MUHTEREM OKURLARIM, SAYIN AFŞİN'Lİ KARDEŞLERİM:

Bilindiği gibi, aşağıdaki Röportaj; Halil Demir'in ses cihazına alınmasına ilâveten, 15 Kasım 2021 tarihli Gazetemiz Elbistanın Sesi'nde de yayınlanmıştı. Ancak, mini bir millî kütüphaneyi andıran bölümü gezerken, bu gelişme ve güzellik sergileyen yere gelince, Afşin'i bir Afşin daha yapma mücâdelesi veren Belediye Başkanı Sayın'ın, katkı ve desteğinden bahsettiğim paragrafı, her nasılsa atlamışım. Bu hususta; Belediye Başkanı GÜVEN'den özür diliyorum! Yaşlılığıma bağışlayacaklarını umarım.

"Bunu nasıl mı anladın?" denecek tabiî. 30 Ocak 2022 Pazar günü, gazetelerimizi düzenleme yaparken, 15 Kasım tarihli gazete önüme gelince, röportajımla ilgili yazımı tekrar okuyup, sözünü ettiğim paragrafa gelince anladım, bu bölümü atlamış olduğumu. Malûm: "Kul kusursuz olmaz" Ata sözü.

İş bu röportajımı, lüzumuna binaen; hem o yanlışı düzeltmek, hem de bâzı rötoşlar yaparak tekrar yayınlama lüzumu hasıl oldu! Sadede geçelim:

KOMŞU VE KARDEŞ İLÇE AFŞİN'DE;

DİKİLMİŞ BİR ÇINAR FİDANI; GÜMRAH ŞEKİLDE YETİŞİYOR!

Mehmet GÖÇER (unsandigi.com)

"Bu adamın yarısı yerde gömülü" diye espri yapıp takıldığım, şaka ettiğim Halil Demir, arkadaşı Hüseyin Bozkurt ve Salih Bardız ile birlikte matbaamıza geldiler. Hoş-beş, çay ikramımızdan sonra; "Sizi Afşin'imize davete geldik. Bizi kırmayacağınızı umarız! -8- Kasım Pazartesi günü, saat 11.00'de, Uğur YİNANÇ Bey, sizi, matbaanızdan alıp birlikte geleceksiniz, İnşallah! "

"Çağrılan yere erinme, çağrılmayan yere görünme" Ata sözü. Hele de, (konuştukça dinleyesin gelir), kadim dostum Uğur Yinanç'ın adı geçince, daha da memnun oldum. Ve verilen gün ve saat geldi, Uğur beyle yola çıktık. Tatlı sohbet ede ede, vardık, YEDİLER diyarı, komşu ve kardeş ilçe Afşin'e.

Hüseyin Bozkurt ve Halil Demir bizi birlikte karşıladılar. Önce, ESHABÜ'L KEHF YEDİ UYURLAR külliyesini ziyarete gittik. Cenab-ı Allâh'ın Mûcizesi: Kur'an-ı Kerim'in KEHF Suresinde uzunca hikâye edilen, bu kutsal mekânı ve makamı, gezip görmeye başladık.

Hatırlanacağı üzere, daha önce, bu kutsal mekânla ilgili, gazetemiz Elbistanın Sesi ile yaptığımız vaki neşriyatlarımızla, VAKIFLAR Sayın GENEL MÜDÜRÜ Beyefendiye; bu kutsal mekâna eğilmeleri arz ve taleplerimizle çağrıda bulunmuştuk. Sağ olsunlar, hoş da karşılanmıştık.

Verilen emir üzerine, gelen uzmanlar, tetkik sonucu çıkarttıkları fizibilite raporu doğrultusunda, derhal: umumi bir restorasyon-bakımı yapılmasından sonra, camisine döşenen pırıl pırıl halının görüntüsüyle, Cennet köşesine döndürülmüş, Yüce Allâh'ın evi.

Halil Demir ve Hüseyin Bozkurt: Yüce Allâh'ın mûcizesi, zâlim Dakyonus'un zulmünden kaçan saray erkânı Yedi Allâh dostunun, 309 yıl uyuduktan sonra, uyandıkları mağaranın tam önüne, ses ve görüntü alma cihazlarını kurdular. O anda anladım, niçin çağrıldığımı!

Halil Demir: "Mehmet Amca, 2004 2005 yıllarından beri, siz, bu kutsal mekânı ele aldığınız, daha sonra, Mahkeme ile Eshabü'l Kehf'in esas yerinin Afşin olduğu hakkında çalışmalar yaptığınız bilinmektedir. Bu hususta, sizinle röportaj yapmak arzusundayız. Bunu biraz açar mısınız?" dedi.

Un Sandığ kitaplarımdan not almam bakımından hiç bir hazırlığım yok. Hatırımda kalanlara dayanarak " Hay hay" demek zorunda kaldım. Peki, anlatayım dedim. Ancak, o andaki anlattıklarımdan, bu yazımızla anlatacağım biraz farklı olacak, ister-istemez... Sebebini, üst paragrafta kısmen arzettim.

Bu konuya teşebbüsüme açılan kapının tarihi; Yıl; 1997. Günün Kahramanmaraş Valisi Sayın İlhan Atış ve ekibi ile birlikte, bu kutsal mekânı ziyaret ediyoruz. Bu sırada, külliyenin bekçisi İbrahim İşbilir, 2-3 yıl önce yaşanan bir anı anlattı:

"Kazakistan'lı Kubay Nazar adında bir seyyah geldi:

"Ben, Kur'an-ı Kerimde Kehf Suresini okuyunca; bu mağarayı gidip, arayıp bulacağım deyip çıktım yola. Araştırmaya başladım, yurt dışı ve yurt içinde, sözü geçen yerleri gezdim. Burayı gezip görünce, Kur'an-ı Kerimin tarifine uygun yer burası olduğunu anladım. Bura da 40 gün izdivaya çekilip, çileye girip, dünya kelâmı konuuşmadan ibadet edeceğim, Bana izin verin" dedi. Kaymakamlıkça izin verildi. Bu Allah dostu, 40 gün ibadetini tamamladıktan sonra; (Ben muradıma nâil oldum. İlginize, bana sunduğunuz hizmetlere teşekkür ederim. Hakkınızı helâl edin!") deyip ayrıldı.

Bu, ilginç durunu dinledikten sonra: "Ben bunu mahkemeyle tesçil ettirmek kafama takıldı. Bunun üzerine, Afşin'de Avukat, Sayın Hacı Bayram Veli Arıkan'ı vekil tuttum. Sulh hukuk Mahkemesine, "Un Sandığı kitaplarımın satışı yükselecek" faslından dava açtım. Direkt: "Eshab'ül Kehf yeri konusunu, Hâkime Hanımefendi kabul etmedi" Harcını yatırdım. Daha sonra, Eshabü'l Kehf Derneği Başkanı Bekir Sıtkı Can da dahili dava oldu.

Mahkemenin duruşma tarihi ve keşif günü, Ankara'dan Fizik Prof. Abdullah Günen, Ankara Üniversitesi'nden Doçent Astronomi uzmanı Zekeriya Müyesseroğlu ve Birol Gürol, birlikteliğinde, Avukatım Hacı Baynam Veli Arıkan, (mevzuatta yeri varmış), Afşin'li 17 Avukatı da dahili dâva etmesinin ardından, şafakla: Hâkime Hanımefendi, kâtibi ve kalabalık denecek Afşin'li kardeşlerimizin izleyiciliğinde, güneşin doğmasını bekledik.

Bilirkişi ekibi, güneş doğar doğmaz, bilimsel âletlerle keşif yaptılar. 13 Mart ile -1- Ekim tarihleri arasında 202 gün, güneş ışınları mağarayı aydınlattığı ve diğer teferruatlarla, hazırladıkları raporu daha sonra hazırlayıp, bir üst yazı ile mahkemeyes gönderilen rapor, dosyasına kondu. Dosya No:2004/19 D. İŞ Tarih: 22/07/2005

Devamla, bu davadan rahatsız olan, "Eshabü'l Kehf, bizdeki mağara" diyen, halbu ki, güneş o mağaraya öğleden sonra saat 14,00'de düştüğü bilinen Tarsus'lular, aleyhime 20 bin liralık tazminat davası açtılar. Avukatım sayın Arıkan, karşı cevap yazması ile, davaları düştü. Bu gelişmelerden sonra, bir ulusal televizyondan şöyle seslendim:

Ordunaryos Prof. Mükrimin Halil YİNANÇ'ın, Diyanet Dergisinde yayınlanan yazısında, dünyanın 33 yerinde ESHABÜ'L KEHF olduğu yazılı.(Yazı uzun) Ben; açtığım dâva ile, bunun esas yeri Afşin olduğunu tesçil ettirdim. Eğer, bunlar içinde, güneş doğar doğmaz, güneşin girdiği 2. bir mağara varsa, dâvamdan vaz geçiyorum" dedim. Hiç bir yerden ses çıkmadı. Çünkü, güneş doğar doğmaz güneş alan başka mağara yok" diye konuşmamı noktaladım,..

Ancak, şurasına açıklık getirmem gerekiyor, sayın okurlarımdan ve Halil Demir'in ses cihazlarını dinleyen kardaşlarımdan özür diliyorum: Halil Demir, (Bir Espri) beni suç üstü yaparcasına yakaladıktan sonra, yaptığımız röportaj için, yukarıda söz ettiğim gibi; hiç bir hazırlık yapmadan, yakaladı. İster istemez, sorularını, hatırımda kalanlara dayanarak cevaplamaya başladım.

Halil Demir, bu yazımızı tekrar ses cihazına, aldıklarında: "Mehmet Amcanın, siz sayın dinleyicilerimize selâmı var." derse memnun olurum dedi. Ben de arzediyorum!"diye cümlelerini noktaladı. SADEDE geçiyorum izninizle:

: Eshabü'l Kehf'i ziyaretimizi müteakip Afşin merkezine döndük. Arkadaşım Uğur Yinanç Bey ve ev saphipleriyle. yine birlikteyiz. Halil Demir'in, Haber merkezi salonuna kapıdan girer girmez, ayakkabılarımızı çıkartıp, giydiğimiz terliklerle, takriben 250 m2 genişlikte, gözler kamaştırıcı bir iş yeri. İş yeri dedikse; ne fabrika, ne; sanayi çarşısında, imalat yapan bir atölye, ne de; çarşıda, sıralanmış dükkânlar. Burası, mini bir kültür yuvası.

Hüseyin Bozkurt bize kılavuzluk yapıyor. Gözler kamaştıran, kocaman bir mağaza sanki. Bir bölüme bakıyorsun; sanki Millî kütüphane. Bozkurt tarif ediyor; "Şu bölüm, Afşin'li şâir, yazar ve edebiyatçıların kitapları: Hayati Vasfi Taşyürek, Muhsuni Şerif, Ergün Ertekin, (Elbistan'ın Kızılcaoba Mh. nüfusuna kayıtlı, ancak uzun yıllar Afşin ve köylerinde İMAMLIK yaptığı için Afşin'li sanılmış Derdiçok) ve diğerleri ve dini konular içeren kitaplar sıralanmış, âdetâ yüzüne gülüyor insanın. Yineliyorum; sanki bir mini külliye, küçümsenmeyecek bir Kütüphane!.

Başlıkta sözünü ettiğim özür konusunu burada özetlemek istiyorum, şöyle ki: Bu fevkalâdelik arzeden, deyim yerindeyse kültür yuvasının böyle manzara arzetmesinde; Afşin Belediye Başkanı Sayın MEHMET FATİH GÜVEN'in eli, destek ve katkısı olmasa, Halil Demir ve Hüseyin Bozkurt'un, bu durumu bu hâle getirmeleri, elbetteki zor, zor da ne ki; belki de mümkün değil. Zira, "Ağaç dalı ile gürler" Ata sözü kapsamında, sanıyorum ki; tüm Afşin'li kardeşlerimizin de katkısı olduğunu söz etmeden geçemeyeceğim.

Evlerindeki, dizi dizi, o, kıymetli kitapları okumaya zaman bulumadıklarından dolayı, bu kütüphaneye bağışlamış olmalılar diye düşünüyorum. Sağ olsunlar, hem de iyisini yapmışlar.

Gerçi, şu dönemde, tabiri câizse, maalesef; "Okumayan millet olduk" gibiyiz. Fakat, zaman gelecek, O; Dini, Tarihi, sosyal bilgiler ve daha neler, neler, dolu kitaplar!

Dünyaya ün salmış Mahsuni Şerif, aşağıda adını sıraladığım şâirlerin şiirleri: başta gençler, herkesim ve her yaştaki insanlar; gün gelecek; doya doya okuyacak, kitapları bağışlayanların da geçmişine DUA edecektirler, kuşkusuz.

Tekrar sadede geçelim; Yan kısmında, Elbistan'lı, şair, yazar ve edebiyatçıların sıralanmış kitapları. Bozkurt; Bak, Mehmet amca, senin; 7. cilde kadar yayınladığın Un Sandığı kitaplarıyın 6 cildi. Ancak, 1. cildi yok. Derdi Çok, Ahmet Çıtak Abdurrahim Karakoç, Arif Bilgin, Celâleddin Kurt, Mehmet Gözükara, Hacı Hasan Uğur ve daha başkalarının kitapları. Şurası, Göksun'un şair ve yazarlarının kitapları.

Takriben, Bin (1000) cilde yakın, sıralanmış, her türlü, her yaştakine hitap eden kitaplar. Yan tarafta, Yedi Uyurların sıralanmış dış giysileri. Bitişikte, Afşin'li, eli öpülesi çiftçi kardeşlerimizin; ekip-biçip elde ettikleri gıda çeşitleri: fasulya, nohut, mercimek, buğday, arpa vs.

Duvarlara asılmış, Afşin'in tanınmış şahsiyetlerin fotoğrafları: Hayati Vasfı Taşyürek, Mahsuni Şerif, Hacc'a gittiğinde, Mekke'de vefat eten Abdullah Kösebalaban, Bazı büyük devlet adamları, edipler ve şairlerin resimleri ve daha neleeer, neler.

Halil Demir'e ait makam bölümü. Sanki bir kaymakam makamı. Masa, 8-10 kadar modern koltuklar, o biçim! Yan kesimde, 20'yi aşkın insanın rahatça oturabileceği, tatlı tatlı sohbet edebileceği toplantı salonu. Arka yan kısımda mutfak.

Diğer yanda, özürlüler için, ev içi ve dışarıda kullanabildikleri tekerlekli sandalya. 60'ı aşkın özürlü'ye ikram edilmiş, 2-3 adet kalmış. Bu, özürlü arabasını, Afşinli kardeşlerimiz, kimisi satın alıp getiriyormuş, diğerleri de, ihtiiyaç kalmayan aileler getiriyormuş, ihtiyacı olanlara parasız ikram ediliyormuş. Allâh razı olsun; güzel bir girişim-teşebbüs ve gönül kazanma, DUA alma yolu!

"Vakit-Nakittir" Ata sözü kapsamında, Elbistan'a, Uğur YİNANÇ beyin ve de benim dönmem geciktiğinden dolayı, Halil Demir ile bizzat konuşup, daha geniş bilgi almaya zaman kalmadı. Bu sebepten, yeterli dedikse de, bu arada; 1930-1940'lı yıllarda revaçta olan, çaldığı pilaklara, sesi güzellerin türkülerini dinlediğimiz gramofona geçirilen Mahsûnî Şerif'in plâğını bile dinlemeye zamanımız kalmadı, ayrıldık.

Şöyle bir düşündüm: abartmıyorum: "Türkiye genelinde; sıradan bir ilçede, o yerin Belediye Başkanı başta, O yer halkının verdiği destek ve katkı sonucu, bir iki kişinin, böyle cazibeli, böyle gözler kamaştırıcı, görenin hafızasından çıkmayacak: Adı Haber Merkezi, ama mini bir külliye, mini bin müzeyi andıran yer ve şahıs var mı aceba? " demekten kendimi alamıyorum.

Yineliyorum: Bin'e yakın kitabın sergilenmesi, bir ilim yuvası demektir. Bir diğer bakışla, bir mini Devlet Müzesi Ve diğerlerini nasıl değerlendirirseniz siz değerlendiriniz!...

Şu aklıma geldi: Ulusal gazeteler, ulusal Televizyonlar ve onların haber kaynağı; başta ANADOLU AJANSI(A.A.) olmak üzere tüm AJANSLAR, şimdiye kadar, böyle bir yeri nasıl görmemişler? Bu da ayrı bir konu, ayrı bir değerlendirme mevzuu! Umarım; bu neşriyatımızı, internetten okurlar, gelip görürler ve de başta gençler olmak üzere, herkese ve her kesime duyurmak suretiyle faydalı olurlar.

Bu manzaranın sırrını, ben şöyle çözüyorum: (Yanlışsam düzeltilsin)YEDİ UYURLARIN Torunları, Afşin'in muhterem halkı kardeşlerimiz, doğru-dürüst ve çalışkanlıklarına ilâveten, Afşin'i tanıtma mücâdelelerinden dolayı, bağırlarına basarcasına destek olmaları ve birlik-beraberlikleridir!.

Şunu da belirtmeden geçemiyeceğim: yurt içi ve yurtdışından Kahramanmaraş'a, yakın komşusu Elbistan'a, Göksün'e, Ekinözü ve Nurhak'a, yolu düşenlere, öneri ve tavsiyem:

"Yahu, Şu; Elbistan'da, 64 yıldan beri gazetecilik yapan, Un Sandığı adı ile 7. cilt kitabı yayınlanan, 8. cildi baskıya hazır olduğu söylenen Mehmet GÖÇER'in; özenerek söz ettiği Afşin'de, Halil DEMİR ve arkadaşı Hüseyin Bozkurt adında 2 kişinin, kurduğu Haber ve Kültür Merkezi ve külliyeyi andıran kütüphanesini bir görelim" demeleridir.

Bu, fasıldan sonra, Vakıflar Genel Müdürlüğünce, gereken yatırım sonucu, fevkalâde güzelleştirilmiş olduğu, yine Mehmet Göçer tarafından ifade edilen ESHABÜ'L KEHF'İ de bir görelim, Allâh Rızası için ziyaret edelim, onların ruhaniyetlerinden feyiz alalım" diyecekler, bendelerine de teşekkür zve DUA edecektirler sanıyorum, ziyarete gelenler!.

Maasselâm! Kalın sağlıcakla!.

Elbistanın Sesi - Mehmet Göçer

İLETİŞİM: 0 536 544 58 58

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Göçer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistanın Sesi Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistanın Sesi Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Elbistanın Sesi Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistanın Sesi Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.