ANNEMİ MELEKLER KISKANIYORDUR

Henüz sekiz yaşındayken babamızı kaybettik. Annem yirmi sekiz yaşındayken dul kaldı. Babam (Davut Bilgin) terziydi; vefatından sonra hiçbir sosyal güvencemiz, gelir getirecek malımız mülkümüz yoktu; sadece dedemizden kalma 30 metre kare gelmeyen 2,5 odalı bir evimiz vardı.

Yetim oldum bir gecede
'BABA'dan yana bomboş dudaklarım
'ANA' derken her hecede
Bir o kadar 'BABA' saklarım

 

Rahmetli babam vefat edince bu şiiri yazmıştım. Babam, 33 yaşında vefatından yıllarca önce sık sık aldığı alkolü sürekli içmeye başlayınca çalışamaz hale gelmişti; dolayısıyla evin çeşitli ihtiyaçlarını karşılayamıyordu. Çok dar geçiniyorduk; birçok şeyin mahrumiyetine adeta alışmıştık…

Annemin babası dedem (biz ‘büyük baba derdik) H. Ahmet Güler bir memur maaşıyla elini üzerimizden çekmezdi; odun ve kışlık zahire gibi acil ihtiyaçlarımızı karşılardı. Subay olan H. Avni Güler dayım da Elbistan’a geldiğinde aynı şekilde önemli ihtiyaçlarımızı karşılardı. Annem ise kazak, çorap dokuyarak, oya veya nakış işleyerek evimizde bizlerin başında az da olsa bir gelir elde etme çabası içine girerdi.

Annem her kış öncesi dört beş eşek yükü meşe odunu satın alırdı. O yıllarda Nergele, Ambar, Çiftlik ve başka ormanlık köylerde yaşayanlar, bilek veya kol kalınlığındaki meşe odunlarını keserler, dalını budağını ayıklarlar ve eşeklere yükleyip sabah erkenden getirerek Elbistan’ın sokaklarında dolaşarak satarlardı. Sokaklarda Kürt/ahlat armudu, alıç, dağdağan, çağla, elma, elma kakı, solucan çiçeği vs satanlar gibi onlar da para olmazsa bulgur, sabun, eski giysi ile değiş-tokuş yaparlardı. Herkes en az bir iki ton odun alırken biz ancak dört-beş eşek yükü alırdık ki 250 kilo gelir miydi acaba!

Annem, benden de daha üçüncü sınıfta iken simit satmamı istemişti. Sabah okula gitmeden kaldırıyordu. Gözlerimi ovuşturarak elimi yüzümü yıkıyor, giyiniyor ve aç olarak elimdeki tepsi ile simitçiye gidiyordum. Çarşı içindeki Kur’an Kursu (eski müftülük) binasının batısında tek katlı bir fırın vardı. Orasını aynı zamanda alay çalgıcısı ve düğünlerde “klarnet” çalan Arif Karanlıktagezer işletirdi. Ondan 20 tane simit alırdım ve mahallelerde gezinerek tanesini 25 kuruştan satardım. Bitirince getirip parasını verirdim. Her tanesinde bana 5 kuruş kalırdı. Yani hepsini satabilirsem, her gün toplam bir lira kazanmış olurdum…

Yaza kadar bizim günlük ihtiyaçlarımız işte bu bir liralarla gideriliyordu. Annem biriktiriyor ve 100 gramlık kutularda satılan Tekel Çayı, kibrit, çok seyrek olarak 250 gram et, 100 gram yeşilbiber, bir demet maydanoz, bir kilo kuru soğan, lambamız için gazyağı vs ihtiyaçlarımızdan hangisi hemen gerekiyorsa onu alıyorduk. Sonraki yılların yaz tatili başlayınca annemin biraz yönlendirmesi biraz dayatması ile çeşitli işlerde çalışmaya başladım. Hangisi olursa su, ayran, gazoz, gazete, tatlı, sakız, darı satardım; kahve ve lokantalarda garsonluk, terzi, berber ve dondurmacıda çıraklık hatta inşaat işçiliği yapar, tuğla ocaklarında çalışırdım. Kazancımı kuruşu kuruşuna anneme verirdim. Bir kuruşunu bile harcamazdım. O da biriktirirdi; bazı yıllarda alınmamışsa odunumuzu, o varsa olmayan bir ihtiyacımızı yağımızı, şekerimizi, zahiremizi vs onunla alırdı. Sonraki yıllarda ortanca kardeşimiz Atıf da su, gazoz, darı vs satarak katkıda bulunmaya başlamıştı. (Atıf kendi kazancının bir kısmını özel sandığında biriktirirdi. Tabii ben de harçlıksız kaldıkça o yıllarda yeni çıkan demir 2,5 liralardan birini habersiz alırdım. Helal eder inşallah...)

Anneciğim, az gelirimizi çok ama çok idareli harcayarak bizleri acil ihtiyaçlarımızdan mahrum bırakmama çabasını hep sürdürdü. Olmadığı zamanlarda mesela bir kibrit çöpünü dikey olarak ikiye böler, iki kere soba yakardı. Demliğe elinin ayası kadar çay kordu. Bir salatalığı dikey olarak dörde böler akşam meyve yerine birini kendisi alır diğer üçünü biz üç kardeşe verirdi. O dilim salatalık bitmesin diye mini mini ısırarak yerdik...

Senede bir iki kere portakal yerdik. Okul önlerinde taneyle satılan portakallar ucuz olurdu, eğer arada verdiği gibi beş kuruşum varsa kalemle delip somurmak için alırdım. Suyunu emerek bitirdikten sonra -yapanlar bilir ki- yarıp içini yemek de çok farklı tat verirdi. Okul önünde ayrıca Şam tatlı, halka veya parmak gibi uzun tulumba tatlısı, pamuk şeker, çekirdek, elmalı şeker, “duzluca”, “darı patlangıcı satılırdı. Bir kere halka tatlı, bir kere de elma şekeri alabildiğimi hatırlıyorum. Belki onların parasını da ağlaya zırlaya annemi razı edip almışımdır. Her gün alanlardan iştahlanırdık. Gözümüz umardı; neredeyse umsuluk olacaktık. Elmayı nispeten bol yerdik; gerek mahalle aralarında gerekse Elbistan’ın sayısız diyecek kadar çok olan elma bahçelerinde döküntüler çok ucuza satılırdı. Bana üç dört lira ile bir torba verip “Mehmet emmi eşeği verirse al Sekili’ye git, elma satanlardan iki teneke al” deyip komşu Ahrazların Mehmet (Bal) amcaya salardı. İsterdim. Allah rahmet etsin o da nereye gideceğimi, ne getireceğimi sorup sual ettikten sonra verirdi. Çok güçlü iri yarı eşekleri vardı. O yıllarda Elbistan’da Merzifon eşekleri ile Kıbrıs eşekleri meşhurdu; cinsi belki onlardan birindendi. Ben eşeğe biner Sekili’nin yolunu tutardım. Bahçelerden hangisinde bir insan görürsem oraya girer ve isterdim. Tenekesi bir veya iki biradan iki teneke alırdım. Biraz da “Aha şunları da torbaya goy...” diye beleş veren olurdu. Bir kısmını annem yııkar soyar ve kak yapmak üzere dilerdi, biz de bol bol yerdik... Eğer dedemlere oturmaya gitmişsek, orada akşamları çeşitli meyvelerden yeme imkânımız olurdu.

Allah mekânlarını cennet eylesin, büyükbabamın ve büyük (H. Avni) dayımın maddi desteği, anneannemin görüp gözetmesi olmasaydı geçim şartlarımız herhalde tahammülümüzü çok zorlardı.

Elektrikler yokken annem, akşam yemeği yendikten bir süre sonra artık “ Göz gözü görmez olunca” lambayı yakardı. Hep iki numaralı gaz lambasının ışığında otururduk. Bu lamba küçük olduğu için gazı az yakardı. Eğer misafir gelecekse gelip gidinceye kadar üç numaralı gaz lambası yakılırdı. Annem yatsı namazını kıldıktan bir saat kadar sonra üç yatağı yan yana sererdi. Küçük kardeşimiz Akif hemen yanındaki minderde yatardı. Ders çalışanımız varsa onun tamamlamasını bekledikten sonra “Haydin galan yatın” diyerek lamba fitilini içine çekerdi. Her akşam, lamba içine çekilip yatar yatmaz namaz surelerinden birini sesli olarak ayet ayet okur, bana ve bir yaş küçüğüm Atıf’a tekrar ettirerek ezberletirdi. Son olarak muhakkak “Yattım sağıma döndüm solum, sığımdım Sübhanıma, melekler şahit olsun dinime, imanıma...” şeklinde başlayan ve kelime-i şahadet ile biten bir duayı da okuturdu.

Nihayet elektrik Elbistan’a da gelmiş ve gücü yeten evler çektirmeye başlamıştı. Yıllar geçtikçe elektriği olmayan ev parmakla sayılır haldeydi. Bizim gücümüz yetmediği için bizde de yoktu. Dedemlerin evi uzak değildi, gelse gelse yüz metre gelirdi. Onlara gittiğimizde gaz lambaları ile mukayese edilemeyecek aydınlığı görünce çok imrenirdik. O aydınlık ortamda oturmak, varsa dersimizi çalışmak için her akşam gitmek için anneme ısrar ederdik. Annem eymenir, çok sık gitmemeye gayret ederdi. Yıllar sonra Allah kabrini nur ile aydınlatsın mekânını cennet eylesin H. Avni dayım bizim eve de çektirdi. Allah’ım, ne kadar sevinmiştik, ne kadar... Yanılmıyorsam, o yıllarda Elbistan’ın uzun yıllar ilk ve tek elektrikçisi merhum Fevzi Karaman idi.

&

1972 yılında Diyarbakır’da öğretmenken hemşehrim İsmail ile (mani olmaya çalıştığım halde engelleyemedim) o yıllarda ülke düzeyinde meşhur olan, her yılbaşından önce ve takip eden günlerde ünlü sanatçıların, artistlerin, siyasetçilerin falına bakarak manşetlere çıkan Falcı Gürcü Bacı’nın bacısı Hayriye Bacı’ya gittik. (Sonra ben bu maceramızı anlatınca anneannemden “Oğlum Hayriye Bacı da Gürcü Bacı da Türkiye’ye muhacir olarak geldiklerinde önce Elbistan’a geldiler. Burada yıllarca kaldılar daha sonra Diyarbakır’a göçtüler” demişti.)

Arkadaşımın sıkıntısını biliyordum. Sur içinde bir cami avlusundaki hücrede yaşayan Hayriye Bacı bizi kabul etti. Nereli olduğumuzu sorduktan sonra yerdeki mindere oturdu ve “Kim falına baktıracaksa karşıma otursun.” dedi. İsmail, oturdu. Yandaki duvarın dibindeki su küpünün altında duran ve sızan sularla dolmuş tası alıp ikisinin arasına koyduktan sonra sordu:

Kadere mi, aşka mı?

 ‒ Aşka...

İsmail’in sıkıntısı o alandaydı. Bir başkasını da ilgilendiriyordu; büyüktü. Hayriye bacı:

Sağ elinin başparmağı ile orta parmağını suya sok.

Dedi ve başladı konuşmaya... Fala bakarken Hayriye Bacı öyle ilginç şeyler söyledi ki sanki arkadaşımın durumunu, derdini adeta okudu. Ben o güne kadar (bugün de) fala çok karşı olan biri olduğum halde hayretler içinde dayanamadım, “ben de baktırayım” deyip oturdum karşısına.

  Sen neye baktıracaksın?

  Kadere.

‒ Suya sağ elinin başparmağı ile işaret parmağını sok.

Ben o ara içimden bildiğim bütün sureleri okumaya başladım. Varsa cin-şeytan isi bozulsun diye düşünüyordum. Hayriye Bacı bir süre baktıktan sonra hâlâ etkisinde kaldığım, sözlerinin bir kısmı şunlar:

Oğlum, senin annen, genç yaşta dul kalmış. Şimdi saçları bembeyaz (annem o yıl 40 yaşında olmasına rağmen saçları gerçekten bembeyazdı) Anneyin bir sabah namazından sonra ettiği dua kabul olmuş. Senin ve kardeşlerinin hayrını görecek. Seni merak ediyorlar. Epedir mektup yazmıyorsun... Oğul, sen, maaş alıyorsun. Öğretmen misin memur mu; ama şu eline geliyor bu elinle gidiyor. Hiç paran kalmıyor. Böyle olmaz. Boşu boşuna harcıyorsun. Biriktir...

Durdu. Bir suya bir bana baktı ve devam etti:

Sen sonunda kaleminle (de) kazanacaksın…” (…)

Annem, Saatli Maarif takviminin arkasında “Genç yaşında birkaç çocuğu ile dul kalan, evlenmeyip çocuklarını salih evlatlar olarak yetiştiren hanımlar cennete benimle birlikte gireceklerdir” şeklinde bir hadis okumuş. O işaret edilen hanımlardan biri olmak niyetiyle taliplerini de reddetmiş.

Merhum annem, kelimenin tam anlamıyla yemeyip yediren, giymeyip giydiren, kolumuz kırılsa yen içinde kalmasını sağlayan, kimseye boynumuzu büktürmeyen bir anneydi. Bir şey bulsak, sahibini buluncaya kadar birlikte arayan; birine küfür ettiğimizi duysa ağzımıza biber süren, nice öğütlerle küfretmenin ne kadar günah ve ayıp olduğunu telkin eden; günahı, haramı, sevabı, helali, iyiliği, kötülüğü bizlere öğreten bir öğretmen, bir mürebbiye ve eşi bulunmaz anneydi... Ömrünü bizler için harcayan, bir sıkıntımız, bir derdimiz olduğunda bizden çok çareler arayan, bizden çok yanan, üzülen canımız annemizdi…

20 Kasım 2020’de kaybettik. Cenabı Allah rahmetini esirgemesin, ruhunu şad, kabrini nur, mekânını cennet eylesin.

NOT: Tüm annelerin ve geçmişlerimizin ruhları şad, kabirleri nur ve mekânları cennet olsun.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Arif Bilgin - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistanın Sesi Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistanın Sesi Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Elbistanın Sesi Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistanın Sesi Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

13

M.emin Elagöz - Okurken duygulandım. Orada annemi ve geçmişimi tekrar yaşadım, hüzün doldum. Allah mekanı cennet eylesin. Zorluklarla yaşanmış bir ömür.

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 27 Kasım 11:09
12

Haşim - Yunus gibi çok yalın etkili bir şekilde anlatmışsın kalemine kuvvet,Allah rahmet eylesin mekanı cennet olsun rahmetli annenin de.

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 25 Kasım 11:43
11

Orhan - Geçmiş olur ki hayali ömre değer derler ya ,geçmişimiz de güzeldi elhamdülillah .Allah tüm geçmişlerimize rahmet eylesin.

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 23 Kasım 18:43
10

Mustafa Özatay - Allah Rahmet eylesin mekanı cennet olsun anlatılan hikayenin canlı tanığı olarak hepsini doğrularım.O dönemde hayat çok zordu ama Ariflerin hayatı çok daha zordu Dedesi ve Avni dayısı sayesinde hayata tutundular.Şefika ablanın mekanı cennet olsun

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 23 Kasım 18:26
09

Ali Gültekin Biniş - Hocam, Rabbim annenize rahmetiyle muamele etsin. Mekânı cennet olsun. İnşallah bu dünyada çektiği çilenin karşılığını ahirette görür.

Sizin çektiğiniz sıkıntıların aynısını Anadolu'da çoğu yetim çocuk çekmiştir. Ancak, rahmetli anneniz sizlere baba yokluğunu fazla hissettirmemiş. Nûr içinde yatsın inşallah.

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 23 Kasım 18:24
08

Haşim Kalender - Dert adama yazdırıyor işte ağabey insan durup dururken yazar, şair olmuyor ben şanslı bir kuşak olduğumuzu söylüyorum zorun da kolayında hepsini gördük ve hangi nesil var ki bizim gibi savaşmamış tarihimiz boyunca savaş görmemiş başka nesil varmı sanmıyorum yüreğine sağlık

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 23 Kasım 17:30
06

Abdullah Özgişi - Allah gani gani rahmet eylesin mekanı Cennet olsun.

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 23 Kasım 12:29
05

Sabri Elbozan - Şefika teyzeme Allah rahmet eylesin mekanı cennet olsun geride kalanlara sabır versin nur içinde yatsın sizler gibi değerli evlat yetiştirdiği için Allah im mekanı ni cennet etsin ruhu şad olsun

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 21 Kasım 21:35
04

Gülay Sinan Hurmanli - Hayirl sıkıntısız günler

Şefika ablama ALLAH rahmet etsin makamı cennet olsun haydi arif bey bu zamanda bir şefika abla göster ALLAH sabrının mükafatını verir inşallah annem hem ana hemde baba tarafını çok severdi dedemgilde sizin evin arkasında otururlardı biz anneminen dedemgile giderdik davut abiyle şefika ablada gelirdi o günleri bildiğim için yazını ağlayarak okudum o günleri bilmeyenler abartı sanır yıllar sonrada annemin gözlerine bir hastalık oldu uzun yıllar görmeden yaşadı bir günde şikayet etmedi her cuma şefika ablada ziyaretine gelirdi sağlığının çok bozulması beni bazı güzelliklerden mahrum etti ben şefika abla olamadım

Hepsininde makamı cennet olsun inşallah

Yanıtla . 2Beğen . 0Beğenme 20 Kasım 15:12
03

Osman Özcan Sakarya - Allah rahmet eylesin. Mekanı cennet olsun İnşaallah.

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 20 Kasım 13:01
02

Narin Sağ Ankara - Sefika Teyzenin ruhu şad olsun onun gibi anneler inde ruhları şâd olsun mekanlari cennet olsun bircok anneyi anlattınız ne güzellerdi ,ana gibi anaydilar.

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 18 Kasım 21:18
01

Taner Pamuk (i̇stanbul - Validenize Allah rahmetiyle muamele etsin inşaAllah. Sizin gibi gönlümde çok büyük yere sahib olan bir evlat bir insan ve en önemlisi bu benim öğretmenim Arif Bilgin dediğim isminizin geçtiği yerde hayırla andığım bir öğretmenimzsiniz . Allah sizleri başımızdan eksik etmesin saygıla ellerinizden öperim

Yanıtla . 3Beğen . 0Beğenme 18 Kasım 15:41