AYLARDAN ARALIK

Hala kar yağmadı ama Ankara'nın ayazı çok üşütür. Oturduğumuz mahalle bir zamanlar orta direk denilen insanların ,huzurla yaşadığı yerleşim yeri... Mahalle sakinlerinin çoğunluğu, emekli ikramiyesiyle aldığı müstakil evlerinde kapılarında arabası kimseye muhtaç olmadan yaşayan insanlardı. Mahallemizde 20 yıl önce, nostalji amacıyla tek tük soba kuranlar vardı. Saat ayarlaması yapılmadığı için, saat yediye doğru sabah ezanı okunuyor. Elektriğe üst üste gelen zamlardan sonra enerji tasarrufu için,
çoğunluğun tercihi düşük voltajlı lambaların ışığı, pencerelerden 5 numara gaz lambasının ışığı gibi dışarı sızıyor… Namaza kalkanlar, işe veya okula gidecekler… Bu saatte herkes ayakta… Yıllardır unuttuğumuz ağır kömür kokusu ve dumandan da hissediliyor ki ekonomik şartlardan dolayı soba ile ısınanlar çoğunluk. Alaca karanlıkta sokaklar epey hareketli, pencereden seyrederken Kim bilir bu evlerde ne yaşanıyor? diye düşünüyorum.
Bazılarını tanısam da; ‘’Herkesin kazanı kapaklı kaynar.’’ derler. Okula giden öğrencileri görünce annelerini düşündüm. Peynirin et fiyatını geçtiğini, sütün, yumurtanın hatta ekmeğin fiyatını biliyoruz, yaşıyoruz. Okula tam gün giden liseli, üniversiteli gençler... Okullarda bir simit yese, bir su içse 3 çocuklu bir aile düşündüm, anne olarak empati yapıyorum haliyle… Sabah kahvaltıda ne yediriyor? Beslenmeye ne koyacak? Yol parasını, harçlığını her gün nasıl verecek? Anne babaların ne kadar darda olduğunu anlamak zor değil.
Sabah saat 07.30’da ben de duraktayım. Durakta liseli gençler çoğunlukta. Evlerine yakın okullarda okuma şansları olmadığı için otobüslerle gidip geliyorlar. Birkaç yıl önce bu çocuklar servisle gider gelirdi, servis ücretleri insanların ödeyebileceği sınırları aşınca çoğunluk artık otobüsle gidiyor. Otobüste ön koltuklarda öğrenciler oturmuş çoğu uyuyor. Yaşlılar birkaç saniye durup arkaya devam ediyorlar. Ben; ‘’Gençler, ön sıradaki koltuklara kimlerin oturacağını bildiğiniz halde neden görmezden geliyorsunuz?’’ diye sordum. Özür dileyerek yer verdiler. Yanımdaki yolcu: ‘’Ne olacak, zamane çocukları !’’ dedi. Günlerdir aynı saatte aynı otobüse biniyorum. Çocuklar beni görünce yer vermeye başladı. Dikkat ettim, artık sima olarak da tanımaya başladığım gençler diğer yolculara da yer vermeye başladı. Bir sabah şoför devamlı uyarıyor : ‘’ilerleyin, arkalara doğru ilerleyin! ’diye. Bir yolcu, ‘’Onlar duymaz baksanıza hepsinde kulaklık var. Şoför bey bunlar Z kuşağı gençleri.’’ dedi. Oturabilenler uyukluyor, oturamayanlar da sanki ayakta uyuyorlar, mutsuz, umutsuz, oldukları belli oluyor. Durakta bir öğrenci, günlerdir dikkatimi çekiyor. Hava çok soğuk, sabahları eksi derecelerde. Haftalardır yazlık ayakkabısı, üzerinde aynı ince eşofman üstü ile okula gidiyor. Genç liseli bir çocuk. Bu çocukların harçlığı var mı? Kahvaltı yaptı mı? Ne ihtiyacı var? Tam gün okuldalar. Son günlerde okul yöneticileri kahvaltı yapmadan gelen öğrenci sayısının % 80 civarında olduğunu ifade ediyorlar. Bazı okullarda çalışan öğretmenlerden açlıktan baygınlık geçiren, beslenme saatinde saklanan, ekmek su getiren öğrencilerin çok olduğunu duyuyoruz. Geçtiğimiz aralık ayının verilerine göre 4 kişilik ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken gıda harcaması tutarını ifade eden Uzmanlar beslenme yetersizliğinden hastalıkların arttığını açıklıyor. Sağlıklı beslenme her yaş için gerekli ama yaşlılar, gençler, çocuklar, bebekler için hayati önem taşıyor. Kimse acından ölmez ama doymak başka, sağlıklı ve dengeli beslenmek bambaşka… Araştırmalara göre milyonlarca çocuk sağlıksız besleniyor. Bu sayı gün geçtikçe artıyor. Yetersiz beslenmenin gelişme çağındaki çocukların fiziksel gelişimlerine etkisi elbette olumsuz yönde olacaktır. Acilen ihtiyacı olan çocuklu aileler tespit edilip beslenme desteği sağlanmalıdır. Yetkililer bu çocukların sizin çocuğunuz olduğunu düşünerek işinizi yapın, çözüm üretin. O ana babaların yerine koyun kendinizi… Yemeyip yedirdiğimiz, giymeyip giydirdiğimiz çocuklarımızın ,ihtiyacını karşılayamamak, doyuramamak çok acı. Devlet okullarında ayrım yapılmadan bir öğün yemek verilmeli. Süt, meyve, su dağıtılmalı. Yetkililer, etkililer, milletin vekilleri sadece empati yapın yeter… Biz büyük Türkiye'yiz diye dünyanın bir ucundaki ülkelere her fırsatta yardım edenler, önce çocuklarının ihtiyacına yetişemeyen ana babaları düşünün. Genel ihtiyaçları bir kenara bırakarak , sadece günde bir simit ,bir su ‘’üç çocuk’’ üzerinden hesaplayın bakalım kaç lira ediyor?
Eskiden seferberlik zamanı, yokluk, kıtlık yılları denirdi o yılları mum ile arayacak hale geldik. Şimdi ‘’derin yoksulluk’’ açlık sınırı ,yoksulluk sınırı deniyor. Her sıkıntıya onlar için göğüs gerdiğimiz, iyi bir gelecek sağlamak için fedakârlık yaptığımız, canlarımız okul yollarında sersefiller. Eğitimdeki adaletsizliği, eksiklikleri, acil düzeltilmesi gereken konuları yazmaya bu sayfalar yetmez. Nasıl bir zamana denk geldik? Ülkemiz sorunlar yumağına döndü. Bizim oraların sözüyle açıklayayım: ‘’Bir ipliğini çeksen kırk yama dökülüyor".
Bir ülkede liyakatsizlik, adaletsizlik, rüşvet konuşuluyorsa dışarda düşman aramaya gerek yok demektir. Ben de ülkesini seven her vatandaş gibi kaygılıyım. Her karışı şehit kanlarıyla sulanan, işgal altındaki ülkemde düşmana geçit vermeyerek tarih yazan şehitlerimiz, gazilerimiz, topyekûn seferber olan atalarımız; çocuklarına bu vatanı bırakmak için can verdiler. Kaygılıyım geleceğimizi emanet edeceğimiz, güvencemiz, genç nüfusumuz diye gurur duyduğumuz çocuklarımız torunlarımız için… Onların çalınan hayalleri, tükenen umutları, yaşayamadıkları gençlikleri için kaygılıyım. Onlar Z kuşağı gençliği belki bizim gibi düşünmüyor olabilirler. Onlar teknolojinin kucağına doğdular, bizim gibi düşünmelerini, bizim kalıplarımıza uymalarını bekleyemeyiz. Onlar akıllı, bilinçli onların dünyadan haberleri var. Ülkemizdeki, dünyadaki gelişmeleri yakından takip ediyorlar. Yeter ki çok değil, asgari düzeyde de olsa ihtiyaçlarını toplumsal adalet çerçevesinde karşılayalım ve kendilerini geliştirmeleri için uygun eğitim fırsatı tanıyalım. Ben onlara güveniyorum, inanıyorum.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Nermin Yılmaz Akbalaban - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistanın Sesi Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistanın Sesi Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Elbistanın Sesi Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistanın Sesi Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

01

Hakikatli Adam - Öyle bir yazı okudum ki; Allah benim belamı versin, bu ülkede yaşanır mı, bu ülkede neden duruyorum diyerek tasımı tarağımı toplayıp ülkeden gidesim geldi. Bir an sandım ki ülkedeki bütün çocuklar aç, bütün anneler çaresiz. Burası dünya, zengin de olacak, fakir de olacak. Sadaka ve Zekat ile ilgili Ayetler ne için inmiştir? Rızkı veren Allah'tır. Al-i İmran Suresi, 27. ayet:

"Geceyi gündüze bağlayıp-katarsın, gündüzü de geceye bağlayıp-katarsın; diriyi ölüden çıkarırsın, ölüyü de diriden çıkarırsın. Sen, dilediğine hesapsız rızık verirsin."

Allah'ın eşit yaratmadıklarını (Mal, mülk, para, boy, ten rengi, akıl, beden bütünlüğü, beden sağlığı, akıl sağlığı vs. ) siz nasıl ve hangi güçle eşitleyeceksiniz?

Allah'ın hazinesi sonsuz ve geniş, dileseydi herkese bol bol verirdi.

İhtiyaç sahibi ailelere zaten her türlü yardım yapılıyor. Belediyelerin aşevleri var, ihtiyaç sahiplerini evlerine kadar sıcak yemek ulaştırıyorlar.

Valilikler, Kaymakamlıklar, STK'lar, dernekler vs aracılığı ile her türlü yardımlar zaten yapılıyor.

Dünyanın dev ekonomiye sahip ülkelerinde de evsiz işsiz, hiç bir geliri, hiç bir güvencesi olmayan yüz binlerce, milyonlarca insan var.

Her şey dört dörtlük olsaydı, eksik, kusur, hata olmasaydı yaşadığımız gezegenin adı dünya olmazdı, cennet olurdu. Cennet bu yüzden öteki alemde...

"Elit" semtlerden en fakir semtlere kadar çöpleri kontrol edin, ekmek ve yemek atıklarıyla doludur.

Turizm bölgelerindeki otellerin bir günde çöpe attığı ekmek ve yemeklerle yüzlerce insan aylarca doyar.

Gökten para yağdırsanız, kalkıp toplamaya üşenen insanlar olacaktır.

Ne yaparsanız yapın, zengin ve fakir kıyamete kadar olacaktır.

Hiç bir sistem, hiç bir uygulama bunu değiştiremez, eşyanın tabiatına aykırı.

Kıtlık dönemi ile günümüzü kıyaslamanız ve kıtlık gününden daha kötü durumda olduğumuzu söylemeniz ise şaka gibi.

Yanıtla . 0Beğen . 1Beğenme 05 Ocak 15:50
04

Hakikatli Adam - @Hakikatli Adam 01 nolu yoruma cevabı: Elbette bu ülkede yaşıyorum. Görerek, bilerek, hissederek yaşıyorum. Sizin, benim yorumumdan hiç bir şey anlamadığınız açık ve net.

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 15 Ocak 12:09
03

Ali Osman - @Hakikatli Adam 01 nolu yoruma cevabı: Bütün dünyada bi fakirlesme var yalniz bizim sehirde yada ülkede değil ki yazar öyle öyle bi yazmis ki Elbistan değilde Afrika zannettim şunu unutmayalım zihninde başka bisey olan insanlar bazen söyle yapar barıştır karıştır

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 14 Ocak 03:28
02

Tcnermin Yılmaz Akbala - @Hakikatli Adam 01 nolu yoruma cevabı: Siz bu ülkede yaşamıyorsunuz galiba

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 10 Ocak 21:15