banner136
banner191

Bir hatıra ile başlamak istiyorum. Ben on on bir yaşında iken öğle vakti sokakta arkadaşlarla oynarken büyük babam rahmetli H. Ahmet Güler, sokaktan geçiyordu, beni görünce baktı ve “Gel benimle...” deyip yürümeye devam etti. Artık ardı sıra gitmemek mümkün değildi; hem sevgi ve saygımızdan onu kırmak istemezdik hem de “gölgesi ağırdı” çekinirdik. Çarşıdan alış veriş yapacağını ve çok sürmeyeceğini düşünerek “Ben geliyom döller, yerime kimseyi almayın haa!” diyerek düştüm peşine Ulu Caminin önünden geçip çarşıya çıktık, bugünkü Dulkadiroğlu Caddesi’nde ilerleyip Malatya Caddesi’ne çıkarak Çiçek tarafına yürümeye başladık. Artık nereye gittiğimizi kestiremiyordum.

Saraykent tarafına ayrılan kavşağın oldu yerde veya belki 30 metre daha ileride sağ tarafta, tek katlı bir ev vardı. Bahçesini geçip açık kapısının önünde durduk. Evin önünde her halde güneşlenmeleri için küpler, testiler sıralanmıştı. On on beş saniye içinde gözlüklü, orta yaşlı, bir amca geldi. Dedemle selamlaştılar. Dedem isteğini söyledi:

 Bana suyu iyi serinletecek bir testi verir misin?

Adam da geri dönüp testilere bakınırken cevap verdi:

 Hay hay Hacı Ahmet Efendi...

Büyükçe birini seçti. Büyük babam parasını verdi. Ben taşıyacağıma göre kulpundan tutup kaldırdım, epeyce ağırdı. Vedalaştılar ve dönüşe geçtik.

O zamanlar Elbistan’da elektrik yoktu. Yazın sıcağında soğuk su içmek isteyenler ya testi içinde ya da su küpü içinde bekleterek serinletirdi.

Birlikte Çarşı Camiinin önüne kadar geldik. Büyük babam “Ben mesaiye yetişeyim” diyerek hızını artırdı. Ben de yorulmuş, adeta kollarım sünmüş, testi yer seviyesinden ancak iki parmak yukarıda yürürken, Köşkerler çarşısından az sonra Manakların iş hanının altında Üç El Ekmek Fabrikasına yaklaştım. Her yer toprak olmasına rağmen onun önüne beton kaldırım yapılmıştı. Yani yerden yüksekti. Ben hesaplayamamış olacağım ki testinin altı “Tannn” değmesin mi? Kulpu ile yarıdan fazlası elimde kaldı, gerisi kırılıp döküldü. Elli metre kadar ilerlemiş olan büyük babam ya kırılma sesini duyması üzerine ya da rastgele bakınca durumu gördü. Kızdı:

‒ Niye dikkat etmiyorsun?

‒ Kaldırıma çarptı... (yani suç testide demiş oluyorum)

‒ Git yenisini al, ben onunla konuşurum.

Dönüp gittim. Dükkâna varınca adamcağız beni görür görmez tahmin etti:

‒ Kırdın elleham?

‒ Evet. Kaldırıma değdi, değer değmez de kırıldı. Dedem yenisini versin, ben gelir konuşurum dedi.

Adamcağız döndü içeriden bir başka testi getirdi ve uzattı bana:

‒ Al oğlum, dikkat et bunu da gırma. Dedene selam söyle bu benden hedaye olsun...

Alıp daha çok dikkat ederek eve kadar getirdim. Fakat o amcanın kırılması ile kendisinin hiç alakası olmadığı halde yeni bir testiyi hediye etmesi ne kadar incelik, ne kadar insancıl bir tavırdı. Bugün bile testi, küp lafı geçse aklıma (Allah rahmet eylesin) o amca düşer.

Çocukluğumuzdan bugüne kadar Ahmet Karaca Bey Caddesi ile Malatya Caddesi’nin birleştiği yerin doğu tarafında kalan bölgeye “Küpçüler Mahallesi” denir. Bugün bile bir tarif yapacak olsak, -tabii ki o dönemi bilenlere- o bölgeyi aynı isimle anarız. Nedeni oralardaki toprak evlerin alt katının caddeye bakan taraflarına açılan dükkânlarda küp satılması ve küp yapanların bir kısmının evlerinin oralarda olması idi. O yıllarda aynı mesleği yapan esnaflar birbirine yakın hatta bitişik dükkanlarda iş yaparlar, ahali de ona göre isim verirdi; “Marangozlar Çarşısı, Terziler Bedesteni, Demirciler Çarşısı, Dokumacılar Sokağı...” gibi.. Bir tek Kuyumcular Çarşısı bugünlere gelebilmişti, o da dağıldı dağılacak. Bu anlayışla “Küpçüler Mahallesi” denilmiş olmalı... Şimdi orada bir Küpçüler Sokağı vardır. Aileden Durdu Kilitçioğlu’nun buralarda uzun yıllar Küpçülük yapmaya devam etmesinden dolayı sokağa bu isim verilmiştir.

Merak bu ya “Acaba Elbistan’da Küpçülük ne zaman başladı, ilk küpçüler biliniyor mu, biliniyorsa kimlerdir...” diye araştırmaya başladım. Bir vesile soyadlarının Kilitçioğlu olduğu halde aradığım küpçülerin çocukları olduğunu öğrendiğim Yakup ve ağabeyi Mustafa Kilitçioğlu ile irtibata geçtim; sağ olsunlar bilgilerini ve hatta ellerindeki fotoğrafları aktardılar. Bu aileden başka küp yapan yokmuş. Küpçü olarak bilinen Küpçü Şevket, Sıçan Hacı lakaplı bir esnaf ve Arabacı Toro, Antep’ten ve Nevşehir Avanos’tan küp getirip satarlarmış.

&

Aşağı caminin karşısındaki sokağa Elbistan belediyesinin “Kilitçioğlu Sokağı” adının verilmesi Maraş’tan gelen tüm sülalenin buraya yerleşmesi ve soyadlarının Kilitçioğlu olmasından dolayıdır.

Şu noktaya da dikkat çekmek isterim: Elbistan’da soyadları (Kilitçioğlu) ve yaptıkları meslekleri (Küpçülük) iki ayrı sokağa isim olarak verilen başka aile var mı ben bilmiyorum.

Küpçüler Sülalesi, 1800’lü yılların başında Kahramanmaraş’tan Elbistan’a göçerler. Aşağı caminin karşısında şimdiki ismiyle Kilitçioğlu sokağının çevresine yerleşirler. Oğulları Mustafa Bey, Erfelan Hanım’la evlenir. Bu evlilikten 01.07.1859 tarihinde oğulları Duran Efendi dünyaya gelir. Duran Efendi büyüyünce aşağı caminin karşısındaki sokağın karşısına Kilitçi dükkânı acar. Kilit yapar, tamir eder. Vakti gelince de evlenir. Bu evliliğinden Durdu, Habibe, Elif, Hacı Mustafa, Hüseyin isminde 5 çocuğu olur.

Kilitçi Duran Efendi soyadı kanunu çıkınca “Kilitçioğlu” soyadını alır. Bu soyadını almasının nedeni de hem babasının hem de dedesinin kilit işiyle iştigal etmesidir. Kilitçi Duran, 04.03.1938 tarihinde vefat eder. Çocukları baba mesleğini öğrenmediklerinden aç ve perişan kalıyorlar. En büyük oğul olan Durdu Kilitçioğlu bir gün camide uyuya kalıyor. Rüyasında kendini Küp yaparken görüyor. Uyanınca eve geliyor, kardeşi Hüseyin’i çağırıyor. Rüyada gördüğü tezgâhı yaptıracak paraları olmadığından ellerindeki malzemelerle bir şeyler yapmayı hedefliyorlar ve evdeki büyük yemek sinisini tezgâhın alt tekeri, çorba içtikleri tepsiyi de üst teker yaparak ilk küp tezgâhını kuruyorlar. Çamuru Hüseyin yoğuruyor, Durdu da tezgâhta o çamurla küp yapmak için tabiri caizse ecel terleri döküyor. Bir türlü beceremiyor... Bu arada Darende ve çevresinde yaşayan Ermeniler grup grup Elbistan’a getirilip toplanıyor. Bu Ermenilerden biri Durdu ve Hüseyin’in küp yapma çabalarını evin havuzunda uzun uzun seyrediyor. Sonra yanlarına geliyor. Selam veriyor “Ben de Darende’de Küpçülük yapıyordum. Size yardım etmek isterim...” diyor ve Durdu ile Hüseyin’in şaşırtacak sözler söylüyor:

 Benim biraz param var, gittiğim yerde geçmez. Size bir iyilik yapayım da arkamdan bana dua edin.

İki kardeşi Çarşı Camiinin karşısındaki bir nacara/marangoza götürüyor. Tarif ederek bir tezgâh yaptırıyor. Tezgâh kurulduktan sonra küp yapmayı Durdu ile Hüseyin’e öğretiyor. Kerpiçten, küpleri pişirmek için bir de fırın yaptırıyor. Yetmiyor, bu fırında kullanmak için 8-10 eşek yükü odun getirtiyor. Küpler yapıldıktan sonra onlara nasıl pişirileceğini de öğretiyor. 

   

Durdu Kilitçioğlu tahminen 1958’li yıllarda felç geçirince mesleği bırakıyor. Küpçü Hüseyin de 1969 yılında kaza geçirip sol omuz kemiği kırılınca iyileşene kadar. Durdu’nun oğlu Ahmet Duran yardım etti ve aile 1972 yılında Adana’ya taşınınca Elbistan’da Küp yapma işi/ Küpçülük de biter.

(Buraya kadar bilgiler Mustafa Kilitçioğlu’ndan alınmıştır. A.B.)

KÜPÜN YAPILIŞI

Yakup Kilitçioğlu’ndan dinleyelim: İki at arabası kırmızı toprak, Bir at arabası ince kum kumla toprak karıştırılır ve ince erkekten geçirilir. Bizim evin bir odasının zemini bir metre kadar çukur yapılmıştı. Kum ve toprak elendikten sonra oraya dökülürdü. Rahmetli babam sabah namazına gitmeden hortumu çeşmeye takar toprağın bir tarafına bırakırdı. Namazdan geldiğinde yerini değiştirirdi. Kahvaltıyı yapana kadar su akardı sonra mahalledeki abilerimiz ve arkadaşlarımız gelirlerdi, onlarla birlikte tepelerdik;  ta ki iyice çamur olana kadar.. Sonra küreklerle büyüklerimiz çamurun yürütüldüğü odanın ortasına gübre gibi yığarlardı. İki ucunda tahta olan testere gibi kullanılan tahtalara inşaat teli bağlanılırdı. Onunla iki kişi birden testere gibi çamuru keserlerdi. Mehmet Mustafa abim Terzi Hanifi’nin babası amcamın oğlu rahmetli Ahmet Duran Kilitçioğlu FİTİL yapardı. Kesilen çamuru rahmetli babam da Ahmet Duran abimde yardımlaşarak önce küpün saksısını yaparlardı, kuruduktan sonra kesilen çamurlardan yapılan fitilleri saksının üstüne işleyip uzatarak su küpü, turşu küpü, su testisi, kumbara, vazo gibi şeyler yaparlardı.

Malatya Caddesinin rahmetli Kirik Ali Rıza’nın evinin yanında evimiz vardı. Önünde de kubbe gibi fırınımız vardı. Tabandan küpler büyükten küçüğe doğru dizilerdi. Ertesi günü öğlen namazında yakmaya başlarlardı, yatsı namazına kadar hiç durmadan yakılır, odun atılırdı.

Oyunlar oynardık. Çok zevkli olurdu. Mahallede kadınlı-erkekli herkes bizim evin önünde toplanırdı; çaylar içilir, peçiçler, saklambaçlar, minavaralar oynanırdı, hocam. Bunu yazarken inanın çok duygulandım. Bizim sülaleden başka küpçü yoktu. Küpçü Durdu amcam olur, Küpçü Hüseyin babam olur, Küpçü Ahmet Duran amcamın oğlu olur. Bizim yaptığımız küpleri veya Kayseri’den yeşil küp getirip satan Burunsuz Şevket derlerdi, Toro dayı vardı, Sıçan Hacı vardı, bir de Hacı emmim vardı; bunlar yapmazlardı. Bu ismini yazdıklarımın hepsi rahmetli oldu. Allah rahmet eylesin, nurlar içinde yatsınlar inşallah.

Hocam Malatya Caddesi şahinler oteli yanında Küpçüler Sokağı var; ilk küpün yapıldığı yerdir orası. Rahmetli Durdu emmimin evinin olduğu ve rahmetli Berber Bahittin’in oturduğu sokak da Kilitçioğlu Sokağı’dır; rahmetli Hacı emminin oturduğu sokak. Biz Maraş’tan gelsek de aslında Elbistan’ın yerlisiyiz, kökümüz Beyazıtlardan gelmedir. (Bilgiler Yakup Kilitçioğlu’ndan)

Ben bilgileri ve fotoğrafları veren Mustafa ve Yakup Kilitçioğlu kardeşlere teşekkür ederim. (Arif Bilgin)
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Adem 5 ay önce

Geçmişle ilgili çok güzel bir yazı. Bir ayrıntıyı açıklamak isterim ; Bahsettiğiniz tarihte Üç El Ekmek Fab. yapılmış olduğunu sanmıyorum. 1970 li yılların başlarında ( 1972-73 gibi ) yapılmıştı. Bahsettiğiniz 60 lı yıllarda orada, Manaklar bedesteni içinde rahmetli Mahir Uğurlu'nun ve rahmetli Kemal Ergin'in işyerleri ( manifatura ) vardı... Hepsini rahmetle, saygıyla anıyorum...

Misafir Avatar
Arif BİLGİN 5 ay önce @Adem

Adem Bey, Üç-El Ekmek fabrikası ne zaman yapıldı bilmiyorum. O tarihte o köşede onların fırınlarının olduğu konusunda yanılmış olabilirim; ama testinin altını değdirip kırılmasına sebep olduğum yer; tam onların fırınlarının önü idi... Şu anda bile hafızamı zorluyorum ve sanki orada bir fırın vardı gibi geliyor bana.. 72-73 yıllarından daha önce Üç-El Ekmek Fabrikası açıldığı kanaatindeyim; ancak tarihini tam bilmiyorum. Selamlar.

Beğenmedim! (0)
Avatar
MUSTAFA KİLİTCİOĞLU 5 ay önce

Adem kardeşim soyadınızı yazmamışsınız yazsa idiniz kimlerden olduğunuzu öğrenirdik gösterdigıniz iliği ve duyarlılığa en içten DUYĞULARLA teşekkür ederim.yorumunuzda o tarihlerde 3 EL EKMEK FABRİKASININ orda olmadığını ARİF beyde bende biliyorum.Okuyanların ANLAMASI için ARİF bey yeri tam tarif etmek için 3 EL EKMEK FABRİKASININ önü diye.yazmıs bulunmaktadır.Size duyarlılıgınızda dolayı ARİF BEYE DE VERDİĞİ BU EMEKLERDEN DOLAYI AYRICA TEŞEKKÜRÜ BIR BORÇ BILIYORUM SAYĞILARIMLA

Misafir Avatar
Adem Kılıç 4 ay önce @MUSTAFA KİLİTCİOĞLU

Sayın Mustafa ve Arif Beyler ; sizlere çok teşekkür ederim. Üç El Ekmek Fab. ile ilgili bilgiyi asla " eleştiri " manasında eklemedim. Naçizane hafızamdaki ufak kırıntılarla bir katkıda bulunmak üzere dile getirmeye çalıştım. Ortaokul yıllarımda 1972 -73 Üç El Ekmek Fab. açıldığını, oraya merakla-hevesle ekmek almaya gidip, sıra beklediğimi hatırlıyorum. Yazıda bahsedilen " Elbistan'da o yıllarda elektrik yoktu " kısmıyla kıyasladığımda, vermeye çalıştığım bilgi doğru olduğu daha kesinlik kazanır. 1965 yılından sonrasını gayet net hatırlıyorum, şehir merkezi çoğu yer elektrikliydi. Sayın Bilgin'in aktardığı yılların 1965 öncesi olduğu muhakkak tabii. Çok önemli bir ayrıntı olarak değil ; belirtmeye çalıştığım gibi Manaklar bedestenindeki manifaturaları hatırladım. İlkokulda da piyes için kıyafet-kumaşlar oradan alınmıştı. İş hanı ve ekmek fb. sonra yapıldı..Testi kırılmasının o civarda olduğunda hemfikiriz elbette. Her ikinize de saygılar, selamlar sunuyorum...

Beğenmedim! (0)
Misafir Avatar
Arif BİLGİN 4 ay önce @MUSTAFA KİLİTCİOĞLU

Mustafa Bey, arkadaş eleştirisinde haklı.. Daha açık yazmalıydım. İkinize de teşekkür ederim..

Beğenmedim! (0)
Avatar
M.MUSTAFA KİLİTCİOĞLU 5 ay önce

ARİF Bilğin beye bu güzel anısını bizlerle paylaştığı için en içten duyğularla teşekkür ederALLAH TAN sağlık sıhhat dilerSAYĞILAR SUNARIM.ELİNE EMEĞİNE SAĞLIK

Misafir Avatar
Arif BİLGİN 5 ay önce @M.MUSTAFA KİLİTCİOĞLU

Mustafa Bey, ben teşekkür ederim, sizin ve Yakup Bey'in katkıları olmasaydı bu yazı yarım kalırdı. Var olasınız. Selamlar.

Beğenmedim! (0)
Avatar
Münip özatay 5 ay önce

Sıçan hacı kimdi bilginmiş sizin oturduğunuz evinbatsında eşik bir dam vardı Arab’ın Evi derledi Arab’ın karısını aldı o Eve göçtü kamyonla küp getirip orada saklar satardı koyu rekli gözlüğü vardı sıçan hacı oldu küpcü Hacı iki oğlu vardı biri Rüsde selamlar

Misafir Avatar
Arif BİLGİN 5 ay önce @Münip özatay

Münip ağabey, çok iyi hatırladım o küpçüyü.. Hatta Atayı amcam bizim ve bitişik olan sizin helanın akmınını arka tarafa çekmişti. Arap'ın da küçük bir penceresi oraya açılıyordu. Kokudan rahatsız olmuş olacaklar ki epeyce sitem etmişler, öfkelenmişlerdi... Selamlar ağabey.

Beğenmedim! (0)
Avatar
Yakup kilitcioglu 5 ay önce

Saygideger hocam elbistanin tarihidokularini yasattigin icin bize Allah razi olsun sahsim ve kilitcioglu ailesi adina tesekkur ederim

Misafir Avatar
Arif BİLGİN 5 ay önce @Yakup kilitcioglu

Yakup Bey, rica ederim, asıl katkılarınızdan dolayı ben sizlere teşekkür ederim.. selamlar.

Beğenmedim! (0)
Avatar
Hamdi yuce 5 ay önce

Kaybolmuş/kaybolmaya yüz tutmuş nice kültürel değerlerimizi gün yüzüne binbir emekle çıkarıyorsunuz.Bu işler kolay değil hocam.Emek ister,yürek ister...
Yeni yetme nesil bunlardan bihaber.Neleri nasıl yaşamışız maalesef bigane durumdalar.
Sizi bir daha can u gönülden tebrik ediyorum.
Ömrünuz bereketli,huzurlu, sağlıklı geçmesi dilegimle

Misafir Avatar
Arif BİLGİN 5 ay önce @Hamdi yuce

Teşekkür ederim Hamdi Bey.. Böyle dostların takdirini kazanmak güzel bir duygu. "Marifet iltifata tabiidir" derler, böyle sizlerin ifadeleri bizleri memnun ve teşvik etmektedir... Selamlar.

Beğenmedim! (0)
Avatar
ALİ KİLİTCİOĞLU 5 ay önce

Kalemine yüreğine sağlık Arif kardeşim.Ben Küpcü Hüseyin'in oğlu Ali'yim.Anlattığın hatıra ile büyüklerimizi de onura ettiğin için ayrıca teşekkür ederim.Sizler gibi değerli araştırmacı yazarların geçmişe dönük haber yapmaları hem bizler için hem de memleketimiz için ayrı bir gurur kaynağıdır.Rabbim sizlere sağlıklı , huzurlu ve bereketli bir ömür nasip etsin İnşAllah.Ayrıca ELBİSTAN'IN SESİ GAZETESİ'ne de çok teşekkür ederim.

Misafir Avatar
Arif BİLGİN 5 ay önce @ALİ KİLİTCİOĞLU

Ali Be, ben de size teşekkür ederim. Var olasınız..

Beğenmedim! (0)
Avatar
Bahar zengin 5 ay önce

Bir solukta okudum emegi gecenden Allah razı olsun atalarımızın dedelerimizin geçmişi ne güzel bir yazı