banner136
banner191
   Maraş mücadelesinde Arslan Bey, işgal sırasında Elbistan’daki faaliyetler, buradan giden milis kuvvetler (çeteler), bu kuvvetlerin başındaki kişiler ve aile bağları hakkında, çeşitli araştırmalarım vardı. Bu araştırmalarımın temelinde; çete reislerinden Sinanzade Abdülhamit Ağa’nın büyük dedem olması; Arslan Toğuzata Bey ve Nakibzadeler ile akraba olmamız yatmaktadır. Araştırma yazımı, siz değerli okurlara takdim ediyorum.


 
   İngilizler, Mondros Ateşkes Antlaşması’nın 7. Maddesine dayanarak 22 Şubat 1919’da Maraş’ı işgal etmişlerdir. 8 ay süren bu işgal sonunda, Maraş 29 Ekim 1919’da Fransızlar tarafından işgal edilmiştir. İngiliz işgali sırasında fazla sorun yaşanmamasına rağmen, Fransız işgali bölgede yaşayan Ermenileri hareketlendirmiştir. Bunun sebebi, Fransız ordusunda; Zeytun (Süleymanlı) , Fırnıs, Haçin (Saimbeyli) gibi yerlerden toplanan, daha önce Türklerekast etmiş Ermenilerden oluşan birliğin bulunmasıdır. Tabi bu durum şehirde yaşayanları da tedirgin etmiştir. O günlerde Maraş’ta bulunan Elbistanlı öğretmen Hanefi Hoca (Dündar/Köleli) ; ‘’ Fransızlar Maraş’a girince şehirdeki Ermeniler sevinçle karşıladılar. Askerleri selamlayıp tezahürat yaptılar’’ diyerek anlatmıştır. Fransızların gelmesinin ardından çok geçmeden olaylar başlamıştır. İlk önce ‘’Sütçü İmam Hadisesi’’ olarak bilinen ‘’Uzun Oluk Hadisesi’’ yaşanmıştır. Bu olayın hemen ardından Ermeniler; Fransızların da desteği ile taşkınlıklara ve cinayetlere hız vermiştir. Olayların ardı arkası kesilmeyince Fransızların Cebel-i Bereket (Osmaniye) Valisi Yüzbaşı Andre Maraş’a gelmiştir. Aynı günün akşamı (27 Kasım 1919) kalede bulunan Türk Bayrağı onun emriyle indirilmiştir. (Y. Özalp, Milli Mücadelenin İlk Zaferi sf. 36) Ertesi gün cuma namazı için toplanan halk, hutbenin okunacağı esnada, ‘’bayraksız namaz kılınmaz’’ seslerinin yükseldiğini duymuştur. Ulu Camide o gün imamlık yapan Hakkı Efendi Hoca; halkın duygularına tercüman olan bir konuşma yapınca, cemaat oradaki sancakları alıp kaleye doğru yürüyüşe geçmiştir. Kale duvarlarına tırmananlar tarafından bayrak yerine asılmıştır. (S. Yakar, Maraş Milli Mücadelesinde Şeyh Ali Sezai Efendi, sf. 45) (Not: Bazı kaynaklarda Ulu Camii İmamı Rıdvan Hoca olarak geçmektedir.)


 
   Bir Fransız yazar Pierra Redan, ‘’La Cılıcie Et Le Propleme Ottoman’’adlı kitabında bu olayı; ‘’Dr. Mustafa öğle vakti ibadet saatinde şehre yirmi kadar süvari soktu. Bu süvariler kaleye çıkarak, üzerinde dini bir amblem bulunan Türk Bayrağını çektikten sonra, havaya ateş ederek kayboldular’’ şeklinde nakletmektedir. Burada adı geçen Dr. Mustafa, Elbistanlı Dr. Mustafa Köker’dir. Bir diğer Fransız yazar Paul Veou, ‘’La Passion De La Cılıcie 1919-1920’’ adlı kitabında ; ‘’Elbistan kuvvetlerinin dörtnala gelip, kapatılması ihmal edilen kapılardan şehre girdiklerini, sokaklara daldıklarını, bir ara kaleye tırmanıp, kalenin direğine bir Türk Bayrağı bir de altın işlemeli yazılar bulunan bir diğer yeşil bayrak çektiklerini ’’ nakletmektedir. (Y. Akbıyık, Milli Mücadelede Güney Cephesi (Maraş) sf. 129)

   Bayrak olayının hemen ardından; Elbistanlı Dr. Mustafa (Köker) tarafından işgale karşı teşkilatlanma fikri ortaya atılmıştır. Kısa bir süre sonra, yapılan toplantılar neticesinde; Maraş Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurulmuş, başkanlığına ise Arslan Bey seçilmiştir. Yapılan teşkilat planına göre şehir on bölgeye (mahalle teşkilatları) ayrılmıştır. Her bölgenin kendi yönetimi bulunmaktadır. (Y. Akbıyık, Milli Mücadelede Güney Cephesi (Maraş) sf. 149-150-151)

   Maraş Harbi; Arslan Bey’in mahalle teşkilatlarına gönderdiği: ‘’Arkadaşlar harp başlamıştır! Allah’ın inayeti Peygamberimizin ruhaniyeti, din kardeşlerimizin fedakarlığı ile her şey göze alınmıştır. Vatanımızın bir fert kalmayıncaya kadar, düşmana teslim olmayacaktır. Gayret bizden, tevfik Allah’tandır’’ (Y. Alpaslan, S. Yakar, Maraş-Fransız Harbi Belgeler Hatıralar, sf. 127) beyanı ile resmen başlamış; 21 Ocak- 12 Şubat 1920 tarihleri arasında 22 gün, gece gündüz devam etmiştir…

   MARAŞ MÜCADELESİ’NDE ELBİSTAN VE MÜDAFAA-İ HUKUK CEMİYETİ


   Elbistan, işgale uğramadığı ve coğrafi açıdan güvenli olduğu için stratejik bir konuma sahiptir. Fakat, İngilizlerin Maraş’ı işgali sırasında, bölgede sorun çıkarmak ve çeşitli amaçlar için görevlendirilmiş; Edward Noel adında bir İngilizin faaliyetleri görülmektedir. Bu şahıs Eylül 1919’da Malatya’ya giderken, Elbistan’a uğramış; buradaki dağlık köylerde bir takım Türk ahaliyi silahlanmaya ve isyana teşvik etmiştir. Bölgede Kürtçülük faaliyetleri yaparak, buradaki Kürtleri isyana teşvik etmişse de, hiç kimsenin itibar etmemesi ve tepki göstermesi üzerine bölgeden ayrılmıştır.

  İngilizlerin Maraş’ı Fransızlara devredeceği haberleri gelmeye başlayınca çeşitli önlemler alınmıştır. Merkezi Sivas’ta bulunan III. Kolordu Kumandanı Albay Selahattin Bey, olayları yakından incelemek için Elbistan’a gelmiştir. Selahattin Bey, Maraş’ın Fransızlar tarafından işgal edileceğini anlamış, bu doğrultuda yapılması gerekenleri, teferruatlı bir biçimde Sivas’a bildirmiştir.

   Sivas Kongresi’nde alınan karar ile Elbistan ve Maraş bölgesi, III. Kolordu Kumandanlığı mıntıkasına dahil edilmiştir. Elbistan’ın işgal altında olmaması ve coğrafi açıdan güvenilir olması sebebiyle, Maraş ve Antep mücadelesinin merkezi Elbistan olarak seçilmiştir. Önemli kararlar burada alınmış, organizasyon ve sevkiyatlar (silah, asker, gıda, para gibi) buradan yapılmıştır.

   Bu sıralarda Maraş’ın Fransızlar tarafından işgalinden bir gün önce, Maraş ileri gelenleri; Kadıoğlu Hacı Hasan ve oğlu Ziya, Sarıkatipoğlu Mehmet, Kocabaşoğlu Ömer, Emirmahmutoğlu Hasip, Doktor Mustafa, kardeşi Eczacı Lütfü ile Muallim Hayrullah Elbistan’a gelmişlerdir. (A. Bağdatlılar, Uzunoluk İstiklal Harbi’nde Kahramanmaraş sf. 35-36) Gelenler başta Hacıhalilzade Kürklü Mehmet Efendi ve şehrin ileri gelenleri tarafından misafir edilmişlerdir.

(Not: Kürklü Mehmet Efendi’nin daha sonraki yıllarda; oğlu Millet Vekili Hacı Mehmet Erten vasıtasıyla, yeni kurulan hükümete ciddi yardımlar yaptığı, hükümetin bu yardımları daha sonra kendisine ödediği anlatılmaktadır.)

   Bekişzade Ali Rıza Bey ve arkadaşlarının gayretleriyle Elbistan’da kuvvetli bir Heyet-i Merkeziye ve Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurulmuştur. O günleri, Dervişzade Ahmet Arıkan; ‘’Elbistan’da kurulan müdafaa-i hukuk cemiyetinin başkalığına; Şam Sulh Hakimlerinden Bekişzade Ali Rıza Efendi, yardımcılığına eski hakimlerden Kışlalzade Ali Avni Efendi getirildi. Bir süre sonra cemiyete; Nakibzade Mehmet Ağa, onun da istifası üzerine Şeyh Hacı Mustafa Efendi başkanlık etti… ’’ diyerek anlatmıştır.

(Not: Dervişzade Ahmet Arıkan; 1902 doğumludur. Müdafaa-i hukuk cemiyetine üye olmuş, cemiyette görev alarak; asker ve para toplama işlerinde bulunmuştur. Yedek subay olarak İstiklal Savaşı’na katılmış; İstiklal Madalyası ile ödüllendirilmiştir. 1946-1954 yılları arasında iki dönem Elbistan Belediye Başkanlığı yapmıştır.1981 yılında Elbistan’da vefat etmiştir.)

 
 
   Mustafa Kemal Paşa tarafından, Cemiyet Başkanı Bekişzade Ali Rıza Bey’e gerekli malumat gönderilmiş, alınan kararlar doğrultusunda; halkın işgale karşı bilinçlendirilmesi ve Elbistan deposundaki silahların milli kuvvetlere dağıtılması gerektiği belirtilmiştir. Ayrıca Binbaşı Suzi Bey komutasında bir kısım kuvvet ve hemen ardından da Yörük Selim ve Kılıç Ali Elbistan’a gönderilmiştir.

   Bekişzade Ali Rıza Bey, Yörük Selim ve Kılıç Ali; Maraş ve civarında milli teşkilatın yaygınlaştırılması ve idaresi ile görevlendirilmiştir. Elbistan Şube Reisi Binbaşı Suzi Bey ise daimi aza sıfatı ile; teşkilatın oluşturulmasında ve III. Kolordu ile haberleşmeyi sağlamak ile görevlendirilmişse de, bir müddet sonra Sivas’a dönmüş, yerine Binbaşı Ali Bey gönderilmiştir. Binbaşı Ali Bey işe koyulmuş, Elbistan ve civar köyleri silahlandırmaya başlamıştır. (Y. Akbıyık, Milli Mücadelede Güney Cephesi (Maraş) sf. 145-148)

   Bu sırada Kılıç Ali Pazarcık’a, Yörük Selim Göksun’a giderek, bu bölgelerde milli teşkilatlanmayı sağlamışlardır. Pazarcık halkı da müdafaa-i hukuk cemiyeti kurmak için teşebbüs etmiş, Batumlu Hançeroğlu Muhacir Ali Efendi başkanlığında bir heyet, konu için bilgi almak üzere Elbistan’a gelmiştir. Neticede Pazarcık Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurulmuş faaliyete başlamıştır. Pazarcık Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nden Heleteli Salman Ağa, Kılıç Ali tarafından Elbistan’a gönderilişini şu şekilde anlatmıştır: ‘’Elbistan’a cephane almaya görevlendirildim. Vardım komutana söyledim. Komutan vermek istemedi. Orada bulunan halk, sen vermezsen biz kapıyı kırar veririz dediler. 4 sandık cephane, iki sandıkta bomba aldık hayvanlara yükledik. Nurhak, Kalaycık, Helete (Düzbağ) üzeri Pazarcık’a getirdik.’’( Y. Özalp, Milli Mücadelenin İlk Zaferi sf. 60) (Salman Ağa, Elbistanlı Hacı Tahirzade Hacı Mustafa (Sezer) Ağa’nın dünürüdür. )


 
   Bu sırada Elbistan Kaymakamı Kerküklü Halis Bey, teşkilatlanmaya karşı tavır sergilediği için şikayet edilmiştir.9-21 Aralık 1919 tarihleri arasında Maraş’ın kuzey bölgelerini teftiş eden Albay Selahattin Bey, hazırladığı geniş çaplı raporda, kaymakamla ilgili şu ifadeleri kullanmıştır: ‘’Elbistan ve Çardak kaymakamlarından birincisi Kerküklü, diğeri Lübnanlı olup, devletin geleceği ile alakaları olmadığı gibi, milletin birlik olarak vatanı koruması yolundaki faaliyetlerine bıkkınlık verecek şekilde hareket ettikleri defalarca bildirilmiştir.’’ Selahattin Bey raporun devamında; bu bölgelere daha samimi ve fedakar memurların atanması gerektiğini ve icabı halinde; Sivas’ taki kaymakamlardan bazıları ile idareten Elbistan ve Süleymanlı kaymakamlarının değiştirilmesinin uygun olacağını vurgulamıştır. (ATASE Arşivi / Y. Akbıyık, Milli Mücadelede Güney Cephesi (Maraş) sf. 156) 

   Netice itibariyle Kaymakam Kerküklü Halis Bey, Jandarma Yüzbaşı Ahmet Muhtar Bey’in nezaretinde, müdafaa-i hukuk cemiyetinin talimatı ile bir gece evinden alınarak Sivas’a gönderilmiştir. Bu konu bir kaç farklı şekilde anlatılmaktadır. Örneğin, Osman Necati Erginöz, anılarında; postanenin zapt edilmesini ve kaymakam hadisesini şöyle anlatmaktadır; ‘’O sıralarda en önemli şey postaneyi kontrol altına almaktı. Mustafa Kemal taraftarları PTT yi işgal ettiler. Tokuçoğlu Hüseyin Ağa, Pir Ali Dayı, babam Hurşit Efendi nöbetleşe postaneye bakıyorlardı. Biz küçükler de onlara sabah akşam yemek taşıyorduk… Bilmem nasıl oldu, neden oldu bir gece kaymakamı kaçırdılar… Kaymakam o zaman Ceyhan’ın ikiye ayrıldığı yerde, Şırahbil Ağa’nın evinde oturuyordu. Eve girenler; Karabekirli Emin Ağa, Nakipli Abdürrezzak Ağa, Yemlihalı Ahmet Turan ve Kara Ahmet Efendi imiş…’’   (O. Necati Erginöz Eğitimde 60 Yıl ve Anılar sf. 54)

   Kaymakam hadisesini Nakibzade Mehmet Ağa’nın torunu, emekli öğretmen Muammer Ketizmen Sinan (1930-2019) şöyle anlatmaktadır: ‘’… Elbistan’daki kaymakam milli harekete karşıymış. Şikayet etmişler. Mustafa Kemal’de Sivas’a gönderin diye haber salmış. O zaman dedem Nakib Mehmet Ağa, Nuri Ağa Dede’yi ve Muin Ağa’yı çağırmış. Bu kaymakamı göndereceğiz demiş. Muin Ağa’ya vermişler bu görevi. Muin Ağa çok heybetliydi. Çekinirlerdi. O da yanına üç beş adam almış evine gitmiş. İki tane de katır götürmüşler. Birine kaymakamı bindirmişler, birine de yorganını eşyasını yüklemişler. Muin Ağa’da epey yanlarında gitmiş. Sonra o dönmüş. Yanındakiler onu götürüp teslim etmişler. Kaymakama ne olmuş onu bilemiyorum…’’ (25 Mayıs 2018 Muammer Ketizmen Sinan ile yaptığım röportajdan)

   Elbistan Postanesi o günlerde, özellikle Sivas ve diğer şehirlerle iletişim sağlandığı en önemli noktadır. İşgal devletlerinin elçiliklerine protesto telgrafları çekilmiştir. İngiliz kaynaklarında; 11, 17 Kasım 1919’da Elbistan’dan protesto telgrafları geldiği bilgisi mevcuttur. (Y. Akbıyık, Milli Mücadelede Güney Cephesi (Maraş), sf. 78)

   Aralık 1919’da Elbistan’da bir miting düzenlenmiş; İzmir’in Yunanlılar tarafından işgali ve Maraş’ta yaşanan olaylar protesto edilmiştir. Sivas’ta çıkarılan İrade-i Milliye Gazetesi’nin; 1. Sene, 18. Sayı, 29 Aralık 1919 tarihli; ‘’Elbistan Mitingi Münasebetiyle’’ başlıklı yazısında, bu mitinge dair malumatlar mevcuttur. (Dr. Çağdaş Yüksel, İrade-i Milliye Gazetesinde Çıkan Başyazılar Üzerinden Gazete Hakkında Bir Değerlendirme. Detaylı bilgi için bakınız; Adnan Güllü, Elbistan Mitingi)

   Miting bildirisi; Eski Sulh Hakimlerinden Bekişzade Ali Rıza Bey, Harput Eski Polis Müdürü Hulusi Bey (Bekişzade/Söğütlü) ve miting heyeti namına Nakibzade Mehmet Ağa tarafından imzalanmıştır. (ATASE Arşivi/ Y. Akbıyık, Milli Mücadelede Güney Cephesi (Maraş) sf. 231)
(Not: Bekişzade Hulusi Bey (1876-1960): 1876 yılında Elbistan’da dünyaya gelmiştir. Babası Hüseyin Ağa, annesi Zeynep Hanım’dır. Bekişzade Ali Rıza Bey’in yeğenidir. Harput’ta polis müdürü iken bazı sebeplerle Elbistan’a dönmüş, amcası ile beraber, müdafaa-i hukuk cemiyetinde çalışmıştır. Elbistan Mitingini organize edenlerdendir. Harpten sonra 1922-1923 yıllarında Maraş Vilayet Meclisi’nde Elbistan’ı temsil etmiş, diğer temsilci Hacı Tahirzade Abdullah (Sezer) Efendi ile Muallim Mektebi’nin, Elbistan’a açılmasında rol oynamıştır. Uzun yıllar avukatlık yapan Hulusi Bey, Nakibzade Nakib Ağa’nın kızı Fatik Hanım ile evlenmiş, bu evlilikten; Doğan, Neriman, Türkan, Turaç, Oğuz (milletvekili), Dinçer, Gürbüz, Güner isimlerinde sekiz çocukları olmuştur. 1960 yılında vefat etmiştir.)


 
   Ziraat Bankası Elbistan şubesi Maraş Mücadelesinde çok önemli bir rol oynamıştır. Mustafa Kemal Paşa 10 Şubat 1920 tarihinde bir tamim yayınlamış, buna göre: ‘’İnsaniyetin tüylerini ürpertecek zulümlere maruz kalan Maraşlı kardeşlerimizin ihtiyacını karşılamak ve imdatlarına yetişen kahraman kuvay-ı milliye fertlerinin zaruri masraflarına medar olmak üzere toplanacak yardımların Maraş Müdafaa-i Hukuk Heyet-i Merkeziyesi emrine ödenmek üzere Ziraat Bankası Elbistan Şubesine gönderilmesi rica olunur’’ denilmiştir.

   Bu nakdi yardımlar, Ziraat Bankası Elbistan şubesinde açılacak bir hesapta toplanarak, III. Kolordu Kumandanı Albay Selahattin Bey’in nezaretinde gerekli yerlere sarf edilecektir. (ATASE Arşivi / Y. Akbıyık, Milli Mücadelede Güney Cephesi (Maraş), sf. 255)

   Savaşın son günlerine doğru, çatışmalar iyice şiddetlenmiş, bu sırada Elbistan’a, Sivas’tan Maraş’a gönderilmek üzere bir top getirilmiştir. Topun derhal yerine ulaştırılması gerektiği gibi, kış mevsiminin şiddetli geçiyor olması işleri zorlaştırmıştır. Sivas’tan gelenler yanlarına; daha önce topçu çavuşluğu yapmış Hamamcıların Hamza Efendi’yi de alarak aynı gün yola çıkmışlardır. Patika yollardan geçilerek, iki buçuk günde Maraş’a varılmış, top ta Cancık Mevkii’ne ulaştırılmıştır. (O. Necati Erginöz Eğitimde 60 Yıl ve Anılar sf. 58)

   Savaşın başından son anlarına kadar, Maraş’ta halk mecbur kaldıkça şehri terk etmek zorunda kalmıştır. Bunun neticesinde civar bölgelere geçici de olsa yerleşmişlerdir. Elbistan’a onlarca aile bu şekilde gelmiş, aylarca misafir edilmişlerdir. Elbistanlı Ebubekirağalar’dan Hacı Bektaş Önal (1905-2001); bu ailelerin misafir edilmek üzere, evlere dağıtıldığını; kendilerine de bir aile misafir olduğunu, hatta babası Mehmet Ağa’nın, misafir ailenin Mustafa ismindeki oğulları ile kendisini okula yazdırdığını anlatmıştır. Bu aile birkaç ay misafir kaldıktan sonra Maraş’a geri dönmüş, Hacı Bektaş Önal, yıllar sonra, okula beraber yazıldığı kişi ile Hac’ta karşılaşmıştır. Hacı Bektaş Önal’ın babası Mehmet Ağa da, 1927 yılında Elbistan’a gelen 212. Alay’ın, ihtiyaçlarını karşılayanlardandır. (Hacı Bektaş Önal ile röportaj Elbistan’ın Sesi)

   22 gün süren savaş boyunca, Elbistan ve civarından Maraş’a asker takviyesi ve çeşitli yardımlar ulaştırılmıştır. Onlarca çete oluşturulmuş, yüzlerce kişi harbe katılmıştır. Harbin 6. Günü; Jandarma Kumandanı Yüzbaşı Ahmet Muhtar, Nakibzade Muin Ağa, Sinanzade Hamit Ağa, Güblüceli Tahir Ağa, Muhasebe Memuru Topal Salih Efendi, Tapu Memuru Kazancı Sait Efendi; çatışmaların yoğun yaşandığı Harbin 17. Günü ise; Nakibzade Mehmet Ağa ve Alihafızzade Pehlivan Mehmet Ağa oluşturdukları milis kuvvetlerle birlikte Maraş’a gitmişler ve çeşitli görevlerle savaşa dahil olmuşlardır. Bu kuvvetlerin birçoğu Maraş’ın kurtuluşundan sonra; Islahiye, Antep ve Urfa cephelerinde de savaşmışlardır.


 
   Arslan Bey (Mirzazade/Toğuzata) 1883-1963



 
   1887’de, o yıllarda Elbistan’a bağlı olan Fındık’ta dünyaya gelmiştir. Babası Mirzazade Toğuzata Abdullah Bey, annesi Nazire Hanım’dır. Tahsiline Göksun Nahiyesi’nde başlamış, Elbistan’da Mekteb-i Rüştiye’yi bitirmiştir. Bir süre Göksun civarında öğretmenlik yapmış, ancak devam etmemiştir. Dini eğitim almak üzere Halep’e gittiği sırada; Halep’te hakimlik yapan, babasının amca oğlu Hacı Arslan oğlu Hakim İsmail Bey ve Halep Valisinin (Çerkes) öneri ve ısrarları sonucu, polislik mesleğini seçmiş; Emniyet-i Umumiye Müdüriyeti Beyrut Polis Mektebi’nden diploma almış ve 1 Mart 1910 yılında Halep’te göreve başlamıştır. (Diploma ‘’Aliyyü’l-Ala’’ (Pek iyi) olup, ismi ‘’Ali Arslan’’ olarak geçmektedir.)

   1911’de komiser yardımcığına, 1915 yılında ise Halep Vilayeti İkinci Komiser Yardımcılığı’na atanmıştır. 1916’da Halep Vilayeti Dahiliye Zabitliği ve Polis Okulu Öğretmeni olarak görev yapmıştır.

   Önemli bir bölge olan Trablusşam Sancağı’na, 1917’de İkinci Komiser olarak atanmış, aynı yıl Serkomiserliğe terfi etmiştir. Son olarak, 17 Temmuz 1918’de Trablusşam Aşar Kontrol Memurluğu’na atanmış; Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasıyla başlayan işgallerin hemen ardından, 5 Eylül 1919’da Maraş’a dönmüştür.

   Arslan Bey İngiliz işgali sırasında geldiği Maraş’ta Kayabaşı’nda kiraladığı eve yerleşmiştir. Özellikle Ermeni Mahalleleri’nde, kahvehanelere oturarak, sadece Arapça konuşmak suretiyle bilgi toplamış, bir yandan da şehir ileri gelenleri ile irtibat sağlamıştır. Bu sırada resmi görev talebinde bulunduysa da, İttihatçı denilerek reddedilmiştir.

   İşgale karşı şehrin ileri gelenleri ile teşkilatlanma konusunda temas kursa da karşılık bulamamış; Sütçü İmam ve Bayrak Olayı’ndan sonra haklı olduğu anlaşılmıştır. Kayabaşı ve Şekerli Mahallelerinin ileri gelenleri, ayrı ayrı toplantılar yapmış, netice de birleşerek Maraş Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurulmuştur. Cemiyetin başkanı Arslan Bey seçilmiş; çalışmalara başlanmıştır. Çeteler oluşturulmuş, Yüzbaşı Çerkes Mahmut Bey’in gayretleriyle silah temin edilerek savaşa hazırlık yapılmıştır.

   Şehrin ileri gelenleri, 21 Ocak günü, işgal kuvvetleri komutanı General Keret tarafından, karargaha davet edilmiş; bir kısmı tutuklanmıştır. Bu olay üzerine aynı gün, harp resmen başlamış; 22 gün gece gündüz devam etmiştir.

   Arslan Bey, harbin her safhasında büyük gayretler göstermiş, sonuna kadar Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin reisi olarak savaşı bizzat yönetmiştir. Maraş’ın işgalden kurtulması üzerine; büyük bir kuvvet beraberinde Antep savunmasının merkez komutanlığını yapmıştır. Mustafa Kemal Paşa tarafından, TBMM’ye 1. Dönem Maraş Milletvekili olarak çağrılmış; 17 Mayıs 1920’de meclise dahil olmuştur. Bu sırada, Maraş Mutasarrıflığı ve Adana Askeri Komutanlığı’nın talebi üzerine, 14 ay izinli sayılarak Güney Cephesi’nde görev yapmıştır. Savaş sonunda tekrar meclise dönmüş, PTT Komisyonu’nda çalışmalar yapmıştır.


 
   Hem mecliste hem cephede bulunanlara mahsus, Kırmızı-Yeşil Şeritli İstiklal Madalyası ile ödüllendirilmiştir. Göksun, Meryemçil ve Pazarcık’ta ziraatçılıkla uğraşan Arslan Bey, birkaç defa evlilik yapmıştır. Bunlardan ilki Halepli olup, Fatma isminde bir kızları olmuştur. Son eşi ise, Maraş Harbinde şehit olan Ali Ruhi Bey’in kızı Nazmiye Hanım’dır. Bu evlilikten de Ahmet ve Mahmut adında iki çocukları olmuştur.
   7 Haziran 1963 yılında vefat etmiştir.

(Not: Bu yazı; Maraş Kurtuluş Mücadelesi Komutanı Arslan Bey’in Hatıratı (Mahmut Toğuz) ve Maraş Milli Mücadelesinde Önden Gidenler (Serdar Yakar) isimli kitaplardan derlenmiştir.)

   Toğuzatalar ve Yüzbaşı Hacı Arslan Ağa

   Toğuzatalar, 1858-1860 lı yıllarda, Kafkasya’nın Kuzey Osetya Bölgesi’nin Yerhot Kasabası’ndan Anadolu’ya gelmiş, Asetin Çerkeslerindendir. Mirzazade olarak anılmaktadırlar.

   Arslan Bey’in babası; Jandarma Çavuşu Abdullah Bey; onun babası Hasan Bey; Hasan Bey’in de babası Mirzazade Mesdut (Mesud) Bey’dir. Mesdut (Mesut) Bey Osetya’da kalmış, gelenlerden Arslan Bey’in dedesi Hasan Bey ve onun kardeşi Hacı Arslan Ağa ilk olarak Maraş’a daha sonra Fındık Köyü’ne yerleşmişlerdir.

   Hacı Arslan Ağa, Kafkasya’da Binbaşı olarak görev yapan rütbeli bir askerdir. Anadolu’ya geldikten sonra, Maraş Vilayet Jandarma Teşkilatında, Süvari Yüzbaşı olarak Osmanlı Ordusu’na dahil olmuştur. Maraş’ın Bayazıtlı (Yörükselim) Mahallesi’nde uzun müddet oturmuştur. Özbaşlar ailesinin evine bitişik konağı, kendinden sonra ‘’Lord’’ lakaplı Mehmet isminde bir tüccara satılmıştır. Hacı Arslan Ağa; Süvari Yüzbaşı olarak bölgenin güvenliğinden sorumlu tutulmuş; Kayseri Pınarbaşı- Elbistan arasında yıllarca faaliyet gösteren eşkıya Çöllo Çetesi’ni imha etmiştir. Bunun üzerine bölgede üne kavuşmuş, görevleri sonucu; Fındık, Düğünyurdu, Kızılcık, Karaömer gibi köylerden geniş araziler, kendisine tahsis edilmiştir.

   Jandarma Süvari Yüzbaşısı Mirzazade Hacı Arslan Ağa;
1867-1870 yıllarında; Maraş Vilayeti Jandarma Alay Taburu, 1. Süvari Bölük Ağası Muavini olarak Maraş’ta,
1872-1877 yıllarında; adı geçen taburun, 1. Süvari Bölük Ağası olarak Maraş’ta,
1884-1885 yıllarında; Maraş Sancağı, Elbistan Kazası Aşar Memuru; aynı yıl Zeytun Kazası Sersilahtar olarak, Elbistan ve Zeytun’da,
1888-1890 yıllarında; Vilayet Jandarma 1. Süvari Bölük Yüzbaşısı olarak Elbistan’da
1890-1892 yıllarında; Vilayet Jandarma 1. Süvari Bölük Yüzbaşısı olarak Maraş’ta
1893-1898 yıllarında; Vilayet Jandarma 1. Süvari Bölük Yüzbaşısı olarak Elbistan’da,
1898-1899 yıllarında; Vilayet Jandarma 1. Süvari Bölük Yüzbaşısı olarak Maraş’ta,
1903-1904 yıllarında; Vilayet Jandarma Alayı, Merkez 2. Süvari Taburu, 6. Bölük Yüzbaşısı olarak Maraş’ta görev yapmıştır.

   Yüzbaşı Hacı Arslan Ağa, göstermiş olduğu üstün başarılardan dolayı; 27 Kasım 1886’da 4. Derece Mecidiye Nişanı, 21 Mart 1892’de 4. Derece Osmanî Nişanı ile ödüllendirilmiştir. (S. Öztürk, Osmanlı Salnamelerinde Maraş Sancağı 1868-1908, C1, sf. 72-102-140-272-305-362-481-482-570-601-631-669-710-760 / C2, sf. 68-118-171-222)

   Hacı Arslan Ağa’nın Elbistan’da görev yaptığı sırada, Arslan Bey’in babası Hasanbeyzade Abdullah Bey’de, Jandarma Çavuşu olarak görev yapmış, eşkıya takibinde ve imhasında bölgede önemli rol oynamıştır. Abdullah Bey, Elbistan’da Hacı Hamza (Güneşli) Mahallesi’ne yerleşmiş, bu yıllarda Arslan Bey’de, Elbistan Mekteb-i Rüştüyesi’ne devam etmiştir. Abdullah Bey, Nazire Hanım ile evlenmiş, bu evlilikten; Arslan ve Said adında iki erkek, Mühibe adında bir kız çocukları olmuştur. Abdullah Bey Elbistan’da vefat etmiştir.


 
   Maraş 1. Dönem Millet Vekili Rüştü Bozkurt ve Maraş Harbi Çete Reislerinden Hacı Arslan oğlu Ali Ruhi Bey, Yüzbaşı Mirzazade Hacı Arslan Ağa’nın oğludur. Ali Ruhi Bey; Arslan Bey’in anılarında; ‘’Süleymanlı kazası milli kuvvetleri Saadettin Topal İbrahim’le Hacı Arslan oğlu Ali Ruhi’nin idaresinde geldi’’ şeklinde geçmektedir. Çetesiyle Fransızlara karşı mücadele verirken ağır yaralanmış, Fındık’a dönmek üzere Ekinözü tarafına kadar gelebilmişse de orada şehit düşmüştür.

   Hacı Arslan Ağa’nın diğer bir oğlu ise Halep’te Hakimlik yapan İsmail Bey olup, Arslan Bey’in polis olmasında direten kişidir. İsmail Bey, İngilizler tarafından esir edilmiş, Mısır ve Hindistan’da yaklaşık yedi yıl esaret hayatı yaşamıştır. Türkiye’ye döndükten sonra birçok yerde hakimlik yapmış, 1960 yılında vefat etmiştir. Eşi Çerkes Mehmet Paşa’nın kızıdır. Arslan Bey ile bir aile şeceresi hazırlamışlardır.

   Bu ailede üç soyadı bulunur. Bunlar; Arslan Bey‘’Toğuz’’, Milletvekili Rüştü Bey ‘’Bozkurt’’, Hakim İsmail Bey ise ‘’Aslan’’ soyadlarını almışlardır. Hacı Arslan Ağa, Çete Reislerinden Sinanzade Abdülhamit Ağa’nın ve Bedri Başakıncı (Sakallı Bedri)’nin de anne tarafından dedesidir. Aynı zamanda Maraş Harbine manevi desteği ile büyük katkı sağlayan Dedezade Mehmet Emin Hoca (Pakdil) da, Hacı Arslan Ağa’nın damadıdır. Toplam on beş çocuğu olan, Hacı Arslan Ağa’nın hanımının adı, e-devlet soyağacı uygulamasında Fındık olarak geçmektedir.



ÖNEMLİ NOT: Birçok yerde yayınlanmış olan bu fotoğraflarda, Arslan Bey yoktur. Olma ihtimali de yoktur. Bunun sebebi şudur; Soldaki fotoğrafta arabada oturan kişi, sağdaki fotoğrafta ise ortadaki kişi Arslan Bey olarak nitelendirilmektedir. Ancak bu kişi Arslan Bey’e benzememekle beraber, dikkatli baktığınız zaman; üniformasının ikinci düğmesinde, üzeri şeritli bir kurdelenin olduğunu görebilirsiniz. Bu kurdelenin özelliği şudur; Osmanlı Devleti, I. Dünya Savaşı’na katılanlara; yıldız formunda, sağ memenin bir karış altına takılan, ‘’Harp Madalyası’’ vermiştir. Bu Osmanlı Devleti’nin verdiği son madalyadır. Bu madalya takılmadığı zaman, üniformanın ikinci düğmesine kurdelesi takılır. Madalyayı alan asker ise; bu kurdele, iki beyaz şerit arasında kırmızı şerit olacak şekilde tasarlanmıştır. Fotoğrafta Arslan Bey denilen kişide, bu şeritli kurdele mevcuttur. Oysa Arslan Bey hiçbir zaman Harp Madalyası almamıştır. Ona; hem cephede hem mecliste bulunanlara mahsus; kırmızı- yeşil şeritli İstiklal Madalyası verilmiştir. Bu sebepten, fotoğraftaki kişinin Arslan Bey ile alakası yoktur.
 
   Bekişzade Ali Rıza Bey 1860-1932

   1860 yılında Elbistan’ın Yalak Köyü’nde dünyaya gelmiştir. Babası Şemsettin Bekiş’tir. Tahsiline Elbistan’da başlayan Ali Rıza Bey, İstanbul’da devam etmiştir. Çeşitli yerlerde hakimlik yapmış, son olarak ta Şam’da Sulh Hakimliği görevinde bulunmuştur. Suriye topraklarının işgali akabinde Elbistan’a dönen Ali Rıza Bey, Maraş’ın işgali üzerine çalışmalara başlamış, arkadaşları ile Elbistan Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’ni kurmuştur. Cemiyetin ilk başkanıdır. Şam’da görev yaptığı sırada, Mustafa Kemal Paşa ile tanışmış, cemiyet ve teşkilatlanma faaliyetleri sırasında da, Paşa ile sürekli irtibat kurmuştur. 1932 yılında Elbistan’da vefat etmiştir. (Not: bu bilgiler A. Güllü, Bir Kentin Hafızası Elbistan Tarihi kitabından derlenmiştir. Sf. 394)

   Kışlalzade Ali Avni Efendi 1881- ?
   1881 yılında Elbistan’da doğmuştur. Babası Çiftçi Mustafa Efendi’dir. Tahsiline Elbistan’da başlamış, hukuk üzerine devam etmiştir. Bir çok yerde hakimlik ve ağır ceza reisliği yaptıktan sonra Elbistan’a dönmüştür. Maraş’ın işgali üzerine başlatılan çalışmalara katılmış, Elbistan Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin kurulmasında büyük rol oynamıştır. Cemiyetin başkanlığına Ali Rıza Bey, yardımcılığına da kendisi getirilmiştir. Rahime Hanım ile evlenen Ali Avni Bey, Elbistan’da vefat etmiştir.

   Nakibzade Mehmet Ağa (Ketizmen/Soydan) 1864-1923


 
    1864 yılında Elbistan’da dünyaya gelmiştir. Babası Elbistan idare meclisi üyesi Nakib’ül-Eşraf Nakib Mehmet Ağa, annesi ise Elbistan Müsellimi (1824-1849) Karabekirzade Hacı Ahmet Ağa’nın kızı Ümmügülsüm Hanım’dır.

   Nakibzadeler peygamber sülalesi olup, dip dedeleri; Hz. Hüseyin’in soyundan, Es-Seyyid Nurullah Çelebi, Dulkadiroğlu Beyliği’nin son dönemlerinde Halep’ten Elbistan’a gelmiş bir alimdir. ‘’Görgülü, bilgili, olgun’’ anlamında olan ‘’çelebi’’ ifadesi, torunları tarafında da taşınmıştır. Es-Seyyid Nurullah Çelebi’nin beşinci kuşak torunu, Es-Seyyid İbrahim Çelebi ile aile dört kola ayrılmıştır. Bu kolların biri Maraş’ta üçü ise günümüzde Elbistan’da devam etmektedir. ‘’Hayatizadeler’’ kolu; ‘’Ayhan’’ soyadı ile, ‘’Müftülüler’’ kolu; ‘’Köker’’ soyadı ile, ‘’Nakibler’’ kolu ise ‘’Soydan, Ketizmen, Nakiboğlu ve Hilmioğlu’’ soyadları ile devam etmektedirler. Bu aileye mensup başka soyadları da mevcuttur.

   ‘’Nakib’’ kelimesi; ‘’hayırlı, seçkin kişi, bir topluluğun başkanı, vekili emini’’ anlamlarına gelmektedir. Hz. Fatıma ve Hz. Ali neslinden gelen aileler ‘’seyyid’’ ve ‘’şerif’’ olarak anılmış, Hz. Hüseyin’in soyundan gelenlere ‘’seyyid’’ denilmiştir. Bu aileler, Osmanlı döneminde, soylarını kanıtlayabilmiş ise ‘’Şecere-i Tayyibe’’ adı verilen defterlere kayıt edilmişlerdir. Bu soydan gelen aileler ile ilgilenen merkezdeki kişiye, ‘’Nakibü’l-Eşraf’’ , taşradaki ailelerle ilgilenenler ise aynı aileye mensup olup, bu kişilere de ‘’Nakibü’l-Eşraf Kaymakamı’’ denilmiştir. Bu aileler ‘’Eşref-i Hanedan’’ olarak anılmışlardır. (O. Saydam, Elbistan’dan Bir De Adil Bey Geçti, Elbistanın Sesi Gazetesi)

Nakibzade Mehmet Ağa’nın şeceresi; Es-Seyyid Nurullah Çelebi- oğlu Şaban Çelebi- oğlu Halil Çelebi- oğlu İbrahim Çelebi- oğlu Hasan Çelebi- oğlu İbrahim Çelebi- oğlu Ahmet Çelebi- oğlu Nakib Ali Efendi- oğlu Koca Mustafa Efendi- oğlu Hasan Ağa- oğlu Hafız Mehmet Nakib Ağa- oğlu Nakib Mehmet Ağa- oğlu Mehmet Ağa (1864-1923) şeklindedir.

Mehmet Ağa tahsiline Elbistan Hacı Şaban (Köprübaşı) Mahallesi’nde bulunan İbtidai Mektebi’nde; kardeşi Mustafa Kamil Efendi (Kadı) ile birlikte Sinanzade Hacı Ahmet Efendi’nin yanında başlamış, ancak devam etmemiştir. Tahsiline devam eden kardeşi daha sonra kadılık ve müderrislik yapmıştır.

  Elbistan ve civar bölgelerde tanınan ve hatırı sayılan biridir. Maraş’ın işgali sırasında kanaat önderliği yapmış, Sivas Kongresi’ne delege olarak gitmiş ancak yolda rahatsızlanması üzerine geri dönmüştür. Onun yerine kongreye kardeşi Nakibzade Ali Ağa delege olarak katılmıştır. Bu sırada kurulan ve başkanlığını da Bekişzade Ali Rıza Efendi’nin yaptığı Elbistan Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nde aktif rol oynamış, Bekişzade Ali Rıza Efendi’den sonra, cemiyetin başkanlığını üstlenmiştir. Sivas’tan gönderilen Kılıç Ali ile çalışmalar yapmıştır. Kılıç Ali Paşa hatıratında; ‘’2 Kasım 1919 günü küçük bir müfreze ile Elbistan’a hareket ettim. Ayın onunda Elbistan’a vardım. Doğruca Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Reisi Nakibzade Mehmet Efendi’yi arayıp buldum.’’ Diyerek Mehmet Ağa’dan bahsetmektedir. Kılıç Ali; Nakibzade Nuri Ağa konağında ikamet etmiş, toplantılarını ve görüşmelerini burada yapmıştır.

   Bu konuyu; Kasım 2019’da aramızdan ayrılan Av. Şırahbil Ketizmen (Nakibzade Mehmet Ağa’nın torunu) ’e, yaptığım röportaj esnasında sormuştum; ‘’Ben o günlere yetişmedim, iki dedemi de bilmem ama babam da amcam da Kılıç Ali’nin geldiğini anlatırdı. O zamanlar Köprübaşı’nda Nakıplıya ait evler vardı. Ceyhan Cami’nin hemen yanında Nuri Amcamızın evi, onun (nehrin karşısında) karşısın da bizim ev vardı. (Bugün Nakıplar sokak olarak geçer).Bizim evimize geldiğini işitmedim ancak Nuri Amcamızın konağına bitişik büyük bir odası vardı. O zaman otel yok, odalar olurdu, gelenler orda kalırdı. Nakıplı Odası. Sonra Nuri Amca orayı kahvehane yapmış fakat yanmış. Gelen misafirler o odada ağırlanırdı. Bir binbaşı bir de yüzbaşının orda ağırladığını da anlatırlardı.’’ şeklinde cevaplamıştır.



   Nakibzade Mehmet Ağa, Sivas’ta çıkarılan İrade-i Milliye Gazetesi’nde de yayınlanan, Aralık 1919 Elbistan Mitingi’ni tertip edenlerdendir. Elbistan ve civar köylerden asker toplanmasında etkili olmuştur. Torunu Av. Şırahbil Ketizmen bu konu hakkında şunları söylemiştir; ‘’Dedem civar köylere haber salmış; asker ve erzak istemiş. Ben mesleğim gereği Nurhak’a keşif için gitmiştim. Orada Nurhaklı Ali Efendi adında biriyle tanıştık. Erol Şahin, Dr. Durmuş Ali Şahin vardı, onların dedesi. Ali Efendi bizi bırakmadı yemeğe aldı. Bu sırada konuşurken, dedemden bahsetti; ‘’Elbistan’dan Nahıp Maammed Ağa’nın selamı geldi. Harp için asker isteyince biz de buradan 15-20 kadar gönüllü bulduk. Kar kış çok olmasına rağmen atlarla karları yara yara Elbistan’a, oradan da Maraş’a gittiler’’ diye o günlerden ve dedemden bahsetmişti.’’

    Nakibzade Mehmet Ağa da Elbistan ve civarından topladığı kuvvetlerle harbe katılmıştır. Arslan Bey notlarında; ‘’8 Şubat 920 bizim cepheye Şube Reisi Cemil, Elbustan’dan Nakıpoğlu Mehmet Ağa ve Ali Hafızoğlu Mehmet Pehlivan 300 kadar bir kuvvetle gelmişler Cancık’taki bir karargaha yerleşmişlerdi’’ diyerek bahsetmektedir. (Kaynak Maraş- Fransız Harbi Belgeler Hatıralar sf. 69, Maraş Milli Mücadelesinde Arslan Bey, Serdar Yakar sf. 88)

   Mehmet Ağa Maraş’a yola çıktığı sırada, dünürü Karabekirzade Şırahbil Ağa’da köylerden kuvvet toplamaya başlamış, ancak dört beş gün içinde Fransızların Maraş’ı terk etmesi üzerine, Mehmet Ağa, Şırahbil Ağa’ya, ‘’gelmesin düşman kaçtı’’ diye haber yollamıştır.
(Not: Nakib Mehmet Ağa’nın oğlu Said Ağa ile Şırahbil Ağa’nın kızı Nazire Hanım beşik kertmesi yapılmıştır. Daha sonraki yıllarda, Mehmet Ağa’nın diğer oğlu Hamit Ağa ile, Şırahbil Ağa’nın diğer kızı Nadire Hanım evlenecektir. Şırahbil Ağa ise şehrin eşrafındandır. Babası Kaymakam Mustafa Şevki Efendi’dir. Cumhuriyetten önce Elbistan’da belediye başkanlığı yapmıştır.) 

   Mehmet Ağa, Maraş mücadelesinden sonra, Antep ve Urfa’nın kurtuluşu için bölgeden asker ve silah temininde de rol oynamıştır. Bir ara, eşkıya beslediği gerekçesi ile şikayet edilmiştir. Bahsedilen eşkıya, o yıllarda bölgede faaliyet gösteren Hasanı Haçey ve Çetesi’dir. Hasanı Haçey eşkıya olmadan önce Nakibzade Mehmet Ağa’nın çobanlığını yapmaktadır. Eşkıya olduktan sonra da Mehmet Ağa ile ilişkilendirilmiştir. Bunun üzerine Mehmet Ağa, Antep’te Divan-ı Harpte yargılanmışsa da hakkında yapılan tahkikat sonucunda suçsuz bulunmuş ve beraat etmiştir. (O. Saydam, Av. Şirahbil Ketizmen, Muammer Sinan Röportajı)

   Nakibzade Mehmet Ağa , Saltzade Hacı Mehmet Efendi’nin kızı, divan şairi Satlzade Rıfat Efendi (1837-1911)’nin de kız kardeşi Gül Hatun (Gülendem) Hanım ile evlenmiş; Nakib, Abbas, Sait, Hamit, Hayati isimlerinde beş erkek, Hatun (Hacıhalilzade Kadı Mustafa Feyzi Efendi ile evli), Emine (Nakibzade Abdürrezzak Ağa ile evli) ve Feleknaz (Millet Vekili Hacıhalilzade Hacı Mehmet Erten ile evli) isimlerinde üç kız olmak üzere sekiz çocuğu olmuştur.1923 yılında Elbistan’da vefat etmiş, mezarı bugünkü belediye binasının arkasında bulunan Nakıplılar aile mezarlığındadır.

   Şeyh Hacı Mustafa Efendi (Cücehacızade/Paksoy) 1861-1949


 
   1861 yılında Elbistan’da dünyaya gelmiştir. Babası Cücehacızade Süleyman Efendi, annesi Reyhanlı Aşireti’nden Eşe Hanım’dır. Çok küçük yaşlarda hıfzını tamamlamıştır. Devrin yöre alimlerinden çeşitli ilimler tahsil etmiştir. Tasavvuf yolculuğunu tamamlamak için yörede bir alime intisab ettiyse de o alimin vefatı üzerine, o sırada Elbistan’a görevlendirilen Kilisli Baytazzade Sermest Abdullah Efendi’nin halifelerinden Karpuzoğlu Ahmet Efendi’ye intisab etmiştir. Genç yaşta, Karpuzoğlu Ahmet Efendi ile birlikte hacca gitmiştir.

   Maraş’ın işgali üzerine girişilen teşkilatlanma faaliyetlerinde, önemli rol oynamıştır. Osman Necati Erginöz anılarında; Sivas Tekke Şeyhi’nin, Şeyh Hacı Mustafa Efendi’ye mektup göndererek Elbistanlıların desteğini istediğini belirtmesi üzerine; Şeyh Hacı Mustafa Efendi’nin olumlu cevaplı bir mektup yazarak, Elbistan’dan Sivas’a giden delege ile şeyhe gönderdiğini, ardından çalışmalara başladığını belirtmektedir. (O. Necati Erginöz Eğitimde 60 Yıl ve Anılar sf. 52)

   Şeyh Hacı Mustafa Efendi, bir dönem başkanlığını da yaptığı; Elbistan Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin kurulmasına, halkın ileri gelenleri ile birlikte büyük destek vermiştir. O günleri, Dervişzade Ahmet Arıkan; ‘’Elbistan’da kurulan müdafaa-i hukuk cemiyetinin başkalığına; Şam Sulh Hakimlerinden Bekişzade Ali Rıza Efendi, yardımcılığına eski hakimlerden Kışlalzade Ali Avni Efendi getirildi. Bir süre sonra cemiyete; Nakibzade Mehmet Ağa, onun da istifası üzerine Şeyh Hacı Mustafa Efendi başkanlık etti… ’’ diyerek anlatmıştır.

(Not: Dervişzade Ahmet Arıkan, 1902 doğumludur. Müdaafi hukuk cemiyetine üye olmuş, cemiyette görev alarak; asker ve para toplama işlerinde bulunmuştur. Yedek subay olarak İstiklal Savaşı’na katılmış; İstiklal Madalyası ile ödüllendirilmiştir. 1946-1954 yılları arasında iki dönem Elbistan Belediye Başkanlığı yapmıştır.1981 yılında Elbistan’da vefat etmiştir.)

   Şeyh Hacı Mustafa Efendi, 10 Eylül 1949’da Elbistan’da vefat etmiştir. Şeyh Hacı Mustafa Efendi’nin vefatı üzerine, Şair Ahmet Çıtak’ın yazdığı bir de şiir mevcuttur. Türbesi Taşoluk Bağları mevkiindedir. (Y. Alparslan, S. Yakar, Maraş Meşhurları, Sf. 96)

   Doktor Mustafa Bey (Müftülüzade/Köker) 1882-1920



   1882 yılında Maraş’ta dünyaya gelmiştir. Babası Müftülüzade Ali Rıza Efendi, annesi Maraşlı Bayazıtzade Kerim Bey’in kızı Asiye (Sadiye) Hanım’dır. İlk ve orta tahsilini Maraş’ta tamamlamış, İstanbul’da da tıp tahsili yapmıştır. 1908 yılında Tıbbiyey-i Şahane’yi bitirerek Maraş’ta serbest doktorluk yapmaya başlamıştır. Daha sonra Elbistan Belediye Tabibliği’ne tayin edilmiş, bu arada Cihan Harbi başlayınca silah altına alınarak, Şam’da ordu komutanı Cemal Paşa’nın mahiyetine verilmiştir. Terhis edilmesinin ardından tekrar Maraş’a dönmüş ve doktorluğa başlamıştır. İngiliz işgali üzerine vatanın kurtulması için çalışmaya başlamış, İngilizlerin yerine Fransızların geleceği anlaşılınca; Maraş Ulu Camii’de miting tertiplemiştir. İşgale karşı teşkilatlanma fikrini ortaya atmış, müdafaa-i hukuk cemiyetinin kurulmasına zemin hazırlamıştır. Göksun, Pazarcık, Zeytun (Süleymanlı), Bertiz’de halkın bilinçlenip silahlanmasını sağlamıştır. Maraş’a dönmüş, çete reisi olarak görev yapmıştır. Aynı zamanda yabancı dil bildiği için Fransızlarla temas ederek büyük yararlılıklar göstermiştir. Harbin son günlerinde görüşmek için gittiği Alman Hastanesi civarında vurularak şehit edilmiştir. Madalyasını büyük oğlu Şeref Köker taşımıştır. (Y. Özalp, Milli Mücedelenin İlk Zaferi sf. 193)

Dr. Mustafa ve kardeşi Lütfi Köker’in şeceresi; Es-Seyyid Nurullah Çelebi- oğlu Şaban Çelebi- oğlu Halil Çelebi- oğlu İbrahim Çelebi- oğlu Hasan Çelebi- oğlu İbrahim Çelebi- oğlu Hacı Hasan Çelebi- oğlu Mustafa Çelebi- oğlu Hüseyin Efendi- oğlu Ali Efendi- oğlu Mustafa Efendi- oğlu Hacı Ali Efendi- oğulları Dr. Mustafa Köker ve Eczacı Lütfi Köker, şeklindedir.

(Not: Dr. Mustafa Bey ile Maraş Harbi çete reislerinden Maraşlı Bayazıtzade Zafer Bey hala dayı çocuklarıdır. Dr. Mustafa Bey’in hanımı, çete reislerinden Sinanzade Abdülhamit Ağa’nın ilk eşi Münevver Hanım’ın ve Elbistanlı Rahmi Eray’ın teyzesidir.) 

   Eczacı Lütfi Bey (Müftülüzade/Köker) 1890-1965



   1890 yılında dünyaya gelmiştir. Maraş’ın Çavuslu Mahallesi, hane 283, cilt 2, sayfa 86 şeklinde kaydı bulunmaktadır. Babası Müftülüzade Ali Rıza Efendi, annesi Maraşlı Bayazıtzade Kerim Bey’in kızı Asiye (Sadiye) Hanım’dır. Maraş Harbi şehidi Dr. Mustafa Bey’in küçük kardeşidir. 1909 yılında tıp fakültesi eczacılık bölümünü bitirerek, Maraş’ta bir eczane açmıştır. 1911 yılında Zeytun Redif Taburu’na birinci mülazım olarak tayin edilmiş, Cihan harbinden sonra da terhis edilmiştir. Maraş’ın işgalinden sonra Bertiz köylerine gelerek çete toplamaya başlamış, şehir içi muharebeler başlayınca Ahır Dağı’ndan şehre inmiş; Zalhoca Oğlu Duran Efendi kuvvetleriyle birleşerek Cancık mağarasında görevlendirilmiştir. Maraş’ın kurtuluşunda çok büyük emeği olan Lütfi Bey daha sonra; Sarılar, Karalar, Haruniye, Yarbaşı, Osmaniye ve Antep cephelerinde çalışmıştır. Düşmanın yurttan kovulmasından sonra Elbistan kaymakam vekilliği, Maraş Belediye Başkanlığı (ki şehre bu dönemde madalya verilmiştir), meclis umumi azalığı ve Ticaret Odası, Kızılay, Çocuk Esirgeme Kurumu, Türk Hava Kurumu başkanlıklarında bulunmuştur. Maraş’ta Emniyet Eczanesi ile halkın hizmetindeyken 9 Aralık 1965’de vefat etmiştir. (Y. Özalp, Milli Mücedelenin İlk Zaferi, 192)

   Nakibzade Nuri Ağa (Soydan) 1880-1962



Nakibzade Nuri Ağa, eşi Zöhre Hanım, gelini Remziye Hanım ve çocukları ile birlikte.
   1880 yılında Elbistan’da dünyaya gelmiştir. Babası Elbistan idare meclisi üyesi Nakib’ül-Eşraf Nakib Mehmet Ağa, annesi ise Elbistan Müsellimi (1824-1849) Karabekirzade Hacı Ahmet Ağa’nın kızı Ümmügülsüm Hanım’dır. Nakibzade Mehmet Ağa’nın kardeşidir. Tahsiline Elbistan İbtidai Mektebi’nde başlamıştır. Devam edip etmediği bilinmemektedir.

   Maraş’ın işgali sırasında ailesi ile birlikte harekete geçmiş, Kuvay-ı Milliye Reisliği yapmıştır. Elbistan’a gönderilen; içerisinde Kılıç Ali, Yörük Selim gibi isimlerin bulunduğu heyet, Nuri Ağa’nın konağının hemen yanında bulunan, konağın misafirhanesinde toplantılar yapmış ve birçok kararı burada almışlardır. Bu misafirhane ahşap olduğu için 1930 lu yıllarda çıkan bir yangın ile yok olmuştur. Ayrıca Nuri Ağa, ağabeyi Mehmet Ağa ile birlikte kurtuluş harekatını onaylamayan; dönemin Elbistan Kaymakamı Kerküklü Halis Bey’in Sivas’a gönderilmesinde de önemli rol oynamıştır. Antep’e gitmek üzere, Nisan 1920’de Elbistan’a gelen Dokuzuncu Kafkas Alayı Birinci Tabur Kumandanı Binbaşı Hafız Recep Bey ve beraberindeki askerleri ağabeyi Elbistan Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Reisi Mehmet Ağa ile karşılamış, ve misafir etmiştir.

   Nuri Ağa cumhuriyetin ilanından sonra 1928 yılına kadar Elbistan Belediye Başkanlığı’nı yürütmüştür. Kaymakam Osman Şükrü Bey döneminde yapımına başlanan hükümet binasına (bugünkü Elbistan Müzesi) maddi manevi emek vermiştir. Soyadı Kanunu’ndan sonra ‘’Soydan’’ soyadını almıştır. Demokrat Parti’nin Elbistan ilçe teşkilatını da kuran kişidir.

    Nuri Ağa Saltzadelerden Zöhre Hanım ile evlenmiş; Mehmet Ali, Mehmet Rıfat, Fuat ve Ali Cevdet isimlerinde dört erkek; Emine (Şair Adil Soydan ile evli), Nasiha (Hacımahmutzade Cemil Candansayar Ağa ile evli), Zahide (Nakibzade Abbas Ağa ile evli), Abide (Nakibzade Ataullah Efendi ile evli) isimlerinde dört kız olmak üzere, sekiz çocuğu olmuştur. 1962 senesinde Elbistan’da vefat etmiş, mezarı bugünkü belediye binasının arkasında bulunan Nakıplılar aile mezarlığındadır.

   Ali Hafızzade Pehlivan Mehmet Ağa (Ünal) 1878-1941


 
    1878 yılında Elbistan’da doğmuştur. Babası, Murtaza Kâhya oğlu Hafız Ali Efendi, annesi Zeynep Hanım’dır. Babası Hafız Ali Efendi, Kızılcaoba mahallesinde otururken, hoca olarak Karahüyük Köyü’ne yerleşmiştir. Pehlivan Mehmet Ağa ilk eğitimini Elbistan’da almış, sonra Şam’da ve Mısır’da Hukuk başta olmak üzere, çeşitli ilim tahsil etmiştir. Şam Medresesi’nde Müderris olmuş, Mustantik (sorgu hakimi) olarak görev yapmıştır. Elbistan’a döndükten sonra, Karahüyük köyü ile Kuşkayası köyünden geniş arazi satın alarak, çiftçilik yapmıştır.

    Maraş’ın Fransızların işgali ile başlayan direniş hareketine, reis olarak, çevre köylerden topladığı 138 kişilik çetesiyle katılmıştır. Arslan Bey notlarında ‘’8 Şubat 920 bizim cepheye Şube Reisi Cemil, Elbustan’dan Nakıpoğlu Mehmet Ağa ve Ali Hafızoğlu Mehmet Pehlivan 300 kadar bir kuvvetle gelmişler Cancık’taki bir karargaha yerleşmişlerdi’’ diyerek bahsetmektedir. (Maraş- Fransız Harbi Belgeler Hatıralar sf. 69, Maraş Milli Mücadelesinde Arslan Bey, Serdar Yakar sf. 88)

   1920’de kurulan 1. Meclise milletvekili olması için telgrafla davet edilmesine rağmen, özel sebeplerle katılmak istememiş, hasta raporu alarak özür beyan etmiştir. Alihafızzade Mehmet Pehlivan Ağa, yıllarca Maraş İl Encümen Üyesi olarak görev yapmıştır.


 
   Alihafızzade Pehlivan Mehmet Ağa, aynı zamanda bölgede namlı bir pehlivandır. 1931 doğumlu, emekli öğretmen Mustafa Kuşoğlu; Mehmet Ağa hakkında duyduklarını anlatırken, pehlivanlığı konusunda, şu bilgileri veriyor: ‘’… Ben hatırlıyorum, Alihafızoğlu iri yarı güçlü bir adamdı. Çok güzel güreşirmiş. Babamdan işittiğimi anlatayım. Sicimoğlu diye biri Sivas’tan buraya güreşçi gelmiş. Bizim Gazipaşa Okulu adaydı o zaman. Yanında da Hacıhallerin çayırı vardı(günümüzde açık pazarın kurulduğu alan) orda güreş tutarlarmış. Bu Sicimoğlu’nu kimse yenememiş. Alihafızoğlu o zaman Karahüyük’te, orda yerleri var. Gitmişler demişler ki; Sicimoğlu hepimizi yendi, kimse kalmadı. O da peki demiş gelmiş. Alihafızoğlu iri yarı güçlü bir adam, ata binince atın beli çökerdi, zaten öyle üç kişi vardı. Çayırın orda Sicimoğlu ile güreşiyorlar. Tabi Sicimoğlu’nu yeniyor. Yenince Elbistan’da rahatlıyor…’’

   Mustafa Kuşoğlu’nun anlattığına göre; Alihafızzade Pehlivan Mehmet Ağa’nın büyük oğlu Kazım Ağa, yıllar sonra Sivas’ta askerlik yaparken, tertip edilen güreş müsabakasına katılmıştır. Rakibi, Kazım Ağa’nın Elbistanlı olduğunu duyunca, rakip pehlivan; ‘’Babam Sicimoğlu’nu Elbistan’da yenmişler, öyleyse ben de seni yeneceğim’’ demiş, ancak Kazım Ağa’da, Sicimoğlu’nun oğlunu yenmiştir.

   Mustafa Kuşoğlu, öğretmenler derneğinde Kazım Ağa’dan bizzat dinlediği bir olayı da: ‘’Babam Alihafızoğlu Mehmet Ağa’yı Maraş Altı’nda yapılacak güreşe davet ettiler. Babamı Unculardan, Bayazıtlardan herkes tanır.(Yıllarca Maraş İl Encümen Üyeliği yaptığı için) Davet üzerine bizde; ben babam, bir de Elembağlı Kör Durdu vardı, onu aldık yola çıktık. Yolda bir hana geldik… Orda babam, ayağının altına bir altın koydu. Durdu’ya, ‘’oğlum şunu al bakalım’’ dedi. Tek ayağı olmasına rağmen alamadı. Ben vardım ama ben de alamadım. Sonra ikimiz uğraştıysak da alamadık…’’ şeklinde anlatmaktadır.

   Ali Hafızzade Pehlivan Mehmet Ağa, 1929 yılında Maraş bölgesinde araştırmalar yaparken Elbistan’a da gelen; Alman Arkeolog Von Der Osten’i Karahüyük’te misafir etmiştir. Osten’in fotoğrafları arasında, Alihafızzade Mehmet Ağa’ya ait; biri atı ile Hurman Çayı’nı geçerken olmak üzere iki adet fotoğraf bulunmaktadır. (Kaynak: Maraş Avucumda, Yusuf Köleli)

   Alihafızzade Pehlivan Mehmet Ağa, 1941’in Ekim ayında Elbistan’da vefat etmiş, kabri Hocazade Mezarlığı’ndadır.

(Not: Bu bilgilerin oluşturulmasında, A. Bilgin’in; 12 Şubat Dergisi’nde yayınlanan (2016, Yıl:1, Sayı 1, Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi, sf. 79) Maraş Müdafaasında Elbistan Ve Elbistanlılar adlı çalışmasından ve Emekli Öğretmen Mustafa Kuşoğlu’nun verdiği bilgilerden yararlanılmıştır. Fotoğraflar ise, Alihafızzade Pehlivan Mehmet Ağa’nın torunu Leyla Dedeler Hanım’dan alınmıştır.)

   Nakipzade Ali Ağa (Ketizmen) 1868-1945


 
  1868 yılında Elbistan’da dünyaya gelmiştir. Babası Elbistan idare meclisi üyesi Nakib’ül-Eşraf Nakib Mehmet Ağa, annesi ise Elbistan Müsellimi (1824-1849) Karabekirzade Hacı Ahmet Ağa’nın kızı Ümmügülsüm Hanım’dır. Nakipzade Mehmet Ağa ve Nuri Ağa’nın kardeşi, Çete Reisi Muin Ağa’nın babasıdır.

   Hayatı hakkında pek fazla bilgiye ulaşamadığımız Ali Ağa 1906-1909 yılları arasında Elbistan Belediye Başkanlığı yapmıştır. Sivas’a delege olarak çağrılan ağabeyi Mehmet Ağa yolda rahatsızlanınca, yerine Sivas Ayan Meclisi’ne delege olarak katılmış, o sırada oğlu Muin Ağa ise Elbistan ve civar köylerden çete oluşturarak Maraş’a gitmiştir.

   Cumhuriyetin ilanından sonra ikinci defa 1930-1934 yılları arasında Elbistan Belediye Başkanlığı yapmış, Soyadı Kanunu’ndan sonra ‘’Ketizmen’’ soyadını almıştır. Küçükmehmetzadelerden Zübeyde Hanım ile evlenen Ali Ağa’nın Hasan Muin ve Abdürrezzak adında iki oğlu olmuştur.1945 senesinde Elbistan’da vefat etmiş, mezarı bugünkü belediye binasının arkasında bulunan Nakıplılar aile mezarlığındadır.

   Nakibzade Hasan Muin Ağa (Ketizmen-Nakiboğlu) 1888-1970


 
   1888 yılında Elbistan’da dünyaya gelmiştir. Babası Nakibzade Ali Ağa, annesi Küçükmehmetzadelerden Zübeyde Hanım’dır. Tahsiline Elbistan İbtidai Mektebi’nde başlamış fakat devam etmemiştir.

   Maraş’ın işgali üzerine ailesi ile birlikte o da destek vermiş; sert mizaçlı, gözü kara ve kararlı bir yapıya sahip oluşu; aile içerisinde ve çevresinde çekinilen, sözü dinlenen biri olmasını sağlamıştır. Babası Ali Ağa’nın Sivas Kongresi’ne katılmasının ardından, Elbistan ve civar köylerden özellikle de Ketizmen Köyü’nden silahlı adam toplayıp çete kurarak Maraş Mücadelesi’ne katılmıştır.

   Arslan Bey notlarında; ‘’Harbin 6. günü Elbistan Jandarma Kumandanı Ahmet Muhtar, Nakiboğlu Muin, Sinanoğlu Hamit, Muhasebe-i Hususiye Memuru Topal Salih ve Tapu Memuru Maraşlı Kazancı oğlu Sait, Elbistan’ın Güblüce Köyünden Tahir kumandalarında gelen kuvvetlerle, Maraş sokak muharebesine iştirak ettiler.’’ Şeklinde bahsetmektedir. (Y. Alparslan, S. Yakar, Maraş- Fransız Harbi Belgeler Hatıralar sf. 64, Maraş Milli Mücadelesinde Arslan Bey, S. Yakar sf. 81)

   Muin Ağa, Maraş’a geldikten sonra; çatışmaların yoğun yaşandığı ve önemli bir noktada bulunan Keşifli Camii’nde görevlendirilmiştir. Cami, düşmanın mevzilendiği kilise ile yakın olduğu için ve o bölgenin savunulmasında stratejik bir öneme sahip olduğu için Cami İmamı Çerkez Yahya Efendi ile mahalleden kimselerce savunulmaktadır. Muin Ağa’nın buraya takviye kuvvetin başında görevlendirilmesini Şeyh Ali Sezai Efendi şöyle anlatıyor; ‘’Cancık’ta bulunan Elbistanlı Nakibzade Muin Ağa 20 kadar çete ile yardıma gönderilmişti. Kendisi Ceren Ağaların odasında, efrad da camide 3 gün kaldıktan sonra orasının (Cancık) tehlike durumu dolayısıyla terk olunarak tekrar Cancığa dönülmüştü. ’’ (Maraş Milli Mücadelesinde Şeyh Ali Sezai Efendi, S. Yakar, sf. 115)

   Aslan Bey ise bu olaydan ; ‘’Elbustan ve Süleymanlı kuvvetleri şehre girdiklerinde, Elbustanlı Muin Ağa Kaşifli Camii’nde iki gece, Sinan Hamit karargahta iki gece, Salih Kazancı ile Said de çarşı karakolunda vazife yapıyorlardı. ’’ şeklinde bahsetmektedir. (Y. Alparslan, S. Yakar, Kaynak Maraş- Fransız Harbi Belgeler Hatıralar sf. 66)

   Bu konu; Mustafa Fehmi Kocabaş’ın, Maraş Postası Gazetesi’nde yazdığı yazıda; ‘’Elbistan’dan gelen kuvvetler şehir içine girmişlerdi. Nakiboğlu Muin Keşifli Camii’nde, Topal Salih, Güblüceli Tahir Ulu Camii karşısındaki karakolda mevzi almışlar, Sinanoğlu Hamit, Yüzbaşı Muhtar karargahta bulunurdu. Efradın sevk ve idaresini yapıyorlardı. (Sekizinci Gün 28 Son Kanun 920 Çarşamba) ’’ şeklinde geçmektedir. (Y. Alparslan, S. Yakar, Kaynak Maraş- Fransız Harbi Belgeler Hatıralar sf. 131)

   Muin Ağa’yı, Av. Şırahbil Ketizmen şöyle anlatıyor; ‘’Muin Ağa aile içinde, gözü pek, sözü dinlenen mert biriydi. Hatta o zamanlar Elbistan’daki kaymakam sorun olmuş. Gönderilmesine karar vermişler. Dedem Mehmet Ağa bu işi Muin yapsın diyince, babası Ali Ağa karşı çıkmış. Başka birine verin bu görevi demiş. O zaman dedem de; Muin hepsinden yiğit ondan başkası altından kalkamaz bu işin demiş. Ali Ağa ikna olmuş. Bir gece, yanında birkaç adam ile Kaymakamı evinden alıp Sivas’a göndermişler… İşte Maraş işgal edilince dedem harekete geçiyor. O zaman Hukuk Cemiyeti asker toplayıp Maraş’a gönderecek. Muin Ağa’da etraftan köylerden adam topluyor. Ketizmen Köyü’nden Nacar Naldan var, dedemin yanındaymış o. Akçadağlı. Onu Muin Ağa yanına alıyor gidiyor. Nacar’ı ben tanıdım. Çok iyi nişancıydı. İki eliyle Bismillah der gözünü silerdi öyle ateş ederdi. Attığını da vururdu. Yanlarında gidenlerden, hatırladığım bir de Bostancı Deli Mehmet var. Maraş’ın girişinde bir yerde; bir ahırdan üstlerine ateş açmışlar. Temek derlerdi eskiden ahır. Muin Ağa ile yanındakiler karşılık vermiş ama ateş kesilmemiş. O zaman Nacar ateş edince, temeğin penceresinden silahın ucu aşağı doğru inmiş. Ateş eden düşmanı vurmuşlar. Sonra Maraş’ın içine girmişler. Said Amcam derdi ki; çok güzel bir filintam vardı. Muin gideceği zaman istedi. Döndüğünde geri getirdi ama ne kadar harp ettilerse tüfeğin namlusu bükülmüştü.’’ 

   Muin Ağa Soyadı Kanunu’ndan sonra ‘’Ketizmen’’ soyadını, 1960’ların başında ise soy adını değiştirerek ‘’Nakiboğlu’’ soyadını almıştır. Hacıhalilzade Kürklü Mehmet Ağa’nın kızı Fatma Hanım ile evlenmiş; Ziya (Elbistan Belediye Başkanı), İbrahim, Tahir, Naci isimlerinde dört erkek; Naime (Hakkı Soydan ile evli), Feriha (Doğuç) isimlerinde iki kız olmak üzere altı çocuğu olmuştur. Elbistan Belediyesi’nde çeşitli görevlerde bulunmuş, 1970 senesinde vefat etmiştir. Vasiyeti üzerine Elbistan Hocazade Mezarlığı’na defnedilmiştir.

   Sinanzade Abdülhamit Ağa (Saydam) 1899-1952


 
  1899’da Elbistan’da doğmuştur. Babası Kadı Mehmet Fevzi Efendi, annesi, Zöhre Hanım’dır. Annesi Zöhre Hanım, Süvari Yüzbaşı Toğuzata Mirzazade Hacı Arslan Ağa’nın kızı, Maraş birinci dönem milletvekili Rüştü Bozkurt ve Maraş Mücadelesi Kuvay-ı Milliye Reislerinden Ali Ruhi (Bozkurt) Bey’in kız kardeşi, Maraş Müdafaasının lideri Arslan (Toğuzata) Bey’ in babasının da amca kızıdır. Abdülhamit Ağa ise Milli Mücadele’ de Sakallı Bedri namıyla bilinen Bedri Başakıncı ile teyze çocuklarıdır.
   Abdülhamit Ağa; takriben 17. Yy’ın sonlarında Şam’dan Elbistan’a gelerek yerleşen; Fakih Mehmet Efendi, Mekteb-i İbtidai Hocası El-Hac Ahmet Efendi, Hamidiye Mektebi Hocası Hafız Ali İlmi Efendi, Kadı (Müderris) Mustafa Asım Efendi, Kadı (Müderris) Mehmet Fevzi Efendi, Şeyhülislam Fetva Müsevviti Müderris Mehmet Said Efendi gibi alimler yetiştiren, Sinanzadeler sülalesine mensuptur.
Abdülhamit Ağa’nın şeceresi; Sinanzade Mehmet Efendi- oğlu Sinanzade Ahmet Efendi- oğlu Sinanzade Büyük Fakih Mehmet Efendi- oğlu Ulemadan Sinanzade El-Hac Ali İlmi Efendi- oğlu Sinanzade Kadı Mehmet Fevzi Efendi (1863-1938)- oğlu Sinanzade Abdülhamit Ağa (1898-1952) şeklindedir.
  Abdülhamit Ağa, babasının kadı olarak görev yaptığı Denizli’de idadi mektebini bitirmiştir. O yıl I. Dünya Savaşı çıkınca cepheye alınmış, otomobil taburu ihtiyat zabiti olarak görev yapmıştır. Oradan da Irak Cephesi’ne bölük komutanı olarak katılmış, Harp Nişanı ile ödüllendirilmiştir. Savaş sonunda Elbistan’a dönmüş, bu sırada Maraş’ın işgal edilmesi üzerine derhal Maraş’a giden babası, eski Maraş Kadısı Sinanzade Mehmet Fevzi Efendi’nin ardından, bölgeden topladığı milis kuvvetlerle harbin 6. günü Maraş’a gitmiştir.


Arslan Bey notlarında; ‘’Harbin 6. günü Elbistan Jandarma Kumandanı Ahmet Muhtar, Nakiboğlu Muin, Sinanoğlu Hamit, Muhasebe-i Hususiye Memuru Topal Salih ve Tapu Memuru Maraşlı Kazancı oğlu Sait, Elbistan’ın Güblüce Köyünden Tahir kumandalarında gelen kuvvetlerle, Maraş sokak muharebesine iştirak ettiler.’’ Diyerek bahsetmektedir. (Y. Alparslan, S. Yakar Maraş- Fransız Harbi Belgeler Hatıralar sf. 64, Maraş Milli Mücadelesinde Arslan Bey, S. Yakar sf. 81)
   Abdülhamit Ağa, Maraş’ta sokak muharebelerinde, Cancık Mevkiinde ve karargahta görev almıştır. Arslan Bey 1960 yılında 12 Şubat isimli dergiye verdiği ‘’Mücadele Hatıralarım’’ adlı röportajda; ‘’Elbistan’dan jandarma yüzbaşısı Ahmet Muhtar, Nakiboğlu Muin, Sinanoğlu Hamit, muhasebe memuru Topal Salih, Güblüceli Tahir, tapu memuru Maraşlı Kazancı Sait’in kumandasında şehrin garbındaki Cancık mağarasına geldiler.’’ Diyerek, henüz harbin başlarında (5. ve 6. günü) Elbistan kuvvetlerinin Cancık mevkiine geldiklerini ifade etmektedir.

   Abdülhamit Ağa’nın karargahtaki görevi ise asker sevk ve idaresidir. Maraş’ın içinde sokak muharebeleri devam ettiği için, çatışma bölgelerine asker sevkiyatı yapmışlardır.

   Bu konuyu; Mustafa Fehmi Kocabaş, Maraş Postası Gazetesi’nde yazdığı yazıda; ‘’Elbistan’dan gelen kuvvetler şehir içine girmişlerdi. Nakiboğlu Muin Keşifli Camii’nde, Topal Salih, Güblüceli Tahir Ulu Camii karşısındaki karakolda mevzi almışlar, Sinanoğlu Hamit, Yüzbaşı Muhtar karargahta bulunurdu. Efradın sevk ve idaresini yapıyorlardı. (Sekizinci Gün 28 Son Kanun 920 Çarşamba) ’’ şeklinde bahsetmektedir. (Y. Alparslan, S. Yakar, Kaynak Maraş- Fransız Harbi Belgeler Hatıralar sf. 131)

   Abdülhamit Ağa çetesiyle birlikte, sonraki günlerde; Cancık Mevkiinde görev yaparken, takviye gelen Elbistan kuvvetleriyle (Nakibzade Mehmet Ağa, Alihafızoğlu Mehmet Pehlivan kuvvetleri) birleşmiştir. Maraş’ın işgalden kurtulması üzerine, çetesiyle birlikte Antep ve Urfa’nın kurtuluşunda da görev almıştır.
   Abdülhamit Ağa devlet memuru olarak da çeşitli yerlerde birçok görev ifa etmiştir. 5 Şubat 1916 ‘da Elbistan Yazı İşleri Katipliği’ne, 15 Ekim 1922 ‘de Maraş İskan Memurluğu’na, 1 Nisan 1926 ‘da Elbistan Tütün İnhisar Memurluğu’na, 1 Haziran 1927 ‘de Diyarbakır Mıntıka Asayiş Katipliği’ne, 8 Nisan 1929 ‘da Elazığ Ohi Nahiye Müdürlüğü’ne , 1932’de Elazığ Çemişgezek Nahiye Müdürlüğü’ne, 1934’de Palu ve Pazar Nahiye Müdürlükleri’ne, 1935’de Hazar Nahiye Müdürlüğü’ne, 1937 ‘de Elazığ Kaymakam Vekilliği’ne atanmıştır. Nisan 1938’de Van Seferberlik Müdürlüğü’ne , 1940 ‘da da Isparta Seferberlik Müdürlüğü’ne atanmış, II. Dünya Savaşı akabinde 1942 yılında İhtiyat Subayı olarak İnegöl’e atanmıştır.
   Abdülhamit Ağa subaylığının bitmesi üzerine tekrar Isparta’ya dönmüş, 1944 yılında da emekli olup Elbistan’a gelmiştir. 1946 yılında milletvekili seçimleri için aday olsa da seçilememiştir. Dört yıl Elbistan’da kaldıktan sonra tekrar göreve başlamış, 1948 ‘de Kars Kızılçakçak Nahiye Müdürlüğü’ne atanmıştır. Bir sene sonra 1949’da Adana Ceyhan’a atanmış, son olarak 1950 ‘de Denizli Toprak Mahsulleri Ofis Müdürlüğü görevinde bulunmuştur.


    Abdülhamit Ağa resim ve şiirle ilgilenmiş, aruz ve hece vezni kullanarak çok sayıda şiir yazmıştır. Diyarbakır’da görev yaptığı, 1927-1928 yıllarında Halk Sesi isimli yerel bir gazete çıkarmıştır. Toplam 41 sayı çıkan gazete Eski Türkçe(Osmanlıca)’ dir. (Kaynak; Ömer Hakan Özalp) Abdülhamit Ağa’nın daha sonraki yıllarda, Cumhuriyet Gazetesi’nde ve başka gazetelerde yazıları yayınlanmıştır.
   Soyadı Kanunu’ndan sonra ‘’Saydam’’ soyadını alan Abdülhamit Ağa, ilk evliliğini; Elbistanlı Hacıdurduzade (Cindurdu) Mustafa Ağa’nın kızı Münevver Hanım ile yapmıştır. Münevver Hanım, Elbistanlı Rahmi Eray’ın ablasıdır. (Rahmi Eray (Abdürrahim Kalan) 1918-1958: fikir adamıdır. Sevilen, sayılan örnek alınan ulvi bir kişidir. Nurettin Topçu, Ferruh Bozbeyli, Prof. Dr. Hilmi Erginöz gibi isimlerin hocası ve ağabeyidir. Bknz. Rahmi Eray Milliyetçilerin Ağabeyi, E. Elverdi)
   Bu evlilikten; Mustafa Asım, Orhan Hadi, Zeki Doğan isimlerinde üç erkek, Fehime isminde bir kızları olmuştur. 1935’te Hazar Nahiye Müdürlüğü sırasında, Eşi Münevver Hanım vefat etmiştir.
   İkinci evliliğini ise; 1937 yılında Elazığ Kaymakam vekilliği sırasında; Tunceli Kadısı Elbistanlı Yemlihazade Kadı Abdullah Pürsefa Efendi’nin kızı Şükriye (Erginöz) Hanım ile yapmıştır. Bu evlilikten; Mehmet Fevzi, Mustafa Asım, Ahmet Sacit isimlerinde üç erkek, Ganiye Yaşar isminde bir kızları olmuştur.


    Abdülhamit Ağa 1952’de rahatsızlanarak tedavi olmak üzere Denizli’den İzmir’e gitmiş, aynı yıl orada vefat etmiştir. Mezarı İzmir Kokluca Mezarlığı’ndadır. (Oğlu Orhan Hadi Saydam 1928-2011)
   Güblüceli Tahir Ağa (Doğan) 1887- 1922

   1887 yılında Elbistan’ın Güblüce köyünde dünyaya gelmiştir. Babası Tahsildar Ali Efendi, annesi Taşoluk’ta Gürünlülerden Emine Hanım’dır. Güblüceli Tahir Ağa’nın 10 kardeşi vardır. Bunlar; Mekser, Nuriye, Hüseyin, Hafız Durmuş, Hapalı (Habibe), Hacı Bektaş, Süleyman, Tebennuş, Nuriye ve Fadime’dir.

   Tahir Ağa’nın şeceresi; Paşa Ali- oğlu Büyük Tahir Ağa- oğlu Ali Efendi (Tahsildar)- oğlu Güblüceli Tahir Ağa şeklindedir. Tahir Ağa’nın dedesinin babası Paşa Ali, İstanbul Kadıköy’den gelerek Kızılcaoba’ya, oradan da; Güblüce Köyü’nde hoca olmadığı için, hoca olarak bu köye yerleşmiştir. Büyük Tahir Ağa ise, Kayseri kadılık mektebine gitmiş, fakat bitirmeden geri dönmüştür. Tahir Ağa (Çete Reisi) nın babası Ali Efendi, Antep’te subay olarak görev yapmış, döndüğünde de tahsildarlık yapmıştır. (Ali Efendi’nin 8 kardeşi vardır. Bunlar: Kadı Rüstem Efendi, Muhittin, Mustafa Kahya, Abdülkadir, Ahmet Kahya, Kara Mehmet (pehlivan), Teslime’dir. Teslime, Çıtak Hasan Efendi’nin hanımı, Şair Ahmet Çıtak’ın da üvey annesidir.)

   Güblüceli Tahir Ağa ise tahsiline önce memleketinde, sonra amcası Rüstem Efendi ile birlikte Kayseri Medresesi’nde devam etmiştir. Oradan İstanbul kadılık mektebi olan Mekteb-i Kudat’a gitsede; amcası devam edip kadı olmuş, kendisi okulu bırakıp memleketine dönmek durumunda kalmıştır.

(Kadı Rüstem Efendi: Elbistan’ın Güblüce Köyü’nde doğmuştur. Babası Tahir Ağa’dır. Maraş Mücadelesine çetesi ile katılmış olan Güblüceli Tahir Ağa’nın amcasıdır. Tahsiline önce memleketinde, sonra Kayseri Medresesi’nde en sonda İstanbul’da devam etmiş, 1912 yılında Mekteb-i Kudat (kadılık mektebi)’nden ala derecesiyle mezun olmuştur. Erzurum, Tercan, Mamure ve Nusaybin kadılıklarında bulunmuş, kadılığın lavğ edilmesinden sonra hakimlik yapmıştır. Denizli’ye yerleşen Rüstem Efendi orada vefat etmiştir.)

   Maraş’ın işgali üzerine; Akpınar, Güplüce, Ketizmen ve Zerdekeş (Gümüşdöven) köylerinden, adam toplamış ve Maraş Mücadelesi’ne katılmıştır. Arslan Bey notlarında; ‘’Harbin 6. günü Elbistan Jandarma Kumandanı Ahmet Muhtar, Nakiboğlu Muin, Sinanoğlu Hamit, Muhasebe-i Hususiye Memuru Topal Salih ve Tapu Memuru Maraşlı Kazancı oğlu Sait, Elbistan’ın Güblüce Köyünden Tahir kumandalarında gelen kuvvetlerle, Maraş sokak muharebesine iştirak ettiler.’’ Diyerek Tahir Ağa’dan bahsetmektedir. (Y. Alparslan, S. Yakar, Maraş- Fransız Harbi Belgeler Hatıralar sf. 64, Maraş Milli Mücadelesinde Arslan Bey, S. Yakar sf. 81)

   Önce Cancık Mevkii’nde, sonra Çarşı Karakolunda, sonra da Türkoğlu tarafında hendek içerisinde çatışmalara katılmıştır. Bu konuda Mustafa Fehmi Kocabaş, Maraş Postası Gazetesi’nde yazdığı yazıda; ‘’Elbistan’dan gelen kuvvetler şehir içine girmişlerdi. Nakiboğlu Muin Keşifli Camii’nde, Topal Salih, Güblüceli Tahir Ulu Camii karşısındaki karakolda mevzi almışlar, Sinanoğlu Hamit, Yüzbaşı Muhtar karargahta bulunurdu. Efradın sevk ve idaresini yapıyorlardı. (Sekizinci Gün 28 Son Kanun 920 Çarşamba) ’’ şeklinde bahsetmektedir. (Y. Alparslan, S. Yakar, Kaynak Maraş- Fransız Harbi Belgeler Hatıralar sf. 131)

   Güblüceli Tahir Ağa’nın yeğeni Mehmet Doğan (1936-2020) amcasının Maraş Harbine katılması ve hakkın ilgili şu bilgileri veriyor: ‘’Tahir Emmim adam toplayıp harbe katılmış. Bize anlatılan, Maraş’ın çıkışında hendekte savaşmışlar. Nahıpların Maammet Ağa ile gidiyor. Çetesinde Gulü Ahmet varmış. Şöyle topluca bişeymiş Gulü derlermiş. O, Fransızı bizimkiler sanıyor. Ayağa kalkmış; ‘’Burdayık ha burdayık’’ diye bağırırken kolundan vurmuşlar. Bunu büyükler böyle anlatırdı. Bir de Bekçi Mustafa varmış. 15-16 yaşlarında harbe katılmış. Fedai olarak gaz yağı ile, düşmanın olduğu kiliseleri evleri çok yakmış. Bekçi Bekir Albay, öğretmen Mehmet Albay vardı onların babası oluyor. Güblüce’den, Aapınar (Akpınar)’dan, Ketizmen’den, bir de Zerdekeş’ten adam toplamış gitmiş…’’

   Güblüceli Tahir Ağa bir dönem de aşar (öşür) vergisi memurluğu yapmış, bölgedeki mahsülün vergisini toplamıştır. Cumhuriyetin ilanından sonra çiftçilikle uğraşmış, siyasette rol oynamıştır. Elbistan’da belediye seçimlerinde Nakipzade Nuri Ağa’yı desteklemiştir. Elbistan Ulu Camii’de yapılan seçimler sırasında sorun yaşanmış; Ömer isminde biri Güblüceli Tahir Ağa’nın yüzüne kalemle saldırınca, Tahir Ağa’da onun kolunu kırmıştır. Gerek bu hadise, gerek başka meseleler yüzünden düşman edinen Tahir Ağa; Belan Geçidi mevkiinde pusuya düşürülerek öldürülmüştür. Öldürüldüğü gün, Elbistan dönüşü Ketizmen Köyü’ndeki Nakiblere ait bahçeye misafir olmuştur. Nakibzade Mehmet Ağa’nın; ‘’düşmanlısın gitme, saat geç oldu, burda misafir ol, ’’ demesine rağmen kalmamıştır.

   Tahir Ağa’nın öldürülmesini, akrabalarından Güblüce Köyü’nden Ayşe Çıtak şöyle anlatıyor: ‘’Tahir Ağa düşmanlanıyor. Bir iki defa öldürmeye çalışıyorlar fakat çok çekindikleri için yakından ateş edemiyorlar. Birgün Belan Geçidinde pusuya yatıp mavzerle öldürüyorlar. Atı eve gelmiş, evin etrafında dönmüş. Bakmışlar ki atın ağzı yüzü, üstü başı hep kan. O zaman anlamışlar Tahir Ağa’nın öldürüldüğünü…’’

  Güblüceli Tahir Ağa üç defa evlenmiştir. İlk hanımı Ekinözü’nden Haceli Efendi’nin kızı Rahime Hanım’dır. Bu evlilikten Naciye (Şair Ahmet Çıtak ile evli), Sahar (Kızılcaobalı Bektaş Çember ile evli) ve Şükrü ( Tahirgil soyadını taşır) isimlerinde üç çocukları olmuştur. İkinci eşi Zöhre Hanım’dır. Bu evlilikten Rahime (Adana’dan evli) adında bir kızları olmuştur. Üçüncü eşi ise, Bekişzade Hasan Ağa ile Zeynep (Sinanzade Kadı Mehmet Fevzi Efendi’nin kız kardeşi) Hanım’ın kızı Hatice Hanım’dır.  

   Tahir Ağa’nın oğlu Şükrü Tahirgil, Galatasaray Lisesi’nde yabancı dil öğretmeni olarak görev yapmıştır. ‘’La Premiere Lecture Française Pour Les Turcs Türkler İçin Faransızca İlk Okuma’’ isimli bir de kitabı bulunmaktadır. Ayrıca Cumhuriyet Gazetesi’nde makaleleri yayınlanmıştır. Şükrü Bey’in oğlu Tahir Tahirgil ise, sanatçıdır. 1983 yapımı ‘’Alçaktan Uçan Güvercin’’ filminde rol almıştır.

   Kadı Mehmet Fevzi Efendi (Sinanzade-Saydam) 1863-1938


 
   1863 yılında Elbistan’da dünyaya gelmiştir. Babası Elbistan Hamidiye İptidai Mektebi Müderrisi Sinanzade Hafız Ali İlmi Efendi, annesi Nakiblerden Hatice Hanım’dır. Tahsiline; amcası, Elbistan mekteb-i ibtidai hocası Sinanzade El-Hac Ahmet Efendi’nin yanında başlamış, Elbistan Karcızade Medresesi’nde devam etmiştir. Daha sonra İstanbul’a gelerek, Fatih Camii dersiamlarından Hadimi Mehmet Efendi’den icazet almıştır. Arapça ve Türkçeyi konuşup yazdığı, tercüme-i hal varakasında (özgeçmiş) kayıtlı olan Mehmet Fevzi Efendi, 1893’te Mekteb-i Nüvvab (kadılık mektebi) ‘ın dördüncü sınıfından diploma almıştır. Aynı sene dayısının oğlu, Elbistanlı Nakibzade Kadı Mustafa Kamil Efendi ve Elbistanlı Hacıhalilzade Kadı Mustafa Feyzi Efendi de diploma almışlardır. Mehmet Fevzi Efendi, sırasıyla Sayda, Hınıs, Kilis, Beypazarı ve Pasinler kadılıklarında bulunmuştur. Daha sonra Edirne Müderrisi olarak görev yapmış; 1911’de Kerbela, 1913’de Denizli, 1915’te Maraş livası kadılıklarında bulunmuştur. (S. Albayrak, Son Devir Osmanlı Uleması C 3, Sf. 229)

   Maraş’ın işgali sırasında şehirde bulunan Kadı Mehmet Fevzi Efendi, şehrin ileri gelenleri ile toplantılara katılmıştır. Bayrak Olayı’nın hemen ardından, Fransızların Osmaniye Valisi Andre, şehrin önde gelenlerini toplantıya çağırmıştır. Mutasarrıfın oturduğu Terzi Karabet’in evinde yapılan toplantıya gelenleri; Şeyh Ali Sezai Efendi şu şekilde naklediyor: ‘’… Jandarma Komutanı İsmail Hakkı, Komiser Cemil, Liva Başmühendisi Abdüllatif BeylerBayazıtzade Yaver ve kardeşi Osman Beyler… Toplantıya diğer gelenler ise: Maraş Kadısı Elbistanlı Mehmet Fevzi, Müftü Hacı Mehmet Tevfik, Eytam Sandığı Müdürü Hasan Refet, Dayızade Hacı Mehmet Emin, Karaküçükzade Hacı Mustafa… gibi memleket ileri gelenlerinden bir bölümü salondaki sandalye ve kanepelerde yerlerini aldılar.’’ (Maraş Milli Mücadelesinde Şeyh Ali Sezai Efendi, S. Yakar, sf. 51)

   Harbin başlamasının 6. günü, oğlu Abdülhamit Ağa, oluşturduğu milis güçlerle, diğer Elbistan kuvvetlerinin yanında, Maraş’a gelmiş, mücadeleye katılmıştır. Kadı Mehmet Fevzi Efendi’nin ismi, yapılan birçok toplantıda geçmekle beraber, savaşın şiddetinin arttığı son günlerde Bayazıtzade Kadir Paşa Konağı’na çağırılmıştır. Şehre gelen Fransız takviye kuvvetlerinin, yoğun bombardımanı bazı çeteleri dağıtmış, halkı da kaçmaya mecbur bırakmıştır (Kaç Kaç Günü). Vaziyetin iyice kötüye gittiği bu günlerde, şehirde Ermenilerin çoluk, çocuk katliam yapacağı söylentileri çıkmıştır. Savaşın gidişatına razı olmayanlar Kadir Paşa Konağı’nda toplanmış, Kadı Mehmet Fevzi Efendi’yi de karargaha; Arslan Bey ve arkadaşlarını, ateşkes için ikna etmeye göndermişlerdir. Kadı Mehmet Fevzi Efendi’yi göndermelerinin sebebi, Arslan Bey’in babasının amca kızı Zöhre Hanım ile evli olmasıdır. Kadı Mehmet Fevzi Efendi, Arslan Bey’in eniştesidir. Elbistanlı olduğu için, Doktor Mustafa Bey’i de ikna eder düşüncesiyle bilhassa gönderilmiştir. ‘’Kadir Paşa’nın konağında toplananlar Elbistanlı Hakim Fevzi Bey’i, Kocabaş Hacı Ahmet’i ve daha birkaç kişiyi karargaha gönderdiler. 10 Şubat 1920 Salı ’’ (Milli Mücadelede Güney Cephesi (Maraş), Y. Akbıyık, sf. 203) Bunun üzerine, Doktor Mustafa Bey, konaktakileri ben ikna ederim diyerek, Kadı Mehmet Fevzi Efendi ve diğer gelenlerle konağa dönmüştür.

   Kadı Mehmet Fevzi Efendi, Maraş’ta eşraf arasında hatırı sayılır birisidir. Aynı zamanda vaazlarıyla, halkı cesaretlendiren ve zafere inandıran Dayızade Hacı Mehmet Emin (Pakdil) Hoca’nın ikinci eşi Zekiye Hanım ile Kadı Mehmet Fevzi Efendi’nin eşi Zöhre Hanım kardeştir. Bu iki isim Arslan Bey’in enişteleridir. Daha sonraki yıllarda bu iki isim dünür olmuşlardır. Yazar ve şair Nuri Pakdil’in babası ile Mehmet Fevzi Efendi’nin kızı Hatice Hanım evlenmişlerdir. Çocukları olmamıştır. Mehmet Fevzi Efendi’nin diğer kızı Gülizar Hanım, Maraşlı Tekerekzade Hakkı Efendi ile evlidir. Ayrıca Kadı Mehmet Fevzi Efendi’nin torunlarından; Bayazıtlar, Kanadıkırıklar ve Karaküçükler ile evlilik yapanlar olmuştur.

   Kadı Mehmet Fevzi Efendi, Nakibzade Mehmet Ağa ve kardeşleriyle de hala dayı çocuklarıdır. Mehmet Fevzi Efendi’nin kız kardeşi Zeynep Hanım, Bekişzade Hasan Efendi ile evlidir. Hasan Efendi ile Bekişzade Ali Rıza Bey amcazadedir. Bekiş Hasan Efendi kızı Hatice Hanım ise Güblüceli Tahir Ağa’nın üçüncü eşidir.

   Süvari Yüzbaşı Toğuzata Mirzazade Hacı Arslan Ağa’nın kızı Zöhre Hanım ile evliliğinden; Hatice (Pakdil), Abdülhamit Ağa, Gülizar(Tekerek), Hayriye (Hacımahmutzade Ömer (Candansayar) Ağa ile evli), Settar Ağa (Hacıhalilzade Naime (Erten/Çağlar) ile evli), Ali Ruşen Bey, Sıdıka (Sinanzade Hacı Ahmet Saydam ile evli) isimlerinde, yedi çocukları olmuştur.
   Kadı Mehmet Fevzi Efendi, cumhuriyetten sonra, hakimlik ve dava vekilliği yapmıştır. ‘’Kadı Baba’’ ve ‘’Çerkez Kadısı’’ olarak anılan Mehmet Fevzi Efendi, 1938’de vefat etmiş, mezarı Gariplik’ tedir. (Torunu Orhan Hadi Saydam 1928-2011)
 
Kaynaklar
1. ÖZALP, Yalçın; Milli Mücadelenin İlk Zaferi, Ankara 1976
2. YAKAR, Serdar; Maraş Milli Mücadelesinde Şeyh Ali Sezai Efendi, Ukde, Kahramanmaraş 2012
3. AKBIYIK, Yaşar; Milli Mücadelede Güney Cephesi (Maraş), Kültür Bakanlığı/1157, Kaynak Eserler/43, Sevinç Matbaası, Ankara 1990
4. ALPARSLAN, Yaşar / YAKAR, Serdar; Maraş-Fransız Harbi Belgeler Hatıralar, Ukde, Kahramanmaraş 2012
5. BAĞDATLILAR, Adil; Uzunoluk İstiklal Harbi’nde Kahramanmaraş, Kervan Yayınları, Toker Matbaası 1974
6. TOĞUZ, Mahmut; Maraş Kurtuluş Mücadelesi Komutanı Arslan Bey’in Hatıratı, Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi, 2018
7. ÖZTÜRK; Doç. Dr. Said; Osmanlı Salnamelerinde Maraş Sancağı 1284-1326/1867-1908, Kahramanmaraş Büyük Şehir Belediyesi, İstanbul, 2006
8. YAKAR, Serdar; Maraş Milli Mücadelesinde Önden Gidenler, Ukde, 2014
9. 12 Şubat Dergisi; Yıl 1, Sayı 1 , 2016 Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi
10. ALPARSLAN, Yaşar / YAKAR, Serdar; Maraş Meşhurları, Kahramanmaraş Valiliği, 2009
11. KUYUMCU, Ali İhsan; O. Necati Erginöz Eğitimde 60 Yıl ve Anılar, Elbistan Yayınları, 2002
12. GÜLLÜ, Adnan; Bir Kentin Hafızası Elbistan Tarihi, Elbistan, 2016
13. YAKAR, Serdar; Maraş Milli Mücadelesinde Bayrak Olayı ve Aşıklıoğlu Hüseyin, 2012
14. BAYAZIT. Bekir Sami; Kahramanmaraş’ta Bayazıtoğulları 1514-1990, Ukde, 1998
15. ÖZALP, Ömer Hakan; Elbistanlı Nakiboğlu Kadı Mustafa Kamil Efendi, Özgü Yayınları, 2007
16. GÖKHAN, Doç Dr. İlyas; Başlangıçtan Kurtuluş Harbine Kadar Maraş Tarihi, Ukde, 2011
17. BAĞDATLIOĞLU; Adil, Uzun Oluk (İstiklal Harbinde Maraş), Bastıran ve Yayan Ali Rıza Pişkin, Ülkü Basımevi, İstanbul, 1942
18. ALBAYRAK; Sadık, Son Devir Osmanlı Uleması 1-5 C, Milli Gazete Yayınları, Zafer Matbaası, İstanbul, 1980
19. İslam Ansiklopedisi
20. BİLGİN; Arif, Milli Mücadelede Elbistan ve Elbistanlılar, Elbistanın Sesi Gazetesi, Kaynarca Gazetesi Makaleler
21. İlmiye Salnamesi, Darü’l-Hilafeti’l-Aliyye, Matbaa-i Amire, İstanbul, 1916
22. KARABEKİR; Kazım, İstiklal Harbimiz, Türkiye Yayınevi, İstanbul, 1960
23. TURGUT; Hulusi, Atatürk’ün Sırdaşı Kılıç Ali’nin Anıları, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ankara, 2010
24. YAKAR, Serdar; Maraş Milli Mücadelesinde Hüsamettin Karadağ, Ukde, 2014
    
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Eski bir ELBİSTANLI 9 ay önce

Sayın hocam kaleminize sağlık çok değerli bir çalışma olmuş.Adı geçen aileleri ismen tanımaktayım NAKİBOĞLU Ailesini bizzat tanırım.Kurtuluş Savaşında ülkemiz için mücadele eden tüm kahramanlarımıza Allah rahmet eylesin.

Avatar
ABDULHAMİT SAYDAM 9 ay önce

Orhan hocam bu titiz çalışmandan dolayı tebrik ediyorum.

Avatar
Gönül onal 9 ay önce

Yaşi çok genç kendisi çok büyük canım yegenim çok güzel çok gerçekçi bir çalışma olmuş bizi atalarımızla yeniden geliştirdiğim için MINNETTARIZ bu çalışmayı genişletip kitap haline getirmeni çok isterim destek olmaktanda şeref duyarım sağol varol ellerine yüreğine saglik

Avatar
Adil Önal 9 ay önce

Orhancığım bu güzel araştırman için eline, emeğine ve yüreğine sağlık. Büyük emek harcayarak ortaya çıkan bu araştırma gelecek nesillere ışık tutacak inşAllah. Her şey gönlünce olsun. Selamlar

Avatar
Elbistan 9 ay önce

Abi eline sağlık

Avatar
aykut yıldırım 9 ay önce

Müthiş bir yazı tebrikler...

Avatar
Gurur Duyorum 9 ay önce

Elinize sağlık, o yılların kahramanlarının torunları olmaktan gurur duyuyorum. Allah hepsinin mekanını cennet eylesin. O yıllarda canlarını mallarını ortaya koyarak vatan topraklarını savunmuşlar. Bu çalışmanın kitap haline gelmesini temenni eder çalışmalarınız için başarılar dilerim. Teşekkür ederim. Saygılarımla.

Avatar
Mehmet sait sinan 9 ay önce

Orhancıgım çok güzel çok detaylı bir çalışma olmuş eline emeğine sağlık