banner136
banner191
 (Hemşehrimiz Emekli Hava Ast Subayı İsmet Yeniçerioğlu’nun lütfedip gönderdiği hatıralardan Köprübaşı Köprüsü’nün yapılışı ve çevresindeki gelişmeleri okuyalım. İsmet Bey’e teşekkür eder, bir iki ek veya düzeltme yaptım, bağışlanmamı dilerim.)

“Ortaokul 2.sınıfa gidiyordum. Sene 1955. Ulu camiye yakın olan Yeniçeriler Sokağı’ndaki evimizden; ara sokakları dolaşarak köprübaşına, oradan hükümet konağının önünden “Kızılcaoba Caddesi” (Şimdiki adı Lise Caddesi, devamı Kışla Caddesi, daha sonraki Güvenlik Caddesi… AB) üzerinde -tabelasında Elbistan 1933 yazan- Elbistan Ortaokulu’na giderdim.

Bir gün okula gitmek için yola çıktığımda, Köprübaşı Köprüsü’nün çarşıya giriş tarafında kazma-kürek amelelerin çalıştığını gördüm, şaşırdım. İşçiler işe yeni başladıkları için insanlar karşıya geçebilecek yer arıyorlar, atlayarak-zıplayarak karşıya geçiyorlardı.

Köprünün sağ tarafında üç veya dört tane un değirmeni vardı. Köylüler ve kentliler; hayvanları veya kağnıları ile öğüttüreceği buğdayı veya diğer tahılı getirir, hayvanlarını bağlar, çuvalları değirmene sokar ve değirmenciden sıra alırdı. Duruma göre az veya çok bekleyerek un ya da bulgurunu alır, giderdi. Sol tarafın ise bu değirmenlerin çarklarına su taşıyan gözler vardı. Bu gözlerden akan sular değirmenlerin çarklarına hızla çarpar ve dönen çarklar bir dingil vasıtasıyla değirmen taşlarını çevirirdi. Az ileride Öğretmenler Lokali ile Gazi İlkokulu hemen göze çarpardı.

Köprü bayağı uzundu. (Bugünkü parkın duvarının heykele yakın bitimine kadar uzardı. AB) Kenarlarında kalın ağaçlardan yapılmış korkuluklar vardı. Kışın bu korkuluklar kırağı bağlar bembeyaz olurdu. Ceyhan’dan öyle buhar kalkardı ki sormayın; sis olur her tarafı kaplardı. Bazen insanlar bir metre önünü göremezdi.

Yeni köprünün ayakları verilen ölçülere göre kazılıyordu. İnsanlar gelip geçerken kalabalık halinde durup seyrediyor ve yapılanlara şahit oluyordu. Bu arada köprünün mühendisinin Halis Özsoy (Eczacı Mehmet Özsoy’un babası. AB) olduğu duyuldu.

Suyun ilk iki ana gözden akmasını önlemek için, dediğimiz akrabamız Marangoz Abdurrezzak Karaman dayı kalın tahtalardan bir set yaptı. Büyük taşlarla ortası dolduruldu ve su olduğu gibi değirmenlerin diğer gözlerine yöneldi. Köprünün altından akan su kesildi. Eski köprü ayakları sökülmeye başlandı. Epey bir zaman sonra yeni köprü ayakları için daha derin kazı yapıldı. Hızlı bir çalışma vardı.

    Kızılcaoba tarafına gidecek veya o taraftan gelecek insanlar ve köprü inşaatında çalışanlar için iki kişinin karşılıklı geçebileceği -emaneten- tahta köprü yapılmıştı. Elimde kitaplarımla okula gelip giderken ben de zaman zaman bu köprüden geçiyordum. Emanet köprüden geçmek istemeyenler, bir üstteki köprüden geçerek işlerini görüyorlardı.

Temelde çalışan işçiler; aşağıda çok derinde idiler. Çamurun içinde, kazma kürek ellerinde, büyük kovalara doldurdukları çamuru, kurdukları makaralı düzenek ile yukarı çekiyorlardı. Bu arada un değirmenleri ne zaman yıkıldı hatırlamıyorum. Köprünün ayak kalıpları yapılmaya başlandı. Demirleri döşendi ve bu işler epey sürdü. Sıra beton dökmeye geldi. Her şey insan gücüyle, emekle, alın teriyle yapılıyordu. Çok işçi çalışıyordu. Bir süre sonra ayakların beton işleri de bitmiş, Abdurrezzak Usta ayakların üstüne taban kalıplarını yapmaya başlamıştı bile.

Yeni köprü iki gözlü idi. Ortada esas yükü taşıyan ayak çok kalın ve güven verici idi. Köprünün üstüne kalıplar çakıldı ve betonu atıldı. Kuruması için beklenilecekti. Kimseyi üzerine bastırmıyorlardı, geçiş yasağı vardı. Kuruduğuna emin olduktan sonra köprünün üzerinden sadece vatandaşlara müsaade edildi. Çünkü yüzeyi kurumuştu. Epey zaman böyle idare edildi. Sonra ustalar köprünün altındaki kalıpları direkleri sökmeye başladılar. Suyun önüne yapılan tahta bent daha duruyordu. Bir hafta kadar sonra köprünün açılacağını duyduk. Zaten açıktı herkes gelip geçiyordu; hatta cipler bile köprüden geçmeye başladı.

İkindiden sonra idi, merakımdan oralarda oyalanıyordum. Yeni köprünün üzerinde suyun geliş tarafında çalışanlara bakıyordum. Başta Abdurrezzak dayım ve yardımcıları paçaları sıvalı olarak bendin yanına geldiler. Kazıkları sağına-soluna vurarak gevşettiler ve söktüler. Kalın tahtaları da sökerek karşı taraf kıyıya attılar. Ceyhan’ın suyu yeni yapılan beton köprünün iki gözüne doğru adeta boşaldı. Köprünün sökülen kalıplarından kalan küçük tahta parçalarını ve diğer engelleri de önüne kattı, sürükledi ve aşağıdaki eski yatağına karıştı.

Suyun önü açılınca değirmenin gözlerine giden su seviyesi düştü. Ustalar, bent için kullandıkları kalın tahtalarla değirmen gözlerine giden öğretmenler lokali tarafına bent yapmaya başladılar. Köprünün Kızılcaoba’ya doğru uzayan kısmındaki değirmen gözlere giden suyu temelli keseceklerdi. Çalışmaları epey vakit aldı. Seyirciler de çoğaldı, kalabalık oldu. Son tahtayı da koyup bendi tamamlayınca gözlere su gidemedi ve Ceyhan olduğu gibi yeni köprünün altına yöneldi.

(Gazipaşa İlkokulu, Öğretmen Derneği ve Avcılar Kulübü binalarının olduğu şimdiki park o vakte kadar ada içindeydi. Ceyhan bugünkü parka yaklaşınca ikiye ayrılır biri doğrudan akarken diğer kolu parkın çevresini Kent Konseyi’nin (o zamanlar Ziraat Bankası idi) yakınından dolaşarak gelir ve şimdiki Ekmek Fabrikası ile kahvaltı salonunun olduğu tarafa değirmenleri çalıştırmak üzere akardı. Sonra yeniden yatağına kavuşurdu. AB) Bent yapılınca adayı çevreleyen sular azalmaya başladı ve kalmadı. Suların çekilmesiyle nehrin tabanı meydana çıktı. Birden insanlar “Balıklar.. Balıklar…” diye bağırmaya başladı. Herkes suyu çekilen yerlerde çırpınan balıkları birbirine gösteriyordu. Birkaç kişi hemen paçaları sıvadılar, ayakkabılarını-çoraplarını çıkardılar ve çırpınan balıkları tutmak için aşağı indiler. Değirmen gözlerinin içine kadar girdiler. Tuttukları balıkları dışarı tanıdıklarına attılar. Bir kaç kişi de yılan balığı yakalamıştı. Balıklar ellerinde gözlerden çıktılar, sevinçliydiler. İlk defa yılan balığı görmüştüm. Diğer balıklardan daha uzun, kalın ve canlı idiler.

Akşam yaklaşıyordu. Ceyhan normal yoluna girmiş, değirmen gözlerine akan sular da son bulmuştu. Değirmen gözleri de iki tarafa yapılan taş duvarlarla kapatılmıştı.”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Yaşar Yeniçerioğlu 2 yıl önce

Arif bey,
Ağabeyim İsmet Yeniçerioğlu’nun güzel bir hatırasını kayıtlara geçirdiğin ve hemşehrilerimizle diğer okuyucuların bilgisine sunduğun için teşekkür ederim. Sağlık ve başarılar dilerim.

Avatar
Hüseyin 2 yıl önce

Arif Bey memleketimiz için gerçek bir kültürel değersiniz emeğinize sağlık.

Avatar
gurbetci 2 yıl önce

tesekkürler hocam unutulan tarihi bizlere hatirlatiyorsun ömrün saglikli uzun olsun.

Avatar
Candan cakir 2 yıl önce

Arif bey tesekkurederim babamin bu hatirasini gunumuze tasidiniz icin severek yazilarinizi okuyoruz izmirden selamlar