ALBUSTANDA BİR KARYE

(Beşinci Fasıl)

Dört hafta önce yazmaya başladığım “Albustanda Bir Karye” adlı hikâye denemesini kaldığım yerden yazmaya devam ediyorum.

Karye-i Til’de, baba tarafından bizim de bağımız-bahçemiz, arazilerimiz, sürülerimiz var imiş.

Ol karyenin bağları, istikâmet-i Garbiyyeye müteveccih imiş. Bağların karyeye mesafesi takriben beş-altı kilometre civarında olup, Kapıdere yolu deyu tâbir edilen yolun alt ve üst kısımlarına düşer imiş.

Ahâliden çoğunun da bağları var imiş amma velâkin, bağın dağ değil de bağ olabilmesi içün bakım istermiş, imar istermiş, emek istermiş. Toprağını bellemek, dallarını da budamak gerekmiş.

Ol bağların bir kısmı düz arazide iken, kısm-ı âzâmı da ya yamaçlarda ya da dağların arasındaki vadilerde bulunurmuş.

Karyenin ve kaza-i Albustan’a mücâvir karyelerde bulunan bağların üzümleri sanki birer Cennet meyvesi misâli imiş. Ol üzümler gibi üzümler, kürre-i arzın hiçbir yerinde bulunmaz imiş.

Bu fakir-i fâni, Türkmen diyarından ve dahi Frenk diyarından birçok memlekete ecdâdı Evliya Çelebi gibi seyahat iddiğü hâlde, ol diyarlarda böylesine güzel mi güzel, böylesine tatlı mı tatlı, böylesine şıralı mı şıralı, böylesine hoş mu hoş bir üzüme rast gelmemiş.

Ol bağlarda muhtelif muhtelif üzümler bulunurken ve dahi hepsinin tadı, lezzeti, reyhası farklı farklı iken, bâhusus “kabarcık” deyu tâbir edilen kürre misâli üzümün kabuğu o kadar ince, o kadar nârin, o kadar latif, o kadar zarif ve o kadar zar gibi şeffaf imiş ki, çekirdeklerine kadar içi gözükürmüş. Ve dahi kendisi sulu mu sulu, lezzetli mi lezzetli, yemesi çok hoş olurmuş. Haddizâtında kendisinden sadra şifa nice pekmezler, cevizli sucuklar, bastıklar (pestiller), tehler, kırmalar yapılırmış.

Bu fakirin babasının bağı, dağların arasındaki vadide bulunurmuş. Oldukça büyük bir bağmış. Bağda altı çeşit üzüm bulunurmuş.

Ol üzümlerin adları; parmak gibi uzun olan bandırma- ki en erken yemeye gelen üzüm bu idi-, kürre-i arz misâli kabarcık, Ege yöresinin üzümlerine benzer kirkit, kara renkte ve gülle misâli kara üzüm, yine kara renkte olup serçe parmağına benzeyen kara üzüm, kışa yakın yemeye gelen mor renkli yuvarlak kış üzümü imiş.

Ol bağımızın üzümleri o kadar bereketli olurdu ki, çobanlar, insanlar, tilkiler, kurtlar, kuşlar ve dahi bilumum mahlûkat yemiş olmasına rağmen yine de bol bol bize yeter, bağ bozum zamanı ailece bağa gider, bir on beş gün kadar bağda yatar-kalkar ve dahi nice cevizli sucuklar, bastıklar, pekmezler, tehler, kırmalar, kurutulmuş üzümler yapardık.

Yaptığımız cevizli sucuklar o kadar tabiî ve şeffaf olurdu ki, içindeki cevizler tek tek gözükürdü. Çünkü ol zamanlarda hile hurda pek yoktu. Her şey olduğu gibi gözükür, gözüktüğü gibi de olurdu. Zâten Albustan ve diyâr-ı Maraş’ta yapılan cevizli sucuklar çok meşhur olup, dillere destan idiler.

Ceviz içleri önce ağaç dallarından yapılmış sağlam çatallara bağlı uzun iplere tek tek dizilir, sonra bunlar kaynatılarak elde edilmiş üzüm pekmezlerine batırılır ve sağlam iplere asılarak yüksekçe yerlerde kurutulurdu. Yapılan ol nevâleler de kışları âfiyet üzre yenilirdi.

Ol nevâleler çok besleyici olur, kışları bedeni kavi tutar, hele de ceviz ve pekmez insan zekâsını oldukça kuvvetlendirirdi.

Bu fakir-i fâni, bağ bozum zamanı çocukluğunda telislere (çuval) doldurulan o güzelim kabarcık üzümlerini posası çıkıncaya kadar sallarda (koca ağaç kütüklerinden yapılmış oluklu tekne) ayaklarıyla çiğner, üzümün suyunu salın oluğundan akıtarak kazanlara doldururdu.

Dolmuş kazanlar, içerisine bir miktar husûsi beyaz toprak ilâve edilerek pekmez kıvamına gelene kadar üzüm çırpılarından (kurumuş bağ dalları) yakılmış ocaklarda kaynatılırdı.

Bağda işimiz bittikten sonra yaptığımız bütün nevâleleri ve dahi pılımızı-pırtımızı toplar, motorla karyeye dönerdik.

Zaman zaman da rahmetli babam, üzümleri keser, onları ağaçtan yapılmış koyu kahve renkli üzüm sandıklarının içine koyar, rahmet-i Rahman’a kavuşmuş olan anasının hayrı için Cuma namazından çıkan cemaate câminin önünde dağıtırdı. Bu fakir de kendisine yardımcı olurdu.

Ol bağımızda zaman zaman keklikler yuva yapardı. Bir gün rahmetli babamla bağı dolaşırken bir keklik yuvasına rast gelmiş idik. Yuvada otuz küsur yumurta var idi. Onları almış gelmiş, karyedeki eski evimizin içinde gürk yatan tavuğumuzun (kuluçkaya yatan tavuk) altına koymuştuk.

Üç hafta sonra yumurtalardan keklik yavruları çıkmaya başlamıştı. Çok sevimli idiler. Ele avuca sığmıyor, etrafa kaçışıp duruyorlardı. Bıldırcın kadar olunca artık onları yakalayamaz olmuştuk. Çünkü çok ürkek ve yabâni idiler. Zavallıların bir kısmı ölmüş, bir kısmı da kaçıp gitmişti.

Kekliklerin ötüşü çok güzel, etleri de çok lezzetli olurdu. Bibimin (halamın) bir kısım mahdumu ve onların çocukları (Köseler) keklik ve tavşan avlama mevzusunda pek mahir idiler. Kafesteki keklikler ve tazılarla (av köpekleri) çok keklik ve tavşan avlarlardı.

Bağımızın komşu bağ sahipleri, rahmetli Musa Çavuş ve rahmetli Mıstık Emmi idi. Bağların olduğu kayalıklarda bol bol kaya kekiçleri (büyük kertenkeleler) bulunurdu.

Ayrıca kayalıkların içinde, yemyeşil yaprakların arasında simsiyah yabânî dağ incirleri olur ve onları yerken çok zevk alırdık. Çünkü tatları çok lezzetli olurdu.

Yine bağların olduğu mıntıkada ince ve uzun boylu yemyeşil dağ çayları bulunurdu. Ol çayların içimi çok yumuşak ve hafif olurdu. Binaenaleyh ol çaylar mide marazlarına karşı çok şifalı idiler, içenler şifâyâb olurlardı.

NOT: Devam edecek …

27 Kasım 2021

İlhan AKAR

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İlhan Akar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistanın Sesi Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistanın Sesi Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Elbistanın Sesi Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistanın Sesi Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

03

RUHİ zedeli - Hikâye denemelerinizi zevkle okuyorum.Geleneksel hayatımızı hatırlattığınız için çok teşekkür ederim.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 01 Aralık 11:58
02

-şevket kara - ilhan hocam kalemine ağzına sağlık güzel yazını takip ve okuyorum çok güz÷l yaşadıklarımızı ne güzel anlatıyor hatırlatıyon

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 01 Aralık 11:58
01

İlhan Akar - Ruhi ve Şevket beyler, bu güzel iltifatlarınız için husûsiyetle teşekkür ederim. Selâm ve muhabbetlerimle!..

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 01 Aralık 11:58