banner136
banner191



Her memleketin öne çıktığı bazı özellikleri vardır. Bizim memleketimiz olan Elbistan da şairlerinin bolluğu ile temayüz etmiştir.
Bunların büyük bir kısmı bilinmekte olup literatüre geçmiş ve antolojilerde yer almıştır. Bir kısmı ise hala bilinmemektedir.
Özellikle âşık halk edebiyatı tarzında irticalî şiirler söyleyen ozan/âşıklardan bir kısmı, şiirlerinin kayıt altına alınmamasından ve eserlerini yayımlama imkanı bulamamalarından dolayı tanınmamaktadır.
İşte bu şairlerimizden bir tanesi de, varlığından İstanbul'da bir sahafta bulup aldığım bir destanıyla haberdar olduğum, Güvercinlik köyünden –şimdiki Güvercinlik mahallesinden– merhum Âşık Mehmet, Mehmet Geçici'dir.
Bu destanını görmemiş olsaydım, pek çokları gibi, o da bilinmeyenler kafilesine katılanlardan biri olacaktı.
Bu bakımdan, bu konuda şairlerimizin yakınlarına, ailelerine, çocuklarına, köylülerine ve Elbistan ve kültür aşıklarına çok iş düşmektedir. Herkes, bildiği-tanıdığı bu tür şairlerimizin tanınması için çaba harcamalı; ellerinde bulunan malzemeleri değerlendirmeli, yapamıyorlarsa ilgili kimselere, gazete ve dergilere göndererek değerlendirilmelerini sağlamalıdırlar.
 
Mehmet Geçici
Mehmet Geçici 4 Mart 1944 tarihinde Elbistan'ın Güvercinlik köyünde dünyaya geldi. Dılolar kabilesinden Ahmet-Fatma çiftinin beş erkek, üç kız çocuğunun beşincisidir.
2-3 yaşlarında iken geçirdiği menenjit hastalığı yüzünden iki gözünü birden kaybetti. 50'li yıllarda Ankara'daki hastanelere götürüldüyse de tedavisi mümkün olmadı. Çocukluk ve gençlik yıllarını köyünde geçirdi.
Küçük yaşlarda hıfzını tamamladı. Hafızlığı, Kur’ân okumaya giden abisi Aşir Bey'in –20 küsur yıl imamlık yapan Aşir Hafız– yanında götürdüğü Kur’ân kursunda kulaktan dinlemek suretiyle yaptı.
12-13 yaşlarında âşık tarzında irticali şiir/deyişet söylemeye ve ilerleyen yıllarda destan yazmaya başladı. Âmâ olması hasebiyle, şiirlerini bizzat yazamadığından, büyük ağabeyinin oğlu olan yeğeni Halit'e yazdırırdı. Sayın Halit Geçici'nin verdiği bilgiye göre, bu şekilde 600 yapraklı bir defterin tamamını dolduracak kadar şiiri oldu. Yazıp bastırdığı destanlardan bazılarını bastırıp, yazıya döken Halit Bey'le birlikte Elbistan'da sattı.
1965 yılında Afşin'ın Kangal köyünden Fatma Çirci ile evlenip bu evlilikten dördü erkek, ikisi kız olmak üzere altı çocuğu oldu.
Elbistan'da “Dede” diye tanınan Mehmet Geçici, köyünde, geçimini alışveriş yaparak temin ederken, üç çocuk babası olup da maişet sıkıntısının boynuna bindiği 60'lı yılların sonları ile 70'lerin başlarında destanlarını İstanbul, Ankara gibi büyük şehirlerde bastırıp satarak geçinmeye çalıştı.
Nihayet, 1973 yılında, Ankara'da kendisine bir şiir yazdığı dönemin Enerji bakanını makamında ziyaret ederek iş talebinde bulundu. Böylece, aynı yıl, Elazığ'ın Sivrice ilçesinde bulunan Azot Sanayii Gübre Fabrikası'nda santral memuru olarak göreve başladı. Bundan sonraki hayatı, 21 yıllık hizmetinin ardından emekli olduğu 1994 yılına kadar Sivrice'de geçti.
Emeklilik sonrasında Elazığ'ın Merkez Nailbey mahallesinde yaşamaya başladı ve bu tarihten vefatına kadar da Elazığ Altı Nokta Körler Derneği Yönetim Kurulu üyeliği yaptı.
Mehmet Geçici, geçirdiği beyin kanaması sonucunda, 29 Mart 1999'da, 55 yaşında olduğu halde Elazığ'da vefat ederek Güvercinlik köyüne defnedildi. (Allah'ın rahmeti üzerine olsun!)
1973'te ayrılıp bundan sonraki hayatını Sivrice ve Elazığ'da geçirdiğinden, memleketinde fazla tanınmadı.
Kendisi ileri görüşlü bir insan olup, altı çocuğundan beşi üniversite mezunudur.
Oğlu Bayram Bey'in verdiği bilgiye göre, şiirlerini hayatında bastırmak isterse de, matbaalarla temasa geçtiği sıralarda Sivrice Azot Sanayii'nde işe girip oraya gittiğinde öylece kalır.
Merhum, 500 sayfalık bir defterini 1997'de Fırat Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nden bir araştırma görevlisine verdiği gibi, bir defteri de bugün ortanca oğlunda bulunmaktadır.
Bu bilgileri kendisinden derlediğimiz –merhum Mehmet Geçici'nin oğlu– sayın Bayram Geçici ile bildiklerini bizimle paylaşan sayın Halit Geçici'ye ve aileye ulaşmamız konusundaki yardımlarından dolayı sayın Erol Pıçak, İlyas Geçici ve Hasan Kurt'a teşekkürü borç bilirim.
 
Destanı
Gelelim, merhumun, bu yazıya vesile olan destanına:
Yukarıda da bahsettiğim gibi, İstanbul'da bir sahafta bulup satın aldığım, “Aksaray'da tecavüz edilerek vahşice öldürülen talihsiz Oya'nın destanı” adını taşıyan sözkonusu destan 24,8x33,7 cm. ebatlarında bir kağıdın iki yüzüne (arkalı-önlü) tek renkli/kırmızı olarak basılmış olup numara verilen 1. sayfasında “Tecavüz edilip öldürülen zavallı Oya” ile “Oya'nın anne ve babası”nın, 2. sayfasında ise “Küçük Oya'nın katili Ömer”in resimleri de konulmuştur. Yine birinci sayfanın altında “Bunu taklit edenler mesuldür”, ikinci sayfanın altında da “Bilgin Matbaa ve Cilt Evi Cağaloğlu Şeref Efendi Sokak no 34 İstanbul tel: 27 06 90” ve “Hediyesi 25 kuruştur” bilgilerine yer verilmiştir.
Ve nihayet “Âşık Mehmed'im” mahlasını kullanan şairin künyesi, “Elbistan Güvercinlik köyünde(n) Mehmet Geçici” şeklinde destanın altına konulmuştur.
Destanın ilk sayfası öldürülen Oya'nın ağzından annesine (bir kıtası 2. sayfada olmak üzere 13 kıta), ikinci sayfası ise annesinin ağzından Oya'ya (12 kıta) yazılmıştır. Aşık halk edebiyatı nazım biçiminde genellikle kullanılan 11'li hece vezniyle irticalî olarak söylenip, muhtemelen hiç düzeltme ve düzenleme yapılmayan destanda, –metinde de görüleceği üzere– kafiye ve hece sayısında birtakım hatalar gözlemlenmektedir. Destan, birinci sayfada üç, ikincide ise iki sütun halinde ve her sayfada 12'şerden olmak üzere toplam 24 kıtadan oluşmaktadır.
Son dönemlerde artık örneklerine pek rastlanmaz olmuşsa da, bastırdıkları destanları, sokaklarda okuyup satan ve halk arasında ‘deyişetçi’ de denilen destan şairleri, 40-50 yıl öncesine kadar gelmiştir. Nitekim, merhum Mehmet Geçici de, bastırdığı destanları, 1960'lı yılların sonlarıyla 70'lerin başlarında, yeğeniyle birlikte Elbistan sokaklarında dolaşarak satmıştır.
Destanlar genellikle olayların hemen akabinde ve gündemde bulunduğu günlerde kaleme alınıp piyasaya sürüldüğünden, anlattığı olayın tarihinden hareketle, üzerinde tarih bulunmayan bu destanın da 1967 yılının Mayıs-Haziran aylarında kaleme alınıp bastırıldığını rahatlıkla söyleyebiliriz.
Gelelim, destanın yazılmasına sebep olan olaya:
14 Mayıs 1967'de İstanbul Aksaray'daki bir apartmanın bodrumunda Oya Olcay adında 8 yaşındaki bir kız çocuğu tecavüze uğrayıp boğularak öldürülmüş halde bulunur. Ve aynı apartmanda kalan bekar öğrencilerden dördü sanık olarak nezaret altına alınır. (Milliyet, 15 Mayıs 1967) Ancak, üç gün sonra, hakiki katil Ömer Güler'in yakalanıp suçunu itiraf etmesiyle bu gençler serbest bırakılır. Büyük infial gösteren halk tarafından linç edilmek istenen Güler, İstanbul dışında yargılanmak ister. Polis, cesedin taşındığı bir bavulla bir tutam saçı delil olarak sunar. Nöbetçi 3. Sulh Ceza Mahkemesi'ne sevkedilen sanık, tevkif edilerek hapishaneye yollanır. (Milliyet, 15 ve 18 Mayıs 1967) Olayı ilgiyle takip eden basın, sanığın hapishanede hastalanıp hastaneye kaldırılmasına, iyileşmesine ve hastaneden yanlış hapishaneye gönderilmesine kadar haber yapar. Bu arada, sanık, suçu polisin zoruyla üstlendiğini savunur. Delil gösterilen saçın küçük kıza ait olmadığı anlaşılsa da, savcı tecavüz ve cinayet davası açar. (Milliyet, 25, 27 ve 31 Mayıs 1967)
Mahkeme yıllar boyu sürer. Bu arada Oya'nın cesedinin delil olarak sunulan bavula sığıp sığmayacağı tartışılır. (Milliyet, 15 Temmuz 1971). Nihayet, yedi yıl sonra, 5. Ağır Ceza Mahkemesi'nden idam kararı çıkarsa da, kararın Yargıtay'ca usulden bozulması üzerine duruşma yeniden başlar. (Milliyet, 21 Mart 1974)
Ömer Güler, mahkemede, asıl katil olan üniversite öğrencisinin kendisine mektup yazarak suçunu itiraf ettiğini iddia eder. (Milliyet, 17 Mayıs 1974) Bu yeni yargılama sürecinde, mahkeme, Oya'nın iple mi, yoksa elle mi boğularak öldürüldüğünü tartışarak, kesin boğulma şeklinin tesbitini ister. (Milliyet, 20 ve 28 Haziran 1975) Ve Oya'nın cesedinin, bahsi geçen bavula sığıp sığmayacağı bir kez daha gündeme gelir. (Milliyet, 26 Haziran 1976)
Üç yıllık ikinci yargılamanın sonucunda, nihayet, mahkeme, olaydan tam 10 yıl sonra, kararında direterek, Ömer Güler'i 25 Şubat 1977'de tekrar idama mahkum eder. Ancak, suçun af kapsamına girmesinden dolayı ceza 30 yıl hapse çevrilir. (Milliyet, 26 Şubat 1977)
Yalnızca bir ulusal gazeteden izleyebildiğimiz olay, gazeteleri günler boyu meşgul eder ve kamuoyundan büyük ilgi görür: Türkiye Birlikçiler Gençlik Derneği, bir bildiri yayınlayarak, üniversitelileri itham edenleri kınar. MTTB genel başkanı İsmail Kahraman'la Denizli Yüksek Tahsil Talebe Birliği başkanı, nezaret altına alınıp bırakılan öğrencileri ziyaret ederler. Yine MTTB yöneticileri, küçük Oya'nın ailesine, “Üniversiteli Türk genci lekesizdir” yazan bir çelenk gönderirler. (Milliyet, 18 Mayıs 1967) İstanbul Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Aytekin Ataay, gazetelere, gizlilik kaydının zedelenmesinden dolayı bir tekzip yollar. (Milliyet, 25 Mayıs 1967) Milliyet gazetesi yazarlarından Refii Cevat Ulunay da, polisin olayın çözülmesindeki başarısını köşesine taşır. (Milliyet, 23 Mayıs 1967)
Buradan hareketle, bir âşık ve destan şairi olan merhumun –âmâ olmasına rağmen– gazeteleri ve güncel olayları merakla takip ettiği anlaşılmaktadır.
Şimdi sıra geldi, yazımıza konu olan destana:
 
öldürülen talihsiz Oya'nın destanı
 
(Oya'dan annesine)
Dinle anne arz edeyim halimi
Zalim, genç yaşımda büktü belimi
Anne diye döndürmedi dilimi
Kader böyle (i)miş[1] ağlama anne
 
Kapı komşu idik düşündü hila
Ümit etmez idim aklıma gele
Sekiz yaşlı kıza hakaret ola
Kader böyle (i)miş ağlama anne
 
Demedin mi bunu adalet duyar?
Zalim, kasap gibi canıma kıyar
İnsan bu kadar mı nefsine uyar?
Kader böyle (i)miş ağlama anne
 
Adalet(te) mahkememiz görülsün
Ellerine dar kelepçe vurulsun
İdam sehpaları ona kurulsun
Kader böyle (i)miş ağlama anne
 
Gasteciler[2] aldı kanlı resmimi
Nüfusta(n) sildirin artık ismimi
Adalete teslim edin hasmımı
Kader böyle (i)miş ağlama anne
 
Durum Türk milletin bütün üzüyor[3]
Gazeteler kanl'olayı[4] yazıyor
Zalim, kasap olmuş beni yüzüyor
Kader böyle (i)miş ağlama anne
 
Zalim acımayıp kanım[5] içiyor
Cesedimi but but edip biçiyor
Küçük Oya'm ahirete göçüyor
Vaktim tamam olmuş ağlama anne
 
Acım ile gülmez annemin seri
Şehitler yanıdır Oya'nın yeri
Zalimde yok (i)miş iman eseri
Kader böyle (i)miş ağlama anne
 
Zalim iğfal edip evine çekti
Sanki cani olmuş başıma çöktü
Yaşım sekiz (i)di kanımı döktü
Kader böyle (i)miş ağlama anne
 
Anne dedim tokat vurdu yüzüme
Zalim, mendilini soktu ağzıma
Bana acımayıp geçti ırzıma
Kader böyle (i)miş ağlama anne
 
“Oya nerde?” diye arayıp sorun
Varın savcılığa ifade verin
Artık yavrunuzu mahşerde görün
Kader böyle imiş ağlama anne
 
Nasıl kıydın zalim, küçü(cü)k kıza?
Kestin cesedini koydun valize
Götürmeye karar koymuş denize
Kader böyle (i)miş ağlama anne
 
Sağolsun adalet suçluyu buldu
Kanlı iple mendil şahidim oldu
Bu hali görenler sararıp soldu
Kader böyle imiş ağlama anne
 
(Annesinden Oya'ya)
Dinleyin ef‘âlin beyan eyleyim
Yitirdim ben seni ağlarım kızım
Derin bir fikire daldım n'eyleyim
Dilim bülbül oldu ağlarım kızım
 
Kanlara boyanmış küçü(cük)k eli
Oya'mın acısı kırıyor beli
Yavrudan ayrılan olmaz mı deli
Sensiz bu dünyayı n'eyleyim kızım
 
“Annem” dedin duyamadım sesini
Mahşerece çekeceğiz yasını
Felek üstümüze kurdu pusunu
Başıma karayı bağlarım kızım
 
Zalim Ömer verdi seni hızara
Bir parça halinde koyduk mezara
Artık görüşmemiz kaldı mahşere
Ateşinle özüm dağlarım kızım
 
Dahi küçük idin sekizdi yaşın
İlkokul ikiye gitmekti işin
Ah çekip ağlıyor ablan kardeşin
Onları sesimle eylerim kızım
 
Tâ ezelde kara imiş kaderim
Yitirdim yavrumu nasıl ederim
Yakup oldu arar seni pederin
Akıyor gözümde çaylarım kızım
 
Seni düşündükçe kalmıyor karar
Oya'nın ateşi içimde yanar
Hayalin gözümün önünde döner
Sensiz bu dünyayı n'eyleyim kızım
 
Bana haram oldu dünyada gülmek
Dem sürüp dünyanın muradın almak
Zor oldu Oya'nın ismini silmek
Gözlerim yaş doldu ağlarım kızım
 
Zalim düşman senin sebebin oldu
Evdeki kitaplar yadigar kaldı
(O) zalim düşmana adalet güldü
Ateşin içinde yanarım kızım
 
Zalim düşman çalacağın[6] bilmedi(m)
Oya'm can verirken seni görmedi(m)
Kokuların[7] saçlarında almadım
Hayalin gözümde ağlarım kızım
 
Âşık Mehmed'imin gülmüyor yüzü
Var mı dört kitapta vicdansız yeri?
Sekiz yaşlı kızın olur mu[8] eri?!..
Dünyada ahrette karadır yüzün
Elbistan Güvercinlik köyünde(n)
 

[1]  Bundan sonra gelecek “böyle (i)miş” ibaresi aslında –bir yer dışında– “böyleymiş” şeklindedir.
[2]  Aslı “gazeteciler” şeklindedir.
[3]  Bu mısraın aslı “Bütün Türk milleti duruma üzülüyor” şeklindedir.
[4] Bu ibare aslında “kanlı olayı” şeklindedir.
[5]  Aslı “kanımı” şeklindedir.
[6]  Aslında “çalacağını” şeklindedir.
[7]  Aslında “kokularını” şeklindedir.
[8]  “Olur mu” ibaresi aslında “olmaz” şeklindedir.


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Arif BİLGİN 1 yıl önce

Kalemine sağlık kıymetli kardeşim. Teşekkür ve tebriklerimle.. selamlar.

Avatar
Mustafa geçici 1 yıl önce

Kalemine emeğin sağlık gerçekten ozaman olayları rahatlıkla kaleme alan şahsen tanıdığım nadir insanlardan olan Allahın vermiş olduğu ilmi yazlya döken insanlardan olan memet amcama Allahtan rahmet diliyorum mekanl cennet olsun işAllah sizede böyle unutulmuş insanlarl yeniki nesle hatlrlatma imkanl verdiginizden dolayl teşekkür ediyorum callsmalarlnlzln devamlnl diliyorum eski şairler insanlar bir başkaydı diyorum bize eskileri hatlrlattlglnlz için teşekkürler iyi callsmar diliyorum

Avatar
Ahmet gecici 1 yıl önce

Agzina yureyine salik emmmim gormeyen gozlerle hepimizden iy gorup bildine sahit oldum emmim senin goren kalp gozun vardi senin gibiler cikarmi geriye kalanlardan bilmemde genc yasda en buyuk kayiplarimizdan olan adam gibi adamlardandin rabbim eminim mahserde en guzel yerinde nasiplendiriyodur seni ruhun saatcolsun Allahim rahmetin esirgemesin sizlerden amin bu destani ve hayatini bir bir kalene alip arastirip yayinlayan abisi sendende Allahim binlerce razi olsun gururlandirdin duygulandirdin bizleri saygilar

Avatar
Hulusi KILINÇ 1 yıl önce

Mehmet GEÇİCİ (Dede emmimi) hayırla ve minnetle yâd ediyorum.Mekânı cennet olsun inşAllah.

Avatar
Guvercinlikli 1 yıl önce

Keşke dılolarda bu adam gibi olsaydı ruhun şad olsun reis