SADELEŞMEK

Beynimizin içi gürültü dolu, gözlerimiz kalabalık eşyalar arasında yorgun, bedenimiz çokluğun hamalı olmuş. Çokluk da yokluk kadar yorar insanı. İnsanoğlu şimdilerde bir tık hızı ile erişebiliyor her şeye. Çok ses, çok müzik, çok eşya, çok insan…

Eski günlere gidiyor kalemim tek göz evin içinde çulunu palazını süpürüp,  bir kap yemek ile doyan atalarımıza. Şimdilerde parıltılı hayatlar ve kalabalığın içinde yalnız kalıyor insan. Işığımız kör edercesine parlak, yemeğimiz taşacak kadar çok… Tüm bu çokluk içinde insanın felsefesi yaşama ama göster olmuş. Yeni doğandan tutun da en yaşlımıza kadar sırtımıza dünya yükünü fazlaca yüklemişiz. Bazen kelimeler bile fazlalık oluşturur bir mektupta.

            Evet, dostlar sadeleşmek… Dallanıp budaklanmış ağacın budanarak yeni dallar, yeni yapraklar çıkarmasına fırsat tanımaktır. Bizi yoran düşünceleri bir yerde bırakıp daha az düşünce ile yola devem etmek. Gözümüzü yoran ışıkları kapatıp, dinlenmesine fırsat tanımaktır. İnsan ruhu sadeliğe daha yakın ve sadelikte daha huzurludur. Şatafat sevenlerimiz bile ruhen fazlaca maruz kalır ise parlak ışığa beyin ve ruh tepkisel hareketler ile ret eder bu durumu.

Önce ruhumuzdan başlayıp bizi yoran ne varsa çıkarmaya başlayalım mı ne dersiniz? Uzun süre canımızı yakan acıları, bozuk plak gibi sarıp durduğumuz kinlerimizi, bizi sağlığımızdan edecek kadar içimize işleyen sis dumanlarını, baca kirlerini temizleyip sade bir ruh ile yola devam edelim mi? Sonra evimize, dolaplarımıza uzansın elimiz. Kullanmadığımız ne var ise dağıtalım. Üryan geldik, üryan gideceğiz bu hayattan.

‘’Sade yaşa ki; başkaları da var olabilsin.’’ Der Gandi. Şatafat uğruna feda olmuyor mu hayvanlar? Şatafat uğruna ozon tabakası delinmedi mi? Ağaçlar, doğa, yaşam ve bütünlük şatafat uğruna bozulmadı mı? Üryan gelen insanın üryan geldiğini unutup adeta mezara götürecekmiş gibi peşinden koşması yüzünden değil mi bu hırs, öfke, savaş… Nerede lüks ve şaşa var ise orada ruhen çöküntü vardır. İnsanoğlu doğala, sadeliğe, huzura daha çok ihtiyaç duyar.

Sezai Karakoç’un da dediği gibi ‘’Sade yaşamak yalın yaşamak değildir. ‘’Sadece nefes alarak değil; üreterek, koşarak, gülerek, faydalı ilimler ile ama yorulmadan, ruhuna fazlaca ışık verip kör etmeden yol almak.

Sadeleşin… Gereksiz ne varsa atın üzerinizden, evinizden. Nefes almaya, doğallığa, samimiyete ihtiyacı var ruhunuzun. Sade ama bilge ve dopdolu yaşayın…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Nazife Yetişgen - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistanın Sesi Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistanın Sesi Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Elbistanın Sesi Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistanın Sesi Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.