DEĞERLERİN İFLÂSI

DEĞERLERİN İFLÂSI

 

Değer yargıları ya da kıymet hükümleri… İnsanı, insan yapan unsurlardır bunlar. Bunlar olmadan bir insana “insan” demek oldukça zordur. Çünkü yaratılan mahlûklar (varlıklar) içerisinde sadece insandır değerlere muhatap olan ve değerlerden sorumlu tutulan. İnsan dışındaki hiçbir varlık (taş-toprak, hava-su, bitki-hayvan) değerlere muhatap da değildir, değerlerden sorumlu da değildir. Ne yapalım ki ontolojik yasa böyledir.

Toplumları ayakta tutan da değerlerdir. Takdir edilir ki bir insanın, bir toplumun, gittikçe bir ülkenin değerlerini kaybettiği zaman ayakta kalması oldukça zor bir ihtimâldir. Bunu sadece fizikî ya da mücessem (cismânî, bedenî) anlamda söylemiyorum, rûhî ve manevî anlamda da söylüyorum.

Bir insan, bir toplum, bir ülke fiziken yaşayabilir, hatta o insan, o toplum, o ülke maddî anlamda ve refah düzeyi açısından çok güçlü de olabilir. Ancak, değerlerini kaybeden insanlar, toplumlar ve ülkeler rûhen çökmüş, çürümüş ve ölmüş demektir. Başka bir ifâde ile yaşayan ölüler ya da meyyitleşmiş diriler durumundadırlar.

Bir zamanlar refah içinde yaşayan Sodom ve Gomore’yi, Babil’in Asma Bahçeleri’ni, Sebe Melike’si Belkıs’ın Sarayı’nı, Firavun, Kârûn ve Hâmân’ın servet ve saraylarını, Endülüs’ün kasırlarını (kasr), has bahçelerini ve El Hamra Sarayı’nı, Osmanlı’nın şâşâlı ve şatafatlı Topkapı Sarayı’nı, Marie Antoinette’nin Versay (Versailles) Sarayı’nı ve halkının durumunu, Çavuşesku ve karısı Elena’nın görkemli sarayını ve halkı açken lüks içinde yaşayışını ve daha birçoklarının saraylarını ve lüks içindeki yaşamlarını bir hatırlayınız lütfen!

Bir de Allah’ın Rasûl’ü Muhammed’i, Halife Ebû Bekr’i (Bekir), Ömer’i, Ali’yi, Osman’ı, Hüseyn’i, Hasan El Basrî’yi, Ebû Hanif’i (Hanife), Taberî, Mâturidî, Mûsa Cârullah Bigiyef’i, Seyyid Kutub’u, Hasan El Benna’yı, Mehmet Âkif Ersoy’u, Aliya İzzet Begoviç’i ve daha adlarını sayamadığım nice gerçek dâvâ adamları ve değerlerini…

İşte gerçek mânâda değer ya da kıymet hükümlerini istismar etmeden değerlerle özdeşleşmiş olan insanlar bunlardır ve bunlar gibi olanlardır. Allah hepsinden razı olsun. Ne mutlu onlara ki, adlarını insanlık târihine altın harflerle yazdırmayı bildiler. Selâm olsun onlara, selâm olsun onlara, selâm olsun onlar gibi olanlara ve onların yolundan gidenlere!

Mâmâfih ve maalesef, günümüzde de değerlerle imtihan olduğu hâlde sınıfta kalan pek çok insan, pek çok toplum ve pek çok ülke vardır. Diğerleri bir yana ama, bizi ilgilendiren boyutuyla genelde İslâm ülkeleri, mâşerî plânda Müslüman toplumlar ve ferdî plânda da Müslümanlar ne yazıktır ki bu minvâl üzeredir.

“Değerlerle imtihan” denildiği zaman, bu değerlerin hak, hukuk, adâlet, ahlâk, kanaat, dürüstlük, hakkına razı olma, helâlinden kazanma, diğerkâmlık, indî ve nefsî davranmama, heva ve hevesine uymama, kibirli olmama, nefsini yüceltmeme, nefsini putlaştırmama, egosantrik ve narsist bir kişiliğe sahip olmama, başkalarını küçük görüp aşağılamama, kişilik ve karakter sahibi olma, verilen sözde durma, dünyevîleşmeme, mal ve servet tutkunu olmama,  yönetimde ve yönetmede âdil olma, mevkî ve makâm hırsı gütmeme, düşünce, fikir, irâde ve tercihlere saygı duyma, hürriyet alan ve zeminlerini genişletme, hangi konuda olursa olsun  beşerî münâsebet ve muamelâtta insanları aldatmama, şahsî keyif ve zevkler için ahlâkî umdelere aykırı olan hedonist bir yaşam felsefesine sahip olmama, insanları azgınlaştıran ve sapkınlaştıran modernizm ve vahşî kapitalizmin kurmuş olduğu tuzaklara düşmeme gibi daha pek çok konuda sayabileceğimiz husûsiyetler kastedilmektedir.

İşte değerler, değer yargıları veya kıymet hükümleri açısından Müslümanların ve diğer insanların “ateşle olan imtihanı” bu konular ve bu temel unsurlar üzerinde yoğunlaşmakta ve şekillenmektedir.

Dolayısıyla bu imtihan çok zor ve çetindir. Aynı, Yûsuf’un, tüm rasûllerin, Sümeyye’nin, Yâsir’in imtihanları gibi. Ancak, bu imtihanı başarıyla geçenlere neticede muazzam bir şeref ve pâye vardır. Geçenler şerefyâb olur. Geçemeyenler ise hem bu dünyada hem de ahirette rezil ü rüsvâ olur.

Şimdi, bütün bu tahlil ve mülâhazalardan sonra A’dan Z’ye, baştan aşağıya, tepeden tırnağa, “Number One’dan, number sona” varıncaya kadar herkes, taraf tutmadan, benlik ve bencillik yapmadan, âdilâne, objektif ve önyargısız bir şekilde kendisini bir murâkabeye, bir sağlamaya, bir kontrole tâbi tutsun bakalım sonuçta neyle karşılaşacak.

Tabiî ki herkesin nefsiyle yüzleşmeye cesareti varsa eğer…

Bu arada Mehmet Âkif Ersoy’un Almanya dönüşü söylediği sözlerini, Kur’ân’a yaptığı atıflarını, “Âsım’ın nesli”ni, Necip Fâzıl Kısakürek’in “Marka Müslümanları” deyimini, Yusuf İslâm’ın (Cat Stevens) Müslüman olduktan sonra Müslümanların hâlleri ve Müslüman beldeler için söylediği sözlerini de hatırlatarak…

01 Kasım 2022

İlhan AKAR

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar İlhan Akar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistanın Sesi Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistanın Sesi Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Elbistanın Sesi Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistanın Sesi Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.