Adımın önemi yok…

Bu sadece benim hikâyem değil. Köyde beraber büyüdüğümüz, saklambaç oynarken, güle oynaya çeşme başında su sırası beklerken, dut ağacına tırmanırken, 14 yaşına geldiğimizin farkında bile değilken, düğün sofrası kurulan kız çocuklarından sadece biriydim ben. Sorgulamadım, kızmadım, kimseye gücenmedim. Çünkü kızmam gerektiğini, daha evlenmek için küçük olduğumu, kendi sorumluluğumu alamazken koca bir evin sırtıma yükleneceğini bilmiyordum.

Şimdiye kadar benim için, bana özel hiçbir şey yapılmamıştı. Sekiz kardeşin içinde annemin adımı hatırlaması bile zaman alıyordu. Mesela hep ablamın eskilerini ben giydim, ondan kalan defterlerin kalan sayfalarıyla gittim okula. Yokluktan değildi aslında, böyle öğretilmişti, ötesini yaşamamıştık. Hal böyle iken benim için kurulan sofralar, çalınan davullar, üzerime giydiğim bembeyaz gelinlik, tüm köyün meraklı gözlerle bana bakması, boynuma kulağıma takılan sarı sarı takılar, bir günlüğüne de olsa özel hissetim kendimi.

Sonra hayatın ortasında bir başıma boğuşmaya başladım. Asıl film şimdi başlıyormuş. Altı sene, dört çocuk getirdi bana. Sıradandı gebe kalmak, tarlada çocuk doğurmak. Bunları çok önemli ve zor işlermiş gibi anlatmayacağım. Çünkü herkes benim gibiydi.

Ama bir gün kocam dedi ki “ Yurtdışına çalışmaya gideceğim. Nikâhı vermen lazım”. Bana çok ta lazım değil di herhalde. İlk defa bu kadar kibardı bana karşı. Kırmak istemedim. “Olur” dedim. Ve bir daha “kocan” dedikleri adamı görmedim. Görmedim ama sesi hep yanımdaydı. Hiç yokluk çektirmedi. Banka hesabımız her ay dolar taşardı. İşin tuhaf yanı komşuma bile geçerken arar izin alır öyle geçerdim. Çünkü bu evcilik oyunu ancak böyle devam ederdi. İlginçtir izin vermediği yere de gitmezdim. Sanki onca mesafeden uçup gelebilecekmiş gibi soyadını taşıyamadığım kocam.

Dört oğul büyüttüm. Meğer kocamın soyadını hediye ettiğim kadında üç oğul büyütmüş. Niye bilmiyorum bir tek bu haber acıttı biraz canımı. Ama ona da alıştım geçti gitti.

Tam otuz yedi yıl geçti aradan. Nikahlı eşinden de ayrılmış. Fethiye’ye yerleşmiş. Çocuklar arada giderler babalarını görmeye.

Ve ikinci oğlanı evlendirdim on sekiz yıl önce. Benim gelin olduğum yaşta bir gelin aldım. Aynı kaderi oğlum geline yaşattı. Ve artık gelinimin de benim gibi bakışı aynı, gözyaşı aynı, susması aynı. Aynı evde gelinime öğrendiklerimi öğreterek, birbirimize omuz vererek, bazen de ona aynı kaderi yaşatan adamın annesi olduğum için kendimi suçlayarak yaşayıp gidiyoruz seyredilesi hayatımızın içinde.

Bir gün hiç sorgulayamadığım hayatımı sorgulamaya başladım. Herkesi mutlu etmeye çalışırken, ben neden hiç gülemedim diye. Çünkü başkalarının bana biçtiği hayatı yaşamaya razı olmuştum. Nikâhı verdiğim o gün değiştirmiştim hayatıma girecek olan herkesin kaderini.

Yaşarken değil de, sonradan dönüp baktığımda izlenesi bir dram yaşatmışlar bana, bize ve daha nicelerine.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Meltem Göçer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistanın Sesi Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistanın Sesi Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Elbistanın Sesi Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistanın Sesi Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

07

Sevda Küçük - Yazıyı okurken sanki onların yaşadığı evin karşısında oturmuş olup biteni izliyorum zannettim.Boğazım düğümlenerek bitirdim yazıyı...Bu kaderi paylaşan kim bilir ne kadar çocuk vardır.Cehalet bitmeden de bu kader bitmeyecek galiba.Ellerine,yüreğine sağlık

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 20 Ekim 15:53
06

adil yanık - hani deriz ya kedilerin dokuz canı var,keşke insanlarında tekrar dünyaya gelme şansları olsa da bu hayatta yaptıkları hataları ikinci hayatlarında yapmasalar.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 20 Ekim 15:53
04

Süleyman zafer - Her cümlesi düğüm düğüm bir yazı olmuş. Bu anlatılan karakterlerin gerçekliği apaçık ortada. Kaleminiz susmasın meltem hanım

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 20 Ekim 15:53
03

Memed - Kısa hikaye yazmak uzun romanlar yazmaktan çok zor. Zor olanı başarmak sık yazmayan, ama yazınca da ses getiren Meltem Hanım'a nasip olmuş.

Başaranızla hep gurur duyacağız.

Payımız varsa bir kere daha sevineceğiz.Unutmayın ki yazarın başarısında en büyük pay ciddi okuyucuya ait....

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 20 Ekim 15:53
02

Reis - Elinize yüreğinize sağlık, gökyüzünden seyrederken şehri düşünürüm hep,kiminin cenazesi var, kiminin düğünü,birinin doğum günü, ötekinin ölüm yıldönümü,birileri sevinç yaşar, bazıları hüzün,bunlar uzunca sıralanır zihnimde,kimilerinde,kaderimiz,diyerek göz yaşı döker,kadermi , cehaletmi ?????

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 20 Ekim 15:53
01

Meltem Bölükbaşı - Mükemmel bir yazı kalemine & o güzel yüreğine sağlık

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 20 Ekim 15:53