banner136
banner191

Prof.Dr.Fuat Sezgin’in Ardından -2-

“Okuyan, yazan, düşünen bir  millet olmalıyız”

Prof.Dr.Fuat Sezgin

Değerli Dostlar!

Bildiğiniz üzere;

İslam Aleminin yüz akı, aziz milletimizin medarı iftiharı Merhum Fuat Sezgin Hocamızı , 30 Haziran 2018 tarihinde sonsuzluğa uğurladık.

Ahirete irtihalinin, üçüncü seneyi devriyesinde

Bu vesile ile, Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatıyla Prof. Dr. Fuat Sezgin Yılı olarak ilan edilen 2019 yılında “Bilim Tarihi Dostu Prof. Dr. Fuat Sezgin” ismiyle hazırlayıp, 03.01.2019 tarihinde yayınlanan “ Bilimler Tarihi Dostu  Prof.Dr.Fuat Sezgin “adlı bu kitap çalışmamızdan  özetler sunmaya devam ediyoruz:

“Bismillah...” diyerek Mehmet Akif Ersoy’un, “Ah ne olur bütün eli kalem tutanlar... milleti irşad edecek faideli şeyler yazsalar...” sözünden ilham alarak; “Halka hizmet Hakk’a hizmettir...” aşk ve şevki ile yürüttüğümüz kırk bir yıllık idarecilik tecrübesini bir nebze olsun gençliğimize aktarabilmek için bu yola koyulduk.

Gayemiz Aziz milletimize ve bizlere emanet olan göz aydınlığımız evlat ve torunlarımıza ışık tutup, faydalı olmaktır.

Gayemiz; Bakî’nin

“Âvâzeyi bu âleme Dâvûd gibi sal

Bâkî kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş” dediği gibi, şu âlemde hoş bir sada bırakmaktır.

Bilindiği gibi Hz. Davud, peygamberliğinin yanı sıra sesinin güzelliği ile de meşhurdur. Asırlar öncesinde yaşamasına rağmen günümüze kadar adı bâkî kalmıştır. Çünkü O, dünyaya hoş bir sadâ bırakmıştır.

Her yaratılanın mutlaka bir vazifesi vardır. İnsanoğlunun yaratılışı ise hikmetlerle doludur. Çünkü yaratılmışların içinde en şerefli sayılmış ve diğer canlılar onun emrine verilmiştir. Hepsinin de birbirine karşı sorumlulukları vardır ve hepsi vazifelerini hakkıyla yerine getirdikleri oranda insanlara ve Yaratıcısına olan borcunu ödemeye çalışıyor demektir. Fakat bazı insanlar vardır, sıradan vazifelerinin yanı sıra birtakım üstün özellikler gösterir. Yeni bir şey keşfeder, icatlarda bulunur, eser koyar ortaya. Bunların adları, sanları yıllar, asırlar geçse de unutulmaz. Çünkü şairin dediği gibi, hoş bir sadâ bırakmıştır insanlığa. İşte bugün devlet adamı olarak Fatih’i, Yavuz’u, Kanunî’yi; şair-düşünür olarak Mevlânâ’yı, Yûnus Emre’yi Fuzûlî’yi, Bâkîyi, Mehmet Akif’i, Yahya Kemal’i, Necip Fazıl’ı, Hacı Bektaş Veli’yi, Ahi Evran’ı; mimar olarak Koca Mimar Sinan’ı unutmayışımız bundandır. Onlar ki ebedî âleme giden sayısız insanın içinde isimleri bâkî kalmış, kalmaya da devam edecektir.

Demek ki dünyada bâkî olmanın temel şartı hoş bir sadâ, insanlara faydalı bir eser bırakmaktan geçiyor.

Yine bir tasavvuf büyüğü olan Hadimî diyor ki:

Kâmil odur ki koya dünyada bir eser

Eseri olmayanın yerinde yeller eser

Bu kitabımızda; bilimsel çalışmalarıyla ve çok sayıda eseriyle sadece ülkemize değil bütün İslam Âlemine hatta dünyaya örnek olmuş bir Âlimimizden, Prof. Dr. Fuat Sezgin’den bahsetmek istiyoruz.

Bilimler tarihi insanların müşterek mirasıdır inancıyla o, ülke ülke gezip, 300 bini aşkın yazma eseri yerinde inceleyen bir ilim adamı. Dünyanın nimetlerinden, uykudan, dinlenmekten feragat ederek yalnızca ilim ve kitap peşinde gecesini gündüzüne katarak, hafta sonu, tatil demeden 365 gününü aziz milletine hasreden bir ömür geçirdi. Prof. Dr. Fuat Sezgin, İslam Bilim Tarihi denildiğinde dünya çapında akla gelen ilk isimlerden biridir. Bilim tarihine Müslüman âlimlerin yaptığı katkıların peşine düşmüş, makale ve kitaplarıyla bu alanda öncü olmuş ve sayısız öğrenci yetiştirmiş bir bilim adamıdır.

“Batı medeniyeti İslam Medeniyetinin çocuğudur. Müslümanların 10. yüzyılda geldiği seviyeye, Avrupa 19. yüzyılda ancak ulaşabiliyordu... Bilimler tarihi insanların müşterek malıdır ...” diyen Fuat Sezgin; bunu bilimsel olarak ispatlamıştır. Onun eserleri önümüzü aydınlatıyor, yol gösteriyor bizlere.

Fuat Sezgin Hoca, koskoca bir İslam Medeniyetini öğrenmemiz için çok büyük bir çığır açmıştır.

Tarihini ve geçmişini özümsemek bilgiye ve bilgine değer vermekle olur.

Mazideki büyük hazinenin farkına varırsak bu ışık bütün dünyayı aydınlatabilecektir.

Dünyanın en büyük Bilimler Tarihçisi Hocamız, Prof. Dr. Fuat Sezgin, tarihten geleceğe bilim köprüsü olmuştur.

İslam medeniyetinin bilime katkılarını keşfedici araştırmalarıyla tanınan Fuat Sezgin gibi bir âlime sahip olmak Türkiye için büyük bir kazanımdır. Onunla ilgili bir kitap yazmak ise bizim için önemli bir vazifedir; eli kalem tutan biri olarak büyük bir bahtiyarlıktır.

Gençler; sizler bu ülkenin geleceğinde söz sahibi olmak istiyorsanız, Fuat Sezgin Hocayı ve benzeri değerlerimizi iyi anlamanız lazım. Fuat Sezgin Hoca sadece Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yetiştirdiği en büyük bilim adamı değil, aynı zamanda bütün İslam Âleminin yüz akıdır. Çünkü o, Müslümanların kaybolan özgüvenini yeniden kazandırdı. İslam Âlemi kendisine minnettardır.

Bu kitabı yazarken kaynak taramalarına önem verdik. İstanbul İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi’ni, Prof. Dr. Fuat Sezgin ve Dr. Ursula Sezgin Bilimler Tarihi Kütüphanesi ile Prof. Dr. Fuat Sezgin İslam Bilim Tarihi Araştırmaları Vakfını ziyaret ettik.

Kitabın hazırlanmasından basım aşamasına kadar; yoğun bir şekilde emeği geçen herkese, benim de katkım olsun, heyecanı ile paylaşımda bulunan gönüllü, samimi güzel dostlarıma minnet ve şükran borçluyum.

Aziz Dostlarım…

Sevgili Gençler!

FUAT SEZGİN KİMDİR?

Bitlis’te 24 Ekim 1924’te dünyaya gelen Fuat Sezgin, İlkokulu Doğubayazıt’ta, ortaokulu ve liseyi Erzurum’da bitirip 1943’te İstanbul’a geldi.

Çocukluğundan beri mühendis olmayı istiyordu Fuat Sezgin. Ancak bir akrabasının tavsiyesi üzerine İstanbul Üniversitesi Şarkiyatçılık Enstitüsü’nde görev alan Hellmut Ritter tarafından verilen bir seminere katılması onun geleceğe bakışını tamamen değiştirdi ve şarkiyat çalışmaları yapma hedefiyle Ritter’in yanında eğitime başladı.

İstanbul Üniversitesi Şarkiyat Araştırmaları Enstitüsü’nde alanında en tanınmış uzmanlardan Alman şarkiyatçı Hellmut Ritter’in öğrencisi olan Sezgin hocasının bilimlerin temelinin, İslam Bilimlerine dayandığını söylemesiyle bu alana yöneldi.

Sezgin, 1951’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ni bitirdikten sonra, Arap Dili ve Edebiyatı üzerinde doktora yaptı.

Fuat Sezgin, Doğu Bilimi ve Türkoloji üzerine çalışmalar yapan bilim adamı Alman Carl Brockelmann’ın (1868-1956); “Arap Edebiyatı Tarihi” ve “İslam Milletleri ve Devletleri Tarihi” gibi çalışmalarındaki eksiklikleri fark etmiş ve bunları tamamlamak maksadıyla, 1954 yılında İslam Bilim Tarihi ile ilgilenmeye başlamıştır.

1954’te Arap Dili ve Edebiyatı Bölümünde, “Buhari’nin Kaynakları” adlı doktora tezini tamamlayarak doçent oldu.

Fuat Sezgin’in, “Buhari’nin Kaynakları Hakkında Araştırmalar” adındaki takdim tezi 1956’da yayımlandı.

Bu teziyle o, hadis kaynağı olarak İslam kültü- ründe önemli bir yere sahip olan Buhari’nin (810- 870), bilinenin aksine sözlü kaynaklara değil, “yazılı kaynaklara dayandığı” tezini ortaya attı. Bu yazılı kaynakların, İslam’ın erken dönemine; hatta 7. yüzyıla kadar geri gittiğini ortaya koydu. Bu tez, Avrupa merkezli oryantalist çevrelerde hala tartışılmaktadır.

Fuat Sezgin 1961 yılında 36 yaşındayken vatanında ayrılmak zorunda kaldı. Türkiye’yi neden terk ettiğini şöyle anlatıyor:

“1960 yılında, bir hükümet darbesi oldu. Askerler devletin idaresini ele geçirdiler. Milli Birlik Komitesi diye bir komite kurdular. Bir gün bunlar, hangi profesörler zararlıdır, diye bir liste çıkarmışlar. Bunların listeleri kanun gibiydi. Gazeteler, 147 profesörün atıldığını yazıyordu. Benim de adım vardı. Askeri idarenin, bir mülki idareyi bertaraf ederek devletin başına geçmiş olmasından memnun olmadım. Birçok şeyler bekliyordum, ama bir gün üniversiteden atılacağımı beklemiyordum. Hatta Türkiye’yi kendiliğimden terk etmeyi de düşünmüyordum. Çünkü memleketime çok bağlıydım. Bu hadiseden bir yıl evvel, Almanya’da misafir doçent olarak bulunuyordum. Bana orada, doçentlik yapmamı teklif ettiler. Bu teklifi gülerek reddettim. ‘Ben İstanbul’u, Türkiye’yi nasıl terk ederim, dedim. Özür dilediler. Gazetedeki ‘zararlı profesörler’ listesini ve ismimin bu listede olduğunu görünce, ülkeden gitmemin, artık benim iradem dışında olduğunu anladım. Gazeteyi çantama koydum, Süleymaniye Kütüphanesi’ne gittim ve hemen orada üç tanıdığım dostuma mektup yazdım. İki Amerikalı, bir de Frankfurt Üniversitesi’nin eski rektörü olan dostlarıma; ‘Bana bir yer bulun, geleceğim’ diye yazdım. 30 gün içinde üçünden de cevap geldi. Üçü de beni, memnuniyetle kabul ediyorlardı. Ancak ben Frankfurt’u tercih ettim. Frankfurt’a gittim. Türkiye’yi, İstanbul’u terk edeceğim akşam, Galata köprüsünün Karaköy tarafına gittim. Oradan 15-20 dakika kadar Üsküdar’a baktım. Güzel bir geceydi. Döndüğümde, gözlerimin yaşını silmek zorunda kaldım. İşte son hislerim buydu. Kızmadım da o zaman tabi üzülmüştüm. Bugün bir kırgınlık duymuyorum. Memleketime, yine ne vermek mümkünse onu vermeye çalışıyorum.”

1960–61 yıllarında, Almanya’ya giderken yanına, kıyafetlerinin dışında, sadece iki bavul dolusu fiş ve belge alabildi. Fuat Sezgin, Frankfurt Üniversitesi’nde ilkin misafir doçent olarak dersler verdi. 1966 yılında profesör oldu. Bilimsel çalışmalarının ağırlık noktası, Arap-İslam Kültürünün, tabii Bilimler Tarihi alanıdır.

Frankfurt Üniversitesi Institut für Geschichte der Naturwissenschaften’a tezini sunan ve bir yıl sonra Profesör unvanını kazanan Sezgin, aynı yıl kendisi gibi şarkiyatçı olan Ursula Sezgin ile evlendi. Sezgin’in kızı Hilal, 1970’te dünyaya geldi.

1961 yılında fişlerle başladığı çalışmaları, sesini duyurmaya yetti. 1978 yılında, Kral Faysal mükâfa- tını kazandı. Bu vesileyle Arap dünyasının devlet adamlarıyla tanıştı ve aklından geçen büyük projeyi onlara aktarma imkânı buldu.

Düşüncelerinin destek görmesiyle Fuat Sezgin, 1982 yılında J.W. Goethe Üniversitesi’ne bağlı Arap-İslam Bilimleri Tarihi Enstitüsü’nü ve 1983’te de buranın Müzesini kurdu. Bu Enstitü’nün direktörlüğünü yürüttü. Enstitüye bağlı olarak kurduğu Müzede, Müslüman bilginler tarafından yapılmış aletlerin ve bilimsel araç ve gereçlerin, yazılı kaynaklara dayanarak yaptırdığı numunelerini sergilemektedir.

Bilimler Tarihi alanında dünyanın sayılı otoritelerinden biri sayılmıştır.

İnsanlık tarihinin başlangıcından bugüne kadar sahasında yazılan en kapsamlı eser olan Arap-İslam Bilim Tarihi’nin ilk cildini 1967’de tamamlayan Sezgin, 17 ciltten oluşan eserin 18. cildini yazıyordu.

Sezgin, Süryanice, İbranice, Latince, Arapça ve Almanca da dâhil birçok dili çok iyi derecede biliyordu.

24 Mayıs 2008 tarihinde Gülhane parkında açılışı yapılan İstanbul İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi’nin faaliyetlerini desteklemek amacıyla 2010’da Prof. Dr. Fuat Sezgin İslam Bilim Tarihi Araştırmaları Vakfı kuruldu.

Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi bünye- sinde kurulan Prof. Dr. Fuat Sezgin İslam Bilim Tarihi Enstitüsü ise 2013 yılında faaliyetlerine başladı.

Uluslararası çeşitli akademilerin üyesi de olan Prof. Dr. Fuat Sezgin, hayatı boyunca Kahire Arap Dili Akademisi, Şam Arap Dili Akademisi, Fas Rabat Kraliyet Akademisi, Bağdat Arap Dili Akademisi, Türkiye Bilimler Akademisi şeref üyeliği de dâhil olmak üzere çok sayıda önemli ödül ve nişana layık görüldü.

Fuat Sezgin, Erzurum Atatürk Üniversitesi, Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi, Kayseri Erciyes Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi tarafından Fahri Doktora unvanıyla onurlandırıldı. Ayrıca Frankfurt am Main Goethe Plaketi, Almanya Birinci Derece Federal Hizmet Madalyası, Almanya Üstün Hizmet Madalyası, İran İslami Bilimler Kitap Ödülü, Hessen Kültür Ödülü ve Cumhurbaşkanlığı Kül- tür ve Sanat Büyük Ödülü sahibidir.

Prof. Dr. Fuat Sezgin’in öncülüğünde kurulan İstanbul İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi de üstün nitelikli eser ve ortaya konan özgün çalışmalardan dolayı kurum statüsünde Kültür ve Turizm Bakanlığı 2016 Özel Ödülü’ne layık görüldü.

Hayatını İslam Bilim Tarihi araştırmalarına adayan ve bu alanda dünyanın tartışmasız en önemli bilim insanlarından olan Fuat Sezgin, 65 yıllık araştırma ve öğretim faaliyetlerinin arkasında çok değerli eserler, kurumlar ve keşifler bıraktı.

Tarihin arka odalarında yok olmaya yüz tutmuş İslam’ın Bilimsel Tarihini karanlıktan aydınlığa çıkartarak büyük hizmetlerde bulundu.

94 yıllık ömrünün son anına kadar ilmî faaliyetlerde bulunmaya gayret gösterdi.

Fuat Sezgin, bütün akademik hayatı boyunca bilimin ve teknolojinin ilk defa doğu toplumlarında ortaya çıktığını ve İslam Medeniyeti üzerinden ya- yıldığını kanıtlamaya çalışmış ve bunu da başarmış bir bilim adamıdır.

Onun arzularından biri de kendisinden sonra gelen nesillerin “İslam'da Tekâmül Kanunu” diye bir eser neşretmeleridir.

Tarihten geleceğe bilim köprüsü olmuştur.

O, “Âlimin ölümü âlemin ölümü gibidir.” kelam-ı kibarına gerçek tahakkukunu ölümüyle bizlere

Tüm dünyaya bilimsel ilerleme sürecini bir milletin değil, bütün bir insanlığın malı olduğunu eserleriyle göstermiştir.

Nitekim vefatında onu son yolculuğuna bütün bir Millet ve Devleti uğurladı.

Bilimler Tarihi Dostu Prof. Dr. Fuat Sezgin’in

Attığı tohumların yeşerdiğini ve Hocanın emeklerinin zayi olmadığına bir ömür onun çalışmalarına şahitlik eden; eşi Saygıdeğer Dr. Ursula Sezgin Hanımefendi, göz aydınlıkları Kıymetli kızları Hilal Sezgin Hanımefendi; Bilimler Tarihçisi Prof. Dr. Fuat Sezgin’in ardından bıraktığı hoş bir sada ile bir kez daha mutlu, mesut ve bahtiyardırlar…

Merhumun ruhu şad olsun, Allah kendisinden ebediyyen razı olsun. Mekânı cennet olsun.

“ Niyet Hayır, Akibet Hayır”

Olur.  Haftaya İnşallah buluşmak üzere,

Kalın sağlıcakla...

 Adnan Yılmaz 10.06.2021/Ankara

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.