TECRÜBE İLE SABİT-37-

Gavurgayla Mevlit okutulur mu?

Yaz geçmiş, mevsim güze dönmüştü. Bunaltıcı sıcakların yerini serin esintiler almış, güz yağmurları hafiften yağmaya başlamıştı ara ara. Her ne kadar güneş insanın sırtını kızdıracak gibi sıcaksa da genel olarak serinlik hakimdi tabiata. Her yörede olduğu gibi buralarda da kışlık zahireyi hazırlamanın telaşına düşmüştü yöre insanı. Bu telaş bin yıldır hiç bitmeden süren bir telaştı. İnsana sanki yük getirmeyen, değerli bir misafirin gelmesini bekler gibi beklenilen bir durumdu aslında. Her yerde hummalı bir çalışma, ivedilikle bitirilmeye çalışılan işler, bitmez tükenmez gibi görünen bir çalışma hemen dikkatleri çekerdi. Herkes aynı telaşlı yaşamın içerisinde olmasına karşın yine de yüzler güler, kahkahalar eksik olmazdı. Bu döngü babadan oğula devreden bir mirastı belki de kim bilir?

Yazın yorgunluğu yazda kalmış, hasat mevsimi de oldukça bereketli geçmişti. Köy halkında bu mevsime has olan tatlı bir telaş daha vardı. Eş dost kendi arasında bu yıl evlenecek nişanlıların düğününün aynı haftaya rastlamamasını temin etmeye çabalıyordu kendi aralarında. Çünkü köylük yerde düğünler başlı başına önemli etkinliklerdendi. Birbiriyle çakışması ise hem eğlenceyi bozacak hem de katılımı azaltıp eğlencelerin neşesiz geçmesine sebep olacaktı ki buna asla izin verilemezdi. Ayrıca düğün meselesinin yanında bir başka etkinlik daha vardı unutulmaması gereken. O da sözlü olanların nişan törenleriydi. Gerek düğünlerin ve gerekse de nişan ve düğünlerin birbiriyle çakışmaması, mutlaka arada belli bir sürenin olması gerekirdi ki eğlencenin tadı gereği gibi çıkartılabilsin. Köylü hararetli bir şekilde bunun tartışmasını yapıyor, görüş alış-verişinde bulunuyordu.

Gönlü birbirine akan, göz göze gelince yürek çarpıntısı yaşayan, bakışlarına iç geçiriş gizleyen yeni yetmeleri hesaba katmıyor değillerdi ama onlar için hesap yapmanın çok erken olduğunu düşündüklerinden bu durum gündemlerine gelmiyordu doğal olarak. Sadece dedikodu kabilinden mevzusu olabilirdi böylesi olayların, daha ötesi ise ileriki zamanların konusuydu köylü için. Köyün ileri gelenlerinin karışmadığı bu durum tamamıyla bırakılmış da olmazdı tabi ki. Bu gibilerin durumuyla ilgili gerekli hesapları yapmak annelerinin işiydi. Oğlan anası oğlunun yavuklusunu kendilerine gelin olarak uygun buluyorsa kız anasına konuyu usulü dairesinde açardı. Kız anası da eğer gelen bu teklifi uygun bulursa ‘Allah yazdıysa kim ne der,’ diyerek konuya mâni bir durum olmadığına dair bir ümit verirdi. Yok eğer başka bir düşüncede ise, ‘alırım demekle alınmaz, varırım demekle varınmaz,’ diyerek bu iş için farklı hesaplarının olduğunu ima ederdi. Kim bilir belki de kız anasının gönlünde, kızın ya emmioğluna ya da dayıoğluna varması geçiyordur. Ya da,’bu mesele hah demeye tamam denilerek ayaküstü konuşulacak bir konu değil,’ de demiş olabilirdi. Her neyse onlar orda dursun…

Biz bıldırdan sözü kesilip nişanı yapılan ve bu yıl düğünü olacakların düğün gününü konuşup bir karara varan ihtiyarların sözüne kulak verelim.

Kocaman bir yerdi toplandıkları oda. Çepeçevre yer minderleriyle döşenmişti, yerde rengarenk desenli kalın bir kilim seriliydi. Ortada eski bir sini vardı, üzerinde artık kullanılmayan ama gösterişli bir mangal vardı. Birkaç ihtiyar minderlere bağdaş kurup oturmuşlar, kimisi sigara tüttürüyor kimisi de önündeki çayı yudumluyordu. Kendi aralarında konuştukları günlük konuşmalar bitmiş ve artık asıl konuşulması gereken konuya sıra gelmişti galiba.

İri yarı ve saygı duyulası bir görünüşü olan ihtiyar adam başköşe denilebilecek bir yerde, tek başına oturuyordu. Diğerleri ise karşılıklı olarak odanın iki yanına yerleşmişlerdi. Başköşedeki adam:

‘Eh, artık işi konuşmaya başlasak iyi olur.’ Fesini eliyle arkasına doğru itip geri çektikten sonra devam etti sözlerine:

‘Ahmet ağa, Hakan’ın düğününü öne alalım diyorsun da hazırlıkların tamam mı? Sonra kız tarafı ne diyor, bu konuyu onlarla da konuştun mu?

Sigarasından son birkaç nefes daha çekti soruları bitince. Bıyıkları ve sakalının üst kısmı sigaradan dolayı sararmıştı. Yüzüne yayılan tebessüm hafifçe ağzının açılmasına yol açmış, sigara dumanları da kendilerini zar zor dışarı atmaya fırsat bulabilmişlerdi. Ahmet ağa sorulara karşı hazırlıklıydı, geciktirmeden cevap verdi:

‘Tabiî ki konuştum. Onların da kanaati bu yönde. Her iki tarafında hazırlıkları tamam Hüseyin ağam.’

‘Madem her iki tarafta hazır diyorsun. Sizin oğlanın düğününü Eylül’ün ilk haftası yapalım, ne dersin?’

‘Cana minnet derim.’

‘De haydi git, hazırlığını ona göre tamam eyle.’

‘Eyvallah…’

Köy heyetinden aldığı tarihi ilk önce kendi hane halkıyla paylaştı Ahmet ağa, sonra da köyün büyüklerini yanına alarak kız evine düğün günü kesmeye gittiler. Daha doğrusu, kesilen günü onlara onaylatmaya gittiler desek daha doğru olur. Çünkü âdete göre düğün gününün resmileşmesi ancak onların da onayı alındıktan sonra gerçekleşebilirdi. Bu göstermelikte olsa yapılması gereken bir işti. Bu onay her iki tarafın hazırlıklarını bir daha gözden geçirmesini ve o süreçte yapılması gereken işleri daha süratli bir şekilde yapmasını sağlardı.

Önce düğün için okuntular -davetiye- ayarlanır... Konuya-komşuya, emmilere-dayılara, halalara-teyzelere hatırlı kişilere yani kime nasıl bir okuntu salınacaksa ona uygun çarşıdan alışveriş yapılırdı. Elbiselik kumaş, gömlek, eşarp, yemeni, çorap vs. yanı sıra köy halkına dağıtılacak şekerlere varıncaya kadar hepsi tek tek hazırlanır, çok daha hatırlı kişi varsa ona da okuntu olarak oğlak vs. gönderilirdi.

Kız tarafı içinde aynı alışveriş -oğlan tarafının ödemesi kaydıyla- yapılır. İşler bu şekilde tamama erdirilerek hiçbir şeyin eksik olmaması için dikkatli davranılırdı.

Dört gün devam edecek düğünün arefesinde davetliler düğün evine gelmeye başlarlar.

Artık düğün evine bayrak dikilmiş, bayrak direğinin ucundaki elma ile bayrağın hemen altında çakılı tahtada rengârenk kurdele şeklinde kesilmiş kumaşlar yerini almıştır. Mevsim gereği çoktan esmeye başlamış olan rüzgârın önünde bayrakla birlikte salınmaya başlamışlardır. Bu bayrağın anlamı, ‘bu evde düğün var, düğünümüze buyurun,’ demektir. Cuma günü dikilen bayrak, Pazar günü gelin almaya gidilirken bayraktar tarafından alınarak gelin alayı tekrar döndükten sonra tekrar yerine dikilecek ve Pazartesi duvak atma olayı sonuna kadar oğlan evinin damında dikili kalacaktır. Bayrak düğün törenlerin en önemli ritüellerinden biridir ve asla ihmal edilemez.

Kadınların bayrak yemeği için açtıkları yufka ekmekle başlayan yemek telaşı, gelini alıp gelerek sağ salim oğlan evine indiren samene verilen samen yemeğine kadar devam eder. Bu arada kalan her vakitte yemek pişen düğün evinde kazanlar kaynar, pilavlar pişer, içliköfteler yapılır, dolmalar doldurulur, sarmalar sarılır, kavurmalar kavrulur, sulu yemekler pişirilerek gelen misafirlere servis edilirdi.

Düğünün ikinci günü oğlan evine toplanan ahali gönüllerince çalıp eğlenirler, çeşitli oyunlar oynayarak izleyenleri de neşelendirirlerdi. Bu arada kız evine çiğköfte malzemesi ve bolca çerez alan oğlan tarafı geline kına yakacak ekiple beraber kız evine giderdi. Bu giden ekip ‘tohum kavurt’ ismi ile anılır.

Bu ekip kına yakıp vakit ilerleyince kız evinin oğlan evinden gelenler üstünden eğlenmesi başlar. Kız evinin genç kızları bir mahkeme kurarlar. Bu mahkemede bir hâkim, bir savcı, bir avukat bir kaçta jandarma bulunur. Oğlan evinden gelenler mahkeme edilerek çeşitli cezalar verir. Bu cezalar arasında para, türkü çığırma ve bunları kabul etmeyenlere çeşitli işkence cezaları bulunurdu.

Kız evinde bunlar yaşanırken, oğlan evindeki eğlence ve coşku görülmeye değer.

Oyun oynayanları seyreden davetlilere dağıtılmak üzere Alho (Ali) efendiye çerez verilir. Verilen çerezi az bulan Alho, önüne kuşandığı önlükteki çerezi Veli’ye göstererek, ‘bu çerezi bu ahaliye nasıl yetireceğim,’ diye yarım ağız sorar.

Veli’nin de,’Allah nasıl taksim yaptıysa sende öyle taksim yap. Bak nasıl yetiyor,’ demesi karşısında;

‘Bu dediğinden bir şey anlamadım,’ der.

‘Anlamayacak ne var. Hali-vakti yerinde olanlara avuç dolusu, durumu zayıf olanlara avuç ucuyla ver.’

‘Öyle olur mu ki?’

‘Eee, sen Allah’tan daha iyimi biliyorsun?’

‘Sende haklısın,’ diyerek Velinin taksim tavsiyesine uyan Alho’nun dağıtımını beğenmeyen birisinin bu durumu düğün sahibine iletmesiyle birlikte, Alho efendiye,’ nasıl dağıtıyorsun, senden şikâyet var,’ denilmesi karşısında Alho:

‘Efendim, ben Allah’ın adaletine dikkat ederek dağıtıyorum. Ortada şikâyet edilecek bir durum yok,’ diye kendini savunur.

‘Nasıl dağıtıyorsun peki?’ dediklerinde ise şöyle karşılık verir:

‘Allah’ın çok verdiklerine çok, az verdiklerine az veriyorum.’

Her düğünde az veya çok mutlaka çerez dağıtılır. Fakat Alho efendinin dağıttığı çerez dilden dile dolaşır durur.

Alho efendi aynı zamanda çok da hoş serçe/kartal oyunu oynardı. O günde oynadı.

Serçe oyunu oynamaya giren gençleri önce ip gibi dizdi. Elinde tuttuğu bir metre kadar yaş çubuğu elini havaya kaldırarak davulcuya doğru uzatıp,’vur davulcu,’ dedi. Davul-zurna eşliğinde başlayan oyun seyredenlere unutulmaz anlar yaşatıyordu.

Alho efendi ilk önce şapkasını çıkartarak halakanın ortasına attı. Oyuna dâhil olanlarda şapkasını çıkarıp o şapkaya doğru attı. Oyunun kuralı gereği geç kalan, Alho’nun yardımcı olarak seçtiği oyuncudan sopa yiyeceği için gençler çok hızlı hareket ediyorlardı. Alho efendi elindeki sopayı çok amaçlı kullanıyordu. Yukarıya kaldırdığında mendil, aşağı indirdiğinde asa oluyordu. Eğilerek yerdeki şapkaları karıştırıyor, yarım daire kadar oynadıktan sonra kendi şapkasını alarak kafasına geçiriyordu. Oyuncuların, bir an önce şapkalarını bularak başlarına geçirme telaşı arasında geç kalanlara yardımcı tarafından vurulan sopa seyredenleri gülmekten kırıp geçiriyordu.

Arkasından gömleğini çıkarttı. Önce tek kolunu giydi, biraz öyle ilerledikten sonra hızlıca ikinci kolunu giydi. Bu işlem birkaç defa hızlanmış şekilde devam etti. Gömleğini giyen Alho efendi bu defa da ayakkabısını çıkarıp ağzına aldı. Ayakkabılı ayağının üstüne seke seke oyuna devam etti. Bir müddet sonra ağzındaki ayakkabıyı halakanın ortasına attı. Şapka olayında olduğu gibi diğerlerinin de attığı ayakkabılarla karıştırarak kendi ayakkabısını bularak giydi. Ayakkabısını bulmakta geçikenler sırtlarına inen yaş çubuğun yerini tutarak işlemi tamamlamaya çalışıyordu. Seyredenler, en çokta çocuk kapmacada güldü. Alho, oyunuı seyreden ahalinin arasında torunu kucağında olan kadının kucağında ki çocuğu kucağına aldı. Arkadan takip edenler telaşla çocuklu kadın aradılar. Bulanlar buldu. Bulamayanlar arasında sopa yememek için telaşla on-oniki yaşındaki çocukları dahi alanlar oldu. Her oyuncunun kucağında ki çocuk farklı yaştaydı. Bu da görülmeyi değer bir görsellik katıyordu oyuna. Akabinde bir koyun postu istedi. Gelen koyun postunu ortaya attı. Leş kabul edilen postun etrafında koşuşturarak dönmeye başladı. Leşi sağa sola çekerek sürüklüyordu. Diğer oyuncularda onu taklit ediyordu. Son olarak daha önceden hazırlanan su oyuncuların üzerine serpildi. Islanan oyuncuların kanat çırpıp kartal gibi ses çıkararak dağılmasıyla oyun son bulmuş oldu. Yani Alho efendinin on parmağında on marifet vardı. Kartal oyunu denince Alho akla gelirdi.

Gündüz oynanan oyunların geceye sarkan kısmında, gençler sinsin oynarken… kız evine kınacıları götüren erkek heyeti de kız evinde yüzük oynamaktadır. Kaybetmeye mahkûm oğlan evinin o gün düştüğü durum kimsenin umurunda değildir.

Üçüncü günü kız evine gidilir. Buna ‘gelinci gitme,’ denilir. Gelinci gidenlere ‘seymen’ adı verilir. Köye yaklaşan gelincilere, kız tarafınca çeşitli şartlar koşulur. Sonunda tatlıya bağlanan seymen kız evine ulaşır.

Kız evinden çıkana kadar çeşitli oyunlar oynayarak vaktin eğlenceli geçmesini sağlayan oğlan evi kız evinden aldıkları gelinle birlikte oğlan evine dönerler.

Hoca Musa’nın Mehmet Afşin-Tanır’dan olup, oldukça nüktedan ve bir o kadarda irfan sahibi biridir. Dönen seymen içinde komşu köydeki ahbabının düğününe iştirak eden Hoca Musa’nın Mehmet de vardır.

Mehmet emmi’nin dini bilgisinden yaralanmak isteyen bir kadıncağız Memmet emmi’ye, ‘çok sevdiği ölen kocası adına mevlit okutturmak istediğini ama kesecek kurbanlığı alacak parası olmadığını söyler...’ ve ‘Memmet emmi gavurgayla Mevlit okuttursam olur mu?’ diye sorar.

Hazır cevaplılığıyla maruf Memmet emmi de: ‘Olur olmasına da kızım, biraz gevrek düşer,’der.

Ne de olsa serde şairlik var. Dinlediğim olaylara uygun bir şiir, olayın akıllarda yer etmesine katkı sağlar düşüncesiyle sözü bağlayayım istedim.

Şair ne söy­le­sin kime ne desin

Zen­gin­den fark­lı­dır sözü fa­ki­rin.

Var mı? Zen­gin gibi peşin öde­sin

Zan­net­me ku­ru­dur tuzu fa­ki­rin.

Biri bire bölse ke­sir­li çıkar

Topuk yarık, eli na­sır­lı çıkar

Hak­kı­nı is­te­se ku­sur­lu çıkar

Gül­me­ye küs­kün­dür yüzü fa­ki­rin.

Yazın sıcak vurur, kışın da soğuk

Sesi kısık çıkar, ne­fe­si boğuk

Bir­ço­ğu zem­he­ri ayın­da doğuk

İçini ısıt­maz bezi fa­ki­rin.

Her daim ha­la­yın başın çek­mek­te

Ar­ka­da yer alır aşta ek­mek­te

Elin bağ­la­ya­rak boyun bük­mek­te

Dik­ka­te alın­maz nazı fa­ki­rin.

Ka­vur­ga ka­vu­rup mev­lit oku­tur

Ele ka­rı­şın­ca der­din unu­tur

Ümit­le ba­ka­rak ya­şa­mak budur

Gayet yufka olur özü fa­ki­rin.

Dosta he­di­ye­si bir dal gül olur

Onu der­dest eden zülüf tel olur

Sen dü­şer­sen en ya­kı­nın el olur

Da­ğıl­maz du­ma­nı tozu fa­ki­rin.

Siz bak­ma­yın kal­kan toza du­ma­na

Gö­zü­ka­ra’m geldi durdu yan yana

As­ker­de la­zım­dır kutlu va­ta­na

Ga­ye­ten berk olur gözü fa­ki­rin.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Gözükara - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Elbistanın Sesi Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Elbistanın Sesi Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Elbistanın Sesi Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Elbistanın Sesi Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.

38

Ali Gültekin Biniş - Diline ve yüreğine sağlık hocam.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 23 Şubat 16:31
37

Mehmet Türk - Geçmiş zaman gelenek ve âdetleri çok güzel neşretmiş , anlamlı ve manalı şiirinle defaatle okunacak hale getirmişsin.Emegine yüreğine duygularına sağlık.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 23 Şubat 16:31
36

Hacı Aygün - Kalemine yüreğine sağlık arkadaşım unutulmaya yüz tutan gelekletimizi yazıyla dillendirmen taktire şayan teprik ediyorum kalemin kavi olsun selamlar

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 23 Şubat 16:31
35

Osman Uzunlu - Diline yüreğine sağlık sevğili kardeşim yazı çok güzel olmuş şiirde ondan güzel olmuş ana fikir Allah zengine verdiğini fakire vermemesi Teşekkür ederim

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 23 Şubat 16:31
33

Mehmet Tolu - Gönlüne yüreğine sağlık çok güzel anlatmışsın çocıkluk yıllarıma gittim abi

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 23 Şubat 16:31
32

Haşim Kalender -Mersin- - Tanır’da Musa Hoca’nın Memet emmi babamın 5-6 daimi oda cömaatinden biriydi.

Anacığım of bile demeden her gün 3-5 kere sofra kurardı.

Ve o zaman çok hatır-gönül vardı.

Mehmet kardeşimi bir daha tebrik ediyorum.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 23 Şubat 16:31
31

Leyla Dedeler - Yüreğine kalemine sağlık Harika bir yazı

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 23 Şubat 16:31
30

Derviş Kanat - Dilnize, emeğinize sağlık... Musa Hoca'nın Memmet Amcaya da Allah rahmet eylesin...

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 23 Şubat 16:31
29

Nurettin Güneş - Kalemine yüreğine sağlık olsun. ÎNŞAALLAH Sayın Hocam.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 23 Şubat 16:31
28

Yusuf Gülden - Düğün hikayesi güzel bir hatıra.Kavurgalı mevlit şiiride yerli yerinde olmuş.Kalemin tatlı olsun.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 23 Şubat 16:31
27

Taner Sayın - Güzel bir çalışma olmuş,lakin düğünlerimizin şekli çok değişti,iki saatlik düğün salonunda son bulan düğünlere geldik o günlerden.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 23 Şubat 16:31
26

Mehmet Gözükara / Mersin - Emmin oğlu gönlüne kalemine sağlık.

Bazen güldüm bazen daldım derine

Fakirsen ne yapsan benzemez ele

Zengine mükembel, fakire bahane

Düğün güzel amma, anlatımın şahane.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 23 Şubat 16:31
24

Fevzi Kılıç - Gönlüne yüreğine sağlık Sayın Hocam

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 23 Şubat 16:31
23

Ahmet Çetin Kavak - Yazınızı okumak için sükunetli bir zaman ve tenha bir mekan bekler idim. Gecenin bir yarısı, herkes uyurken, kalktım okudum.

Âdetler, töreler, hep, bir zulüm gibi anlatılsa da, toplum nizamı ve huzuru için ne denli önemli olduğunu, anlattığınız hâdiselerden öğreniyoruz.

Büyüğe saygı, küçüğe ilgi, birbirine hürmet olursa, yaşamak bir sevince dönüşür.

Siz şairler, derin duyguları, çevik dilleri ile bu güzellikleri ne güzel anlatıyor,yaşatıyorsunuz.

İlhamınız daim olsun.

Kaleminize, yüreğinize sağlık. Hürmet hisleriyle...

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 23 Şubat 16:31
22

Abdulhalik Baykal - Dünü bu güne taşıyan emeğin için teşekkürler. Şiirinde hoş görü ve güzelliğin ta kendisi. Kalemin var olsun.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 23 Şubat 16:31
20

ömer faruk akpınar - harikasınız.tebrik ederim.selamlar.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 23 Şubat 16:31
19

Şevket Çiçek - Sn.Gözükara çok teşekkürler. Gercekten harikasınız fevkalede güzel.

keşke yine olsa böyle düğünler

Gavurgayı unutmuştum. Sayende hatırlayıverdim üstelik hedik'i ve firik ütmeyide bilinç altından su yüzüne çıkıyor. EvelAllah sayende torunlarımıza ananelerimiz goreneklerimiz yazıyla ulaşacak. Bu da sana nasip oldu. Kutlarım seni.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 23 Şubat 16:31
18

Erol Giryani Boyunduruk - Beni elli sene geriye götüŕďün teşekürler kardeşim

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 23 Şubat 16:31
17

Oğuz Alp Paköz - Tebrik ediyorum. Şiir de güzel olmuş. Kartal oyununun böyle oynandığını ilk kez duymuş oldum. Devamını dilerim. Sevgiler...

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 23 Şubat 16:31
16

Mızrap Taparlan - Yüreğine sağlık sn hocam. Rab'bim sağlıklı huzurlu bereketli mutlu bir ömür versin inşAllah

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 23 Şubat 16:31
15

Ozan Fuat Bostancı - Öğrenmek çok güzel gönlüne sağlık abim

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 23 Şubat 16:31
14

Ramazan Kılıç - Eline emeğine sağlık kardeşim. Nesirle güzel anlatımını şiirle süsleyerek okuyucuya sunmak, ayrı bir yetenek ve maharet işidir.

Tebrikler. Zevkle okuyup, takip ediyorum. Varolasın.

Sevgi ve selamlar

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 23 Şubat 16:31
12

Yılmaz Kebapçı - MaşaAllah kardeşime. Diline sağlık

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 23 Şubat 16:31
10

Celalettin Arslan - Emeğine sağlık abi. Eski kültürümüzü gelenekleriöizi düğün merasimini çok güzel anlatmışın. Kışla köyünün düğünü daha başkaydı, kına gecesi oynanan yüzük oyunu çok eğlenceli , bedeli çok ağırdı. Alho emmiye Allah rahmet eylesin.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 23 Şubat 16:31
09

Halil İbrahim Kahraman - Kalemine sağlık. Oldukça sade bir dil kullanmışsın. Bu arada Anadolu köylüsünün de hakkını vermek gerek.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 23 Şubat 16:31
08

Celalettin Asrlan - Emeğine sağlık abi. Eski kültürümüzü gelenekleriöizi düğün merasimini çok güzel anlatmışın. Kışla köyünün düğünü daha başkaydı, kına gecesi oynanan yüzük oyunu çok eğlenceli , bedeli çok ağırdı. Alho emmiye de Allah rahmet eylesin.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 23 Şubat 16:31
07

Ramazan Demirtaş - Yüreğine sağlık ömrüne bereket kalemine kuvvet hemşerim...

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 23 Şubat 16:31
06

Ruhi Önalan - Diline yüreğine kalemine sağlık üstadım sağlıkı hayırlı ömürler diliyorum

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 23 Şubat 16:31
05

Sefa Doğan - Tebrikler kardeşim bizi eskilere götürdün eline koluna yüreğine sağlık

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 23 Şubat 16:31
04

Mehmet Toygar Özdemir - Kalemine sağlık değerli dost. Var ol. Anlatı da şiir de çok güzel.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 23 Şubat 16:31
03

Seydi Kalender - Kalemine yüreğine sağlık kıymetli gardaşım

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 23 Şubat 16:31

akaryakıt satış elemanı (pompacı)

istasyonumuzda çalıştırılmak üzere akaryakıt satış elemanı aranmaktadır. başvuru şahsen alınacaktır.

ELBİSTAN ENSAR PETROL

ETİ PLASİYER ALIMI

YÜKSELEN PAZARLAMA BÜNYESİNDE ÇALIŞTIRILMAK ÜZERE; ETİ SATIŞ PAZARLAMA ELEMANI ALINACAKTIR. TERCİHEN TECRÜBELİ ASKERLİĞİN TAMAMLAMIŞ. GÖRÜŞMELER YÜZYÜ...

0(344) 419 07 37 YÜKSELEN PAZARLAMA

İş arıyorum

İş arıyorum 30 yaşındayım daha önce muhasebe şantiye garsonluk işlerinde çalıştım sgk lı ve en az asgari ücretli olması şartı ile çalışırım

SEMİH

KİRALIK BÜRO

KİRALIK BÜROKral İş Merkezi Kat 2 2+1 doğalgazlı Büro Kiralıktır.+90 (541) 899 99 09

+90 (541) 899 99 09

NUSRET YILMAZ KÜLEKCİ

İş verenlerden SGK lı çalışabilecigim iş arıyorum NUSRET YILMAZ KÜLEKCİ

0553 301 46 07

Ufuk can batmaz

Pınarbaşı mesire alanında bulunan MİHMANDAR CAFE DE çalıştırılmak üzere BAY- BAYAN deneyimli Garson alınacaktır..

UFUK CAN BATMAZ

bayan kasiyer

akaryakıt istasyonumuzun market bölümünde çalışacak bayan kasiyer alınacaktır

TUNCAY YARBI

ERKEK ELEMAN ARANIYOR

Aranan Eleman Şartları; 1 ) Lise mezunu olması 2) 20 yaşını geçmemiş olması. 3) Ofis ortamında çalışabilecek 4) Elbistan da ikamet ediyor olması Not:...

0(344) 415 58 44 MEHMET ÜZÜM MALİ MÜŞAVİRLİK OFİSİ

Çiçekte parselli müstakil tapu Arsa

çiçek köy içinde sakin bir ortamda müstakil "ev "ve Bahçe yapmaya uygun müstakil tapulu arsa

0(544) 315 44 61 AKDENİZ OTO LASTİK

ELEMAN ARANIYOR

MİLLET BAHÇESİ KARSISI ADAKULE YANINDA BULUNAN ESLİNE GÜZELLİK MERKEZİNDE ÇALIŞTIRILMAK ÜZERE BAYAN ELEMAN ALINACAKTIR.DAHA ÖNCE GÜZELLİK VE KUAFÖR Hİ...

ESLİ̇NE GÜZELLİ̇K MERKEZİ̇