banner136
banner191
Evlerinin önündeki küçük bahçelerine oynamak üzere çıkan iki kardeş dutun altında ne yapacaklarını düşünürken küçük olan teklifini yaptı:
Haydi Ingılı çüş oynıyak.
Ağabey omuz silkerek cevap verdi:
‒ Yok…
Küçük ısrar etti:
‒ Ötean oynamadık mıydı, onda düştüm müydü?
Yok diyom saa. Düşen diyom saa.. Get şurdan!
Amman abi la..  Haydi oynıyak la!
Get diyom saa, get, get!..  Eşşoolueşşek hiyana!
Aha! Eşşoolueşşek dedin! Seni babama deyim de, hıh!
‒ ?!?
Ağabeyinin cevap vermemesi hamlesinin etkili olduğunu anlattı, bastırdı:
‒ Hıh, deyim de! Eşşoolueşşek dedin! Aaşam kötea yi baam..
Az önceki hırçın, egemen ve inat ağabey birden yelkenleri indirdi:
‒ Amman la, deme la; gadaalar la...
Küçük ise yakaladığı fırsatı iyi değerlendirme peşindedir. Durmadan omuz silkeleyerek üstüne gider:
‒ Derim.. derim.. Seni geberttirrim! Sen ötaan beni döodürmedii; çimmeye getdiğimi demedii? Hıh, booz sıra baa geldi mi? Hııı.. Nasıllmııış?!
İyice pes eder ağabey:
‒ Gadaaalar…
Küçüğün omuzu sanki otomatik bağlanmış gibi hayır demek yerine inip inip kalkıyordu. Ağabeyin içine düşen korku gittikçe büyüyordu. Razı etmek için onun yolundan gitmeye karar verdi:
‒ Hadi gel ıngılı çüş oynıyak... Debiyak sen oynıyak diyordun tama!?
‒ Oynamıyom!.. Icık evvel sen niye oynamıyordun? Babama demeyim dee beni gandırıyon daal mi?
Ağabey ne yapıp da razı edebileceğini bir türlü kestiremiyordu. Babasının döveceği aklına geldikçe korkuyor ve taviz vermeye devam ediyordu. Hiç yapmadığı kadar alttan alarak bir daha denemek istedi:
‒ Bahale la, amman la; ç.künü yiyim la.. Valla, ben de senin bir ettiğini söylemem babama.. Anam babam össün ki söylemem...
‒ Aha! Anam babam össün dedi. Hıh.. Bunu da deecim hah!
Artık, çırpındıkça batan insanın çaresizliği ile durumunun iyice zıvanadan çıktığını sezen ağabey birden saldırdı. Küçük karşı koyunca kapıştılar. Sarmaş dolaş olup yere yuvarlandılar. Dut ağacının altında, dökülmüş taze ve firikleşmiş dutların üzerinde vıcık vıcık ezilip yapışmasına aldırış etmeden, alt alta, üst üste debelendiler bir süre. Vurmalar, ısırmalar, tehditler birbirini kovaladı. Sonunda, baş edemeyeceğini anlayan ve biraz daha çok canı yanan küçük ağlamaya, gittikçe de -evdekiler duysun diye- sesini yükseltmeye başladı. Büyük kardeş ise bu kavga ile kabahatinin daha da arttığını, suçunu ikiye katladığını düşünerek iyice panikledi ve hışımla kardeşine oturaklı bir tokat vurarak kaçtı gitti.
Artık küçük kardeş, gerçekten ağlıyordu ve artık büyük kardeş, gerçekten suçluydu...
Babasının kendisini döveceğini, belki de başka türlü cezalandıracağını tahmin eden İbrahim (büyük kardeş), artık eve dönmeme kararıyla kaçıyordu. Bahçelerin arasından koşarak, arklardan atlayarak, geniş arkların içine girip mırıklara (millere) bata çıka, sazlara ve gurbaa b.klarına dolaşa dolaşa kaçmaya devem etti. Kaçarken de aklına düşen sığınacağı yerlerden birini seçmeye çalışıyordu.
‒ Mısdafa dayımgile mi getsem mi ola.. O baa heç bir şey demez. Amma Zalha yengem, hemen anama haber salar... Meamet dayım da beni sever, amma şo dölü gene döoyer beni... Enmen eyisi emmimgile gediyim. Emmim beni sever.. Bayramda para verdiydi; iki yüzümden de öpdüydü...
İbrahim, bunları düşünürken yönünü amcasının bahçesine çevirdi ve koşmaya devam etti. Nefes nefese kalıncaya kadar koştuktan sonra, dinlenmek amacıyla altından geçtiği ağaçlardan birinin gölgesine oturdu. O kadar yorulmuştu ki oturmak bile zor geldi adeta, sırtüstü yattı. Ağacın dallarını, sonra da dallardaki elmaları seyretmeye başladı. Birden kalbinin gerp gürp.. gerp gürp sesini duydu. Hem sesi hem hızlı atışı ürkütse de dinlendikçe kalbinin yavaşlaması, nefes alış verişinin sakinleşmesi İbrahim’i ferahlattı...
Gözü dallardaki elmalara ilişti yeniden. Acıktığını fark etti. Daha uzun yolunun olduğunu ve akşama kadar hiçbir şey yemeden gideceğini düşündü. Karnı da açlıktan gurulduyordu, zaten. Guruldamak ne demek, elmalara baktıkça karnı sancılanıyordu. Üç beş tane koparmak düşüncesiyle elini uzattı. Elmanın birini avuçlarken çöpünü baş ve işaret parmağının arasından geçirdi ve kopartmak üzere tam çekerken böyükanasının “siz, siz olun kimsenin çöpüne bile dohunmayın haa... Soona ödeşenaaçir cennetin yüzünü göremezsiiz...” dediği aklına düştü. Elini hızla çekerek sol koltuğunun altına soktu; saklamıştı adeta...
Yeniden sırtüstü uzandı. Aklına büyükannesinin söylediği başka bir sözü düştü:
‒ Bazı hayır sahapları, bahçalarının gıranlarına, çocuklarınan guşların hakgı dee kiraz miraz ağaçları dikerler...
Biraz ümitlenerek “Acaba bunlar onlardan mı ki?” diye düşündü. Buna rağmen kendinde tekrar ayağa kalkacak mecali bulamadı...
Çocuk işte... Horu hopu ne ki? O kadar oyuna, kavgaya, sıkıntıya, açlığa ve koşup kaçmaya dayansın? Uyuyakaldı, olduğu yerde... Ne kadar zaman sonraysa, uykusu arasında, bir ara, başının biraz ağrıdığını, öte tarafa doğru dönmek istediğini; ama aynı anda, başını, yumuşak ve sıcak bir şeyin üstüne imiş gibi hissetmesi bir oldu. O kadar...
Gözlerini açtığında, sabah olduğunu ve kendi yatağında yattığını görünce çok şaşırdı. Az önce uyanan kardeşi de gülümseyerek ona bakıyordu. Kardeşinin gülümsemesi hiç bu kadar hoşuna gitmemişti İbrahim’in; o salisede bu aklından geçti. Kalbinin bir köşesindeki kardeşine olan sevgiyi yokladı ve çok büyük bir yer kapladığını anladı. Kendisi de gülümsedi. Gülümserken “Ula yoorum, ben buraya nasıl geldim ola” diye düşünmeye başladı.
O anda nereden bilecek ki, kardeşinin bahçedeki ağıtına koşan ve durumu öğrenen babasının, çevrede biraz aradıktan sonra nereye gittiğini tahmin ederek kardeşinin bahçesine yöneldiğini ve giderken de kendisini uyurken görüp, uyandırmaya bile kıyamadan uccalamak, gucaana alarak eve kadar taşıdığını ve yatağına yatırdığını nereden bilecek ki!
Birbirine bakarak gülmeleri yavaştan sesli gülmeye ve derken kahkahaya döndü. Öyle ki neredeyse uğunacaklardı. Hangisi ötekine baksa bir kahkaha kopuyordu… Mutluluğun en güzel belirtilerinden değil midir gülmek…
Analarının bişirdii tarhana şoorasıynan pendir dürümünü alelacele yiyen iki kardeş, bahçede Ingılı çüş yani tahterevalli oynamaya başlamışlardı bile. Üzerine oturdukları koca kalas inip çıktıkça bazen biri bazen da öteki, meşhur tekerlemesini de söylüyordu:
‒ Ingılııı çüş / Bek yaaapış...
Şen şakrak kahkahalarla oynadılar. Çünkü ikisi de insan, ikisi de kardeş ve ikisi de çocuktu... Suç şöyle dursun, günahın bile yaklaşamadığı iki varlıktı onlar...
İbrahim ise her haliyle kardeşinden daha mutlu olduğunu belli ederken, içende de “Ula yoorum, babam beni niye döomedi ola?” sorusunun cevabını arıyordu.
&
Gönlümce şöyle çocuklaşmayı; bir gün Camız Boolan’da çimmeyi, bir gün ikaapılı’da gıl düürcük gıyması yemeyi; kâh Kovalambaç kâh Ingılı çüş oynamayı; bir başka gün damda Mici ya da Kif oynarken bacadan kaynamakta olan tarhana şoorasının içine kesek atmayı naadar istiyom bir bilseaz...
-Kör Edilen Serçeler kitabımdan-
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Hakan GÖNEN 4 yıl önce

Hocam,ellerinize sağlık.Elbistan'dan uzakta bizlere Elbistan'ı yaşanmışlıklarıyla hatırlatıyorsunuz.

Avatar
Hakkı Eryaman 4 yıl önce

Elbistan hatıralarından şaheser yazılarından biri olmuş. Bir yazı dizisi de Elbistanlı ünlüler üzerine mi olsa acaba derim.

Misafir Avatar
Arif BİLGİN 4 yıl önce @Hakkı Eryaman

Hakkı Bey, "ünlü" derken kimleri kastettiğinizi de yazsanız... Sanatçı, akademisyen, şair, yazar vs o kadar çok ünlümüz var ki! Selamlar.

Beğenmedim! (0)
Avatar
Hikmet Yüce 4 yıl önce

Elinize,dilinize sağlık sayın hocam obodaki çocukluğumu hatırlattın.Aksaray

Avatar
MUSTAFA KAR 4 yıl önce

"İbrahim"mi? "İrbaam" mi?

Avatar
Orhan Saydam 4 yıl önce

Kaleminize yüreğinize sağlık hocam

Avatar
Ebubekir 4 yıl önce

Hocam Elbistan ağzını aktarmada çok başarılısınız. Ellerinize sağlık. Keyifle okuyoruz.