banner136
banner191

-Harita Mühendisi Şükrü Mercimekten-

“Elbistan Kadastro Müdürlüğünde mühendis olarak çalışmaya yeni başladığım günlerdi. 1998’in Aralık ayında bir gün, Candargazi iş hanının ikinci katında bulunan müdürlüğümüze, mesai saatinin başladığı ilk dakikalarda bir vatandaşın, müdürlük kalemine doğru çok yüksek sesle bağırarak girdiğini gördüm. Bir toplantı sonrasıydı, vatandaşı gören diğer memur arkadaşlar o anki ortamdan uzaklaşmak amacıyla hızlı hareketlerle odalarına çekilmeye başladılar. Haberi olmayanları da “Muhtar geldi ortalıkta görünmeyin” diye uyarıyorlardı.

Muhtar, çok yüksek sesle durmaksızın bağırarak konuşuyordu. Ben durumu anlamaya çalıştım. Kendi kendime “Bir insan, talebinde haklı olmasa talep ettiği işe bu kadar önem vermez, bu kadar ısrarcı olmaz..” diye düşündüm. Orda bir ben, bir yazışmalarda görevli bayan personelimiz bir de mühendis olan müdür vekili kalmıştı. Müdür vekili muhtara sürekli “senin işinin olması mümkün değil” diyordu. Bunu derken de yüzüne bakmıyor, bir an evvel muhtarın başından gitmesini ister gibi bir tavır içindeydi. O da inadına gitmiyor, sürekli bağırıyordu. Sesi Candargazi İşhanı’nın ikinci katını adeta çınlatıyordu. Ben sessizce yaşanılan durumu takip ederken müdür vekili, “Aha işte bu arkadaş da mühendis bir de o baksın” diyerek beni gösterdi. Kısaca muhtardan kurtulmak istemişti. Benim ise beş yıllık, özel sektörde ve belediyede mühendislik tecrübem vardı, ama kadastroda yeniydim; kısaca henüz kadastronun ka’sını bilmediğim zamanlardı. Muhtar seslenmeden çıkıp gitti. ‘Oh kurtulduk’ diye sevinmeye başlamıştık ki sevincimiz kursağımızda kaldı; yarım saat sonra arzuhalciye yazdırdığı bir dilekçeyle tekrar geldi. Müdür vekili, dilekçenin havalesini bana ve bir teknisyen arkadaşa yaptı. Muhtar, benim masaya geldi. Biraz önce çok bağırıp çağıran adam, birden inanılmaz derecede babacan, şefkatli biri oluvermişti. Benim bir şeyler yapacağıma kanaat getirmiş olmalıydı ki gözlerinin içi gülüyordu. Ben ise o zamanki bilgi birikimle bu işin aslını astarı şöyle dursun, ne yapacağımı nasıl cevap vereceğimi bile bilmiyordum. İyi ki diğer arkadaş konuya hâkimdi...

Muhtar “Komşu parselde kendinin evvelden beri 50 cm daha yerinin olduğunu, kadastro çalışmalarında hata yapıldığını, hatanın kadastro kanunun 41. maddesi gereğince düzeltilmesini..” istiyordu. Benim 41. maddeyle tanışmam böyle olmuştu. “Tamam, sana cevabımızı bildiririz” dedik. Diğer görevli teknisyen arkadaşla beraber dilekçesine bir cevap yazdık. Muhtar’ın cevaptan memnun olmadığını öğrendik. Ben de bilgi eksikliğimden konuyu tam olarak idrak edemediğimin farkındaydım. O günden sonra 41. Maddeyle ilgili ne kadar makale, talimat, genelge kitap varsa okumaya başladım. 1999 yılında Ankara’ya görevli olarak gittiğimde muhtarın yeri ile ilgili ne kadar belge varsa fotokopilerini çektim. Demirtepe’deki Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü müfettişlerinin olduğu Teftiş Kurulu Başkanlığına gittim. Müfettişlerimizden Yener Karataş Bey’le görüştüm. Yener Bey, bana zaman ayırdı beraber tekrar inceledik. Yener Bey, 41. Maddeye göre yapılacak bir şeyler olmadığını ifade etti. 41. Madde kafama oturmaya başlamıştı. Bu arada Yener Bey’in, taşrada yeni bir mühendisin böyle ilgili olması hoşuna gitmişti. Muhtara yazdığımız yazıdan sonra Muhtar, sulh hukuk mahkemesine dava açmıştı. Aslında daha öncede asliye 1 ve asliye 2 mahkemelerinde bu konuda davalar açılmış ama hepsi de ret olunmuştu.

Muhtar, bana güvenmişti; benim bir şeyler yapabileceğime inanıyordu; ama benim yetkim dâhilinde yasal olarak yapabileceğim bir şey yoktu. Benden de olumlu bir cevap alamayınca bana da gönül koymuştu. Yine de belli aralıklarla müdürlüğe dilekçe veriyor, zaman zaman müdürlüğe geliyor aynı yüksek tonlarla derdini anlatmaya çalışıyordu. Memurluk hayatımda şunu da anlamıştım ki kim derdini bağırarak çağırarak anlatmaya çalışırsa, karşısındaki memur da agresifleşiyor, konuya kendini kapatıyor ve olumsuz yaklaşıyordu. Aslında yapıcı ses tonuyla sinirlenmeden sorununu anlatsa memur daha olumlu yaklaşabilirdi.

Muhtar’da bizim dairede bulunan bütün belgelerin fotokopileri mevcuttu. Bir defasında yine göçtüğümüz hükümet binasındaki dairemize gelmiş ve bana “Paftayı aç sana durumu paftadan anlatacağım” demişti. Alüminyum olan 1/500 ölçekli kadastro paftasını masanın üzerine bıraktım. Kendisi cebinden daha çok haritacılıkta kullanılan 10 cm büyüklüğündeki Trible desimetre cetveli çıkarttı. Parselinin arkasını ve ön cephesini ölçtü. Cetvelle paftadan ölçme yapmayı öğrenmesine ve haritacı meslektaşlarımızın hassas işler için kullandığı bu cetvelin muhtarda bulunmasına şaşırmıştım. Bana, “Bak görüyor musun?” dedi. “Benim parselimin kadastro yapılmadan önce önü ve arkası birdi, dikdörtgen şeklindeydi; paftada dikdörtgen şeklinde değil, yamuk…” diye ekledi. Ben de kendisine “Paftanın oluşmasını sağlayan harita ölçüleri, hesapları ve krokilerinin paftasıyla uyumlu olduğunu, 41. maddeye göre düzeltilemeyeceğini, kadastro çalışmaları hakkında zamanında Tapu İptal ve Tescil davası açmış olsaydı mahkeme kararıyla bu sorunun düzeltileceğini veya düzeltilemeyeceğini, ancak bu davayı açabilmek için de kadastrodan sonra on yıl geçmemesi gerektiğini, oysa Kızılcaoba Mahallesi’nin kadastrosu 27.11.1978 tarihinde kesinleştiğini 27.11.1988 tarihinden sonra Tapu İptal ve Tescil davası açma hakkını yine kadastro kanununun 12. maddesine göre kaybettiğini, kadastro kanun 41. Maddesine göre de idari yoldan düzeltilecek bir şey olmadığını” söyledim.

Muhtarı, Elbistan’ın belli caddelerinde gezerken çok görürdüm. Özellikle Cumhuriyet, Dulkadiroğlu ve Köprübaşı caddelerinde… Kendisiyle bu caddelerde her karşılaşmamızda beni durdurur “Bir dakika Şükrü Bey” der, konuyu tekrar açar, benim olumsuz cevap vermem üzerine yüksek sesle konuşmaya başlardı. Etraftan gelip geçenler bizi kavga ediyor sanırlardı. Bir defasında yaz aylarında ve cumartesi günü Dulkadiroğlu Caddesi’nde arabamım içinde hanımı beklerken Muhtar’ın karşıdan geldiğini gördüm. Arabanın içinde dokuz yaşında oğlum da vardı. Beni arabanın içinde fark etti, yine çok iyi bildiğim konuyu tekrar açtı. Ben, “İdari yoldan yapılacak bir şey yok” diyorum, o çok eskiden bu yana olan olayları tekrar anlatıyordu. Kendisine şöyle bir cümle kullandım. “Elbistan da bulunan Asliye 1, 2 ve Sulh Hukuk mahkemelerine davalar açılmış ve bu mahkemeler burayla ilgili senin için olumlu karar vermemişler. İdarenin, yargı süreci tamamlanmış. Mahkeme kararlarının aksi yönünde bir işlem yapılamayacağını” söyledim. Arabanın arka koltuğunda bulunan dokuz yaşındaki oğlum da o an konuya müdahil oldu. Kendisine “Amca, mahkemenin yapmadığını babam nasıl yapsın” dedi. Yüksek sesle konuşan muhtar, o an oğluma dönerek sevecen bir şekilde baktı, yanağını okşadı ve sessizce dönüp yoluna devam etti.

Elbistan’da, başta harita kadastro mesleği ile ilgili olanlar, inşaat mühendisleri, mimarlar, belediye teknik personelleri, adliye personelleri ve avukatlar olmak üzere muhtarın sorununu bilmeyen yoktu. Bunlardan herhangi biriyle yolda karşılaşırsa derdini anlatır, onları bilgilendir, onlardan kendisinin beklediği şekilde cevap vermelerini isterdi. Bıkmadan kendine bir çıkış yolu arardı. Bu meslek gruplarında bulunan arkadaşlarda beni gördüklerinde onlar da bana sorar konuyu bir de benden duymak isterlerdi. Hatta bir defasında Elbistan’a ziyaret için gelen eski Yargıtay üyesi o zamanda Anayasa Mahkemesi üyesi olan hemşerimiz Mehmet Erten Bey’e de konuyu anlattığını, kendisinin ifadesine göre “Senin işini kadastro müdürlüğü yapar..” şeklinde ifade kullandığını söylemişti. Bu tür cevaplar da muhtarın daha çok kafasını karıştır, sanki yapılması gereken bir şey var da kadastro müdürlüğü bunu yapmıyor gibi bir kanaat oluştururdu.

Ben ve kadastrodan iki teknisyen arkadaşım daha muhtarla özdeşleşmiştik. Yeni tanışmış olduğum Elbistanlı birçok vatandaş, kadastro da çalıştığımı söylediğimde bana, muhtarın durumunu sormadan edemezlerdi. Diğer iki teknisyen arkadaşımızla da buna benzer sorunlar nedeniyle onları da gördüklerinde sorular gelirdi. Onlarla tanışması benden önceydi. Çoğunlukla bana, onlar yüzünden işinin olmadığını söylerdi. Ben de onların da yapacak bir şeyi olmadığını söylerdim. Onlar tayin olmuş gitmişti muhtarın tek resmi muhatabı kadastro da ben kalmıştım. Konuyu anlatırken onlardan söz etmeden olmaz kendi kendine sinirlenir birinin soy ismini öbürüne, öbürünün soy ismini diğerine ekleyerek söylerdi.

Bizim bağlı olduğumuz Gaziantep Tapu ve Kadastro Bölge Müdürlüğü de konuyu biliyordu, onlarda muhtarın vermiş olduğu dilekçeler nedeniyle birçok defa incelemeye gelmiş gitmişlerdi. Gaziantep Tapu ve Kadastro Bölge Müdürlüğüne uğradığımda bu konu bir şekilde açılır konuşulur muhtar nasıl iyi mi, gelip gidiyor mu diye bana sorarlardı.

2005 yılı mayıs ayında idi, benim kadastro şantiyesinde bulunduğum bir anda muhtar, benim şantiyede olduğumu öğrenmiş şantiyede beni arıyordu. Gördüm, buyur ettim. Bana “Şükrü Bey, kadastro kanunun 41. Maddesinde değişiklik olmuş ben okudum yeni kanunla benim 50 cm yerimin düzeltilmesine bir engel yok benim yerimi artık düzeltin” dedi. Ben de “Müdürlüğe dilekçe yazarsan sana resmi olarak cevap verilir..” dedim. Kendi kendine artık bu durum düzeltilir diye umut ettiğini fark ettim. Her zaman olduğu gibi dilekçenin havalesi bana yapılmıştı. Ben de bunun üzerine kadastro yapıldığından bu yana ne kadar resmi evrak, mahkeme kararları varsa onları da ekleyerek, ekleriyle birlikte yaklaşık elli sayfa olan üç sayfalık dilekçeye cevap yazdım. Yazı muhtara tebliğ edildi. Muhtarın istediği olmadığı için yine mutlu olmamıştı. Muhtarın ruh halinden biliyordum ki, bu sorun ona çok büyük bir dert olmuş psikolojisini bozmuştu. Bir defasında sorunlu olduğu komşu taşınmaz sahibi müdürlüğe gelmişti. Kendisine konuyu açtım o da karşı taraf olarak her şeyi biliyordu. Ona “Bizim idare olarak yapacağımız bir şey yok ama siz isterseniz rızaen imar uygulaması yapılarak tevhit ve ifraz yoluyla bu sorun ortadan kalkar” dedim. O da bana, “Söz konusu yerin, kadastro yapılırken ikimizin arasında kar yağışlarından dolayı kar saçak payı olarak iki bina arasında paylaştırılmış yer olduğunu, bizim saçak payımızın bizde, diğeri de muhtarda kaldığını, kendileri tarafında yerinin olmadığını, buna rağmen komşu olarak kendi aralarında bu konuda çok sorunlar yaşadıklarını, onca geçen tatsız olaylar nedeniyle çözüm için rızalarının olamayacağını...” söylemişti.

2011 yılının yaz aylarında bir gün Kaymakam Bey, beni çağırdı. Odasına girdiğimde muhtarı, Kaymakam Bey’in makamında oturduğunu gördüm. Kaymakam Bey, bana muhtarın konusunu sordu orada bir yarım saat kadar konuyu Kaymakam Bey’e anlattım. Muhtar, “Tapu Kadastro Genel Müdürlüğünden müfettiş istiyorum bir de müfettiş incelesin” dedi. Bundan yaklaşık iki ay sonra kurumumuzdan bir müfettiş geldi. İki gün müdürlükte ve yerinde inceleme yaptı. Bizim personellerle birlikte araziye gitti ölçtü raporunu yazdı ve Ankara’ya gitti. Yine yaklaşık bir ay sonra Kaymakam Bey, beni çağırdı. “Şükrü Bey, müfettişin raporu geldi burada teknik ifadeler var, tam anlamadım; ama raporda kadastro müdürlüğü 41. Maddeye göre düzeltsin diyor. Bir de sen bak.” dedi. Raporu Kaymakam Bey’in makamında okudum. Rapor, teknik ifadeleri ağır basan bir yazıyla yazılmıştı. Yazının açıklaması, “İdari personeller yönünden yapılacak bir işlem olmadığını, muhtarın binasının arka sağ köşesinin ölçü ve sınırlandırma krokisinden farklı olarak paftaya yanlış çizildiğini, yanlış çizimin Kadastro Müdürlüğü tarafından düzeltilmesini, başka bir hatanın olmadığını, düzeltme sonucunda Tapu Kadastro Genel Müdürlüğünün bilgilendirilmesini..” istiyordu. Kaymakam Bey’e yapılacak işlemi anlattım o da “Gereğini yapın” dedi.

Aynı müfettiş raporu, Muhtara da tebliğ edilmişti. Muhtar yaklaşık iki üç saat sonra zafer kazanmış komutan edasıyla Hükümet Binasında bulunan müdürlüğümüze geldi. Çok sevinçliydi. Gördüğü herkese candan selam veriyor, tanıdığı bütün kadastro personeline güzel sözler söylüyor, sevinçten ne yapacağını bilmez bir haldeydi. Odama buyur ettim, çay söyledim, beraber çaylarımızı içtik. Kendisi çok mutlu idi. Yıllarca yaptığı mücadeleyi kazanmış zafere ulaşmış edası vardı. Ben rapor içeriği ile ilgili kendisine açıklama yapmadım “Tamam muhtarım düzeltme raporunu yazar, sana haber veririm; gelirsin, elden tebliğ ederim.” dedim. “Tamam” dedi ve bana sarıldı gitti.

Aslında müfettiş raporunda 50 cm düzeltilmesi ile ilgili bir durum yoktu. Muhtarın binasının arka sağ köşesinin paftaya yanlış çizildiğini ben de biliyordum. Bina parselin içinde kaldığından ve parsel sınırlarına etki etmediğinden düzeltilse de olur, düzeltilmese de olurdu. Esas olan parsel sınırlarının doğru olmasaydı. Ertesi gün muhtarı aradım daireye gelmesini söyledim. Birer çay söyledim. Düzeltme raporunu kendisine elden tebliğ ettim. Kendisine, 30 gün içinde sulh hukuk mahkemesine dava açma hakkının olduğunu, dava açılmadığı takdirde düzeltmenin kesinleşeceğini ve Tapu Müdürlüğüne dosyayı göndereceğimi söyledim. Yine ben özellikle konu hakkında açıklama yapmadım, ama raporda yazmak zorundaydım. Muhtar, kendisini 50 cm’lik yerin düzeltileceğine o kadar inandırmıştı ki ne benim raporu okuyor ne de müfettişin raporunu okuyup anlıyordu; o anlamak istediğini anlıyordu. Açıklama yapmadım çünkü kendi içimden mücadelesine on üç yıl tanıklık ettiğim bu yorgun adamın, 30 gün geceleri çok güzel bir uyku çekmesini, 30 gün mutlu olmasını istedim. Ve nitekim de 30 boyunca muhtarın, çarşıda pazarda hiç görmediğim kadar mutlu olduğuna şahit oldum. Adeta çevresine neşe ve gülücükler saçıyordu. Beni gördüğü her yerde “Seni çok seviyorum Şükrü’cüğüm” diyor, kendine has tarzda “Canımın içi, canını sevdiğim, nasılsın, iyi misin?” diye bana hâl hatır soruyordu. Ben, bu bahar havasının kısa süreceğini iyi biliyordum. 30 günlük sürenin bitmesinden sonra Sulh Hukuk mahkemesine dava açılıp açılmadığını yazıyla sordum. Gelen cevapta dava açılmadığı bilgisi vardı. Ben de bunun üzerine binanın arka tarafındaki çizim hatasını düzelterek dosyayı Tapu müdürlüğüne gönderdim. Tapu Müdürlüğünde dosyanın işlemi son bulmasından bir süre sonra muhtarın yine odama, çok kızgın bir şeklide girdiğini gördüm. Hiçbir şey dinlemiyor benim konuşmama müsaade etmiyordu. Daire personelleri ve yanımızda bulunan Nüfus müdürlüğü personelleri ve orada bulunan vatandaşlar Kadastro Müdürünün odasında büyük bir kavga olduğunu düşünüyorlardı. Kimse muhtarı sakinleştiremiyordu. Bense sakindim daha doğrusu devlet memuru olarak sakin olmak zorundaydım. Her zamanki gibi yine ikna olmadan ve kabullenmeden odadan çıktı gitti. Çarşıda pazarda beni gördüğünde selam vermiyor, bana çok kırgın olduğunu belli ediyordu.

Kahramanmaraş Kadastro Müdürlüğüne tayin olmamdan birkaç gün önce eski müftülük binasının önünde karşı karşıya geldik. Kendisine selam verdim durakladı aleykümselam dedi, yine konu açıldı. Uzunca konuşmalardan sonra bana, “Ben, o 50 santimi de istemiyorum, zaten onlar kullanıyorlar, ben sadece bir resmi sıfat taşıyan herhangi yetkili bir memurun veya kurumun SEN HAKLISIN demesini bekliyorum; yeter ki biri bana sen haklısın desin başka da bir şey istemiyorum” dedi.

Kahramanmaraş merkeze tayin olduktan sonra muhtarı hiç görmedim, ama muhtarı da hiç unutmadım. Muhtarın sayesinde, Tapu ve Kadastro Müdürlüklerinde ayrı bir iş kalemi olan düzeltme mevzuatını ve işini yapmayı uzman seviyesinde öğrenmiştim...

Sosyal medyadan Kızılcaoba Mahallesi muhtarlık seçimleri ile ilgili paylaşımlar görünce, Elbistan’dan arkadaşlarımı aradım, Muhtarı sordum. Bana “KOAH hastası olduğunu, durumunun iyi olmadığını..” söylediler. Bu konuşmadan yaklaşık iki hafta sonra muhtarın vefat ettiği haberini aldım. Çok üzüldüm. Kendisiyle görüşüp helallik istemeyi çok isterdim. Kendisinin yüreğinin sevgi dolu olduğunu iyi biliyorum, uzun yıllar muhtarlığını yaptığı Kızılcaoba mahallesi hemşerilerimin de muhtarlık görevinden memnun olduklarını, onlara hep sevgiyle merhametle yaklaştığını da iyi biliyorum. Allah rahmet eylesin, ailesine başsağlığı dilerim. Meslek Hayatımda ve yaşamımda bende ayrı bir yeri olacak daima hayırla anacağım. Allah ondan razı olsun...”

NOT: Şükrü Bey’in yazısı yukarıdaki gibidir; ben sadece üsluba çektim, imla, yazım ve noktalama hataları varsa onları düzelttim... Ben de muhtarımıza Allah’tan rahmet, kabrinin nur, ruhunun şad, mekânının cennet olmasını dilerim...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Ahmet DOĞAN 1 hafta önce

Muhtar Cuma abimiz iyi bir insandı, Allah rahmet etsin.

Avatar
Edip Kurtuluş 1 hafta önce

Allah rahmet eylesin mekanı cennet olsun inşAllah