Hamam, Selçuk (Saray) Hamamı’dır

Zerre kadar kaynak olmadan Elbistan’daki tek tarihi hamamın kimin ve ne zaman yaptırdığı belli olmasına rağmen Romalılar tarafından yapılmış olacağını iddia etmek en hafifinden cahilliktir.

Hamam bulunana kadar büyük ihtimal varlığından kimsenin haberi yoktu ki 20. asra kadar M. Halil Yinanç dâhil hiçbir tarihçi söz etmemiş. Bulunduktan sonra yapılan araştırmalar ve incelemeler Ulu Cami ile aynı zamanda yapıldığı kanaati kesin derecesinde ortaya çıkmıştır.

Selçuklular tarafından Elbistan’ın fethiyle (1085) birlikte önemli şehirlerinden biri olarak merkez Konya’dan yönetmeleri için valiler gönderilirdi. Bu valiler için Mükrimin Halil Yinanç “Valilerin hepsini tespit edecek vesikalar elimizde yok[1]” dedikten sonra vesikalarla kesinlik kazanan şu on valiyi görev sıralarına göre sıralamıştır:

“Emir Buldacı, II. Kılıç Arslan, Mugiseddin Tuğrulşah, Emir Hüsameddin Yusuf, Emir İlyas, Mübarezeddin Çavlı, Emir Kamareddin, Emir Alameddin, Emir Felek eddin Halil, Emir Seyfeddin Ebu Bekir Candar” (Bu son vali Elbistan’da Candargazi olarak bilinir. Yıkılan Belediye binasının bahçesinde türbesi vardı. Mesela Köşker Kembeşoğlu (topal) Ali Sağ “Yer üstünde türbeden bir şey kalmamıştı. Küçükken üç beş basamak merdivenle yanına kadar inerdik...” demişti.

Elbistan’daki hamam Selçuklu eseridir.

Selçuk Saray Hamamı” olarak adlandırılan hamam; Elbistan merkezinde Ulu Cami’nin inşaatı ile birlikte (1239 yılında) Elbistan’da görevli Selçuklu valisi Emir Mübarezeddin Çavlı[2] tarafından yaptırmıştır[3] Hamam, 17 Temmuz 1999 tarihinde KVE-TR-46-05-08 numarası ile Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğünün 13 numaralı kararı ile statüsü tescil edilmiştir.

Kale dediğimiz höyüğün zemini, kuzeyindeki Ulu Cami’nin ve güneyindeki Hamamın zemini ile aşağı yukarı aynı seviyededir. 2014’ün Ağustos ayında Prof. Dr. Mehmet Özkarcı yönetiminde yapılan kazılardan da anlaşılmıştır ki en üstteki son dönemi saymazsak bir altta Dulkadiroğlu Beyliği’nin, en altta da Selçukluların binalarının kalıntıları vardır. Bu sebeple daha sonra yapılacak proje için kalenin üzerindeki ve çevresindeki binaların tamamı ya istimlak edildi ya da edilecek.

Hamam, asırlardır toprak altında gömülü iken Elbistan’da okul müdürü olarak görev yapan Ziya Güner Bey’in yazdığı notlara göre 19. asır ortalarında binicisiyle birlikte giden bir atın ayağının hamamın kubbesindeki ışık deliklerinden birine girmesi ile oluşan çukurun ne olduğunun merak edilip eşilmesiyle ortaya çıkmış. Bugün dahi, hamamın zemini, caddenin en az dört beş metre kadar altındadır. (Şimdi 11 basamak merdivenle inilmektedir.)

Kaleden inen sokakla hamama gelirken tam hamamın hizasında bir gabaltı olduğunu büyüklerimiz söylerdi. 1962 yılında cadde tarafı yıkılmadan, yani bugün de var olan dükkânlar yapılmadan önceki halini bilirdim. Hamama girince geniş ve kare şeklinde soyunma/giyinme yeri vardı. Buraya girince sol tarafta para alış verişi yapan hamamcının oturduğu yer vardı. Yanlış hatırlamıyorsam ortasında da küçük bir havuz vardı. Bu bölmenin kapı boşlukları hariç duvarlarının önünde tahtadan oturacak yerler sıralanmıştı, üstlerinde de eşyaları koymak için raflar, dolaplar vardı.

Hamamın yıkanılacak bölmesine girerken önce “Aralık” denilen bir yere girilirdi. Sağ tarafında iki tane hela vardı. Sol tarafında duvar dibindeki bir sedir vardı ve bunu da üzerinde soyunup giyinenler olurdu. Buraya “Soğukluk” da denilirdi. Soğukluktan “Ilıklık” öteki deyişle “Orta soğukluk” bölümüne girilirdi. Buradan da “Sıcaklık” yani hamama dâhil olunurdu. Bu kademelendirme, yıkanıp çıkanların birden soğuk hava ile temas ederek hastalanmalarını önlemek ve terlerini kurutmak içindi. Hamama girişin karşısında pencere gibi bir yer vardı; onun gerisine “Külhan” denilirdi. Su kazanlarının olduğu yerdi. Külhanda yakılan ateş ile hem hamamda yıkananların kullanacakları su hem de hamam ısınırdı. Külhandaki ateşin dumanı, hamamın altında bir adamın eğilerek ilerleyeceği kadar eni ve yüksekliği olan kanalları dolaştıktan sonra dışarı çıkardı. (Kalorifer teşkilatı gibi) Hamam görevlileri zaman zaman bu kanallara girerek içeride biriken kurumları ve külleri temizlediklerini bizzat anlatmışlardır.

Hamama yıkanmak için girerken “mezer” dedikleri renkli ve nispeten ince bir peştamala sarılırlardı. Temizlenip çıkarken birden en dışarıdaki soyunma/giyinme bölümüne gitmezlerdi. Zaten bu düşünülerek hazırlanmış olan yerlerde yani önce bir süre “Ilıklıkta” sonra bir süre de “Soğuklukta” bekler vücudunun sıcaklığı normale dönünce kurulanıp giyinmeye başlardı.

Hamamın ortasında en az ikiye iki ölçülerinde “Göbek taşı” vardı. Genellikle yeni girenler, kurnaların başı dolu ise buldukları sekilerde veya göbek taşının kenarına oturarak hem terlerler hem de boşalacak kurnayı gözlerlerdi. Erkeklerin yıkanma gününde isteyen burada “Tellaklara”, kadınlar ise kendi zamanlarında “Natırlara” keselenirdi.

Girişin karşısında sağ ve sol duvarlarda sadece önleri açık, üç duvarında da kurnaları ve yanlarında oturacak sekileri olan yıkanma yerleri vardı. Girişin karşısına düşen sağ ve sol köşeyi içine alacak şekilde, külhan ile bitişik olarak “Halvet” denilen hamamın en sıcak iki bölmesi vardı. İçinde kurnaları, oturup terleyecek, keselenecek ve yıkanılacak yerleri vardı.

Bugün de dâhili mekânın bölmeleri büyük ölçüde orijinal yapısını muhafaza etmektedir. (Bkz; Selçuk Hamamının Fotoğrafları).

...........................................................................................

[1] (Milli Eğitim yayını) İslam Ansiklopedisi, Cilt: 4, Sayfa:225-226, [2] Emir Mübarezeddin Çavlı, Selçukluların çok önemli şehirlerinden biri olan Elbistan’da iki kere I. Alaeddin Keykubât (1220-1237) ve II. İzzeddin Keykâvus (1246-1249) dönemlerinde uzun süre valilik yapmıştır. Bu görevi sırasında şehrin ve çevrenin imarında önemli hizmetlerde bulunmuştur. Birçok eseri gibi “Selçuk Hamamı” ile birlikte Elbistan Ulu Camii ile Afşin Çavlı Han’ı (ki harap olduktan sonra yerine aynı isimle anılan köy kurulmuştur) saymak mümkündür.

[3] Prof. Dr. Mehmet Özkarcı, Kültür varlıkları Envanteri Kahramanmaraş; Cilt 2, s: 1035,1036

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Arif Bilgin - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistanın Sesi Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistanın Sesi Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Elbistanın Sesi Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistanın Sesi Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

04

Ali Çankaya - Emeğe,gönlüne,diline saglık

Fransız ihtilali ne kadar papaz bile sudan yıkanmaktan

korkarmış ne bilsin onlar hamamı

Ben 600 yüzlerde taharatı guslü ögrendim

Yanıtla . 2Beğen . 1Beğenme 13 Şubat 07:08
03

Hanifi Doğan - Emeğinize sağlık. Lakin yazıyı görmesek bilgimiz dahi yoktu. Tanıtım faaliyetlerine gidilip halka açılmalı.

Yanıtla . 2Beğen . 0Beğenme 09 Şubat 07:42
02

Ali Gültekin Biniş - Kaleminize sağlık hocam. İnşallah bu tarihî miras, aslına uygun olarak restore edilip, turizme açılır.

Yanıtla . 3Beğen . 0Beğenme 07 Şubat 18:12
01

Kahramanmaraş - Elbistanın en eski yapısının artık restore edilmesi ve ziyarete açılması lazım

Yanıtla . 7Beğen . 0Beğenme 06 Şubat 12:31