Ortaokulda müsamere ve Sahnede Köşker Topal Ali

1958 yılında Emekli Hv. Asb. İsmet Yeniçerioğlu hemşehrimizin yaşadığı ve bana gönderdiği ilginç anılarından birini daha okuyalım.

Bir gün Çarşı Camisi’nin az aşağısında zahire tüccarı olan amcası Yeeçeroğlu Maamet’in dükkânına gider. O gün köylüden satın aldıkları fasulye, buğday, arpa ve diğer tahıl ürünleri Antep’e göndermek üzere oğulları Durdu, Ali ve Ankara Ziraat Fakültesinde okuyan Hikmet ile birlikte çuvallara doldurup Vabis marka kamyona yüklemektedirler. Hikmet’in Kahramanmaraş Lisesi’nde beraber okuduğu İsa adında arkadaşı da misafir gelmiştir. Hikmet ile İsa aralarında konuşurlarken, Türkçe kelimeleri seri bir şekilde tersten konuşmaya alışmışlardır. Duyanlar bir şey anlayamamaktadır. İsa ile İsmet her karşılaştıklarında İsa “eyeren temsi” yani “nereye İsmet?” gibi bir şeyler dermiş. Hikmet ile İsa saz da çalabilmektedirler.

Bir gün Hikmet ile İsa, İsmet’in babası merhum Hüseyin Yeniçerioğlu’nun marangoz dükkânına uğrarlar. Sohbet sırasında bir ara Hikmet, İsmet’e bir teklifte bulunur:

İsmet, biz üniversite öğrencileri buradaki öğretmenler beraber bir müsamere yapacağız. Ortaokulun müsamere salonunda çalışmalarımıza başladık. İstersen sende gel, yardımın dokunabilir.

Elbistan ortaokulunun üst katında geniş bir müsamere salonu vardı. (sonradan ortadan bölünerek iki sınıf yapıldı.)

İsmet, o yıl yani 1958’de ortaokuldan mezun olur. O zamanlar ortaokulda her öğretim yılı sonunda müsamereler olmaktadır. İsmet de bu müsamere, perde aralarında koro ve solo olarak müzik faaliyetlerine katılırdı. Deneyimliydi. Bazı müsamerelerde darbuka/dümbelek çalardı. Hikmet’ten çalıştıkları gün ve saatini öğrenir ve katılmaya karar verir. Oyunun Cevat Fehmi Başkut’un “Harput’ta bir Amerikalı’dır. Herkesin rolü dağıtılmış; Amerikalı rolünü, ortaokula yeni tayin olan ve görünüşü Amerikalılara benzeyen Matematik öğretmeni Selim Özyüksel’e verilmiş. İsmet de İsa’nın yönettiği koroda görevlendirilir. 5-6 kişi üç saz (bağlama)eşliğinde seçilen türküleri söyleyerek provalara devam ederler...

Harput’ta bir Amerikalı üç perdelik bir oyundur. Birinci perde ile ikinci perde arası sahneye koro ve saz ekibi çıkacaktır. Oyun gündüz pazar günü oynanacaktır. Öğleden sonra halk okula gelmeye başlar. Bay-bayan öğretmenler gelenlere refakat ederek yukarı salona çıkararak uygun yerlere oturmalarını sağlarlar. Protokol gereği ön sıralar makam sahiplerin ayrılmıştır; onlar da geldikçe yerlerine otururlar. Perde açılır ve oyun başlar. Birinci perde biter, arada koro ile İsa ve iki bağlamacı türküleri söylerler. “İhtiyatlar silah çatmış, ah yolun üstüne” türküsü diğerlerinden daha çok çok alkışlanır. Sonra ikinci perde açılır, oyun devam eder ve bitince perde arasında sahne bir süre boş kalır. Arkada “Sahne değişinceye kadar seyirci ne ile meşgul edilecek” telaşı ve kaygısı duyulmaya başlarken sahneye Elbistan’da çok sevilen, sayılan, hatır ve gönül adamı Köşker Ali (Topal Ali) sahneye çıkar. Üzerinde normal günlük bir elbise, başında altı köşeli şapkası, elinde uzun bir değnekle bir sandalyeye oturur. Böyle bir gösteriden kimsenin haberi yoktur. Belki o anda müdür veya yetkili biri Ali amcadan rica etmiştir...

Ali amca sandalyeden sahneye bağdaş kurarak oturur. Elindeki değneği saz çalar gibi tutarak kâh şiir gibi kâh türkü gibi öyle şeyler söyler ki salondaki herkes kahkahadan adeta kırılır. Sonunda “Sizlere bir şey anlatacağım” der ve başlar

Geçenler de benim oğlan (oysa o yıllarda oğlu Esat daha beş yaşındadır) geldi. Aramızda şöyle bir konuşma geçti:

‒ Baba, bir kocanın karısına sözünü dinletmek için ne yapması gerektiğini öğrendim:

‒ Eyle mi, neymiş oğlum de de biz de belleyek.

‒ Baba, ilk gece var ya ilk gece odaya girer girmez damat gelinin başına eliyle kuvvetlice basıp başını yere iyice eğdirirse o gelin daha damadın sözünden çıkmazmış.

Bunları duyunca tepem attı. Şeyle dedim:

‒ Get oğlum get, onun heç aslı asdarı yok; küllümen yalan. Baa da dedilerdi, ben yaptım olmadı, anan baa mısın demedi.

Kahkahalar ayyuka çıkar.

Son perde oynanır ve müsamere biter.

NOT: Başrol oyuncusu olan Matematik Öğretmeni Selim Özyüksel, öğretmen Cemal Özen’in kızı Şenel Özen ile evlenir. 1960’larda Ankara’ya yerleşirler. Şenel hanım, İsmet Yeniçerioğlu’nun teyzesinin kızı olduğu için evlerine zaman zaman ziyaret maksadıyla gider. Selim Bey, daha sonra Milli Eğitim Bakanlığı Ortaöğretim Genel Müdürlüğü’nde şube müdürü ve genel müdür yardımcısı olarak da görev yapar. 2016 yılında İstanbul’da vefat etti.

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Arif Bilgin - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistanın Sesi Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistanın Sesi Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Elbistanın Sesi Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistanın Sesi Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

02

Yaşar Yeniçerioğlu - Arif bey,

Ağabeyimin bu güzel hatırasını ve fotoğraflarını paylaştığın için teşekkür ederim. Elbistan şivesiyle de olsa biraz kibarlaştırmışsın. Bildiğim kadarıyla Köşker Ali ağabey, son cümleyi birazcık farklı söylemiş (!) Oğlu Esat da benim hem ortaokuldan arkadaşım hem de Ankara Atatürk Öğrenci (Site) Yurdu’ndan arkadaşım. Selamlar.

Yanıtla . 3Beğen . 0Beğenme 17 Ekim 20:27