TECRÜBE İLE SABİT -48-

Güler misin, ağlar mısın?

Dört mevsimin bütün güzellikleriyle yaşanabilir olması; geniş ovalara, platolara, yaylalara, uçsuz bucaksız ormanlara sahip olmasının yanında ülkemiz, dağlarıyla da farklı bir görünüm arzeder. Küçük tepeciklerden tutun da yüksekliği neredeyse altı bin metreye kadar ulaşan heybetli dağlarıyla tabiat tutkunları için vazgeçilmezdir Türkiye. İşte bu dağlardan birisi de Torosların uzantısı olan Nurhak Dağıdır. Elbistan ovasının her yerinden rahatlıkla görülebilen bu dağ 3090 metre yüksekliğiyle oldukça heybetlidir.‘Hakk’ın Nuru’,’Nurlu Dağ’da denilen bu ihtişamlı dağın tepesinde, gecenin zifiri karanlığında bile baktığınızda bir parlaklık görürsünüz. Nurlu Dağ denilmesinin esbab-ı mûcibesi bu olsa gerek. Nurhak Dağı'nın zirvesinde halk tarafından Ali Göl denilen doğa harikası krater bir göl bulunmaktadır. Burada, yazın Ağustos'ta dahi kar olup buzul mağaraları mevcuttur. Seksenli yıllara kadar çevre köylerden gençler bu dağa çıkarak kar alıp evlerine götürürlerdi. Bu mağaralardan en ünlü olanı ise inleyen mağaradır. Genelde ziyaretçisi eksik olmayan bu bölge Türkiye çapında tanınan ve bilinen bir yerdir.

Bu ihtişamlı dağın hemen eteğine kurulmuş olan ve tarihi geçmişiyle öne çıkan bir ilçemiz var. Nurhak. Daha önceden Kahramanmaraş’ın Elbistan ilçesine bağlı bir köy iken 1971’de nahiye, 1990 yılında da ilçe olan Nurhak, ismini Torosların uzantısı olan bu görkemli Nurhak Dağından almaktadır.

 1960'lı yıllarda bile nüfusu oldukça yoğun olan Nurhak’ın -ki o yıllarda 500 haneli idi- neredeyse üçte biri birbiriyle akrabadır. Köyün ilk yerleşim yeri, eski köy denilen bölgedir. Günümüzdeki ismi de ‘Eski Köy Mahallesi’dir. Eski mahallenin hemen yanı başında, hangi savaşta şehit düştükleri bilinmemekle beraber şehitlerinkabirlerinden oluşan ‘şehitler kabristanlığı’ mevcuttur. Bu da bize, tarihi belli olmamakla beraber geçmişte burada büyük savaş/lar/ın yaşandığını göstermektedir.

Bu sıra işi o kadar önemliymiş ki sıra için, ‘senden önce ben geldim,’’yok sen sonra geldin’ tartışması çıkar, hatta tartışmanın kavgaya dönüştüğü olurmuş.

Değirmene gidip bunca zaman geçireceksin de baç yemeden dönesin. Olacak şey midir bu? Değirmene un öğütmeye gelenler kalabalıklaştığında değirmenci mutlaka baç yapar ve orada bulunanlara ikram ederdi. Peki nasıl yapılırdı bu baç? Değirmenci, içi oyulmuş meşe kütüğünden yapılan hamur teknesine taze öğütülen unu koyarak hamur yoğurur, sonra da bu hamurdan bazlamalar yapardı, bu bazlamaları ateşin üzerine konan (gayet ince) yufka tandır taşta pişirirdi. Yeni öğütülmüş taze undan yapılan bu bazlamanın yöresel adı ‘baç’tır. Müthiş bir lezzeti olan bu baçın kokusunu kilometrelerce uzaktan almak mümkündür. Küleflerin değirmeni, Kühçü'nün değirmeni ve yine nihayet Terzinin değirmeni son döneme kadar faal olan değirmenlerdi. Elektrikle çalışan değirmenler icat olunca bu değirmenler de hükmünü tamamlayarak tarihin geçmiş sayfaları arasındaki yerini aldı.

Neşenin tartılmadığı, gamın ölçülmediği, beklemenin bir sancıya dönüştüğü, hasretin paslı hançerden farksız olduğu, gecenin koynunda büyüttüğü korkunun teslim aldığı zamanlar… bulut saçlı ormanın pınarlarına inen ceylanların ürkekliği üstüne sinen keçesi omzunda, sürüsünü gezdiren çobanın tutturduğu türkü, baltasıyla budak çalan orman işçisinin kulaklarını yalayıp geçerken yorgunluğu azalır, ruhu dinginleşirdi yine de insanın...

 

Ee! Bunca güzellemeyi boşuna yapmadığımızı fark etmişinizdir sevgili okuyucularım. Bize o yaşanmışlıkları hatırlatıp yad ettiren biri var tabi ki. Halil İbrahim Kahraman hocam. Okuyucularımıza öncelikle bu kıymetli hocamızı tanıtmak istiyorum. Nice kıymet ve değerimizin kadrinin bilinmediği bu vefasız dünyada, biz de vefasızlar kervanına katılmamak için bunu bir görev ve sorumluluk olarak görüyorum.

Burada bir hususun altını çizmekte fayda görüyorum. Genelde bürokratik görevlerde bulunan insanların his ve duygu dünyalarının soğuk olduğu düşünülür. Bürokrasinin hantal ve bir o kadar da ağır olan sorumluluğu insani duygularda bir yıpranmaya yol açabiliyor maalesef. Halil İbrahim hocam tüm bu resmi görevlerinin getirdiği kaçınılmaz strese rağmen özgül ağırlığı olan, duygusal ve bir o kadar da merhamet abidesi bir insan. Aşağıdaki hatırasını okuduğunuzda sevgili Halil İbrahim hocamın nasıl bir duygu ikliminde yaşadığını siz de hissedeceksiniz. Kendisini tanıyanların tabir-i caizse sevmek zorunda kaldıkları eğitimci hocamız yaşayan değerlerimizden biridir.

‘Oğlum, yüz lira bulabildim, bu para yeter mi?’ der. Halil İbrahim Hoca:

‘Oğluma yeterince harçlık veremedim. Onun için kendimi tutamayarak ağladım.’ der. Anasının kendisine çok sonraları anlattığı bu iç yakıcı olayı hiç unutmayan Halil İbrahim Hoca, hala aklına geldiğinde gözyaşlarını tutamaz. Babasının o günkü çaresizliği her aklına geldiğinde ağlayabilen bir koca yürektir Halil İbrahim hocam. Artık ne kadar tanıtabildiğime siz karar verin sevgili okuyucular…

Aynı zamanda şair olan Kahraman hocam şiirlerinde genel olarak memleket ve sıla özlemini dile getirirken, nesir yazılarında ise Nurhak’ta yaşanmışlıklar ve Nurhak’a ait her şey ilgi alanına girmektedir. Halil İbrahim Kahraman'ın ‘Kar Düştü’, ‘Mazide Kaldı’,’Yüreğimde Tütenler’ ve ‘Bir Mevsimde Üç Bahar’‘isimleriyle yayınlanmış 4 eseri bulunmaktadır. Evli ve 3 çocuk babasıdır.

Sözü artık Halil İbrahim Kahraman hocama bırakalım:

Haberi alan Haşim arkadaşını kırmaz ve bir poşet can eriği alarak yola düşer. Bir elinde rakı şişesi, bir elinde erik poşeti olduğu halde çetin ve zor yolu adımlamaya başlar. Arada bir elindeki rakı şişesinden yudumlayan Haşim’in kafası bir süre sonra bir hayli güzelleşmiştir. Dikenlerin, çalıların arasından yürürken Haşim farkına bile varmadan poşet delinir ve erikler dökülür. Haşim zaten kafayı bulmuştur. Bu durumu bilse de umursayacak hali yoktur açıkçası. Kesim alanına geldiğinde bir de ne görsünler! Poşetin ibiğinde yani köşesinde sadece küçük bir erik kalmıştır. ‘Olsun,’ derler. ‘Kul kısmetini yer,’ diyerek çilingir sofrasının başına geçilir. Rakılar açılır. Her yudumdan sonra kalan o tek eriğe sadece diş atılır. Isırmazlar. Bir erikle bir büyük şişe içilir. Kafalar iyice güzelleşmiştir. Böyle neşe içerisinde idare edip giderlerken nasıl olduysa Haşim yanlışlıkla ısırdığı eriği yer. Bunu gören Karto sinirlenerek ayağa kalkar ve Haşim’e;

Bu olaydan birkaç sene sonra KartoHakk’ın rahmetine kavuşmuştur. Ormancı Haşim ise, içkiyi bırakmış, namazında niyazında hayatına devam etmektedir.

Nurhak belediye başkanlarından Mustafa Gündüz seçimi kazandıktan yaklaşık bir ay sonra işi gereği Ankara’ya gidecektir. Ankara Nurhak arası araçla ortalama sekiz saat sürmektedir. Hal böyle olunca da hareket için en uygun zaman olan gece yola çıkmanın doğru olacağını düşünür ve öyle de yaparlar. Şoför Veli Hüseyin yönetimindeki araçla gece dokuz gibi yola çıkarlar. Bu seyahat başkanın ilk il dışı seyahatidir. Elbistan’ı geçince başkan şoföre;

‘Hüseyin neredesin?’

‘Bana başkanı ver.’

‘Uyandır, telefonu ver.’

‘Başkanım, sizinle görüşmek isteyen biri var,’ der. Ancak ne var ki telefona uzanan bir el yoktur ortada, bu kez telefondan öfkeli bir ses yükselir:

Yaklaşık 60 km yol giden şoför tekrar dönmek zorunda kalır

Bir eve bir hasta yeter:

Yine her zamanki gibi sabah erkenden kalkıp işine gider. Hanımı ise o günlerde biraz rahatsızdır. Hanımının büyükablası Nanik Koca işteyken geçmiş olsun ziyaretine gelir. Aksilik bu ya, o da hastalanır. Bir yatak açarak ocaklığın öbür yanına da o yatar. Nanik Koca akşam eve geldiğinde bakar ki iki yatak serili.

‘Kalk bacım, kalk, bir eve bir hasta yeter,’ diyerek baldızını sırtına alarak doğruca evine götürür.

Halil İbrahim hocamda hikâyeler tükenmez ama takdir edersiniz ki bizim için ayrılan yer o kadar bitmez tükenmez genişlikte değil. Yine de Hocamızdan son bir hikâye nakletmekten kendimi alamıyorum doğrusu.

Asıl mesleği baytarlık olan…

Bu genç, tedavi ediyorum diyerek insanların hem paralarını alır hem de döver. İşin ilginç, ilginç olduğu kadar da gülünç tarafı ise dayak yiyenlerin içinde anam ve fizik öğretmeni olan kardeşim Mesut Kahramanda var. Bu genç, kardeşimin öğrencisi olduğu için kendisinden para almamış ama tahmin edebileceğiniz gibi ikisini de tedavi ediyorum diyerek güzelce dövmüş. Peki ağrılar geçmiş mi? Evet. Takozun verdiği ağrı öncekinden daha fazla olduğu için önceki ağrı kısa bir süre hissedilmediği için herkes tedavinin işe yaradığını zannetmiş doğal olarak…

***

GÜLER MİSİN AĞLAR MISIN?

Hele bir düşünün bu hangi asır

Böyle bir asırda böyle bir kusur 

Aklın gümanı yok fikirse esir

Güler misin ağlar mısın ne dersin?

 

Baytar beyin geldiğini duyanlar 

Sıraya girmişler baylar bayanlar 

Öne geçmiş yüz kaymeyi sayanlar 

Güler misin ağlar mısın ne dersin?

 

Meğer ne marifet varmış dayakta

Kimi yatıp yemiş kimi ayakta 

Çoban bile gülmüş karşı koyakta 

Güler misin ağlar mısın ne dersin? 

 

Sen yeter ki kaz ol yolan çok olur 

Kalabalık lafta yalan çok olur 

Ahmağın üstüne plan çok olur 

Güler misin ağlar mısın ne dersin? 

 

Birçoğunun geçivermiş sancısı

Daha ağır basmış takoz acısı

İhya olmuş baytar beyle bacısı 

Güler misin ağlar mısın ne dersin? 

 

Mademki ağrıyor ayağın demiş 

Şifa niyetine dayağım demiş 

Hocam buda benim kıyağım demiş 

Güler misin ağlar mısın ne dersin? 

 

Şöyle bir kenara çekip masayı

Öyle bir dövmüş ki Hallo Musa’yı

Kalbura çevirmiş sağlam kasayı

Güler misin ağlar mısın ne dersin? 

 

Sen ey İmam Erik Avrupa gördün

Hadi onlar kördü sen de mi kördün

Peki sana no’ldu ne idi derdin 

Güler misin ağlar mısın ne dersin? 

 

Bodonun hanımı Hacının kızı 

Vücut mosmor olmuş her yanı sızı 

Yine de savunur o vicdansızı

Güler misin ağlar mısın ne dersin? 

 

Cahil cühelayı anladık tamam 

Sana ne demeli Mesut Kahraman 

Hani okumuştun aydındın taman 

Güler misin ağlar mısın ne dersin? 

Halil İbrahim Kahraman Hocamın şiirini okuduk.

 

GELMİŞ GEÇMİŞLER

Gelmişi geçmişi fikir eyledim

Nice duyulmadık iş gelmiş geçmiş.

Sözün arasını tabir eyledim

Dağların başından kış gelmiş geçmiş.

 

Sevip alamayan kara bağlamış

Kimi coşa gelmiş coşkun çağlamış

Kimi gizli kimi açık ağlamış

Kirpiği ıslatan yaş gelmiş geçmiş.

 

Ömür sermayesi gün-günü erir

‘Git’ diyen ‘gel’ diye hükmünü verir

Amel defterini açar çevirir

Kimi dolu kimi boş gelmiş geçmiş.

 

Diyar-ı gurbeti eylemişiz yâr

İçinden geçeni demeden duyar

Yan yana yatıyor cıvan-ihtiyar

Her başa dikilen taş gelmiş geçmiş.

 

Bu dünyanın ele gelir yanı yok

İnsan bir kitaptır okuyanı yok

Ecel bahçesinin şakıyanı yok

Ten-beden içinden kuş gelmiş geçmiş

 

Sarı seller aka aka durulur

Su üstüne çelik köprü kurulur

Aşkın kanunudur seven yorulur

Birçok Mali hülle[1] düş gelmiş geçmiş

 

Gözükara’m hakikati aralar

Acı gerçek hepimizi yaralar

Vakti gelenleri ecel sıralar

Akıbeti ören, hoş gelmiş geçmiş.

 

 

Ezcümle; Tüm bunlar gösteriyor ki ömür yaşamışlıkların üst üste konulmasından ibaret.

[1] Mali hülle: Hayal etmek, zihninden geçen müspet düşünceler yumağı.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Gözükara - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistanın Sesi Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistanın Sesi Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Elbistanın Sesi Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistanın Sesi Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.


Satılık tarla

Pınarbaşı 327 ada 29 parsel 886 M2 lik hisseli tarlam satılıktir.

MUKREMİN ÖZTÜRK

SATLIK TARLA

ELBİSTAN TAŞBURUN 3304 ADA 85 NOLU PARSEL 48774,90 m2 LİK TARLADA 2090 m2 LİK HİSSEM SATLIKTIR. FİYAT İÇİN ARAYINIZ. PAZARLIK PAYI VARDIR

MÜKREMİ̇N ÖZTÜRK

TEMİZLİK VE YEMEK

İSTASYONUMUZDA TEMİZLİK VE YEMEK İŞLERİNDE ÇALIŞTIRILMAK ÜZERE BAYAN ELEMAN ARANMAKTADIR.

ELBİ̇STAN ENSAR PETROL

Eğitim Fakültesi Mezunu/ Okul Öncesi Öğretmeni

Elbistan Bahçelievler mahallesinde bulunan yeni hayat rehabilitasyon merkezine; eğitim fakültesi mezunu veya formasyon almış fen edebiyat fakültesi me...

0 ÖZEL YENİ HAYAT ÖZEL EĞİTİM VE REHABİLİTASYON MERKEZİ

KİRALIK 2+1 3+1 Ev Arıyorum

2+1 veya 3+1 doğalgazli ev ariyorum

MHMUT AYDİN

SATILIK BAĞ - BAHÇE

SATILIK BAĞ - BAHÇEEkinözü Orta İçme üzerinde 407 parsel 795 ada 2809 metreve 408 parsel 795 ada 1957m2' lik bahçem satılıktır.

0552 450 56 91

AKARYAKIT SATIŞ ELEMANI

İSTASYONUMUZDA ÇALIŞTIRILMAK ÜZERE AKARYAKIT SATIŞ ELEMANI ARANMAKTADIR

ENSAR PETROL

Oyun ablası

7 yaşındaki kızım için oyun ablası arıyoruz.Günluk 4-5 saat ilgilenecek,oyun oynayacak,ödev yaptıracak,18-30 yaş arası bayan arıyorum.

0(506) 903 57 70 ÖZGÜL BÖKE

Esentepe Mah 3+1 sobalı kiralık daire

1.Katta 3+1 sobalı dairedir. 2 balkon 1 kileri mevcut. Çelik kapı, taban parke döşeli, camlarında demir korkuluk bulunmaktadır. Binada yalıtım vardır....

ATİLA

ELEMAN ARANIYOR

MİLLET BAHÇESİ KARSISI ADAKULE YANINDA BULUNAN ESLİNE GÜZELLİK MERKEZİNDE ÇALIŞTIRILMAK ÜZERE BAYAN ELEMAN ALINACAKTIR.DAHA ÖNCE GÜZELLİK VE KUAFÖR Hİ...

ESLİ̇NE GÜZELLİ̇K MERKEZİ̇