banner136
banner191

YİNE SESİMİZİ DUYAN OLMADI…

 Başımıza gelecekleri bilmemek büyük nimet aslında. Düşünsenize ne zaman ve nasıl öleceğimizi bilsek hayatımız nasıl alt üst olurdu? Kocası aldatan kadın bunu bilmeden daha mutlu yaşardı aslında. Ne kadar az bilirsen o kadar mutlu olursun. Çünkü hayat gördüğümüz kadar.

Annem de babamdan hep şüphelenirdi önceleri. Ceplerini, telefonunu karıştırır, kazaklarını koklar, babam iş gezisinden her geldiğinde günlerce hafiyelik yapardı. Her zaman arkadaş olduk annemle. Dertleşir, danışır, paylaşırdık tüm sorunlarımızı.

Hukuk Fakültesi ikinci sınıftaydım ve söz vermiştim anneme. Avukat olduğumda eğer gerçekten ispatlarsa babamın kendini aldattığını, ben bakacaktım davasına. Kulağa tuhaf geliyor biliyorum ama evlenmek kadar ayrılmak da kutlanması gereken bir karar bence. Annem her zaman annem, babam son nefesime kadar babamdır. İkisinin aynı evde yaşaması biz belli bir bilince ulaştıktan sonra çok da önemli değil bana göre. Hele de beni bahane ederek bir arada kalmaya çalışmalarını hiç kabul edemem.

Hal böyleyken babam benim mezun olmama ve annemin daha fazla hafiyelik yapmasına gerek bırakmadan, hayatında başka birinin olduğunu ve ayrılmak istediğini söyledi. Evi arabayı bize bırakacağını tüm okul masraflarımı karşılayacağını, maddi anlamda bize hiçbir sıkıntı yaşatmayacağını garanti vererek anlaşmalı olarak boşanmaya karar verdiler.

Annem ilginç bir şekilde çok metanetle karşıladı durumu. Babam benimle duygusal bir konuşma yaparak, eşyalarını topladı ve başka bir dünyaya yelken açtı. 

Ertesi gün babamsız ilk kahvaltımızı yaptık. Annemle karşılıklı çaylarımızı aldık, diğer sıradan günlerde yaptığımız gibiydi her şey. “Akşam geç kalma. Seninle baş başa bir yemek yiyelim dışarda” dedi.

Annemin bu sessizliğinde tuhaf giden bir şeyler vardı. Kendimi annemin ağlamalarına, hayıflanmalarına, babama yapacağı beddualara hazırlamışken bu olgun davranışlar şaşırtıyordu beni.

Okulda günün son dersi ceza hukukuydu. Çok ilgiyle ve istekle takip ettiğim derslerimden biri. Ceza hukuku dalında uzmanlaşıp özellikle “Hayata ve Vücut Dokunulmazlığına Karşı Suçlar”  konusunda tez hazırlamak istiyorum. Özellikle kadın bedenine karşı işlenen suçlarda hiçbir karşılık beklemeksizin hemcinslerimin yanında olmak gibi ideallerim var. Anneme bu kadar destek vermemin altında yatan sebep de bu aslında. Her ne kadar babama tepki göstermesem de içimde fırtınalar kopuyordu.  Bu tür travmalardan kadının en az zararla çıkması için toplum olarak herkes üzerine düşeni yapsa daha sağlıklı yeni nesiller gelecektir.

Dersten sonra hiç oyalanmadan eve gittim. Annemi görünce gözlerime inanamadım. Hafif dar bir pantolon üzerine beyaz balıkçı yaka ince bir kazak, gözlerinin yeşilini tam ortaya çıkaran doğal bir sürme, saçlar dağınık ama” kontrol bende” diye bağıran tatlı bir topuz. 

Anladım ki annemin anlatacakları vardı. Arabaya doğru gittik. Anahtarı bana verdi “Sen kullan, senin sayılır. Mezun olduğunda tamamen senin olacak” dedi. Bizim için ayrılan masaya oturduk.

“Anne artık anlatacak mısın? Tüm bu olanlara bir anlam vermeye çalışıyorum. Boşanıyorsun fakında mısın? Hayatın, alışkanlıkların, zorunlulukların ve artık yapmak zorunda olmadığın her şey değişecek. Ve sen çok hazır görünüyorsun tüm bunlara.”  Elimi tuttu, tatlı bir gülümsemeyle “Artık hazırım. İki aydır terapiye gidiyorum.  Bu hayata bir kez geliyoruz, herkes kendi tercihini yaşar. Babana da tercihlerini yaşama şansı verdim. Sanma ki kolay oldu kabullenmem. Acımı da yaşadım, yasımı da tuttum ölen ilişkimin. Ama sorunlarımla kimsenin hayatını zehir etmeye hakkım olmadığına karar verdim. Bu hayatta bir tek seni görememek yıkar beni. Onun dışında atlatamayacağım hiçbir yokluk yok” dedi.

Annemi dinlerken gözyaşlarımı kontrol edemedim. Bu kadar güçlü bir kadının kızı olmaktan nasıl gurur duydum anlatamam. Yemekten sonra annemle el ele yürüdük hafif çiseleyen yağmurun altında. Ciğerlerimiz yanana kadar içimize çektik havayı. Prangalarından kurtuluşunu  kutladık, yağmura karışan gözyaşlarımızı birbirimizden saklayarak.

Bir süre sonra kendi düzenimizi kurmuş, iki kişilik dünyamıza kocaman yenilikler katmıştık. Annem gündüzleri ben okuldayken hep yapmak isteyip ertelediği resim kursuna gidiyor, muhteşem resimler yapıyordu. Ders çalışmadığım akşamlar bana modellik yaptırıyor açacağı sergiye heyecanla yeni portreler ekliyordu.

Bu arada sergi için son hazırlıklarını yapıyordu. Bana akşama çok ödev bırakmamamı son tabloyu bitirmesi gerektiğini ve erken evde olmamı istediğini belirten bir mesaj atmış. Son vize sınavlarımızdı. Rahatlamama çok az bir zaman kalmıştı zaten. “O soruya daha mantıklı bir cevap verebilirdim” diye kendi kendimle boğuşurken metrobüsten iki durak önce indiğimi fark ettim. Neyse dedim kendi kendime biraz yürür açılırım. Çok geç bir saat olmamasına rağmen her yer sessizliğe bürünmüştü. Daha önce buralarda yürümemiş, bu sokaktaki evlere hiç dikkat etmemiştim. Derin derin içime soludum havayı, kulağımda Cem Adrian “Ben seni çok sevdim” diyor. Annem sabırsızlıkla beni bekliyordur hızlanayım biraz diye düşünürken birden karşıma genç bir adam dikildi. Elinde bir torba, sağa sola yalpalıyor, bakışlarını sabitleyemiyordu. “Ayakta bile duramıyor, kurtulurum” diye düşündüm. Çantama attı elini. Telefonum ve kulaklığım düştü yere. Niye direndim bilmiyorum, tüm gücümle asıldım çantaya. Birden çantayı bıraktı omuzlarımdan itti. Dengemi kaybettim ve yere düştüm. Başımı kaldırıma çarptım. Sersemlediğim anda üzerime abandığını hissettim. Çırpındım kurtulmaya çalıştım olmadı. Boğazıma öyle sıkı sarılmıştı ki nefes alamıyordum. O sırada uzaktan ambulans sireninin sesi geldi. Sanırım polis sandı ve cebinden çıkardığı bıçağı karnıma sapladı. Saçlarından bir tutam almaya çalıştım. Boynuna tırnaklarımı geçirdim.  Çantamı telefonumu aldı ve hızla kaçmaya başladı. Yerde öylece kalakaldım. Kalkmak istedim ama üzerimde tonlarca ağırlık varmışçasına kıpırdayamadım. Bu kadar basit olamazdı hayat. Daha yapacak çok şeyim var. Mezun olup kadınlara yardım edecek, onların sesi olacaktım. Eğer sesim çıksaydı! Üşümeye başladım, uykum geldi. Uyursam annem merak eder. Ama çok anlamsızdı her şey. Böyle kolay olacaksa neden bunca çaba, bunca emek? Gözyaşıyla okuduğum sonları şimdi ben yaşıyorum. Bu kadar erken bitmemeliydi hayattaki rolüm.  Uyumamam lazım, sesim nereye kayboldu? Bir çığlık atabilsem ama olmuyor işte. “Ver elini gitme zamanı” dedi. Elimi uzattım, tuttum elini, sıcacıktı. Döndüm kendime, avucumda tuttuğum saçlara baktım. “Bulurlar değil mi onu? Annemin kapı kapı dolaşıp “kızımın katilini bulun” diye ağlamasını istemiyorum.” Sadece gülümsedi….

 Aylar sonra anne, kızını elinden alan caninin demir parmaklıklar ardına konduğunu gördü ama sönmedi içindeki yangın. Kızı kadar canı yanmamıştı katilin, üşümemişti, korkmamıştı. Kızının alması gereken nefesi o insan müsveddesi çekiyordu ciğerlerine, hak etmediği halde acıkacak, uyuyacak, yeni doğan güneşe yüzünü dönebilecekti. O ise sadece rüyalarına gelmesini beklemekle, hiç uyanmak istemeden yavrusuna kavuşacağı günü bekleyecekti.

  Kızının yarım kalan portresinin başına geçti.  Onun gittiği günden beri tuvalin örtüsünü açmamıştı. Vakit gelmişti artık.  Saçını okşar gibi, pamuk yanaklarını sever gibi dokundu yüzüne. Fırçanın son darbesini tuvalle buluşturduktan sonra seyretti yarım kalan düşlerini. Son nefesini ciğerlerinde bıraktı ve kızının elini tutan o sıcak eli tuttu. Vakit gelmişti artık.  Hazırdı kavuşmaya ve sonsuz buluşmaya huzur içinde yol aldı ve kavuştu yavrusuna…

           

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Fatih 1 ay önce

Hiç bir acıklı hikaye beni feminist lerin oyununa alet edemez
Yuvayı dişi kuş yapar
Sınırsız özgürlük kimseye yok
Herkesin sorumluluğu var
Hele evlilik te
Sizi özgürlük,hak , hukuk adalet diye size iyilik yapma bahanesiyle aile ni zi yıkıyor lar, parçalıyor lar...
Size bir örnek vermek istiyorum
Boşanma davası n da , arabuluculuk yapmak yasak miş ,yani arabuluculuk yolu kapalı. Neden sizce ,ben söyleyeyim belki Ikna olur vaz geçer diye ,vaz geçmeden hemen bisayacak lar...
Ve bu iş tek celsede oluyor , Türkiye de başka hiç bir dava bu kadar hızlı sonuçlanmı yor ...
Şimdi biraz düşünün