kılan da hazırlamış olduğu doktora tezidir.

Öyle ya, “Buhari’nin Kaynakları” unvanıyla hazırlanan bir tez, hangi “ideale” hizmet edecekti! Bu tasfiye, elbette Türkiye için bir kayıp ama Sezgin için kazanç olmuştur. Şayet Türkiye’de kalsa idi, muhtemelen Sezgin, sadece çalışkanlığı ve üretkenliği ile tanınan bir profesör olacaktı.

Üniversiteler serbest düşünce ikliminde geli- şir. İlimle iştigal eden insanlar, gördükleri değer

yaptıkları işten zevk aldığı ölçüde ilklere imza atarlar. İlim yolcusunun tek hedefi vardır: O da sadece ilimdir, hakikati keşfetmektir.

Sadece sosyal ve beşerî bilimler alanında değil, bilim alanı olarak hayatımızda var olan her alanda, imkânlarıyla hayat bulduğu ülkesinin ilim vadisinde, dünyada üretilen bilgide payını artırmaktır. “Ülke olarak ne kadar bilgi üretiyoruz? Literatüre katkımız nedir? İnsanoğlunun bir problemine çözüm, derdine deva olacak bilgilerden ne kadarı bize aittir? Yeni bir şey ortaya koyabiliyor muyuz? Algıya, istismara açık bilgi alanlarında oluşan algıları yıkabiliyor; yanlışları düzelterek eksikleri tamamlayabiliyor muyuz?

Şüphesiz bu sorular çoğaltılabilir ve üniversi- telerimizin, bilim insanlarımızın cevabını vermesi gereken bu tür sorulardır. Fuat Sezgin, gurbet diyarında, Almanya’da, üniversitelerin bu tür sorularla hemhal olduğu bir bilim ikliminde çalışmalarını sürdürdü. Mensubu bulunduğumuz medeniyet havzasının, dünyaya miras bıraktığı ve bugünkü medeniyet seviyesinin yakalanmasında büyük katkısının olduğunu ağyarın da ifade etmekten kaçınmadığı şanlı bir mazisi vardır. İşte Sezgin, yabancı bir diyarın kendisine sunduğu imkânlarla bu şanlı maziyi ortaya çıkarmıştır.

Bu şanlı mazinin müfredat programlarımıza

yansıması gerekiyor. Müfredat programlarının, “bilgi üretimini teşvik edecek, bilime, bilim insanı olmaya özendirecek” nitelikte yeniden ele alınması bir mecburiyettir. Tahsil çağındaki nesillerin zihin dünyasında, bilim denilince; Newton, Pasteur, Curie, Einstein.... gibi İngiliz, Fransız, Polonyalı, Alman... bilim insanları canlanıyorsa, böyle bir nesil içinde ilklere imza atacak bilim insanı çıkmasını beklemek uzak bir ihtimaldir. Böyle bir zihin dünyasından ancak; “nasıl olsa birileri bilgi üretmiş/üretiyor, üretmeye devam ediyor. Bu yolda, asude bir yolculuk dururken, fazla çabaya ne gerek var” rahatlığı çıkar.

Merhum Fuat Sezgin; bu zengin bilim müktesebatımızı, sadece ortaya koymak ve güncellemekle kalmamış aynı zamanda dünyanın bilgi kazanımlarına katkısını da gün ışığına çıkarmıştır. Günümüz dünyasında, bilgi üretiminde öncü olanlar da bu katkıyı inkâr etmiyor. Ülke olarak, eğer dünyada bilgi üretenler/ilklere imza atanlar kervanına katılmak istiyorsak bu mirasa ve katkıya sahip çıkmamız lâzımdır.

Bunun için de bilimsel bir zihniyet değişimine ihtiyaç vardır.

Siyaset ve devlet üzerine düşeni yapmıştır: 1960 Türkiye’sinin üniversiteden “zararlıdır” diye attığı bir bilim insanının itibarını iade etmiştir. Fuat Sezgin’e vefa borcunu eda etmiştir. 2008 yılında,İstanbul’da, Prof. Dr. Fuat Sezgin’in, yarım asırda, hem de gurbet ellerde, dünya ilim alemine tanıttığı bu mirası, “İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi”ni kurmakla vefa borcunu eda etmiştir.

Bununla da kalınmamış; 2013 yılında, İstanbul Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi bünyesinde, Fuat Sezgin adına “İslam Bilim Tarihi Enstitüsü” kurulmuştur. Sayın Cumhurbaşkanımızın himayelerinde ve öncülüğünde, 2019 yılı, “Prof. Dr. Fuat Sezgin Yılı” ilan edilmiştir. Devlet üzerine düşeni yapmış, bundan sonrası ilim dünyamıza kalıyor...

(  Sayın Prof.Dr.Mehmet Ali Beyhan, Bilimler Tarihi Dostu, Kitabı,

BİTLİS’TEN FRANKFURT’A BİR İLİM YOLCUSU: FUAT SEZGİN” takdim yazısından.)

 Efendim!

İslam Aleminin Yüzakı, Aziz milletimizin medarı iftiharı Merhum Fuat Sezgin Hocamız diyorki:

“Benim mensubu olduğum bir ilim, kültür ve medeniyet dünyası var. Bizler, köksüz ve sahipsiz değiliz. Çok derinlere inen sağlam bir medeniyete beşiklik etmişiz.

Fakat yüzyıllardır bu medeniyetin görmezden gelindiğini, hakkının yenildiğini, tahkir edilip bütün yaptıklarının da elinden alındığını ve ona zulmedildiğini gördüm.

İslâm medeniyetinin bu göz kamaştıran birikimini ve dünya bilimine yaptığı büyük katkıları, bunun farkında olmayan dünyaya tanıtmayı gaye ittihaz ettim.

Bu gayretimin bir kısmı, sadece bilim dünyasına hizmet, ama diğer çok mühim bir gayesi ise, koskoca bir İslâm âleminin yitirmiş olduğu kendine hürmeti, güveni ve insanlık tarihindeki yerini hatırlatarak kaybettiklerini iade etmek içindir....”

( Sayın,Sefer Turan – Fuat Sezgin: Bilim Tarihi Sohbetleri)

Velhasıl;

Kültür ve Turizm Bakanlığının katkılarıyla 2008 yılında İstanbul Gülhane Parkı içerisinde açılan İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesini, Prof. Dr. Fuat Sezgin ve  Dr.Ursula Sezgin Bilimler Tarihi Kütüphanesini görmeli .

Bu mekanlarda  ,müze ve kütüphanede sergilenen nadir eserleri anlamalı , içselleştirilmelidir.

ve Prof. Dr. Fuat Sezgin İslam Bilim Tarihi Araştırmaları Vakfı gayretleriyle adeta çiçek bahçesine dönmüş aynı mekândaki kabrini, Yüce Milletimizin her ferdi, hepimiz, çocuklarımızla, torunlarımızla birlikte ziyaret etmeliyiz.

Bu anlamlı ve bir o kadar da önemli vecibeyi yerine getirmek suretiyle  Mesut , bahtiyar ve mutlu olmalıyız.

En azından Merhum Fuat Sezgin hocamızın Ruhuna Fatihalar hediye etmeli, dualar okumalıyız.

 Bilimler Tarihi Dostu Prof. Dr. Fuat Sezgin’in

Attığı tohumların yeşerdiğini ve Hocanın emeklerinin zayi olmadığına bir ömür onun çalışmalarına şahitlik eden; eşi Saygıdeğer Dr. Ursula Sezgin Hanımefendi, göz aydınlıkları Kıymetli kızları Hilal Sezgin Hanımefendi; Bilimler Tarihçisi Prof. Dr. Fuat Sezgin’in ardından bıraktığı hoş bir sada ile bir kez daha mutlu, mesut ve bahtiyar olacaklardır.

Merhumun ruhu şad olsun, Allah kendisinden ebediyyen razı olsun. Mekânı cennet olsun.

“ Niyet Hayır, Akibet Hayır”

Olur.  HaftAya İnşaallah buluşmak üzere,

Kalın sağlıcakla...

 Adnan Yılmaz -06.06.2021/Ankara

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.