banner136
banner191

Elbistan ve Elbistanlıların Milli Mücadele dönemindeki  ve

Maraş’ın kurtuluşundaki hizmetlerinden küçük bir nümune

 

Bilindiği üzere Milli Mücadele döneminde Maraş önce İngilizlerin, ardından da Fransızların işgaline uğramış ve bütün bir vilayet halkının elbirliğiyle kurtuluş mücadelesi vererek düşmanı yurdundan atmıştı.

İşte bu mücadelede, Elbistan ve Elbistanlılar da;

Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin kuruluşuna merkezlik etmek; para, yiyecek-giyecek, silah gibi her türlü aynî-nakdî yardımda bulunmak; dışardan gelen yardımları Maraş’a ulaştırmak; mitingler düzenleyip devletler nezdinde protestolarda bulunmak, Maraş’ta olup bitenleri dünyaya duyurmak, haberleşmeyi sağlamak; Maraş’tan gelen aileleri barındırmak ve onlara kucak açmak, sayıları 7-8 yüzü bulan çetelerle bizzat çatışmalara katılmak; kısacası –Adana ve Antep tarafları işgal altında bulunduğundan– Maraş’ın bir nevi gözü kulağı, eli ayağı ve nefes alabileceği çıkış noktası olmak suretiyle üzerine düşeni yapmıştır.

Buna rağmen, Elbistan ve Elbistanlılar, bu hususta; bazı kimse ve kesimlerce delilsiz, söylentilere dayalı birtakım dedikodularla mahkum edilmeye ve iki kardeş şehir arasına düşmanlık tohumları ekilmeye çalışılmıştır.

Kurtuluş davasına; “–çok büyük cezaları dahi göze alarak– Milli Mücadele’ye destek vermeyen, kazanın en büyük mülkî amiri kaymakamı Elbistan’dan tard edecek” kadar kendilerini vermiş olan Elbistanlıların Maraş’ın kurtuluşundaki desteklerinden bir tanesi de, Sivas’tan gönderilen bir topu büyük fedakarlıklarla Maraş’a ulaştırmalarıdır.

Sivas’tan gönderilen bu topun, Elbistanlı çetelerce; soğuğun eksi 20-30’ları bulduğu 1920 Ocak’ının son günlerinde kar, bora, tipi demeden beş günlük yoldan getirilip, karın yer yer adam boyuna ulaştığı sarp Kısık yolundan ikibuçuk günde Maraş’a ulaştırıldığı, Elbistanlılarca bilinen bir gerçektir.

Ancak, Maraş savunmasındaki birkaç toptan biri olan bu topun Elbistan’a getirilişi ve Maraş’a götürülüşü hakkında, bugüne kadar, hemşerimiz müfettiş Osman Necati Erginöz’ün hatıralarındaki şu satırlardan başka elimizde bilgi ve belge bulunmamaktaydı:

“Sivas'tan gelen top

“Silah gücü bakımından Fransızlar çok üstündü. Merkezde mücadele edenlerin ellerinde toplar vardı, fakat kullanılacak durumda değillerdi (Maraş Tarihi, 20 s. 96). Fransızlar, Abarabaşı kilisesinin çan kulesine ağır makinalı tüfekler yerleştirmişler, kimseye göz açtırmıyorlardı. Düşman ayrıca altı topla şehri iki ateş altına almış, yerle bir ediyordu. O sırada Sivas'tan bir top gönderildi. Bu top, kışın en şiddetli günlerinde Sivas-Darende-Elbistan-Göksun-Kısık yolu, normalde sekiz günlük olan yol beş günde alınarak getirilmiş, Cancık cephesine ulaştırılmıştı.

“Elbistan'da, Sivas'tan top geldiği söylentisi yayıldı. Herkes askerlik şubesinin önüne koşuyordu. Biz de koştuk. Topun tetiği 15-20 metrelik halatla çekiliyordu. Pınarbaşı sırtlarına doğru bir deneme atışı yapıldı. Sonuç mükemmeldi. Top hemen Cancık tepesine götürülecekti. Kısık yolu çok çıtırık, topla beraber gelen erler yol bilmez, kış kıyamette yalnız gönderilemezlerdi. Aradılar, memlekette, topçu çavuşluğu yapmış Hamamcılar'ın Hamza'yı buldular. Hamza, fakir, çırılçıplak denilecek kadar üstü başı dökülmekte olan bir adamdı. Hemen oracıkta şubeden ve çevreden bulunanlarla giydirdiler. Hamza'ya oradan harçlık da toplandı. Evine haber verileceğini söylediler. İş aceleydi, topun bir an evvel yetişmesi gerekiyordu. Üç katırın taşıdığı tekerlekli top, patika yollardan geçirilerek ikibuçuk günde yerine yetiştirildi.

“Ondan sonrasını Hamza ağabey şöyle anlat(mış)tı:

“Topu cepheye getirdik, tabya ettik. Çan kulesindeki makinalı tüfeğe doğru topçu çavuşu nişan aldı. Ben de baktım, hedef tamamdı. İlk atışta kule makinalı ile birlikte alaşağı oldu. Mermileri ardı arkasına belli hedeflere gönderiyorduk. Cephede topun gürleyişi, müfrezeleri manen güçlendiriyor, sevindiriyordu. Maraşlılara metanet verirken, Fransızlara yenilgiyi tattırıyordu. Sonuçta Fransızlar kaçmaya başladılar.”

“Kışın en şiddetli zamanlarının yaşandığı Ocak ve Şubat aylarında, saçları sakalları uzamış, birbirine karışmış, yüzleri ayazdan yanmış bir halde yirmi gündür bekleyen, çoğu ağa ve bey çocukları olan askerler evlerine döndükleri vakit ailelerince tanınamadılar. Komşumuz ve aynı zamanda yakınımız olan Mustafa Akat'ı, annesi-babası ‘Sen bizim oğlumuz değilsin’ diyerek içeri almak istememiş. Sonunda, güç-bela gözlerinden tanıyarak içeri almışlar...”[1]

Son yaptığımız taramalar sırasında, bu konuda bugüne dek bilinmeyen ve hiçbir kaynakta kullanılmayan daha ayrıntılı ve ilk elden/ağızdan bir hatıraya ulaşmış bulunuyoruz.

“Kurtuluş Savaşı’nda Maraş’a giden top” başlığını taşıyan bu hatıra Maraş milletvekili, Elbistanlı Mehmet Emin Soysal’a[2] ait olup 14 Şubat 1959 tarihli Ulus gazetesinde yayımlanmıştır.

Elbistan ve Elbistanlılara reva görülen haksızlık ve ithamlardan dolayı özür dilenmesini gerektirecek ve binaenaleyh, iki kardeş şehrin buluşmasına ve aradaki buzların erimesine vesile olacak bu hatıra;

Sözkonusu topun Elbistan’a getirilişine, deneme atışlarının yapılışına ve Maraş’a götürülüşüne ilişkin ayrıntılı bilgiler vermesinin yanısıra;

Elbistan’da merkez Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nden başka dört ayrı mahallesinde (Ceyhan, Hacı Hamza, Hacı Yakup ve Kızılcaoba mahallelerinde) de küçük cemiyetler kurulduğu ve halkın Maraş’ın işgali ve kurtuluşu ile ne kadar yakından ilgilendiği ve yardıma can attığı gibi hususlara ilişkin de yeni birtakım bilgiler içermektedir.

Senelerdir hazırlığını yaptığım ve yakında tamamlamayı umduğum “Belgelerle Kurtuluş Savaşı’nda Elbistan” isimli çalışmamın bir boşluğunu dolduracak olan bu yepyeni bilginin verdiği heyecan ve şevki siz değerli hemşerilerimle de paylaşmak istedim. Genel çalışmalarım arasında fırsat buldukça memleketim Elbistan’ın tarih ve kültürüne katkıda bulunmanın mutluluğu içerisindeyim.

Sözü daha fazla uzatmadan, sizleri;

Her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğumuz bugünlerde dayanışma ve kardeşlik ruhunu yansıtan ve bu bakımdan her Elbistanlının ve hatta her Maraşlının evine asılması gereken bu göz yaşartıcı tablonun ilginç hikayesiyle başbaşa bırakıyorum.

 

 

Kurtuluş Savaşı'nda Maraş’a giden top

 

–Kahramanlar diyarının evlatlarına bir angı (hatıra, armağan)!–

 

Emin Soysal

 

Büyük Atatürk’ün her tarafta kurulmasını istediği Kurtuluş Savaşı kongreleri (Müdafaa-i Hukuk cemiyetleri) Elbistan’da da kurulmuştu.

Kasabanın merkez kongresinden (cemiyetinden) başka, dört mahallesinde[3] de küçük kongreler, her işin üstünde Maraş’ımızın kurtulması için ellerinden gelen herşeyi yapıyorlardı!

Sivas’tan gönderilen 50 mermili yedibuçuklu(k) topu beş günlük yoldan, kış kıyamet, kar ve bora demeden yiğit çeteler teslim alıp getirmişlerdi!

Düşman komutanını kandıran yabancı köle yardakçıları;

“Bir yol (kez) harbe başlarsak soluğu Sivas’ta alırız. Türklerin ne topu, ne makinelisi, ne de cephaneleri var!” demişlerdi.

Bunu derken de, her yanları Oğuzlarla, gözü yılmaz Türklerle tutulmuş olan Ahır dağı, Engizek, Koç, Berit,[4] Nurhak dağlarını da onlara aşılır, düpedüz, bomboş bir yol gibi anlatmışlar ve kandırmışlardı.

***

İşte bu günlerdeydi. Bir tellal (çıkıp şöyle) çağırdı:

“İşitin ey ibâdullah (Allah'ın kulları)! Top geldi, Maraş'a cepheye[5] gidecek. Seferberlikte topçuluk yapan varsa gelsin, kongreye adını yazdırsın! Dini-bir uğrunaaaa!..”

Münadinin (çağırıcı tellalın) bu sözleri, eski, köhne kasabanın kerpiç damlarının çamurlu sokaklarında durmadan yayılıyor ve herkes bu topçuların kim olacağını düşünüyor, birbirlerine soruşturuyor; bir yol da;

“Ya topçu bulunmazsa ne olacak?” diye konuşup duruyorlardı!..

(Nihayet), seferberlikte biri top çavuşluğu, birisi de onbaşılık yapan iki babayiğit kongreye adlarını yazdırdılar.

Ertesi gün bir tellal da şöyle bağırıyordu:

“Ey ahali!.. İşitin!.. Yarın debboyun arkasında top atılacak! Sakın çocukları, ihtiyarları sokağa bırakmayın! Evlere muhıyet[6] olun; deliği tağayı[7] kapatın haaa!..”

Öyle ya, kasabada o güne kadar top nedir, nasıl patlar, ne yapar... çoğu kimseler bilmiyorlardı!..

Bu kasaba uzun asırlardan beri düşman yüzü görmemiş; hepsi Oğuzlardan, hepsi Türkmen ve Yörüklerden ve kökleri de Etilerden beri hür yaşamış insanları içinde barındıran; dört bir tarafı yüksek dağlarla çevrilmiş, eski olduğu kadar da dünya ile pek de ilişiği olmayan, esaret bilmez bir Türk diyarı idi.

Gerçi her harpte, hele I. Büyük Harp’te bölük bölük, tabur tabur yiğitlerini her tarafa göndermişti. Ama, bunların çoğu o zaman bu ıssız, kapıları dünyaya kapalı diyara henüz dönmemişlerdi. Kimi Kafkasya’da, kimi Çanakkale’de, kimi Arap çöllerinde ya ölmüş, ya esir olmuş, yahut da sılaya dönüş yolundaydılar!..

Kasabayı eteğinde koruyan Şar(dağı), güneyinde ulu Nurhak dağı, önde hiç kıtlık yüzü görmemiş mukaddes ova bembeyaz karla örtülü, insanı buydurucu (dondurucu) bir soğuk bütün şiddetiyle devam ediyor; ovada yer yer köyler, (ancak) dumanı tüten bacalarından tanılır (tanınan) bir halde çaresizlik içine gömülmüşler... Ceyhan, şafaktan beri sisini salıvererek ihtiyar kasabayı görünmez bir hale koymuştu...

Böyle bir gündeydi işte!..

***

Yedibuçuklu(k) top, debboyun arkasındaki Hafız’ın tarlasına kuruldu. Kongre üyeleri ve halk, Maraş yolunun üst tarafına toplandılar.

Çavuş ve onbaşı topun başına geçtiler. Tetiğe uzunca bir kendir bağladılar; namluyu, kamayı yokladılar. Yerden bir mermi aldılar ve namluya sürdükten sonra, 50 metre kadar yandaki halka;

“Yere yat!” kumandasını verdiler.

Halk ansızın yere yattı. Çavuş yandan kendiri çekti. Mermi Pınarbaşı’na, Ceyhan’ın mansabına (çıkış yerine) doğru giderken halk ayağa kalktı;

“Allah Allah! Maşallah!..” sesleri Şardağı’nı inletti.

Çavuşla onbaşı, yeniden ellerine bir mermi aldılar; uğraştılar; ellerinde evirdiler, çevirdiler. Mermiyi namluya sürerken;

“Bu şarapneldir, yere yat(ın)!” diye bağırdılar.

Halk derin bir sessizlikle bir daha yere yattı. Bu defa çavuş;

“Ateş!..” dedi.

Onbaşı kendiri çekti. Mermi, 200 metre kadar ileride, Hafız’ın tarlasının öbür başında, havada patladı.

Coşan halk ayağa kalktı;

“Allah Allah!.. Çok şükür! Maşallah!..” diye haykırdı.

Topçular, “Topumuz sağlam!” diye bağırdılar.

Halktan birisi, “Ne olur bir daha, bir daha çavuş!..” diye yalvardı.

Çavuş, “Yazık! 48 mermimiz kaldı! Yeter! Sağlam, sağlam!..” diye karşılık verdi.

Ve herkes, “İki gün sonra düşman görür, görür gününü...” diye söyleniyordu.

Kongre başkanları topun yanına geldiler. Halk topun etrafını sardı. Çavuşla neler konuşmadılar ki?!..

O akşam bir tellal daha bağırıyordu:

“Yarın top cepheye, Maraş’a gidecek!.. Dini-bir uğruna topla gitmek isteyenler kongrelere yazılsınlar!.. Sabaha kadar da hazırlansınlar!.. Bir de debboyda bir boru (borazan) bulundu; topu götürecek çetelerin başında boruyu çala(bile)cek (biri) varsa o da gelsin, kongreye yazılsın hâ!!..”

***

Akşam Kızılcaoba[8] mahalle kongresinde, Çıtak Hasan Ağa’nın odasında, bir çocuk tecessüsüyle (merakıyla) bulundum. Çıtak Hasan, mahalleden topla gidecekleri birer birer çağırıp, sabaha kadar hazırlanmalarını söylüyor; her yiğit ötekinden önce adının yazılmasını, tüfeğinin verilmesini istiyordu

Hasan Ağa, gidecekleri, ev ve aile durumuna göre;

“Sen git, sen dur. Sen erzak götür. Sen merkeze git haber ver!” diye top sakalını sıvazlayarak, herkese yapabileceği işi söylüyor; arada bir de, Maraş’tan gelen haberler üzerinde mahallelilerle konuşuyor, istiğraka (derin tefekküre) dalan Çolak Hoca’ya da;

“Nasıl, muzaffer olacak mıyız, Maraş’ımız kurtulacak mı?..” diye soruyor; hem aklı ile iş görüyor, hem de hocanın sezgisine başvurarak, Tanrı’nın yardımına gönül bağlıyordu.

O gece kongre odasında yatsı namazını çok geç kıldılar. Geç vakte kadar çalıştılar. Bir yandan da, Cancık cephesine gidecek erzakın taşınma işini düşündüler.

Çetelerin ağırlığını taşıyacak katırcıları ayırdılar. Herkesin birbiriyle yarış edercesine verdiği iane, buğday, yiyecek, giyeceklere bir ambar olacak dam buldular; bir de adam seçtiler.

Böylece işleri düzene koyduktan sonra, “Horoz ötümü toplanalım...” diye dağıldılar!..

***

(Sabahleyin), debboyun arkasında, Maraş yolunda, önde silahlı, arkada silahsız çeteler, konu komşu, hısım akrabalarıyla helalleşmeyi bitirerek ikişer ikişer sıraya girdiler.

48 mermisiyle topu beygirlere yüklediler, önlerine geçirdiler. Hamamcıların Hamza, borazanını eline aldı, en öne geçti.

Çetelerin hepsi de, tüccarların kongrelere esirgemeden, para pul almadan verdikleri yeni abaları giymişler; başlarına poşularını büklüm büklüm bağlamışlar, ayaklarına sırımlı çarıkları çekmişler, dizlerine kadar nakışlı çorapları, dolakları giymişler, dolamışlar; silahlılar sağdan sola, soldan sağa fişeklikleri takmışlar, yürüyüş kumandası(nı) bekliyorlardı!

Kasabanın bütün halkı oradaydı. Müftü Hoca başa geçti; ellerini yukarı kaldırdı, duaya başladı. Halk, elleri yukarda, yaş dolu gözlerini gönüllülere dikmiş;

“Âmin!.. Âmin!..” diye Tanrı’ya yalvarıyordu.

Dua bitti. Yürüyüş başlayacak. Hamamcılar’ın Hamza, eğri büğrü boruyu üfledi. Birdenbire;

“Ta, ti, ta!.. Ta, ta, ta, ti, ta, ta!..” sesi halkı coşturdu.

Yürekleri yerinden oynatan bir sesti o.

Boru böylece çaldı. Tek top, 48 mermi, tüfekli-tüfeksiz, fişekli-fişeksiz çeteler yürüdüler. Şardağı boru sesiyle inledi!.. Halk, gözyaşlarıyla yürüyen gönüllülerin arkasından;

“Uğurlar olsun!.. Tanrı'(m), bunları muzaffer eyle! Maraş’ı kurtar! Kurtarın Maraş’ımızı!..” diye inledi.

Meydandaki kar, don, soğuk hava ve herşey bu sıcak ve ulvi heyecanın etkisiyle eridi; buhar oldu!.. O meydan, hiçbir yakıcı yaz gününde bile bu kadar sıcak ve insan(ın) içini ısıtıcı olmamıştı.

Çeteler ve Maraş’a giden Kurtuluş Savaşı’nın ilk topu, 48 mermisiyle Karnıyarık bükemecini dolaşıp görünmez oluncaya kadar Elbistanlılar, elleri gökte, gözleri giden evlatlarında, gönülleri kahraman ve Türk Maraş’ta, inleyerek durdular, baktılar, yalvardılar, dua ettiler!..

***

Maraş’a giden bu biricik ve ilk top hala gözümün önünde; Hamamcılar’ın Hamza’nın çaldığı borunun sesi (de) hala kulağımda(dır)...

Ne zaman bir vatan meselesi olsa ve ne zaman bir düşman sesi ve hareketi duysam hep onları hatırlar, hep o kumandasız kütlenin yürüyen heyecanıyla titrer ve ayağa kalkarım!..



[1]          Osman Necati Erginöz’ün, Eğitimde Altmış Yıl-Bir Eğitimcinin Anıları adıyla tarafımızdan yeniden hazırlanan –ki daha önce Ali İhsan Kuyumcu tarafından, Eğitimde Altmış Yıl ve Anılar adıyla neşredilmişti (Elbistan Yayınları, Elbistan, 202)– ve yakında yayımlanacak olan hatıralarından.

[2]          Mehmet Emin Soysal, Türk siyasetçi. Cuma-Meryem çiftinin oğlu olup 1906'da Elbistan’da dünyaya gelmiş ve 30 Mayıs 1970’te ölmüştür. Sivas Erkek Muallim Mektebi ile Ankara Gazi Terbiye Enstitüsü Pedagoji Şubesi’ni bitirdi. Merzifon İstiklal Mektebi muallimliği, Amasya Şehir Yatılı Mektebi, Sinop Gerze ve Merkez mektepleri öğretmenliği, Konya merkez Saideli ilk tedrisat müfettişliği, Ankara il tedrisat müfettişliği, İzmir Kızılçullu Köy Enstitüsü müdürlüğü, Bursa Kız Öğretmen Okulu tedris usulü öğretmenliği, gazetecilik, Türk Eğitim Derneği Koleji felsefe öğretmenliği, yazarlık, TBMM VIII ve XI. dönem Maraş milletvekilliği ve Kurucu Meclis Cumhuriyet Halk Partisi temsilciliğinde (6 Ocak 1961-25 Ekim 1961) bulundu. Evli ve iki çocuk babasıdır. Köy Enstitüleri Tarihi (1940), Kızılçullu Köy Enstitüsü Sistemi (1943) ve İlk Öğretim Olayları ve Köy Enstitüleri (1945)  adlarında eserleri bulunmaktadır.

[3]          Ceyhan, Hacı Hamza, Hacı Yakup ve Kızılcaoba mahalleleri.

[4]          Aslı “Pirit” şeklindedir.

[5]          Aslı “cephaneye” şeklindedir.

[6]          Aslı “muhabiyet” şeklindedir.

[7]          Aslı “takayı” şeklindedir.

[8]          Aslı “Kızalcaoba” şeklindedir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Hilmi MEYDANAÇAR 6 yıl önce

Duyarlılığınızdan ve araştırmacılığınızdan dolayı teşekkür ediyor, araştırmalarınızın devamını diliyorum.

Avatar
Mustafa KÖK 6 yıl önce

Hakancığım; Maraşın Kurtuluşu konusu, çok yakın tarih olduğu halde hâlâ bazı belirsizlikleri taşıyor ve Elbistan üzerinden bazı haksız spekülasyonlar yapılıyorken, mevzuun önemli bir cihetini belgeyle açıklayan bu önemli yazından dolayı kutluyor, projelerinin gerçekleşmesini can ü gönülden diliyorum. Selamlar..

Avatar
gerçekler 5 yıl önce

ALLAH RAZI OLSUN.
YETER ARTIK KARDEŞ KAVGASININ KİMSEYE FAYDASI YOK

Avatar
Nafiz YILDIRIM- Kayseri 5 yıl önce

Hakan Bey kardeşim hoş geldiniz....Köşeniz hayırlı olsun... Sizleri burda görmek bizi ziyadesiyle sevindirdi... Yüreğinize dilinize sağlık... MEVLÂ , yar ve yardımcınız olsun.. Selam ve Dua ile...