banner136
banner191

-İsim Koymayı Neden Beceremiyoruz?-

Efendim, biz millet olarak şu “isim koyma” işlerinde öteden beri hiç de başarılı sayılmayız herhâlde… Gerçi, Türkistan’dan Anadolu’ya gelirken oradaki “Ceyhun”ları “Seyhun”ları birlikte getirmemiz ve onların buradaki Ceyhan’lara, Seyhan’lara ad olması; keza nice boy, soy ve oymak adlarının birçok köye-kente, muhtelif mekân ve topluluklara  nakış nakış ad olarak işlenmesi elbette başarıdır; güzel Anadolu’yu da böylece Türkleştirmişiz; ama ne var ki, Turan’dan gelip İran’dan geçtiğimiz asırlarda nice acem isimlerini de Selçuklu şehzadelerine ad olarak verişimiz, sonra da onları Keykubat’lar, Keyhüsrev’ler olarak Türk devletlerinde hükümdar olarak görüşümüz, hiç de başarı sayılmamalı… Eskilere çok gitmeden,  hele de ülkemizde ideolojik zihin kalıplarının hâkim olduğu dönemlerde bu başarısızlık bâriz olarak görülür. Çocuklarımızın adlarından iş yeri, kurum ve hatta ibadet yeri adlarına kadar birçok olumsuz örnek sayabiliriz. İsim olarak çocuklarımıza keşke “sağcı”, “solcu”, “kozmopolit”, “Batıcı” veya “İslâmcı” oluşumuza göre değil de “Müslüman” ve “Türk” oluşumuza, atalarımızın iftihar etmekte hemfikir oldukları örneklere yahut insanda güzel çağrışımlar yaptıran adlar kıstasına göre tercihlerde bulunabilsek… İşyeri olarak elbette ticari çağrışımlar yaptıran güzel örnekler bulunmalı; ama inanç ve kutsal değerleri istismara yeltenmeyen, ecnebi ortaklıkları söz konusu değilse eğer, yine mutlaka Türkçe adlar seçilebilse… Kurum adlandırmasında, o kurumun içeriğine uygun kelime ve kavramlarla, millî veya insanî duyarlıklara hitap eden tercihler kılavuzumuz olsa… Ve nihayet ibadet yerlerinde, şahsî veya bir cemaate özgü tercihlerden çok genelde dinî, tarihî, millî duyarlıklarımıza cevap veren, makul adlandırmalar yapılabilse… Bunlar zor şeyler mi? Hayır. Çaresi ne? Her işte olduğu gibi bu konularda da ya ehil olmak yahut ehline sormaktır. Bu konularda ehil olmanın kıstası nedir? Sanırım en başta sağduyulu ve kültürlü olmaktır.

Çok kötü örnekleri saymaya gerek yok, herkes biliyor. En fahiş hatalardan birisini geçtiğimiz yıllarda Eskişehir Belediyesi yaptı: Cadde ve sokak adlarında, sözde alfabetik bir kıstas uygulayarak yılan-çıyan adları dâhil, olmadık isimler koydu; bazı sivil toplum örgütlerinin – özellikle de Türk Ocağı Şubesi Başkanı Prof. Dr. Nedim Ünal’ın - ateşlemesiyle şehir ayağa kalkınca, hepsinden geri döndü. İşyeri öneklerinde acı tablo gözlerimizin önünde: Bu kadar yabancı hayranlığı ve soysuz isimler mahşeri ancak bize mahsustur, dense yeri… Doksanlı yılların Devlet Bakanlarından Işılay Saygın’ın çabalarıyla gündeme gelen ve Türk Dil Kurumu’nun müzahir olduğu, bütün işyerlerinin esas adlarının “Türkçeleştirilmesi” – gerek görülüyorsa yabancı isimlerin alt başlık halinde anılması - eksenli bir kanun tasarsı, sudan sebeplerle kadük oldu. Şu anda millî hassasiyeti yüksek vekillerin öncülüğü ve işbirliğiyle keşke yeniden gündeme gelse!.. Yanlış adlandırmalardan - Maraş örneğinde, şahsen beni de üzen - en son bir iki somut örnek verip esas konumuza geleceğim:

Maraş merkezde isim verme meselesi son yıllarda nerdeyse kısır bir çembere hapsolmak üzere… Bu gidişle “Yedi Güzel Adam”dan birinin ismi – zannederim -  akla gelen her mekâna ya verilecek ya da verilmediyse bile “keşke buraya da şu isim verilseydi” diye hayıflanılacak. “Yedi Güzel Adam” – niye sekiz, on, on beş değil? orası ayrı mesele ve gidene rahmet, yaşayanlara Allah uzun ömürler versin -  geçekten güzel insanlar olabilir, isimleri kendi niteliklerine uygun yerlere mutlaka verilmeli, eyvallah; ama niçin her isim koymada bu insanlar akla gelsin? Maraş’ta ülkesine, vatanına, milletine; bütünüyle memleket ilim, irfan ve sanatına hizmet etmiş,  rahmete kavuşmuş ya da yaşamakta olan – kadın erkek - başka “güzel insan” yok mu Allah aşkına? Eski sağlık bakanı olarak bir Dr. Kemali Beyazıt, eski milletvekili ve kültür adamları olarak bir Hasan Reşit Tankut, bir Av. Mehmet Yusuf Özbaş; sanatkâr olarak bugün yaşlarının ve sanatlarının kemâline çıkmış bir Bahaeddin Karakoç-Abdurrhim Karakoç kardeşler…  Keza, iş adamı olarak - bu veya başka şehirde - nice müteşebbise müzahir olmuş, bu sebeple biyografi kitabında “işadamı fabrikası” diye nitelenen bir Hasan Balcı niçin olmasın? Dünya çapında bir İslâm ve Ortaçağ tarihçisi olarak bir Mükrimin Halil Yinanç’ın adı, kimselerin görmeyeceği bir arka mekâna gizlenmiş sanki… (Şükredelim, Üniversitemiz Mükrimin Halil adını daha yeni, kendi merkez kütüphanesine verdi, ama özellikle bir “Kültür Merkezi”ne, bir “Sosyal Bilimler Lisesi”ne çok yakışır.)  Memleketi başka da olabilir; ama Maraş’a gelip idareci olarak, siyasetçi olarak, ilim ve fazilet ehli olarak buralara hizmeti geçmiş insanlar yok mu? Meselâ idareci ve ilim adamı olarak bir Besim Atalay, idareci ve siyasetçiler olarak bir Necmettin Karaduman, bir İbrahim Öztürk niçin akla gelmesin? Ehli olanın aklına daha niceleri gelecektir, eminim…

Bir de daha önceki bir ismi -  bu bazen dünya çapında olsa da - kaldırıp yerine başkasını koyma örnekleri var. Sadece ilçemiz güzel Afşin’den bir örnek olarak – içimizi çok yaktığı için – İsa Yusuf Alptekin adını anmakla iktifa edeceğim (sizler, Maraş ölçeğinde daha çoğunu muhakkak düşüneceksiniz). İsa Yusuf Alptekin (1901-1995), Bağımsız Doğu Türkistan Hükümetinin genel sekreterliğini yapmış, bu ülkeyi 1949’da Çin’in işgal etmesi üzerine nihayetinde Türkiye’ye sığınıp davasını sonuna kadar bütün dünyaya anlatmış, ismi Türk ve İslâm dünyasına mal olmuş bir büyük mücahittir. Vaktiyle onun adını en güzel caddelerinden birine veren Afşin Belediye Meclisi ne kadar vefâkâr bir harekete imza atmışsa, geçen yıl Yargıtay Başkanı olan hemşehrileri Nazım Kaynak’ın ismini onun yerine geçiren - İsa Yusuf Bey’in adını da sönük bir caddeye aktaran - bugünkü Belediye Meclisi, aksine  o derece ayıp etmiştir. (Sayın Nazım Kaynak emekli olduğuna göre şimdi de başka bir meşhur hemşehrilerini düşünüyorlardır zâhir!...)

 Bir de ibadet yeri adlarına örnek verelim: Mâlum, bunda öteden beri eğer merkezi hüviyette ve şehrin en büyük ibadethanesi ise “Ulu Câmi” denilirdi; değil ise ya bânisinin, ya kendisine izafe edilenin adı verilirdi; ya da dinî-tarihî bir isim seçilirdi. Şimdi keyfî adlar seçilmeye yahut cemaat liderlerinin isimleri verilmeye başlandı. Cemaat liderlerine ilke olarak karşı değiliz; eğer camiyi o lider yahut cemaati yaptırıyorsa ne âlâ… Yok, eğer bütün bir köyün-kentin katkısıyla yapıldığı halde bir cemaatin liderinin adı konuluyorsa, kucaklayıcılık ilkesine aykırı olduğu için doğru değil; esasen cemaat liderlerinin buna ihtiyacı da yok; sağ olanları zaten istemez, rahmetli olanları da sağlıklarında sorsanız şüphesiz karşı çıkarlardı. O zaman, bu kabil teklifleri onay mevkii olan Diyanet, niçin bu ilkeleri gözetmez? Sorulmaya değer değil mi? Hele öylesi fahiş hatalar yapılıyor ki, birisinde merhumun akademik unvanı “Prof. Dr.” takısıyla caminin adına eklenmiş; pes doğrusu… Bir cami adında “Prof. Dr.” unvanının ne işi var; kutsal mekân camimiz, yoksa bu unvanıyla bazı akademik toplantılara mı katılacak? Merhum cemaat lideri sağken bu adı, hele de bu takısıyla beraber teklif etseniz kabul eder miydi acaba? Bir başkasının adı da “Hz. Yunus Camii”. Biliyorsunuz, bizde peygamber adları camilere verilmez. Peki, ne bu? Anlatılan doğruysa eğer, bu caminin yapımı sırasında ilgilenen, ayrıca orada vaazlar da veren değerli emekli müftülerimizden İsmet Karaokur Hocaefendi, bizim Yunus Emre’yi çok sever ve ondan bahsederken hep “Hz. Yunus” dermiş. Karaokur Hocaefendi vefat edince onun bu anma şekline atfen bu isim verilmiş. Ne büyük izafet hatası… (Halk, çoğunlukla “Yunus Emre Camii” diyor zaten ve bizce, hem önceki “Prof. Dr.” örnekli olanı, hem de bu ikincisi, yani her ikisi de düzeltilebilir hatalar. Diyanet’e, gerekçesiyle birlikte başvurmaya bağlı olsa gerek.)

Ve nihayet gelelim, Maraş’ta yeni açılan devlet hastanesine Necip Fazıl adının verilmesine… Gelişmiş ülkelerde kurumlara ad verilirken çok dikkat edildiğini biliyoruz. Bir üniversite, bir enstitü, bir araştırma merkezi kurulurken muhakkak en başta oralarda veya o dallarda emeği geçmiş, o sebepten adı yaşatılması istenen insanlar düşünülür. Ya da şehrin, muhitin, tarihî mekânın/hatıranın adı verilir vs… Eğer biz de gelişmiş bir ülke olacaksak bu ilkelere uymamız gerekmez mi? Kahramanmaraş’a yeni ve görkemli bir hastane yapmışsanız, bu kıstaslara hiç bakmak yok mu?

Necip Fazıl Kısakürek merhum, soyca Maraşlı, - Dr. Ali Sayar’ın geçen yıl Dulkadir Sempozyumu’nda sunduğu tebliğden öğrendiğimize göre - Bektutlu (Bektutiye) Türkmen Oymağına mensup, ayrıca kendisi de Maraşlı olmakla iftihar eden (hatta gençliğinde kendisini ara sıra “Dulkadir Şehzadesi” diye takdim ettiği söylenen) ülkemizin Cumhuriyet dönemi en büyük üç-beş şairinden birisi, fazlasıyla beraber “düşünce, mücadele ve kültür adamı”. Adı özellikle Maraş’ta nerelere verilebilir: En başta bir kültür merkezine, eğitim kurumuna vb. değil mi? Verilmiş mi? Evet, şehrin en büyük kültür merkezi ve ilâveten bir ilköğretim okulu onun adını taşıyor. Bir de bulvar ve mahalle adı var. O sadece Maraş’ın değil, bütün ülkenin bir değeri olduğu için birçok şehirde de adı verilmiş eğitim ve kültür kurumları var; şüphesiz o bütün bunları hak ediyor; eyvallah!... Fakat bir hastane adıyla ne işi var acaba? Bu adlar konulurken hiç mi ilgilisine danışılmaz, bu kadar mı şahsî ve keyfî davranılır? Oranın mevcut Başhekimi (Dr. Nedim Şerefoğlu Bey) ayni zamanda hem bir Necip Fazıl hayranı hem de seçkin kültürüyle temayüz etmiş adetâ bir kültür adamı… Onun fikrini alsaydınız buna razı olur muydu? Sanmıyorum. Öyleyse bu ismi kim teklif etti ve hiç düşünmeden kim onayladı? Maraş’tan isim mi olsun istiyorsunuz? Yukarda adını andık, 1948 yılında Maraş Devlet hastanesini - varlıklı çiftçi ailelerinin desteğini de alarak -  ilk defa 100 yataklı hâle getiren, zamanın Sağlık Bakanı merhum Dr. Kemali Beyazıt olamaz mı?  Maraş millî mücadelesini, Fransız askerleri daha şehri işgal etmeden iki gün önce fikren başlatan, şehrimizi savunmak gerektiğini söyleyip yayan, 11 Şubat akşamı da katledilen Şehit Dr. Mustafa’nın adı daha çok yakışmaz mı? Nedir bu dar düşüncelilik ya da siyaset tutkusuyla hep bir yerlere selâm gönderme telâşı?

Bu ve benzeri isim koyma hataları düzeltilebilir mi? Elbette… Peki, ümit edilebilir mi? Sanmıyorum!... Öyleyse niye yazdık bütün bunları? Maraş’ta kullanılan bir sözle cevap verelim: “îman hâle koymuyor ki!...” Hiç değilse paylaşalım istedik.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Arif BİLGİN 9 yıl önce

Ülkemizde iki kişi her şeyi bilendir. Birincisi parası olan, ikincisi de seçilen.. Her şeyi bildikleri için de danışma ihtiyacı duymazlar ve akıllarında kalmış beş on isim veya prensiple dünyayı idare etmeye kalkarlar. Şehirlerde bir kültür şurası oluşturulmalı, kültürle ilgili tüm faaliyetler, isimlendirmeler vs bu şuranın onayından geçmelidir. Aksi halde Ben yaptım oldu ilkel ilkesizlik hakim olup gidiyor...

Avatar
Mehmet Gözükara 9 yıl önce

Saygı değer Mustafa Hocam; bu nazik konuyu o kadar güzel işlemişiniz ve aksaklıkları aynı güzellikte nazara vermişsiniz, kırmadan dökmeden. Bunca hassas konuyu ancak sizin (sizler) gibi bir nezaket abidesi biri (birileri) izah ederse tam manasıyla anlaşılır duruma gelirdi ki konuya hâkimiyetinizi, malumatta muvaffakiyetinizi sağlamış. Toplumumuzun tümüne sirayet eden salgın hastalığa parmak bastığınız için size çok teşekkür ediyor ellerinizden öpüyorum.

Avatar
Taşer KARA 9 yıl önce

Ben (PAYLAŞIMCILIK DEĞİL BENCİLLİK ) yaptım oldu anlayışından vazgeçmediğimiz sürece, siyaset ve hamaset de hava kadar, su kadar içimize işlediği sürece, siz değerli hocalarımızın, büyüklerimizin tespit ve eleştirileri, ne yazık ki ümitleri zayıflatmaktan öteye bir anlam ifade etmiyor. İnşaallah bu nidaya, karşıdaki dağ da olsa ses verir. Kaleminize, yüreğinize sağlık, ellerinizden öperim.

Avatar
AHMET ULUCAN 9 yıl önce

SAYIN MUSTAFA HOCAM AYNI SORUN İLÇEMİZ ELBİSTANDA DA YAŞANIYOR.ELBİSTANDA BATTAL KÖPRÜSÜNDEN KARAELBİSTANDAKİ DEVLET HASTANESİNE KADAR OLAN BULVARIN ADI MUHSİN YAZICIOĞLU BULVARI OLDUĞU HALDE ONU ANDIRAN BİLDİREN HİÇ BİR LEVHA VEYA YAZI GÖREMİYORSUNUZ.REFÜJLERE YA DA KAVŞAKLARA O LEVHAYI ASMAK ÇOK MU ZOR BİR ŞEY YANİ?ELBİSTAN BELEDİYESİNİ BU KONUDA GÖREVE ÇAĞIRIYORUM.LÜTFEN BULVAR İSİMLERİNİN LEVHALARINI O YOLUN O BULVARIN VEYA O CADDENİN SOKAPIN HERHAN

Avatar
ertuğ 9 yıl önce

şahsi görüşümdür necip fazılın adının konulması çok yerinde olmuş.. yöremizin ünlü bir çok isminin memleketimizde adının verilmesi o kişilerle bağdaşma değerlerine sahip çıkma açısından önemlidir.. ben yerinde bir karar olarak gördüm bunu.. saygılar dayıcım ..

Avatar
hilmigoz 9 yıl önce

Son derece guzel dusunulmus bilincli bir teklif,toplumlar iz birakan buyuklerini unutamazlar ve unutturmamakta gerekli yalniz bu arada olayi sulandirmadan bir olcu koymak gerekir sanirim,bence siyasi sahislarin isimleri cade ve sokaklara verilmemeli zira verenlerden sonra gelen siyasi irade hemen bunu degistirme yonune gidiyor,eger siyasi sahislari seviyor isimlerini yasatmak istiyirsak sevenelri ve partililer olarak onun adina Hastanede bir oda,bir okulda sinif ve ya b bir cesme yapabilir

Avatar
Kasım BAL 9 yıl önce

Maraş gündem gazetesinde bu haber ilk verildiğinde kendim bir elştiride bulundum başka bir laf eden olmamıştı,Sayın hocamın bunu tekrar ele alması güzel olmuş. Sağlık Müdürlüğü hastanede çalışanları, tedavi olmaya gelenleri, veya maraşta yaşayan insanları adam yerine koyupta bir anketle sorsaydılar keşke daha güzel teklifler olabilirdi.Elbetteki üstada itirazımız yok ama bir edebiyatçınında sağlık kuruluşuna isminin verilmesi sırıtmış,Maraşta yaşayan

Avatar
BÜNYAMİN BOZKURT 9 yıl önce

Mustafa Hocam çok önemli bir konuyu gündeme getirmiş,ve anlaşılır şekilde izah etmişsiniz.Hayatında topu görmemiş,futbolu bilmeyen.kaç kişiyle oynanacağını bilmeyen İsmet İnönü adı devasa stadlara verimiş,Bale salonlarına Atatürk ismi verilmiş,bir kuruma isim verilirken o kuruma olan katkısı hesaba katılmalı en düz mantık ve en doğrusu bu olur..selamlarımla.