BİZİM ÇOCUKLUĞUMUZ VE ÇOCUKLARIMIZ…

İnsanoğlu dünya gibi durmadan değişir, hareket halindedir. Her yıl onların yüzleri, hareketleri, bakış açıları değişir. Yani insan hayatında çok dönem geçirir. Bu dönemlerde insanların durumları, amaç ve istekleri farklı olur. Hepimiz doğarız, çocuk oluruz, genç oluruz, yaşlarınız. Yaşam sıralamamız böyle olsa da birini tercih et ve hayatı öyle yaşa deseler çocukluğumu tercih ederdim. Çocukluk her insanın dönmek istediği dönemdir diye düşünüyorum.

Çocukluğumu ilkokul bitene kadar doğduğum Elbistan’ın Akbayır (o dönemde köy idi) beldesinde yaşadım. Köyde çocukluk yaşamak bir ayrıcalık bence. O dönemlerde belki ne kadar şanslı olduğumuzun farkında değildik ama imkansızlıklar içerisinde mutlu çocuktuk aslında. Kalabalık bir aile ortamım vardı. Evimizden misafir eksik olmazdı. Kışı ayrı güzel geçerdi. Yazları başka bir güzel olurdu.

Karın lapa lapa yağdığı o muhteşem kış günleri sabahlarının loş aydınlığında ezan sesi ile gözümü açtığımda sobanın çıtırtısı ve sarı-kırmızı yanan ateşi odanın her yanını ısıtır, aydınlatır, namaza duran rahmetli annemin yüzünde nurlar oluştururdu. O yanan sobada ekmek pişirilir, yemek onda yapılır, çay onda kaynardı.

İstekle koşardık çok sevdiğimiz okulumuza. Öğretmenlerimiz anne babamız kadar değerliydi. Ödevlerimizi gaz lambasının ışığında yapardık. Okulumuzdaki sobaya da herkes evinden odun getirir, sobayı yakar, teneffüste başına toplanırdık. Bir başka olurdu milli bayramlarımız, birlik ve beraberlik içerisinde coşkuyla kutlardık.

Korkusuzca oynardık dışarıda. Karnımız acıktığında girerdik evimize. Çok oyuncağımız yoktu, bir bebeğimiz vardı ve üç kişi ortak oynardık. Oyunlarımız genelde dışarıda olurdu. İp atlardık, top oynardık, evcilik oynardık akşamın olmasını istemezdik.

Her şeye rağmen çocukluğumuzu korkusuzca, özgürce doyasıya yaşadık. Bizler o zamanki şartlarda azı da gördük çoğu da, varlığı da gördük yokluğu da ve en önemlisi kendi ayaklarımızın üzerinde durmayı da öğrendik.

Bizim için zamanında hayal bile olmayan zenginlik unsurları çocuklarımız için yaşam tarzı bugün. Sobalı ocaklı evlerde değil, kaloriferli evlerde açtılar gözlerini, üstlerine titreyen anne babanın elinde el bebek gül bebek gerektiğinde özel mamalarla büyüdüler. Birçoğu özel okullarda özel ilgi ile okudu.

Bizden önceki nesil çarık nesliydi kara lastik sonradan onların lüksü oldu. Bizim nesil naylon ayakkabı ve iskarpin konforuyla tanıştı. Çocuklarımız marka olmadı mı burun kıvırıyorlar en güzel ayakkabıya…

Bizden öncekiler uzun kış gecelerinde aile büyüklerinin anlattığı masallar, hikayelerle yetiştiler. Bizler radyo ve tek kanallı siyah-beyaz televizyon lüksüne kavuştuk. Bizim çocuklarımız ise iletişim ve eğlence araçlarının her türlüsü ile haşır neşir halde, global bir köye dönen dünyada en uzak noktalarda yaşayan arkadaşlarıyla bir tık mesafedeler. Teknoloji öyle bir seviye ye geldi ki bu teknolojiyi icat edenler bile onun gerisinde kaldı.

Şimdiki çocukların imkanları ve buna bağlı istekleri sınırsız olsa da bu çocukların çoğu çocukluğunu yaşayamadılar. Bizler doğayla baş başa, toprakla, yaprakla, çiçekle, böcekle tüm günlerimiz yeşilin ve yeşilliğin içinde geçti. Şimdiki çocuklar yeşili parkta, kirazı eriği manavda görüyorlar. Doğanın sert şartlarıyla, zorlu hayat koşullarıyla yüz yüze geldiklerinde ne yapacaklar? Nasıl başa çıkacaklar? Çünkü çok hazırcı bir gençlik yetişiyor.

Evet, bizler daha şanslıyız her şeye rağmen. Çünkü biz ve bizden önceki nesil zamanında iş çok, insan azdı. Çalışmak isteyen mutlaka iş bulabiliyordu. Hele üniversite mezunuysa el üstünde tutuluyor, kendisi iş beğeniyordu. Şimdi ise iş az, insan çok. Çocuklarımızın arasındaki bu acımasız test yarışının sebebi bu. Artık üniversite mezunu olmak da çok fazla işe yaramadığından ve her sektörde ‘’en iyiler’’ seçildiğinden çocuklarımız en iyi olabilmek veya en iyilerin arasına girebilmek için çocukluklarını erteleme veya hiç yaşayamama pahasına anormal bir yarış içerisinde debeleniyorlar. Bu yarış onların hem psikolojilerini etkiliyor hem de tam kişiliklerinin oturmaya başladığı bu çağda kişiliklerinin yanlış şekillenmesine neden olabiliyor. İlkokulla üniversite arasındaki uzun çizgide sürekli testlerle boğuştuklarından çocukluklarını maalesef yaşayamadan hayata atılmaya çalışıyorlar.

Şimdiki çocuklar koca koca apartmanların arasında, nefes alınmaz bir havada, evlerinde sanal bir dünyada, emniyet içinde ve yalnız, asosyal, paylaşımsız, özgüven eksikliği içinde yaşıyorlar. Okullarına bile servisle gidiyorlar.

Çocuklarımız bizim her şeyimiz. Ülkemizin ve milletimizin geleceği, her biri birer dünya, eşsiz benzersiz birer elmas. Bu değer biçemediğimiz hazinelerimizi çok iyi işleyerek ülkelerine faydalı bireyler olarak yetiştirmek de bizlerin görevi. Onları çok iyi yetiştirebilmek için bir çiçeğin bile kolay yetişmediğini emek ve sevgi istediğini düşünürsek sair uğraşlarımıza harcadığımız zamanı ve sevgiyi lütfen çocuklarımıza çok görmeyelim… Unutmayalım ki ne ekersek onu biçeriz…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Gülser Yaman - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistanın Sesi Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistanın Sesi Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Elbistanın Sesi Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistanın Sesi Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

03

Yüce - İyi güzel de Gülser hanım eskiden anne baba çocuğunu hiç takip etmezdi. Fakat yine de çok alim insanlar çıkmıştır. Şimdi el bebek gül bebek çocuklarımızın üzerinde titriyoruz. Yine de bir baltaya sap olamıyorlar. Çünkü kendilerinde öz güven diye bir şey yok.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 02 Mayıs 11:22
02

Erkan Yildiz Hollanda - Ben teknoloji hayatimiza girmeden once cocuklugumda anlattiklarinizi yasayanlardan biriyim.bizden sonraki nesil once televixyon sonrada internet hayatlarina dokunduktan sonra oyle hizli degisti ki anlam veremez olduk guzel ulkemde yasananlara. Farkinda olmadan biz oyle seyler asiliyorlarki cocuklarimiza.Soylemeye dahi gerek yok televizyonlarda yayinlanan sacma sapan programlari hepimiz biliyoruz.Yazik oluyor neslimize diye dusunuyorum.Allah yardimcimiz olsun.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 02 Mayıs 11:22
01

Türkiyenin amsterdami - Nerde o eski günler nerde o eski venedik sahili , sanzelizede waffel kahve keyfi vaaaay vay

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 02 Mayıs 11:22