banner136
banner191
Okulların tatil olmasıyla köye gitme telaşımızda başlardı. Tek valizimize herkes kendi eşyalarını koymak için yarışır, birkaç parça da olsa koyar, kalan eşyaları poşetlere doldururduk. Köye giderken sebze, meyve, bir de ekmek almadan gitmek olmazdı. Yengem ve çocukları da gelince köye gitme telaşı iyice fark edilirdi biz çocuklarda. Önden yer kapabilmek için koşar adımlarla giderdik köy durağına. Bizden önce gelenler olduğu için mecbur arkaya geçer minibüse kurulurduk, arabada ki herkes tanırdı bizi doğal olarak. Tek tek karnemizi sorarlar, sabırla cevaplardık hepsini köye gitmenin sevinciyle. Köye yaklaştıkça azalan araba trafiği, artan yeşil renk iyice büyülerdi bizi, etrafa dalar giderdik. Köy camisinin yanında dururdu minibüs, meydanda bekleyenler bizden, biz onlardan daha heyecanlı inerdik, tıkış tıkış bindiğimiz minibüsten. Meraklı bakışlar arabadan kimler inecek diye beklerken, bizde dünyayı kurtarıp gelmiş edasıyla arabadan inerdik. Tek tek hepimizi inceledikten sonra şoföre şehirde ne olup bittiği sorulur, konu döner dolaşır memleket meselelerine gelerek devam ederdi.
Eve herkesten önce gidebilmek için bir poşet kapan başlardı koşmaya, ben de birinci olabilirdim, başkasının poşetini alıp koşmaya başlamasaydım. Utangaçlık diz boyu ama kimin umurunda. ‘’Duvarlar çiçek açtı’’ diyen dedemin ve babaannemin elleri sırayla öpülür, ben bahçeye kaçmaya fırsat bulamadan annem sayesinde, iki odası olan kerpiç evin temizliğine havalandırılarak başlar, bana tulumbadan su taşıma görevi verilirdi. Benim ağzım kulaklarımda, döke saça eve su taşırdım. Birer ikişer yaş farkı olan yedi çocuktuk ama iş için seçilen üç çocuktan biriydim. Su taşıma işi biter bitmez kendimi dut ağacının tepesinde bulurdum. Önümde alabildiğine yeşilin her tonu ağaçlar, ekinler. Bütün kış bu manzaraya aç olan ruhumu doyurmak için kaç saat bakardım bilmem. Yeni olgunlaşmaya başlamış dutlardan karnım ağrıyana kadar yemeyi de ihmal etmezdim.
Akşam yemekten sonra anlatılan komik okul anılarından sonra gülmek için bakışmalarımız bile yeterli olurdu ta ki birimiz terlik yiyene kadar.
Her sabah kalktığımızda büyüklerimizin işle uğraştıklarını görürdük, kazanlar kurulur buğdaylar kaynatılır, kovalarla dama taşınıp, sıcakken serilir, dedemin yaptığı derme çatma korkuluğu etrafına taşlar bırakılarak yerleştirilir ki en zevkli kısımdır. Hedikler piştikçe aklıma neden hedik ismini koydukları geldi birden, babaanneme yardım eden komşularından birisine sordum. Zamanında bir kadın buğday aşı pişirmiş ve kaynanasına ikram etmiş, kaynananın suratından beğenmediği anlayan kadın ‘’dik olmuş he’’ demiş. Kaynana da “he dik”  demiş. Kadın bir taşım daha kaynatıp koymuş çocuklarının önüne ama aklı kaynanasının ne diyeceğinde, yediklerinin ismini soran çocuklarına endişeyle “he dik” demiş. Böylelikle buğday aşına hedik ismi söylenir olmuş. Hikâye bana komik gelse de hoşuma da gitmedi değil.
Haftanın bir günü banyo ve çamaşıra ayrılırdı, tulumbadan kazanlara kaç kova su taşıdığımı ne siz sorun ne de ben söyleyeyim, bahçeye gerilen ipler koşup oynamama hep engel olduğu için pek seviyordum denemez.
Salçalar, turşular, ekmekler, konserveler, bulgurlar ve sayamadığım bir sürü erzaklar, ‘’bakkalda varken neden yapıyorsunuz’’ derdim hep. Dedemden aldığımız birkaç kilo buğdayı bakkala götürüp aldığımız bisküvinin tadını hiçbir şey vermezdi. Evdeki yiyeceklerin hiçbiri bakkalda kiler gibi cezbetmezdi bizi. Parayla aldığımız şeylerin tadı hep daha güzel olurdu. Büyüdükçe üretmenin önemini daha iyi anlıyor insan ama üretmeye de pek yanaşmıyoruz. Hazır aldığımız şeylere daha çok önem verir olduk milletçe. Dilimizde kaldı üretmek lafı, icraata geçiremediğimiz. Tüketmek güzel evet, ama ürettiğini tüketmek daha güzel…
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Serkan 4 yıl önce

Okurken çocukluğuma tekrar döndüm teşekkür ederim
Sevda hanım

Avatar
Rabiye Tuncer 4 yıl önce

Harika bir yazı He dik tarhana ve çocukluk

Avatar
adil yanık 4 yıl önce

hepimizin aklımıza düştükce biraz tebessüm edecegimiz çocukluk anınarı vardır,ama günümüz çoçukları bu kadar şanslımı acaba...

Avatar
emel 4 yıl önce

Harikasınız Sevda hanım.

Avatar
Gürsoy 4 yıl önce

Şu soğuk havada içimi ısıttı vAllahi :)
Memleketimi özledim

Avatar
hüseyin albayram 4 yıl önce

harika bir yazı sevda hnm. insanları çocukluklarına ve geçmişlerine götürdünüz. keşke şimdiki çocuklukara da bu duyguları yaşaya bilse. malesef zamanla geçmişimizi unutur olduk. tabiki sevda hanım yazıları ile bizleri tekrar o günlere götürüyor.

Avatar
kaan paşa 4 yıl önce

ben köyümü özledim.

Avatar
ela 4 yıl önce

sevda teyzeciğim geçmişte yaşayamadıklarımız duyguları senin yazıların ile yaşıyoruz.