İNSAN

Dünyanın başına gelen en güzel aynı zamanda en kötü olayıdır. İnsan; kandan, candan, etten, kemikten varlık. Bir iskelet sistemi içine gizlenmiş milyonlarca görevi olan organların muhteşem çalışması ile ayakta kalan çok güçlü hem de çok aciz varlıklar. Dünyaya ilk ayak bastığından beri nerden geldim, neredeyim, neyim, kimim ve nereye gidiyorum sorularını sorar insan. Tek başınalık en büyük kâbusudur insanın. Türünden bir varlık olmazsa yanında yaşayamaz. Filmlerde görürsünüz, destanlarda okursunuz, masallarda dinlersiniz tek başına hayatta kalmayı başarmış insanları. İnsan birey olur, aile olur, millet olur, devlet olur, dünya olur. İnsan dağ başında yalnız yaşayan ne bir ağaç kadar güçlü ne de rüzgâra yapraklarını teslim eden papatyalar kadar güçsüzdür. İnsan mücadele eder, teslim etmez yapraklarını rüzgâra, insan sosyalleşir, kardeş olur, eş olur, tek başına yaşamak yok olmaktır insan için.

İnsana bakınca et parçası görürsünüz, kanla dolu… Oysa bunun arkasında koskoca bir sistem vardır. Karmaşık ve herkesi hayran bırakan hücreler… 30 trilyona yakın hücreler sadece tek bir insanda. Muhteşemin tanımını yapın deselerdi tek kelime ile insan derdim. Tek bir insan, her bir insan muhteşem. Peki, bu muhteşem varlık sadece etten kemikten mi? Hayır tabii. İnsan sadece fizikken var olmaz dünyada; duyguları, düşünceleri, fikirleri ile var olur. Sevmek ve sevilmek en birinci ihtiyaçlarından biridir. Düşünmek ve fikir üretmek ise insanı diğer canlılardan ayıran en temel özelliğidir.

İnsan hayatta kalma mücadelesi verir. Hayatta kalmak tüm canlıların uğruna savaştığı yegâne amaçtır. Belgesellerde izleriz güçlü olan zayıf olanı yer. Doğanın bir kuralı vardır. Ya yemsiniz ya avcı. Peki, insanoğlu bu savaşları kuralına göre mi veriyor? Karnı tokken ava çıkan hayvan görmezsiniz belgeselde. İhtiyacından fazlasını alan, ya da yan taraftaki topluluğu sırf rengi, şekli şemalı için reddeden bir mahlûkat göremezsiniz.

İnsan merak ve inanç doludur. Merakı ile yeni yerler, yeni icatlar, yeni insanlar keşfeder. İnancı ile de ayakta kalır. İnsan inanmaya çöldeki varlıklar kadar susar. Kana kana inanmak ister insan. Kimi zaman varlığına kimi zaman yokluğuna ama insan mutlaka bir şeye inanır. Yokluğuna inanmak da inanmaktan geçmiyor mu?

Tarih sahnesine çıkar insanoğlu, ilk insan ve soyundan gelenler. Her şeyin bir ilki varsa mutlaka hepimizin geldiği bir başlangıç vardır. Dünyanın oluşumu, matematik, fizik, buluşlar, deneyler… Her şeyin bir başlangıç noktası var. İnsanoğlunun biyolojik oluşumu için geçerli şartları sağlayan ilk ortam mutlaka var…

İnsan adım atar dünyaya ve mücadele başlar. Karşısında doğa… Yaşamak için yemek, içmek, üretmek, barınmak, düşünmek, sevmek ve hissetmek gerekir… Dünyada iz bırakmak, alanlarını belirlemek, çoğalmak ve topluluk olmak gerekir. İnsanoğlu bu gereksinimleri uğruna savaşır; kimi zaman sınır tanımaz mücadelesinde. Bencildir insan. Tarihe baktığınız zaman hırslı savaşlar görürsünüz kazananı olmayan. Kimi zaman renginden dolayı dışlanandır, kimi zaman inancından, kimi zaman sadece insan olduğundan.

Adolf Hitler ‘i görürsünüz, köleleri, peygamberleri, Hazreti Ömer’i, Isaac Newton’u, Julius Caesar’ı, Alp Arslan’ı, Fatih Sultan Mehmet’i, Osman Bey’i, Mustafa Kemal Atatürk’ü, Yunus Emre’yi, Karacaoğlan’ı… İnsan tarih sahnesinde çıktığında art arda oyunlar sergiler. Tamamen yaşanmış hikâyelerden oluşan oyunlar. Kimisinde çöküşleri, kimisinde yeniden var olmayı, kimisinde buluşları konu edinir oyunlar…

Peki ya şimdi? İnsanı şimdilerde sırtında turuncu yeleklerle karanlık sulara doğru yolculuk ederken görüyoruz. Küçücük bedenler karaya vuruyor. Dikenli tellerle çevrili duvarları aşmaya çalışıyor insan. Sınırda elleri ayakları üşümesin diye evladına çorabını giydiren annenin donuşunda, evladının donuşunda görüyoruz. Gözle görülmeyen bir virüsün insanı hapsettiğini görüyoruz. İnsanı göçerken görüyoruz bilinmez diyarlara, babasının kucağında bir kız çocuğu üzerine bomba düşmüş…

Su gibi olmuş insan. Kimisi berrak, kimisi çamur, kimisi seller gibi çağlıyor, kimisi buhar olmuş, kimisi buz tutmuş, kimisi durgun. Suyun katı, sıvı, gaz hali. Her hal mevcut insanda, hala tarih sahnesinde yani…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Nazife Yetişgen - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistanın Sesi Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistanın Sesi Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Elbistanın Sesi Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistanın Sesi Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

01

Nurcan - Eline yüreğine sağlik yazilarini sabirsizlikla bekliyorm

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 22 Ocak 12:10