banner136
banner191
Tahsin Yücel ile ilgili Posta yazarı Hakan Çelenek’in paylaştığı ve birçok yaza ve gazetenin alıntıladığı anısından birkaç cümle ile başlayayım: Tahsin Yücel, 1966 yılında, Cumhuriyet gazetesi yazarı iken Attila İlhan’ın yazmaya başladığı gün ayrılmış. Nedeni sorulduğunda şöyle cevap vermiş: “Yıllarca dil devrimini savundum. Dilime Arabi, Farisi karıştıran Attila’yla aynı gazetede yazmam…” Bir daha da yazmamış…
Türk diline bu kadar hassa olan Tahsin Yücel’e, Terk Eden Elbistan kitabımın 1. cildinin 1. baskısı yayımlanınca göndermiştim. Okuduktan sonra el yazısıyla yazıp gönderdiği mektubunda düşüncesini şöyle belirtmişti:
“Terk Eden Elbistan’ı neredeyse bir solukta ve benzersiz bir tad alarak okudum. Kimilerini unuttuğum Albıstan sözcüklerini ve deyimlerini yeniden bulmak beni çok sevindirdi, bir bakıma kitabınızla özlem giderdim.
Ben Elbistan’dan 1944 yılında ayrıldım; yanılmıyorsam 1975’ten beri de Elbistan’a gelemedim. Ama Elbistan’a ve diline özlemim hep sürer. Benimle yapılan uzun bir söyleşiden oluşan bir kitabın ilk bölümünde “Yüreğimin bir parçası hep orada, Elbistan’da, ozanın dediği gibi” demiştim.  Birçok konuşmada da öykü ve romanlarımda hep çocukluğumun dilini, yani Elbistan ağzını aradığımı sık sık yinelemişimdir.
Ziya Gökalp’ın “İstanbul Türkçesi en hoş, en ince bize” gibi bir dizesi vardır. Oysa, hele bu dizenin yazıldığı dönemde İstanbul Türkçesi durmuş, kalıplaşmış bir Türkçedir. Elbistan ağzıysa daha birçok ağız gibi doğal gelişmesini sürdürmüş bir Türkçe.
Güzel kitabınızın arkasını da kısa sürede getirmenizi gönülden dilerim.
En içten sevgilerimi ve selamlarımı sunarım. Tahsin Yücel”
Derken zaman geçti ve Terk Eden Elbistan’la ilgili yazılarım birikince 3 cilt olarak ve aynı anda yayımlamaya karar verdim. Bunun üzerine, Faruk Tamer aracılığı ile gönderdiği mesajında -ki bir bölümünü 3. cildin arka kapağına aldım- beni çok sevindiren ifadeler vardı:
Arif Bilgin, bu eserini, Elbistan Türkçesi’nin, dil yapısına bağlı kalıp, ağız (söyleyiş ve seslendiriliş) şeklini ve doğal gelişimini sürdürerek, kilit vurulmamış yaşayan bir Türkçe ile yazmıştır.
Türk kültüründe seçkin bir yeri olan Elbistan’ın kültür mirasını ve bu mirası yarınlara taşıma görevini yüklenmiş önemli birer kaynak olarak dünyamıza sunmuştur…
Sonra Elbistanca kitabım yayınlandı. Yazarı olduğu Milliyet Gazetesi’nin Kitap ekinde; 2 Mart 2007 tarihli ve “Albıstanca Sözlük” başlıklı makalesinin tamamını ayırarak söz etti:
“Elbistanlı, kasabasından bayağı uzak olan Kayseri'de kendisininkinden ayrı bir ağız konuşulduğu izlenimine varmaz, Şarkışlalı Aşık Veysel'i de kendi kasabasının bir ozanı gibi dinler. Ama arabayla üç saatte ulaştığı Malatya'da çevresine kulak verdi mi "Buranın ağzı bambaşka", der hemen; Gaziantep'te de öyle. 
Elazığ'ın uzun çarşısından Muğla'nın Gümüşlük Köyü'ne, kimi biraz daha yakın kimi biraz daha uzak, nice ağızlarla karşılaşır daha böyle. Ama Allah'ına kurban olduğum Adana'nınki de içinde olmak üzere, tüm bu Anadolu ağızlarının ortak bir yanı vardır: Güzel bir türkü gibi dinlersiniz hepsini; biraz daha kulak verince de Türkçenin ileri bir evresini yansıttıklarını görürsünüz.
Ancak kimileri önlerinde hazır buldukları önyargıları öyle özümlemişlerdir ki böyle bir saptamaya gülerler. Önyargının öncülerinden biri de Ziya Gökalp'tır: Dilimizin geliştirilmesine ilişkin yanlış ve çelişkin görüşlerinden birini de sıkı bir beyitle ölümsüzleştirmiştir:
"İstanbul konuşması En sâf, en ince bize."

Dilin belirleyiciliği
Söylemek bile fazla, 'zevkler ve renkler tartışılmaz'; İstanbul ağzı da Diyarbakırlı düşünürümüze 'en sâf, en ince' gelebilir. Ne var ki, Anadolu ağızlarıyla karşılaştırıldığı zaman, onun hayran olduğu bu dil, hele bu dizeleri yazdığı dönemde, dilbilimsel açıdan az gelişmiş, kökenbilimsel açıdan da arılığını fazlasıyla yitirmiş bir konuşma dilidir.
Buna karşılık, Ankara, Çorum, Kayseri, Sivas, Elbistan, Gaziantep, Malatya ağızları doğal biçimde gelişmiş ve arılıklarını korumuş ağızlardır. Dilbilimcilerin 'en az çaba yasası' açısından bakılınca, Elbistan'ın 'geliyom'u İstanbul'un 'geliyorum'undan daha ileri bir aşamanın göstergesidir.
"İyi de nereden çıktı şimdi bunlar? İstanbul ağzının temel ölçüt durumuna geldiği, günümüzün iletişim koşullarının her alanda tek biçimliği desteklediği bir dönemde yerel ağızlara ağıt yakmanın sırası mı?" diyorsanız, hemen vereyim yanıtını.
Kaç gündür elimden bırakamadığım bir kitap, değerli öğretmen hemşerim Arif Bilgin'in "Elbistanca Sözlük"ü getirdi beni bu konulara. Bir yandan bu konulara getirirken, bir yandan da Elbistan'a, çocukluğuma, ilk gençliğime götürdü. Dilin belirleyiciliğini bir kez daha gösterdi bana.

Elbistan ve çevresi
Bu 350 sayfalık sözlük bir yandan bildiğimiz, her gün kullandığımız sözcüklerin Elbistan ağzında aldığı biçimleri (aari / eğri, aasik / eksik, gancık / kancık, gimi / gibi, ilaan / leğen, inne / iğne, vb.) bir yandan da Elbistan ve çevresine özgü olan sözcükleri veriyor bize:
Bayak (az önce), bartıl (rüşvet), çemkirmek ( yüksek sesle karşılık vermek), çiltim (küçük salkım), dıbık (hile), efilemek (hafiften yüreği çarpmak), galan (artık), galın (başlık parası), ganime (pek çok), pin (kümes), pisik (kedi), potuk (manda yavrusu), şor (laf), tama (hani ya), uluk (çürük), yaanni (sırt), yalbudak (çıplak), zillik (küçük balık), zurba (sürü). Say daha sayabilirsen! 
Bu sözcükler karşısında, neredeyse kendiliğinden, öyle güzel, öyle şiirli tümceler oluşuyor ki beynimde; belleğimde öyle hoş deyimler beliriyor ki: "Habba potuk doordu, Godalı'ya goyurdu" gibi, "Gap'ardında yerim olsun, çomça tutan benim olsun" gibi. 
Burada değil de oradayım sanki, çocukluk ve ilk gençlik günlerimi yeniden yaşıyorum. Sonra birden Veysel'in sazı için söylediğini ben de 'albısdancam' için söylemeye başlıyorum:
Dilim, bu sesleri turnadan m'aldın?
Tahsin Yücel 1933 yılında Elbistan’da doğdu. Önde gelen yazar ve edebiyatçılardandı. Çok sayıda eseri ve çok sayıda ödülüt vardı. 22 Ocak 2016’da vefat etti. Allah rahmet etsin.
-Her pazartesi yeniden buluşalım-
ELBİSTANLI HANIM ŞAİRLER / 1847-2015
(272 Sayfa, 10 TL)
● ELBİSTANCA
(Kahkahalarla okunan sözlük… Büyük Boy, 350 Sayfa; 15 TL)
● TERK EDEN ELBİSTAN–1
● TERK EDEN ELBİSTAN–2
● TERK EDEN ELBİSTAN–3
(Üç Cilt Toplam 816 Sayfa; 25 TL)
İSTEME VE İLETİŞİM İÇİN:
İstediğiniz Kitap(lar)ın Bedelini
Arif Bilgin’in;
0199-312 78784-5001 Numaralı Elbistan Ziraat Bankası
veya 5185615 Numaralı Posta Çeki hesabına Yatırılıp
Adresinizi
aşağıdaki e-mail adresine bildirmeniz yeterlidir.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
İbrahim Etem Gövcecik 6 yıl önce

Arif Hocam, Tahsin Yücel Albısdanlı diye şişiyom ya seniynen şimdi, daha çok şişiyom, gubarıyom. Çünkü sen Elbistan'ın her şeyiyle içindesin. Allah merhum Tahsin Yücel'e rahmet ve mağfiret eylesin. Sana ve diğer Elbistanlı edebiyat insanlarına da uzun ve hayırlı bir ömürler nasip eylesin. Çok yaşayın, çok sağlıklı kalın ki nice güzelliklerimizi öğrenlim.

Avatar
Mustafa KÖK 5 yıl önce

Arifciğim, çok güzel bir Tahsin Yücel yazısı çıkarmışsın, kalemine sağlık. Çok sonra öğrendim ki,o (İstanbu Edebiyat,Fransız Filolojisinde) asistan iken ben de ayni fakültenin felsefe bölümünde öğrenciymişim. Haberleşip tanışmayı çok isterdim. Sanırım ayrı şeritlerde bulunmamız, bu aksaklığı yarattı. Cumhuriyet döneminde onun kadar edebî te'lif ve tercüme eser vermiş az sayıda yazar vardır zannederim. Adı, Elbistan'da bir okula ya da bir kültür birimine verilmek suretiyle yaşatılmalı. Allah rahmet eylesin.Yakınlarına taziyeler dileğiyle...

Avatar
Vecdi Güler 6 yıl önce

Tahsin Yücel yengemin sınıf arkadaşıdır.Nedim-Samet-merhum Yücel Tap kardeşlerin de dayısıdır.Allah rahmet eylesin.