KAPİTALİST BURJUVA VE DEMOKRASİ!

19. yüzyılın başından itibaren birçok ülke batıyı referans alarak batılılaşmak için çaba göstermiş olsa da başarılı sonuçların alındığı söylenemez. Cazibe merkezi olarak kabul edilen batının siyasal tarihine bakıldığında halk, bir dönem kilisenin oluşturduğu ruhban sınıfının nüfuzu altında zulüm ve baskılara maruz kalmış, daha sonra kilisenin yerini krallıkların alması ile birlikte bu zulüm ve baskılar devam etmiştir. Asırlar boyu devam eden savaşlar, iç çatışmalar, zulüm ve baskılar batıda dökülen kan ve gözyaşını dindirmemiş zaman zaman isyanlara ve başkaldırılara da sebep olmuştur. Bu zorlu ve çetin süreçte verilen mücadele ve ödenen ağır bedeller neticesinde elde edilen kazanımlar, bugün batının sahip olduğu medeniyetin temelini oluşturduğunu da göz ardı etmemek gerekir. Bu zorlu sürecin sonunda özellikle sanayii devrimi ile birlikte ortaya çıkan kapitalist burjuva sınıfı belirli bir refah seviyesi ve ekonomik güce ulaştıktan sonra krallık yönetimlerinin yerine “demokratik yönetimlerin” gelmesinde önemli rol oynamıştır. 1. Dünya savaşı öncesi ve sonrasında imparatorlukların dağılmasıyla birlikte birçok millet kendi kaderini tayin etme fırsatını yakalamış ve kurdukları ulus devletlerin yönetim şeklini demokrasi olarak tercih etmişlerdir. Başlangıçta insan hakları, özgürlükler, sosyal adalet, çoğulcu katılım vb. özellikleri ile iyi bir yönetim şekli olarak görülen demokrasi, sonraki dönemlerde aslında seçkinlerin ve zenginlerin egemen, etkin ve karar verici olduğu bir yönetim şekline dönüşmüştür. Bu gün hala tartışılan demokrasinin, nasıl olması gerektiği ile ilgili bir uzlaşının sağlanamamış olması da bunun açık ispatıdır. Seçkinlerin ve zenginlerin egemen olduğu demokratik yapının bu zümreye sağladığı imkânlar sayesinde oluşturdukları kapitalist sistem, ne yazık ki birçok toplumu manadan uzaklaştırıp maddeye mahkûm etmiş, çoğunluğunun bencil ve nankör olduğu yeni bir sosyal yapıyı ortaya çıkarmıştır. Bu anlayışa sahip birçok insan, daha çok para kazanma ve daha iyi şartlarda yaşama hırsı sayesinde, kendinden başkasını düşünmeyen, başkalarının hakkına riayet etmeyen, temel ahlaki değerleri yok sayan, daha çok kazanmak için her yolun mübah olduğuna kendini inandırmış ve bu anlayışı ise yaşam biçimine dönüştürmüştür. Bu durum bir taraftan toplumun sosyal yapısındaki temel ahlaki değerlerin yok olmasına neden olurken diğer taraftan da toplumsal güveni sarsmış, insanlar arasındaki dostluk ve samimiyeti zedeleyerek, kimsenin kimseye inanmadığı ve güvenmediği bir anlayışı topluma hâkim kılmıştır. Demokrasinin bu dezavantajlarını fark eden batı, yaptığı yasal düzenlemeler ile birlikte koyduğu katı kurallar ve ağır yaptırımlar sayesinde hem toplumsal düzeni hem de kapitalist burjuvanın toplum üzerindeki etkisini büyük ölçüde azaltarak sosyal adaleti sağlamıştır. Fakat bunu başaramayan birçok ülke, sözde demokrasinin kalkan olarak kullanıldığı yapı içerisinde yolsuzluklar, hırsızlıklar, terör olayları, ekonomik krizler, askeri darbeler, vesayet sistemi vb. birçok problem ile mücadele etmek zorunda kalmış, ne toplumsal barış ve düzeni ne de sosyal adaleti sağlayabilmiştir. Bunun en önemli nedenlerinden biri, bu toplumlarda farklı sosyal gruplardan oluşan siyasal yapıdır. Siyasal yapıyı oluşturan parlamentolar, temelde milletin temsilcilerinden oluşan ve siyasal iktidarın da teşekkül ettirildiği yerler olmakla birlikte gözden kaçan önemli nokta ise, farklı sosyal sınıflardan oluşan toplumsal yapının, parlamentodaki siyasal yapıya da yansımasıdır. Biri birine zıt ve milli şuur bilincinden yoksun bu yapı içerisinde ortaya çıkan rekabet ve siyasi çekişmeler, millete hizmet ve problem çözme odaklı olmadığından, uzlaşma kültürünün yerini yalan ve iftiralara dayalı siyasi mücadele almıştır. Bu duruma siyasi tarafgirlik taassubu da eklenince doğrunun yanlıştan, gerçeğin hayalden, olmamışı olmuştan, mümkünü imkânsızdan ayırmak zorlaşmış, milli menfaatlerin siyasi çekişmelere kurban edilmesi ile topluma ağır bedeller ödetilmiştir. Peki, kapitalist burjuvanın kurduğu bu tuzaktan kurtulmak mümkün müdür? Cevabı elbette ki evettir. Bunun için ülkenin menfaatlerini kendi menfaatlerinin üstünde tutan toplumsal bir zihniyet değişimi ile birlikte batıda olduğu gibi adaleti ve insan haklarını önceleyen yasal düzenlemelerin yapılması, katı kurallar ve ağır yaptırımların uygulanması, siyasete dürüstlüğün, yargıya adaletin, bürokrasiye liyakatin, eğitime kalitenin, ekonomiye üretimin getirilmesiyle mümkündür. Bunun başarıldığı güzel günleri hep birlikte barış ve huzur içinde yaşamak dileğiyle…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Çavaş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistanın Sesi Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistanın Sesi Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Elbistanın Sesi Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistanın Sesi Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.