banner136
banner191

1979-80 olmalı. Köprübaşı’ndaki parkın içinde Gazipaşa İlkokulu vardı. Bu okulun bir bölümünde o zamanlar binası olmadığı için İmam Hatip Okulu eğitim görürdü. Müdürü de merhum Sırrı Yinanç idi. Burada, Elazığlı Ahmet Karababa adında bir meslek dersi hoca vardır. Tanışmış arkadaş olmuştuk. Sık sık görüşürdü. Çok nazik, olabildiğince kibar ve temizlik konusunda dikkat çekecek kadar titizdi. Ailecek görüşürdük. Bir ziyaretimiz sırasında eşi, eşime şöyle demiş:

Ben Ahmet’in pantolonlarını iki üç ayda bir yıkarım; o kadar titiz giyer. Üzerinde mercimek kadar bile leke olmaz.

 

Arif BİLGİN, Ahmet KARABABA ile (1979)

 

Hani bazıları öyledir; karda yürür ama izini beli etmez atasözünde olduğu gibi yollardaki çamur deryasında yürürler; ama senin ayakkabın şöyle dursun pantolonun, dizlerine kadar sıçrayan çamurla dolarken onların ayakkabılarının üstünde bile tek leke bulamazsın. Bunlara daha önceki yazımın birinde söz ettiğimi gibi Yağcı Galip ile Öğretmen Ahmet Küçük en güzel örnektir. İşte Ahmet Karababa da bunların eşiydi…

Bizler, çoğumuz evli barklı, çoluk çocuk sahibi olduğumuz halde eski âdetimizi sürdürmek amacıyla zaman zaman “Kralların Çayırı”na (şimdiki pavyonların olduğu yer) gider, koşar, boğuşur, top oynayıp yorulur ve çimip gelirdik. Kimler yoktu ki, rahmetli Seydahmet Kutuzman’dan Mehmet Emir Ersoy’a, Fahri Köker’den H. Mehmet Karaman’a, Karadenizli Osman’dan Mustafa Doğan’a kadar sekiz on kişi. Ahmet Karababa da bizden ayrılmazdı.

Bir gün yine yüzmek ve top oynamak üzere ekmek, peynir ile iki karpuz alıp gittik… Tam şimdiki pavyonun en batıda olanın yerinde futbol alanı olarak gençlerin kullandığı çayırlıkta maç yapacaktık. Bu alanın otuz metre kadar daha batısında birbirine iki metre mesafeli iki kavak vardı; onlardan birinin altına gidip soyunduk. Yiyecek poşetimizi ve karpuzları da ağacın dibindeki gölgenin yoğun olduğu kısma bıraktık. Karababa çok titiz ya, bembeyaz gömleğini katlayıp herkesin koyduğu ağacın altında değil de öteki ağacın altına koydu. Biz top oynamak için pantolonlarımızı çıkartmıştık o çıkartmadı, paçalarını özenle katlayıp çorabının içine soktu.

Oradaki gençlerden de alarak eşleştik ve maça başladık. En fazla yarım saat geçmişti ki bir çocuğun bağırtısıyla hepimiz birden dikkat kesildik:

 

Heeey, bahın heleee.. Valla şo inek oradaki garpızları yidi, biriizin de üsdüne sıçtı!

 

Hep birlikte o yana fırladık. Yaklaşıp kendinin elbisesinin zarar görmediğini anlayanlar rahatlayarak ya geri dönüyor ya da yavaşlıyordu. Ben de rahatlayanlardandım. Yaklaştım; çoğunluğun soyunduğu kavağın altındakilerde hiçbir şey yoktu; ama öteki kavağın altındaki gömleğin yani Ahmet Karababa’nın katlanmış bembeyaz gömleğinin her tarafını kaplamış halde, şöyle cıvığa yakın bir kıvamda tepsi gibi inek pisliği vardı. Üstelik dört bir yanına sıçramıştı… İnek elbiselerimizin yanındaki karpuzları yerken, arkası o tarafta imiş, mayıs dökerken adeta “Sen misin böyle titizlenen…” der gibi tam Karababa’nın gömleğini nişan almış.

 

Ne kahkahalar atmış, ne kadar eğlenmiştik. Yolda gelirken maalesef şairini ve şiirin devamını bulamadığım bir dörtlüğü az değiştirerek şöyle okumuştum:

 

Ala gözlerini sevdiğim dilber

Benim gönlüm sana düştü gürpede

Eal de bir yol yanağından öpeyim

İnek gömleğe s.çar gibi şarpada

Bu arkadaşlarımın çok hoşuna gitmiş, Ahmet Karababa’yı nerede görseler selamdan önce “Ala gözlerini sevdiğim dilber” veya “İnek gömleğe s.çar gibi şarpada” satırları ile karşılamışlardı…

Aşırı titizlenen tostumuza inek güzel bir ders vermişti.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Ihsan Dal 5 yıl önce

Hocam cok güzel bir paylaşım...

Avatar
ÖNCE SELAM 5 yıl önce

Kıymetli Hocamız Ahmet KARABABA, köprübaşındaki İHL'de 1978-79 yıllrında Arapça ve Din Bilgisi dersimize gelirdi. Sınıfa girerken Selam vermeden önce konuşmak isteyenler olursa: " Önce Selam; sonra Kelam " derdi. Duacıyız........

Avatar
Ahmet Karababa 5 yıl önce

38 yıl önce Elbistan'a öğretmen olarak tayin edildiğimde bayağı üzülmüş ve hatta ilk gün istifayı düşünmüştüm. Ancak tanıştığım dostlardan sonra bundan vaz geçtim ve iki buçuk yıl görev yaptığım Elbistan'da hayatımın en önemli hatıraları oluştu.
Otuz yıla yakındır İstanbul'da yaşıyor ve Elbistan'daki hatıralarımı,oradaki dostları hep hayırla yadediyorum.İletişim içinde olduğum Elbistan'lı dostlarım hala var.
Anladım ki,bütün eski yerleşim yerlerimiz gibi Elbistan'ın da kendine özgü bir yapısı ve daha önemlisi bir kültürü ve ruhu var.
Özgün bir kimliği var Elbistan'ın...
Arif Bilgin dostum kendisini hep hayırla yadettiğim arkadaşımızdır. Elbistan'daki hatıralarımızı 40 yıla yakın bir süre sonra gündeme getirdiği için çok teşekkür ediyorum. Ayrıca vefat eden Seyyid Ahmet Kutuzman, Ali Kemal Küçük ve diğer dostlarımızı da rahmetle anıyorum. Mustafa Kalli dostuma da teşekkür ederim. Kendisiyle irtibat kurmak isterim.
Şimdi sâdede gelelim:
Peki Arif hocam, hoca Nasrettin'in dediği gibi "İneğin hiç suçu yok mu?"
Ama hayır, hayvanın günahını almayalım. Belki de Allah sonradan üzerine pavyonların dikileceği bir mekanda daha fazla kalmamızı murâd etmemiştir.
Sonuç olarak, -ilçelerimizde alışık olmadığımız bir biçimde- aynı mekanda dikilen pavyonların Elbistan gibi bir ilçemizin özgün kimliğinde ve ruhunda bıraktığı "şarpada" olumsuzluk yanında, ineğin yaptığı,kendisine dua okutacak niteliktedir.
Umarım "gürpede" gelebilecek bir musibete uğramadan sorumlular çözüm yolu bulabilirler.
Arif bey hocama ve dostlara selam ve dua ile...

Misafir Avatar
Arif BİLGİN 5 yıl önce @Ahmet Karababa

Biz de seni hiç Unutmadık Ahmet (Karababa) Bey, bir araya gelip anılar depreştiğinde muhakkak birkaç kere kulaklarını çınlattık. İyi, hoş, temiz, iyi niyetli, sakin, insanı seven ve değer veren bir insansın. Böyle birini unutmak elbette mümkün olmazdı... Elbistan dolusu selam ve sevgilerimizle...

Beğenmedim! (0)
Avatar
Mustafa Kalli 5 yıl önce

Güzel yazmışsınız.Ahmet Karababa'yı bende tanırım.Elazığda da evlerinde kalmıştık.Çok iyibir arkadaştı.Bir gün bende Mükremin Halil Lisesinde son sınıfların birinde sınıfa grdiğimde.Tahtaya kocaman yazıyla yazmışlar."Allahümme salli beş ver kalli" Sonraları Bu söz benimlekarşılaşanların selamı olmuştur. Öğretmen mehmet kara anlatmıştı.pavyonların yerini isterken mandıra açacağız demişler. Sonra yeri aldıklarında pavyon açmışlar

Misafir Avatar
Arif BİLGİN 5 yıl önce @Mustafa Kalli

Katkınıza teşekkür ederim Mustafa Bey.. Pavyonların yerinin o şekilde satın alındığını kıymetli öğretmen ve arkadaşımız Mehmet Kara bana da anlatmıştı. Selamlar, sevgiler...

Beğenmedim! (0)
Avatar
Halil Kürümlü 5 yıl önce

Bendeniz de Ahmet Karababa hocamla Elbistan,da tanışma şerefine nail olanlardanım.Elbistanlılar Onu çok sevdiği gibi o da Elbistanlıları çok sevmişti.Temizlik ve zarafetteki nev-i şahsına münhasır bahis mevzuu olan inceliklerine aynen katılıyorum ancak takriben dört ay da aynı odayı paylaşarak beraber kaldık.Bana tahammül edebilmesi de ayrı bir nezaket ve inceliğinin emaresi olsa gerek.Bu vesileyle Kaffeten Elbistan,ın vefakar ve kadirşinas insanlarını da saygıyla selamlıyorum.