banner136
banner191
Meşhur Çaycı İsmet vardı; cevizi iki parmağı ile tutup duvara dayayan ve kafasıyla vurarak kıran, gülle oynarken utmak için karışı çok yaklaştığı halde gelmeyen, getirmek için baş ve işaret parmaklarının arasını jiletle kesen ve öylece gülleyi kazanan Ninno’nun ağabeyi idi. Sakalardan Mevlüt Efendi ile Doncu (Çamaşırcı) Emine Hanım’ın oğludur. Taşoların hamamının karşısına düşen daracık sokağın ortalarındaki küçük dükkânında çaycılık yaparak ekmeğini kazanmış esnaflarımızdan biridir rahmetli...
Çaycı İsmet’in dükkânı da, çayı gibi bir zamanlar çok revaçta idi. 12 Eylül öncesinde ve sonrasında Özellikle Ülkücü gençlerin uğrak yerlerinden biriydi. Gündüzleri çevresindeki esnaflara ve çay tiryakilerine, akşamdan sonra ise dükkândaki veya önündeki dar sokağın iki duvarının dibine dizilmiş kürsüye oturarak çay içmeye, sohbet etmeye dadanmış çoğu genç müşterilerine özenerek demlediği çayları meşhurdu.
Biz de rahmetli Cansız Hacı, Seydahmet Kutuzman, Mustafa Atasayar ile bazı akşamları giderdik…

Soldan sağa: Arif Bilgin, Mustafa Atasayar, Seydahmet Kutuzman ve İbrahim Akkuş (1984)
Geçenlerde belediyenin Köprübaşı’na yaptırdığı Kahvaltı Salonunda (biz köşk diyoruz) otururken okumayı, dinlemeyi ve anlatmayı seven dostlarımızdan Miktat Özer güzel bir hatıra anlattı.
Çaycı İsmet her günkü gibi sabah erkenden dükkânına gelmiş, ocağı (semaveri, aslında ‘yedek’ derler) temizledikten sonra su ile doldurup altını yakmış. Suyun kaynamasını beklerken dükkânı ve önünü sulayıp süpürmüş, kürsüleri içeri ve dışarı her zamanki düzeninde sıralamış. Ceketten biraz uzun mavi önlüğünü giyip çayın demlenmesini beklemeye başlamış.
Beklemeye başlamış amma, içinden de “Allah Allah, yav bu sahate gadar daha çayı gırmadan en az sekiz on müşteri gelirdi, boön niye gelmediler ola?” diye de düşünmeye başlamış.
Çay demlenmiş; bir bardağı dem ile ağzına kadar doldurup tekrar üzerinde gezdirerek aktarmış; böylece çayı kırmış. Bazıları yarım bardak kadar da soğuk su gezdirir; soğuk su sıcak sudan daha ağır olduğu için böylece demlikte, dibine çökmeyen mini mini çay kalıntılarının da çökmesi sağlanır. Âdeti üzre ilk bardağı doldurup içmiş. Çayı önce kendi beğenmeli ki müşterilerine göğsünü gere gere ikram ede… İçmiş ve beğenmiş. İki koca demlik çay demlendiği halde hâlâ kimsenin gelmemesi üzerine “Ula gözel olmuş yav, bir daha içiyim heeri” diyerek bir bardak daha doldurmuş ve bardak elinde içe içe dışarı çıkarak merakını gidermek amacıyla komşu esnaflardan birinin kapısına omuzunu dayayıp selam vermiş:
‒ Selamünaleyküm, hayırlı işler.
Komşusu İsmet’in elindeki çay bardağına şaşkınlıkla bakarak selamı almış:
‒ Aleykümselam İsmet abi, marhaba.
‒ Marhaba.. Yav ben şindiye gadar iki demlik çayı bitirirdim; şu vahıt oldu kimse gelmedi.. Ne var, bir şey mi var ola?
‒ İsmet abi, ayıb ettin şimdi, saa yahışır mı? Boön ramazanın biri tama.. Millet oruç, niye gelsin!
Çaycı İsmet nedeceani bilememiş, bardakta kalan çayı kokağa serperken “Aboovvv, deme la.. Hee la vallaha unuduksum” deyip koşmuş işyerine ve yedeğin altını söndürdüğü gibi dükkânı kapatıp evinin yolunu tutmuş…
Ramazan geçmiş, bayramın birinci günü erkenden gelmiş. Yine yedeğin altını yakmış. Yanında getirdiği oğluyla temizlik yapmışlar, dükkânı havalandırmışlar, içeri ve dışarı kürsüleri dizmişler ve müşteri beklemeye başlamışlar. Çok geçmeden de çayını özleyen tiryakiler, dükkânlarını açan esnaf komşuları çay üstüne çay istemeye başlamış.
Oğluyla iki yandan, iki ayakları birer pabuca girerek isteyenlere çay yetiştirme çabası içindeyken dükkândaki müşterilerden biri çayından birkaç yudum aldıktan sonra Çaycı İsmet’e dönüp eleştiride bulunmuş:
‒ İsmet Ağa, çayını keşke ıcık daha diinendirseydin; bayram deyi acele etti elleham?
Çaycı İsmet başını iki yana sallayarak cevap vermiş:
‒ He yav, ıcık acele ettim elleham, gusura galma, bir daha verim iç; bu da benden olsun…
Dönüp yerine giderken de kendi kendine sokranıyormuş:
‒ Amanıızın de ben neediyim; yav orucun birinci günü demlediydim, ovaadar çayı dökmeye gıyamadım; tam otuz gündür diineniyor; adam gakmış ‘çay ıcık daha diinense eyi olurmuş’ diyor, yav. Den baa ben neediyim!
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Ali Gültekin Biniş 4 yıl önce

Güzel bir hatıra. Bu espri başka versiyonlarla anlatılır. Anadolu'nun güzelliği de bu; o kadar ortak değerimiz var ki anlatmak da dinmek de çok hoş bir şey. Kaleminize sağlık Hocam.

Avatar
nuh daglı 4 yıl önce

Kalemine sağlık guzel kardeşim.....

Avatar
Mehmet Terzi 4 yıl önce

Neydi o gunler... vay beee...

Avatar
Mehmet Terzi 4 yıl önce

Neydi o gunler... vay beee...