banner136
banner191

ÖLÜM HAYATIN GERÇEĞİ

Gelin girmeyen ev olur da ölüm girmeyen ev olmaz derler. Allah gecinden versin herkesin karşılaşacağı bu durumda vefat edenin yakınları, hısım, akraba, komşular son görevlerini yapmak için ne gerekirse yapmaya çalışırlar. Baş sağlığına gelenler, şehirlerde elleri boş gelmez. Önceki yıllarda evlerde yapılan yemekler getirilirdi, günümüzde hazır sipariş yemekler, pide, çörek, börek, tatlı getiriliyor. Güzel bir gelenek, her yörede ikramlarda farklılık olsa da amaç aynı.          Son yıllarda taziye yemeklerinin abartılı ziyafet sofralarına dönüşmesi birçok kesimde tepki görmeye başlamıştı, Bazı yörelerde taziye yemeklerinin kaldırıldığını duyuyorduk. Tam bir yıl oldu, dünyayı etkisi altına alan Covid 19 salgınından, ülkemizde milyonlarca kişi hastalandı, on binlerce vatandaşımızı kaybettik. Cenazeler filyasyon ekiplerince yalnız defnedildi. Yakınlarımızın cenaze törenlerine katılamadık. Salgın önlemleri sebebiyle şimdilik toplu yemekler yasaklandı. Her şerde bir hayır vardır diye düşünürsek, bundan sonra taziye ziyafetlerinden vazgeçer, geleneklerimizde olduğu gibi usulüne göre başsağlığına gelen misafirleri ağırlarız. Toplumumuzda misafir her zaman baş tacıdır. Düğünde, bayramda, cenazede de olsa ev sahibi gelenleri misafir olarak karşılar. Aman iyi ağırlansın, rahmetli yiyip içirmeyi severdi her şey bol olsun, misafirlerimize ayıp olmasın der. Yılların alışkanlığı böyle gördük. Doğal olarak yemek ikramı da olması gerek. ''Acının yeri ayrı açlığın yeri ayrı'' derler. Anadolu’da vefat edenin yakınlarına 7 gün iş gösterilmez. Acılarını yaşasınlar üzgünler derler. Akrabalardan çok komşular ilgilenir. Komşuluk böyle günde belli olur denir. Mahallenin iki iş bilen kadını bu işleri organize ederler. Erkekler yakın bir komşu veya akraba evinde taziye kabul ederler. Kadınlar kendi evlerinde toplanır. Ev ahalisine bir hafta evde yemek pişirtmezler. İlk günden yemek getirmek için sıraya girilir. Buna ''sofralı gelmek'' denir. Ev sahibine bir şey sorulmaz. Başsağlığı için gelenler sessizce oturur, biri Kur’an okuduktan sonra kalkarlar, hoşgeldin veya güle güle denmez. ‘Allah sizlere sağlık versin’ denir çok oturulmadan kalkılır. Yemek vaktinde gelinmez, geldiyse de sofraya oturulmaz. Kimse nasıl oldu, nasıl öldü sorularını sormaz. Acılar tazelenmez, güncel konuşmalar yapılmaz. Yakın akraba ve komşular düğün dernek yapmaz, ertelerler. 'Ölünün büyüğü küçüğü, yaşlısı genci olmaz' derler. Sofralı gelince komşular birbirine yardım eder.

Hal böyleyken günümüzde özellikle büyük şehirlerde şahit olduğum birkaç cenaze evi ortamını paylaşmak istedim. Akrabamızın vefatı için gittiğimiz bir şehirde kabristandan eve geldiğimizde kapının önünde çadır kurulmuştu. İçinde çay makinaları, çay bardakları, tabakları dizim dizim dizilmişti. Sandalyeler masalar sıra sıra yerleştirilmiş şaşırdım, belediyenin adını gördüm. ‘Kim haber verdi?’ dedim. Onlar öğreniyorlar galiba dediler. Bu manzara karşısında belediyelerin cenaze işlerini takip ettiklerini tahmin ettim. Apartmana girdik helva kokusu yayılmıştı. Eve girdik komşular mutfakta, bir telaş. Helva çevriliyor, çifter çifter demliklerde çaylar demlenmiş servise hazır. Ben şaşırmaya devam ediyorum, bismillah daha yeni kara toprağa verdik geldik öldü, bir daha göremeyeceğiz, üzüldüm. Balkona çıktım aşağıda çadırda çay ikramı sınırsız. Yoldan gelen geçen çay alıp içiyor. Aradan bir saat ya geçti ya geçmedi kapı çaldı. Elden ele kutularda pideler, ayran ve su kasaları mutfağa yığıldı. Ben de akrabalardan birinin ikramı sandım. Belediyemizin hizmeti dediler. Bir anda evi pide kokusu sardı, büyük bir şamatayla servis başladı. Yedin mi?, Sen aldın mı?, O da yesin, bu da yesin derken çay servisi de tüm hızıyla devam ediyor. Dolular gidiyor, boşlar geliyor. Mutfakta boyumca çöp torbaları dolmaya başladı. Ve final de helva ikramıyla yapıldı. Daha birkaç saat oldu yakınımızı kaybedeli, defnedip döneli. Evde size anlattığım yoğun telaş arasında  üzülüp ağlamak mı?, hangi ortamda.... Aşağı çadırda da ikramlar kapış kapış.       Ve başka bir tarihte başka bir şehirdeyim... Kabristandayız, defin işlemi gerçekleşiyor. Gözyaşlarıyla izliyoruz. Yalan dünya bu işte, rahmetli dün vardı bugün yok, az yaşa çok yaşa geleceğimiz yer burası. Dualar okunuyor, başlar önde gözler yaşlı, yakınlarda mezar taşlarına ister istemez bakıyorum dünya yalan herkes arabasına doğru yürüyor. Kabristan girişindeki küçük binanın önünde bir telaş dikkatimi çekti. Yaklaşınca anladım ki, öbek öbek kasa kasa pideler, ayranlar, sular. Bu da başka bir şehrin belediyesini hizmet şekliymiş. Pideler, ayranlar kapış kapış alındı. Herkes bir kenara çekilip yemeye başladılar. İçimden; rahmetli eceliyle öldü, millet acından ölmüş meğer dedim.

Genel olarak bir ikram şekli de şu; cenaze evine getirilen yemekler, vakitli vakitsiz gelen herkese daha oturur oturmaz eline tutuşturuluyor. Almak istemeyene de zorla, al al ye 1 Fatiha oku diye zorluyorlar. Yense de yenmese de pideler, börekler, çörekler yarı yeniyor yarı yenmiyor çöpe gidiyor. Ve yine bir başka tarihte memleketimdeyim. Bir cenaze evine 2. gün baş sağlığına gittik Evin önünde çadırı görünce içimden burada da mı çadır? dedim. Kadınların yanına geçtim. Odalar tıklım tıklım taziyeye gelenlerle dolmuştu. Yine tepsi tepsi çay servisi yapılırken bir yandan da Kuran-ı Kerim okunuyor. Kayısının hasat mevsimi olduğu için herkes yanındakine, ne yaptınız, kayısı işi bitti mi? bitmedi mi? sohbeti yapıyor. Etrafı şaşkınlıkla gözlemliyorum. Eski geleneklerimizdeki inceliği, yol yordam bilen insanlarımızla kıyasladım. Ev sahibi gelene hoş geldin, gidene güle güle diyordu. Ben ortamdan çıkarken fark ettim ki cenaze sahibinin evinde pişen yemekler servise başlamıştı. Bizde bir söz vardır, ''hani ölen, hani sofralı gelen'', ölen var da galiba sofralı gelen yok. Nerede o güzel adetlerimiz, nerede o güzel komşuluklar. Demek ki şehirde aynı köyde aynı olmuş. Bu da unutulan geleneklerimizden biri olmuş.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Mehmet Gözükara 2 hafta önce

Yüreğine sağlık Nermin bacı. Bu millet itiraf ve tefritden kurtulmadan ayağa kalkamaz. Şimdilik uzak görünüyor. Allah'ım bu millete vicdan versin ne diyelim

Avatar
Hanım 2 hafta önce

İyi bir konuyu ele almışınız ,güne gider gibi haber verilip pasta börekle hazırlanılması,çeyize gider gibi hediye götürmek,, kültürümüzde örf adetlerimiz de yoktur amaç acı paylaşmaktır öbür dünyaya göç edenleri anmaktır ,dua göndermektir ,yas almaya gelinip acıyı paylaşmaktır ,geleneklerimize sahip çıkmalı her değişimi doğru kabul etmemeliyiz.