PARTİLER PARÇALIYOR

Parti kavramı köken itibariyle Fransızca (Le parti) bir kelime olsa da, lugâvî olarak bünyesinde birçok anlamı taşımaktadır. Bunlar arasında politik olarak “taraftar, hizip” anlamları da bulunmaktadır.

Buradan hareketle Türkçe eki (-cilik) itibariyle particilik bizde “tarafgirlik, hizipçilik” mânâsında da kullanılmaktadır. Çünkü Arapçada “Hizib”, lugâvî olarak “kısım, parça” anlamına gelmektedir. Dolaysıyla “hizipçilik”, “ayrılık yaratan, bölen” anlamında parti içi oluşumlar ve particilik anlamında da kullanılmaktadır.

Yine galat olmuş şekliyle Türkçede parti, “kısım, parça” anlamlarını da içermektedir. Meselâ, “şu malı parça parça, kısım kısım gönderin ya da parti parti indirin” cümlesinde olduğu gibi…

Filhakika, “Fırka” da Arapça kökenli olup Türkçede parti anlamına gelmektedir. Nitekim Türkiye’de bir zamanlar (Cumhuriyetin ilk yıllarında) “Serbest Fırka” vardı. Arapça kelime anlamı itibariyle “Fırka” da “hizib, bölük” demektir.

Diğer taraftan Kur’ân’da “grupçuluk, hizipçilik, fırkacılık” yerilmiş ama farklı dil ve renklerde yaratılma Allah’ın âyet ve hikmetlerinden sayılmıştır. Fakat burada tek şart, insanların farklılıkları sorun etmeden sevgi, saygı, muhabbet içerisinde bir arada yaşamaları ve bu meyanda birbirlerini yakînen tanımaları teşvik edilmiştir.

Günümüz modern dünyasında ise beşerin icat ettiği yönetim sistemleri arasında bulunan demokratik rejimler partileri sistemin vazgeçilmez unsurları olarak kabûl etmiş ve bu rejimle idâre edilen ülkelerin anayasalarına da partileri “anayasal bir kurum” olarak derç etmiştir.

Evet, demokratik rejimler görünüşte modern ve çağdaş dünyanın çok önemli bir buluşu olarak tüm dünyaya lanse ve empoze edilse de ve partiler de bu rejimlerin olmazsa olmaz parçaları olarak takdim edilse de aslında uygulamaları, sonuçları ve toplumsal yansımaları itibariyle partiler insanları birbirine düşüren, ayrıştıran, kutuplaştıran, toplumsal yapıyı bölen, parçalayan bir işlev görmektedirler. 

Belki bu rejimin Batı dünyasındaki uygulamaları biraz daha yumuşak ve “medenî” uygulamalar gibi görünse de nihâyetinde orada da kutuplaşmaların, çatışmaların, bölünmelerin önüne geçilememektedir.

Hele de bu rejim henüz medenîleşme sürecini tamamlayamamış şark toplumlarında ve üçüncü/dördüncü dünya ülkelerinde hepten sorun teşkil etmekte, uygulamalar bir hayli sert olmakta ve toplum içinde kargaşa ve kaos meydana gelmektedir. Bundan dolayı da insanlar ve toplum bünyesindeki sosyal gruplar çok keskin kamplara ayrılmakta ve kutuplaşarak bölünmektedirler.

Hâl böyle olunca demokrasi adına kaş yapayım derken göz çıkarılmakta ve insanlar birbirine düşürülmektedir. Hele de bizim gibi ülkelerde insanlar öylesine kutuplaşmaktadırlar ki, kırk yıllık arkadaş ve dostlar, yakın akrabalar, kapı komşular sırf farklı parti ve liderlerini destekledikleri, farklı partilere oy verdikleri için birbirlerine küsmekte, sırtlarını dönmekte ve birbirlerine selâm vermeyi dahi kesmektedirler.

Sırf bu yüzden aileler parçalanmakta ve akrabalar gittikçe birbirlerine yabancılaşmaktadırlar. Hatta birbirlerini arayıp hâl hatır sormamakta ve iyi günde-kötü günde birbirlerinin sevinç ve kederlerini dahi paylaşmaktan imtina etmektedirler.

İşte, toplumda saygıyı, hoşgörüyü, farklı görüş, düşünce ve siyasal tercihlere tahammül etmeyi ikâme etmesi beklenen demokratik rejimler ve onun kurumsal yapısı olan çok partili siyasal sistemler her ne hikmetse bunu bir türlü başaramıyor, hatta eskiden şu veya bu biçimde var olan toplumsal dayanışma, saygı ve hoşgörüyü de hepten ortadan kaldırıyor.

Şimdi, bu duruma göre partiler ve demokratik rejimler insanlara ve toplumlara hizmet mi etmiş oluyor, yoksa toplumu bölerek, insanları kutuplaştırarak birbirlerine düşman mı etmiş oluyor?

Eğer böyleyse, o zaman öve öve göklere çıkardığımız bu demokratik rejimler ve partiler ülkelerin hayrına mı çalışmış oluyor, yoksa insanlar arasında düşmanlık tohumları ekerek şerre mi hizmet etmiş oluyor?

Bu durumda sâde vatandaşlar olarak biz ne yapmalıyız?

Toplum olarak bir konsensus oluşturup hiçbir partiye oy vermeyerek bu olumsuz gidişata bir “Dur!” diyebilir miyiz? Böyle bir şey yapılabilir mi, başarılabilir mi, uygulanabilir mi, mümkün mü?

Eğer buna “Hayır” diyorsak, o zaman çıkış yolu nedir? Herkesin bu soru üzerinde kafa yormasında büyük faydalar vardır, zannımca…

Yoksa, “neye müstahaksak, öyle yönetiliriz” pek tabiî ki…

14 Kasım 2022

İlhan AKAR

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İlhan Akar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistanın Sesi Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistanın Sesi Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Elbistanın Sesi Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistanın Sesi Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.