banner136
banner191
 

Karahüyük’te bir zamanlar bol miktarda barut yapılırmış. 2006 yılında köy gezimiz sırasında Karagöz Yusuf’un oğlu Hafız Süleyman Bila anlatmıştı; şöyle yapılırmış:

●  Höyüğün, çukurlarından, kesinlikle nemli olan ve adına güherçile denilen topraktan alınıp özel bir sandığa konur..

●  Sandıkta iken toprağa su ilave edilerek karıştırılır ve çamur haline getirilir.

● Sandığın deliklerinden sızmaya başlayan çamurun suyu, sonuna kadar özenle alınıp ‘don kazanı’nda biriktirilir.

● Sonra bu kazanın altında bir ateş yakılarak suyun üçte biri kalıncaya kadar kaynatılır.

● Kalan su, sini, tepsi gibi yayvan kaplara konularak bir gece bekletilir. Su, bekletilen gece sonunda “donyağı gibi” donmuş ve kristalleşmiştir. Bu haline “Gal” denir.

● Bir taraftan bağ çubukları yığılıp yakılarak kömür elde edilir.

● Bu kömür ile gal ve kükürt karıştırılır.

● Bu karışım, soku taşına konulup ağaç tokmak ile karıştırarak bulgur gibi oluncaya kadar dövülür ve ezilir.

● Sonra gözenekleri birbirinden farklı büyüklükteki eleklerle, büyük delikliden küçük delikliye doğru sırayla elenir; alta dökülenler güneşe serilip kurutulur ve BARUT elde edilmiş olur.

&

Karahüyüklülerin şakaları, fıkra tadında hatıraları çoktur. Hem gülecek hem üzülecek tarafın olan birini de gene Hafız Süleyman Bey anlatmıştı:

Karahüyüklü Boynueğrilerden Ahmet Küçük, barut yapmak amacıyla yukarıda anlatıldığı gibi höyükten nemli toprağı alır, sandıklar, su katıp çamur yaptıktan sonra sızdırır. Sızan suyu biriktirip kaynatır ve sabahlatıp dondurarak gal elde eder. Sabahleyin de bağ çubuğunu yakarak kömür elde eder. Bu kömürle gal ve kükürdü karıştırıp soku taşında iyice döver. Eledikten sonra yapacağı bir iş kalmıştır; güneşe serip kurutmak. Kurutmak amma Ahmet’in işi vardır, acele etmesi gerekir bu yüzden güneşte geç kuruyacağını düşünürken aklına horantasının daha yeni ekmek edip kalktıkları tandır gelir. Büyükçe bir torbaya doldurur ve sırtladığı gibi tandırlığa varır. Uzun bir iple ağzını bağlar. İpin öteki ucunu da tandırın üstünde yukarı bir yere bağlayarak torbayı, içinde bolca köz olan tandırın içine sarkıtır. Hatta çabuk kurusun diye közlere de iyice yaklaştırır. Kimse yok ki yanında “Yahu kardeşim, ateş ile barut yan yana durur mu; patlar” diye hatırlatsın... Kendisi de dinlenmek için bir yere otururken sigarasını yakıp tellendirmeye başlar. İçinden de epey iş gördüğünü, bir torba güzel barut elde edeceğini düşünmektedir. Daha sigara yarım olmamıştır ki tandırlık şöyle dursun bitişiğindeki evlerinin damını bile attıracak kadar büyük bir patlama ile ortalık savaş alanına döner. Kendisinin çenesi dağılır, bacısının ayağı kopar…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Adamın teki 10 ay önce

Elbistan ,sadece karahüyükten ibaret değil, mahirden ibaret değil. Belediyecilik demek beş ağaca alttan ışık vermek demek değil.kendini aş biraz,yeter methiyeler.

Avatar
Adem Has 10 ay önce

Allahu Ekber. Alembey hikayeleri gibi.

Avatar
şekerci 10 ay önce

adamın teki sen nıye sancılandınki yarın çaycı ibonun oraya gel sana soda ısmarlayayım sancıya iyi gelir.

Avatar
Halil 10 ay önce

Bacısının kopan ayağı dikilmiş mi?

Avatar
Elbistan’cı 10 ay önce

Yav hoca akşam akşam gülmekten garnımın eti agrıdı derlerdi eskiden nerden buluyorsun bu hikayeleri hele ilk iki yoruma daha çok güldüm Allah hayrınıversin