banner136
banner191

Arif Bilgin’den 4 Kaynak Eser:

● TERK EDEN ELBİSTAN – 1

(Genişletilmiş 2. baskı. 272 sayfa)

TERK EDEN ELBİSTAN – 2

(272 sayfa)

TERK EDEN ELBİSTAN – 3

(272 sayfa)

ÜÇ CİLTTOPLAM 816 SAYFA

E L B İ S T A N C A

(Büyük Boy, 350 Sayfa)

Elbistanca 10,

Terk Eden Elbistan Üçlemesi: 20 YTL

İSTEME VE İLETİŞİM ADRESİ:

Arif Bilgin’in;

İŞ BANKASI ELBİSTAN ŞUBESİ: 6420 0575196 NO’LU HESABINA

VEYA

5185615 NUMARALI POSTA ÇEKİ HESABINA

KİTAP BEDELİ YATIRILIP GÖNDERİLMESİ İSTENEN ADRES

AŞAĞIDAKİ E-MAİL ADRESLERİNE

VEYA TELEFONLARA BİLDİRİLMESİ YETERLİDİR.

[email protected]

[email protected]

0 505 498 59 41

0 344 415 22 82

KAR İNCECİK Mİ YAĞAR, İNCECİK’TEN Mİ

Büyük bir gazetede ve Haber 7 sitesi’nde yazan kıymetli bir yazar var. On yıldan beri “Karacoğlan, ‘İncecikten bir kar yağar/ Tozar Elif Elif diye’ derken, ‘İncecik' kelimesi, ince ince yağan ve rüzgârın tozuttuğu karın inceliğinden değil, Elbistan'ın İncecik köyünden bahsediyor...” tezini kanıtlamaya uğraşıyor...

11 Şubat 2008 tarihinde, gazetesinde ve Haber 7’deki sütununda(1)yeni bir yazı daha yayınladı. (Ama yazısı, benim bu yazıyı yazara ve ilgilere göndermem sonucu 16 Şubat tarihinde kaldırılmıştır)

Sayın Yazar, on yıl kadar önce, “Salah Birsel’in(2) kitabında İncecik’in Elbistan’a bağlı bir köy olduğunu ve şiirdeki ‘İncecikten bir kar yağar’ ifadesinde geçen İncecik’in de bu köyü anlatmış olabileceğini... duyunca kendinde yeni bir ufkun açıldığını...” yazmıştı. Şimdi, artık meseleyi tamamen halletmek amacıyla olsa gerek, “Maraşlı dostlarından Elbistan’ın İncecik adında bir köyü olduğunu öğrendiğini, 27 Ocak 2008’de ise İncecik köyünün öğretmeni Hüseyin Yılmaz ile telefonla konuşarak onun;

■ “İncecik köyünün dağın üst yamacında olduğunu,

■ Elbistan’da ilk karın İncecik köyüne yağdığını,

■ Karacaoğlan da İncecik’ten bir Elif’e sevdalanınca köyün civarından uzun süre ayrılmaz olduğunu,

■ Derken kış bastırıp karın yağmaya başladığını;

■ Kar “İncecik”teki sevdalısının üzerinden geçerek geldiği için rüzgârın da etkisiyle “Elif Elif diye toz”dğunu ve nihayet Karacaoğlan’ın başına düştüğünü...“ söylediğini yazdı ve artık Karacoğlan’ın İncecik köyünü kastettiğine de kani olduğunu ifade etti.

Buraya kadar iyi güzel de, İncecik köyü okulunda Hüseyin Yılmaz diye bir öğretmen yok! Üstelik yapılan konuşma da yüz seksen derece diyecek kadar çarpıtılmış!

Sayın yazar, Hüseyin Yılmaz adında bir öğretmenle değil, Hüseyin Yılmaz adlı İncecik köyü muhtarı ile konuşmuş. (Öyle ya, “Edebiyat dünyasına bomba gibi düşecek(!) olan bir tezi, muhtardan alınan bilgilere dayandırmak pek inandırıcı olmazdı; bilgiler öğretmenden alınmış gibi vurgulanırsa, aydın çevrelerce daha güvenilir bulunurdu...”)

Ben de konuştum Hüseyin Yılmaz’la...

Üstelik araştırdım da...İncecikli dört tane Hüseyin Yılmaz var.Bunlardan biri Ankara'da bir özel okulda öğretmen; biri işçi, üçüncüsü şu anda İncecik köyünün muhtarı Hüseyin Yılmaz, dördüncüsü de muhtarın yeğeni olup Elbistan’daki Sınav Dershanesi'nde Matematik Öğretmeni olarak görev yapan Hüseyin Yılmaz. Yani, yazarın iddia ettiği gibi köydeki okulda Hüseyin Yılmaz diye bir öğretmen yok.

Acaba dedim, olur ya Matematik öğretmeni olan Hüseyin Yılmaz Bey ile konuştu da köyün öğretmeni mi sandı veya sehven öyle mi yazdı Hemen Sınav Dershanesi’ne gittim, orada Sayın Yılmaz’ı ziyaret ederek hem tanıştım, hem de kendisinin bu mesele ile ilgili olarak hiç kimseyle görüşmediğini ve telefonlaşmadığını, bu arada da Muhtar Hüseyin Yılmaz’ın amcası olduğunu öğrendim. Eve geldikten sonra, İncecik’e, daha doğrusu Muhtar Hüseyin Yılmaz’a ulaşmanın yollarını aradım. Sormak için İncecikli Emekli Öğretmen Mustafa Türk’e telefon açtım, yoktu; oğlu Mehmet ile görüşerek köydeki bir yakınının cep telefonunu, ondan da Muhtar Hüseyin Yılmaz’ın cep telefonunu öğrendim; aramızda tanışma faslından sonraki konuşma şöyle geçti:

- Muhtarım siz 27 Ocak’ta M. A. adında bir yazar ile telefon konuşması yaptınız mı

- Evet.

- Köyde Hüseyin Yılmaz adında bir öğretmen var mı

- Bilmem!

- Yahu hem muhtarsınız, hem de bilmem diyorsunuz, bu nasıl iş

- Valla hocam 11 tane öğretmen var, hangi birini belleyim ki; ben köyün imamının adını bilmiyom!

- Hüseyin Yılmaz adında bir yeğenin var ya; insan yeğenini bilmez mi

- Haa evet, o var!..

- Ama o da köyde öğretmen değil, Elbistan’da bir dershanede öğretmen; aynı ismi taşıyan başka öğretmen var mı

- Her halde yok hocam...

- Peki muhtarım, nasıl oldu da ‘İncecik, Elbistan’ın en yüksek köyüdür; ilk kar oraya yağar’ dediniz

- Valla ben onun yazdığı gibi şeyleri demedim; o arkadaş öyle geliştirmiş.

- Peki ne dediniz.

- Bak Hocam, işin aslı şu. Ben ona dedim ki, “bazı büyüklerden şöyle duyduk; Karacoğlan, İncecik’ten geçerken, köyün yakınındaki pınarda güzel bir kız görmüş, kızın adı Elif’miş. (Karacoğlan ve diğerleri, kızın adını nasıl bellemişlerse!) Akşam misafir olduğu evde toplananlar, ‘Aşık, bize bir türkü söyle’ demişler, o da ‘İncecikten bir kar yağar/ Tozar Elif Elif diye’ türküsünü söylemiş.”

- Başka

- ‘O zaman kar yağıyor muymuş’ diye sordu; ben de herhalde yağıyormuş, dedim.

- Bu kadar mı; başka konuştunuz mu

- Bir de bana ‘köyde Elif adı çok mu’ diye sormuştu, ben de evet Elif adını çok koyarlar dedim...

- Sağol muhtarım..

- Pek de bilmem ya, bizim köyün tarihi pek eski değilmiş Hoca’m, Karacoğlan zamanında bizim köy var mıydı, yok muydu...

- O zaman değil, çok daha eskilerde de vardı. Mesela 1563 tarihli Maraş Tahrir Defteri’(3)nde İncecik köyü ve bazı özellikleri sıralanır. Demek ki 445 yıl önce de belki daha önceleri de vardı...

-

- Sağol muhtarım, hayırlı akşamlar.

- Hayırlı akşamlar Hocam.

&

Olmaz, Sayın yazar, edebiyat dünyamıza farklı ve doğru (sansak bile) bir mesaj vereceksek, bu mesaj zanlara, yalan-yanlış konuşmalara dayandırılmamalı...

Salah Birsel’in 1954’te Kapıdere’den Elbistan’a kamyonla yaptığı meşakkatli bir yolculuk sırasında yoldaşlık ettiği bir Avşar gencinin “Karacoğlan bu bölgede uzun süre kalmıştır, İncecik’te Elif adlı bir kıza âşık olmuştur...” şeklindeki bir duyumu yansıtması, hem Salah Birsel’i hem de Sayın Yazarı birden çarpmamalıydı. On yıldır gönlünüzde demlenen, “Karacoğlan’ın inceciği Elbistan’ın köyü olan İncecik’tir” tezinizi, yapılmamış konuşmaya değil; şiirdeki kelimeleri, anlamlarını, şiirin bütününü, Karacoğlan’ın üslubunu, o konuda ehil kişilerin yorumlarını bilerek ve hesaba katarak kanıtlamaya çalışmalıydınız...

Öte yandan;

■ Elbistan'ın köyleri arasında kar İncecik'e ilk yağmaz.

■ Köy, öyle dağın üstüne kurulmuş ovaya kuşbakışı bakan, yüksek zeminli bir köy de değildir.

■ Bunun şiire yüklenmeye çalışılan yeni anlama destek olsun diye uydurulduğu çok aşikârdır; çünkü hem Elbistan'ın İncecik'e göre rakımı çok yüksek olan onlarca köyü var, hem de bizzat İncecik'in komşuları arasında bile mesela Yalıntaş (Aktil) gibi çok daha yüksekte köy(ler) vardır. Kar, hemen yakınındaki komşu ve daha yüksek köye yağmayıp, sırf Karacoğlan'ın söz konusu şiirine kazandırılmaya çalışılan yeni anlamın hatırına mı İncecik'e ısrarla ve her sene ilk yağacak!.

İncecik, yöre halkının malumu olduğu üzre, Elbistan'dan başlayarak kuzey ve kuzeydoğu istikametine doğru giderken hafif eğimle yükselen bir arazinin düzlüğündedir. Yakınında engebeli alanlar ve kayalık bölgeler olsa da onlar beş on dakikada tepesine çıkılabilecek kadar engin tepe veya kayalıklardır...

Mustafa Türk’le birlikte uzun yıllar önce söz konusu yaparak İncecik köyünde Elif adlı bayanların çokluğunu tespit etmiştik. Yazar da muhtara sorarak doğrulatmak istiyor. (Yazara, on yıl önce ilk yazısını yayınladıktan sonraki günlerde bu bilgiyi bile benim ilettiğimi sanıyorum) Olabilir; ancak 'İncecik'te adı Elif olan hanımların sayısı (oranı da diyebiliriz), diğer komşu köylere göre biraz fazla olması, bir araştırmacıya "Karacoğlan, söz konusu şiirini, İncecik köyündeki bir Elif'e yazdığı bundan belli" dedirmeli mi, bu doğrultuda bir kanaat oluşturmaya yeterli görülmeli mi Görülmemeli; çünkü Karacoğlan eğer karşılaşmışsa, bir tane Elif ile karşılaşmıştır; dolayısıyla köydeki diğer kızların adı Zeynep olmuş, Ayşe, Fatma veya Elif olmuş kimin umurunda...

Dahası, Karacoğlan, gerçekten Elbistan dolaylarına gelmiştir. Birkaç şiirinde bölgemize ait (Elbistan yanaklı, Ketizmen, -Ceyhan nehrinin çıktığı- Pınarbaşı gibi) özel isimler geçmektedir. Peki, Karacoğlan'ın Elbistan'a da uğramış olması, belki arada sırada belki sık sık gelip gitmesi Elif'in İncecikli olmasına kâfi delil midir

İncecik'ten kar yağmaz/yağamaz; ama incecik kar, incecik(ten) kar yağar/yağmıştır.

Âşık(lar), her yerde sevdiğini görür, her doğal hareketi sevdiğinin bir davranışına, boyuna, endamına benzetebilir. Serviler boyu olur yarinin, ekinler saçları... Bu tip benzetmeler de bizim halk şairlerimizin tümünde sayısız denilecek kadar çoktur. Bu bağlamda, şiirin "İncecikten bir kar yağar /Tozar Elif Elif diye" satırlarını "Rüzgârın, ince ince yağan karı oradan oraya savururken, bir havaya bir yere tozuturken çıkarttığı o ıslık gibi, o uğultulu sesi, kendisi gibi 'Elif Elif' diye terennüm etmeye benzetmiş olmasını, en doğru anlam olarak kabul etmek gerekir. Arkasından "Deli gönül abdal olmuş / Gezer Elif Elif diye" demesi de bunu kanıtlar. Kays’ın yani Mecnun’un çölde “Leylaa, Leylaaa” diye gezmesi gibi...

Karacoğlan, eğer, "İncecik'te bir kar yağar..." şeklinde yazsaydı pek şüphe duyulmadan kastedilenin, kar için söylenen ince sıfatı değil de Elbistan'ın İncecik köyü olduğu kabul edilebilirdi. Öyleyse bu iddianın tersi de doğrudur; mademki, “İncecikten bir kar yağar” denilmiştir; öyleyse kastedilen, karın inceliğidir...

NOT: Köy halkının tamamına yakınının, ismin -de hali ile -den halini karıştırdığını, mesela, “Bende var” derken “Benden var”; “Benden aldın” diyecekken de “Bende aldın” şeklinde telaffuz ettiğini; dolayısıyla “İncecikten bir kar yağar...” sözünü, “İncecik’te bir kar yağar” şeklinde anlayarak (algılayarak), bu efsaneyi benimsediklerini de akılda tutmak gerek... Sayın yazar da herhalde İncecikli değildir!..

Karacoğlan’ın söz konusu şiirini de takdim edelim:

İncecikten bir kar yağar

Tozar Elif Elif diye,

Deli gönül abdal olmuş

Gezer Elif Elif diye.

Elif’in uğru nakışlı,

Yavru balaban bakışlı,

Yayla çiçeği kokuşlu,

Kokar Elif Elif diye.

Elif kaşlarını çatar

Gamzesi sineme batar

Ak elleri kalem tutar

Yazar Elif Elif diye

Evlerinin önü çardak

Elif'in elinde bardak

Sanki yeşilbaşlı ördek

Yüzer Elif Elif diye

Karacoğlan eğmelerin

Gönül vermez değmelerin

İliklemiş düğmelerin

Çözer Elif Elif diye

---------------------------------------------------------

(1) (http://www.haber7.com/artikel.phpartikel_id=141428) Bu yazı, benim okuduğunuz bu yazıyı yazara ve ilgilere göndermem sonucu 16 Şubat tarihinde kaldırılmıştır)

(2) Salâh Birsel, Hacivat Günlüğü, İstanbul 1982, Ada Yayınları, s. 69-70

(3) Maraş Tahrir Defteri- 1563. (Prof. Dr. Refet Yinanç, Yrd. Doç. Dr. Mesut Elibüyük; Cilt; 2, sayfa 564, 660

[email protected]

[email protected]

Arif Bilgin’den 4 Kaynak Eser

● TERK EDEN ELBİSTAN – 1

TERK EDEN ELBİSTAN – 2

TERK EDEN ELBİSTAN – 3

E L B İ S T A N C A

(Bu eserler yoksa kütüphanenizin bir kanadı düşüktür)

0 505 498 59 41

0 344 415 22 82

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
pervin 13 yıl önce

hocam sizi yeni keşfettim. ve okudukçada karacaoğlanı, elifi inceciği değil, sizi merak etmeye başladım. kitaplarınızı hiç okumadım ama artık okumak şart oldu. sizi tanımak adına. bilginiz, araştırmanız merakınız edebiyata olan düşkünlüğünüz taktire şayan. tşkrler. (Pervin)

Avatar
mustafa türk 10 yıl önce

gerçekten de kar incecik ten yağmış olamaz mı (Mustafa Türk) ............................... (((Hayır, İncecik semada değil, İncecik bulut değil dolayısıyla İncecik'ten (İncecikliler gibi -de ve -den hallerini karıştırmayalım) kar yağmaz; ama İncecik'te ve incecikten (ince ince) kar yağar. Karacoğlan da son söylediğimi kastetmiştir. Hepsi bu. Selamlarımla. A.B.)))

Avatar
Mahmut TÜRK 8 yıl önce

Bu yazınızda dayandığınız isnatların çok büyük kısmı temelsiz isnatlardır.İncecik köyü Elbistana hakim bir yerde kurulmuş bir yerleşim yeridir.Oradan çıplak gözle Elbistan çok rahat bir şekilde görülebilmektedir.Acaba size İnceciklilerin -de ile -den halini karıştırdığını da kim söyledi?Bunun bir istatistiki araştırması elinizde mevcut mudur?Ayrıca aşık bir ozan karşılaştığı her olayı gönlünde sevgilisine bağlar.Eğer rüzgar esiyorsa, bu rüzga

Avatar
Mahmut TÜRK 8 yıl önce

onun kokusunu kendisine getiriyordur.Eğer baharda çiçekler açıyorsa onun güzelliğini taklit etmek için açıyordur ve eğer kar yağıyorsa muhakkak İncecikten yağıyordur Karacaoğlanın bağrına. (((Mahmut Bey bu sitedeki yazı köşelerimde telefonlarım da var; ya oradan ara ya da telefonunu e-mail aracılığı ile bana gönder, konuşalım.. Bilmedikleriniz ve anlamadıklarınız var...)))

Avatar
Mahmut TÜRK 8 yıl önce

Ayrıca karın İncecike ilk kez yağıp yağmaması bu tezi nasıl çürütebilir ki.İsterse en son oraya yağsın kar.Sizin Mustafa Armağanın tezlerini kendinizce çürütmeniz, Salah Birseli yanlışlamanız anlamına mı gelmektedir acaba?Bunun yanında gözden kaçan en önemli husus ise şudur ki; aslında önemli olan bu hikayenin edebiyatımıza bir renk katmış olmasıdır.Gönülleri tekrar kıpraştırması ve heyecanlandırmasıdır.Aslında bizlerin yapması gereken bu güzel