banner136
banner191
1970’li yılların sonuna doğru; Elbistan’da bir bayan savcı vardı; onun zamanı…
Elbistan’ın eski esnaflarından merhum Dıngır Ahmet (Yüce) arabasıyla Lise Caddesi’nde dükkânına doğru gidiyormuş. O zamanlar, hemen her sokağımız gibi ana caddelerimizin bir ikisi hariç hepsi topraktı. Yağmur yağdığı zaman oluşan çamurdan yürümekte zorlanırdık. Lise (Kışla) Caddesi de stabilize olduğu halde çok yeri çukurlaşmıştı. Yağmur bu çukurlarda birikir ve o bölgeyi çamur deryasına çevirirdi; adeta ilerlemek mümkün olmazdı.
Dıngır Ahmet, beli bir hızda ilerlerken, tam da yağmur suyunun dolduğu bir çukura gelmiş ve hızında hiçbir değişiklik yapmadan, yani “foşşşş” diye iki tarafa da turuncu bir çamurlu su fışkırtarak geçmiş. O anda çamura batmamaya dikkat ederek şuradaki kuru taşa, buradaki az ıslak tümseğe basarak geçen bir bayanı umursamamış bile. Geçtikten sonra da aynadan şöyle bir bakmış ki, kadın elini kolunu sallayarak bir şeyler söylüyor. Hemen durmuş ve geri vitese takarak yanına kadar gelmiş. Camı açınca kadının söylediklerin duymaya başlamış:
Terbiyesiz! Görgüsüz! Şunlara kim ehliyet bile vermemek gerek. Hayvan gibi adam yaa… İnsan biraz düşünür.  (Dıngır’ın camı açtığını görünce) Sen ne biçim adamsın be, görmüyor musun ne hale getirdin beni, hayvan herif!
Dıngır, bu; sağı solu pek belli olmaz. Üstelik Gızılcobalı… Kadına şöyle bir bakmış, kafasını iki yana sallayıp arabasını sürerken küfrü basmış:
Get şurdan yahanın o..…su, başımı belaya sokma!
Ertesi gün, sabahleyin dükkânına bir polis gelmiş
 ‒ Dıngır Ahmet sen misin?
‒ He, benim, n’olucu?
‒ Savcılıktan bekleniyorsun, hemen gel…
Dıngır Ahmet şaşkın. Kadına söyledikleri aklına gelmeye de başlamış. Kendi kendine izahat yapıyormuş; ‘ne dedik ki yav ‘yahanın o…su’ dedim, ne var bunda. Polise direnmek istemiş:
Ula ben nettim ki savcılığa çaarıyorsuuz? Benim işim var; dükkânı kime bırahıp gediyim yav?
Polis, emir kulu... Sertçe son kere söyleyip gitmiş:
‒ Ben bilmem. Savcının emri. Gelmezsen zorla götürürler.
Bunun üzerine kalkıp ceketini paltosunu giymiş, dükkânı kapatıp gitmiş. Sırası gelince savcının odasına girerken masada oturan hanımı görmüş. Yüzü de çok yabancı gelmiyormuş amma… O hanım, birden ateş kesilmiş ve şiddetle azarladıktan sonra sormuş:
 
Hatırladın mı beni?
‒ Valla gızım yabancı gelmedin amma, bilemedim.
‒ Hani hem çamur sıçrattığın hem de küfür ettiğin kadını hatırlamadın mı? Utanmadın mı bir savcıya küfür etmeye?
Hatırlamaz mı, Dıngır; benzi solmuş, bocalamış biraz çekinmiş biraz da kurtuluş yolu olur mu diye şöyle cevap vermiş:
Valla hanım gızım, senin savcı olduğun annında mı yazıyor; yazsaydı dinime imanıma saa küfür etmezdim…
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Şar Daği 5 yıl önce

Hocam basarilar dilerim kaleminize saglik. Fakat bu yazinizda kaya deger bir birikim bir mizahi yön bulunmadigini üzülerek belirtmek istiyorum
Saygilar

Avatar
seyyah 5 yıl önce

Kalemine sağlık Üstad süper...çok güldüm waalla

Avatar
nadir yeleğen 5 yıl önce

hocam yeşil bir chipi vardı ya odur yada kırmızı steyşın renosu vardı onla yapmışıtır yapsa yapsa... :)

Avatar
Arif BİLGİN 5 yıl önce

Kusura Bakmayın Sayın Şar dağı, espri dozunu size göre ayarlayamamışım... Heie bununla idare ediverin...

Avatar
Gazi Önal 5 yıl önce

Arif Hocam kaleminize sağlık, çok güzel anlatmışsınız. Ahmet ağabey cipini geceleri direğe zincirlerdi.

Avatar
Güzel 5 yıl önce

Çok komik gözelmiş

Avatar
Mehmet emin eren 5 yıl önce

Muhteşem

Avatar
huzeyfe okur 5 yıl önce

"yahan" nedir hocam.

Misafir Avatar
Arif BİLGİN 5 yıl önce @huzeyfe okur

"Yahan = yakan" yani daha ateşli, daha şiddetli, daha etkili...

Beğenmedim! (0)