banner136
banner191

Kıbrıs Meydanı’ndan çarşı içine doğru hareket edelim.

Fotoğrafın bize göre sağ karşı tarafı Kıbrıs Meydanı, sol tarafı çarşı içine giden yol...

Bu fotoğraftaki evler, Köprübaşı’nı bu tarafa geçince sağ taraftan başlayan toprak ve iki katlı evlerden Selçuk Hamamı karşısına düşenlerdir. Arkada görülen biri şapkalı iki kişinin yanındaki küçük ve tek katlı yere bir zamanlar ve bu çevreye ilk defa Dellal’ın oğlu Yunus Bildirici bir manav dükkânı açmıştı. Sonra daha beride görülen toprak ve ömrünü tamamlamak üzere olan evlerin alt katlarından çevrilmiş dükkânların ilkinde pala bıyıklı, şalvarlı biri fotoğrafçılık yapardı; duvara bez germişti, ayaklı fotoğraf makinesi ile çekerdi. Sonra şu ortada görülen dükkân lokanta oldu. Burayı Bıyık Mehmet ile Ali Rıza Tamer çalıştırırdı. Sonraki fotoğrafta Bakbak yazan dükkân radyo tamircisi iken daha önce burada Hacı Görürün berber dükkânı vardı. Aynı yerde veya yanındaki küçük bir dükkânda önce mi sonra mı hatırlamak zor, Kuyumcular ailesinden yaşlı ve sakallı bir saatçinin tamir dükkânı vardı. Yine belki aynı yer sonraları Geçitli Fahri adında bir avukatın, ondan sonra -sanıyorum- rahmetli Avukat Namık Ketizmen’in, ondan da sonra Afşinli bir gözü arızalı (bizim de orta ikide iken tarım dersimize giren) bir avukatın bürosu oldu. Sıranın sonunda köşede rahmetli Nurettin’ Yanık’ın kunduracı dükkânı vardı.

Bu evlerin karşısı Selçuk Hamamı’dır. Hamamın caddeye bakan yüzünde uygulanan tadilat ile bugün de var olan üç tane dükkân yapıldı.

Bu dükkânların batı taraf ikisini birleştirilerek Sıtkı Çıtak ile kardeşi Zeki Çıtak, 1960’ların başında “Çıtak Okullar Pazarı (Kitap-Kırtasiye-Plak)”  dükkânı yaptılar. Sıtkı ve Zeki Çıtak kardeşler, Öğretmen (ve şimdi İstanbul’da dershaneleri olan) Kemal Gözükara’nın Dilek Sineması’nın yerinde olan kırtasiye dükkânını devralarak buraya taşımışlardı. Daha sonra bu dükkan rahmetli Terzi Metin’in (Özcan) konfeksiyon dükkanı oldu...

Yetmişli yıllarda hamamın önündeki üç dükkânın ortasındaki şimdi tatlıcı olan dükkân Pakdil’lerin kırtasiye dükkânı oldu, onlardan sonra Okullar Pazarı olarak Tilli başka esnaflara geçti.

Sol taraftan ilerleyince hamamdan sonra Bekçi Rasık Uğurlu’nun evi, sonra Berber Yaşar’ın babasının evi vardı. Bu evin giriş kapısının iki yanındaki duvarlar açılarak iki dükkân yapıldı; Tevfik usta önce kapının sağındakine tamir dükkânı açtı, daha sonra orasını rahmetli Yaşar berber dükkânı edince kapının solundaki dükkâna göçtü... Bu binadan sonra da rahmetli Hafız Ali Güler’in terzi dükkânı vardı. Sonrasında çok özel ön cephesi ve muhteşem işlenmiş kapısı olan mülkiyeti merhum öğretmen Ali Rıza Kışlal’a geçmiş ve orada ikamet eden Uğurlu Konağı vardı. Maalesef altına iki dükkân yapma uğruna yıkılıp beton bina yapıldı. Bu binanın üst katı vaktiyle Elbistan’ın ilk Polis karakolu olmuş...

Bekçi Rasık ağanın karşısında tek katlı (şimdiki kırtasiye dükkânının yerinde) bir simitçi fırını vardı. Rahmetli (aynı zamanda müzisyen) Arif Karanlıktagezer işletirdi. Sanıyorum yine müzisyen olan babası da burada çalışırdı. Meşhur simitçilerimiz Mustafa (Poyraz) emmi ile Simitçi Ahmet ağa buranın simitlerini, tatlı mayalarını, kâhkelerini mahallelerde satarlardı. Ben de ilkokula giderken sabah erkenden kalkar (daha doğrusu rahmetli annem zorla kaldırır), götürdüğüm tepsiye 20 tane simit alır, mahallelerde dolaşıp satar, tanesinden beş kuruş olmak üzere toplam bir lira kazanır, onu anneme verip okula giderdim.

Bu simitçiden sonraki yani Uğurlu Konağı’nın karşısındaki bina şimdi üstü Kur’an Kursu, altı emlakçı, terzi ve berber olan binanın yerinde 1830-31 yılında yapılan ve halk tarafından içinde görev yapan imamlardan dolayı önceleri Şâkir Efendi Camii, sonra da Vehbi Hoca Camii olarak anılan cami vardı; Maraşlı müftü Halil Bilginer’in girişimleri ile yıkılıp yerine Müftülük yaptırıldı. Hatta ahşap minaresinin Güblüce Camisi için verildiği ve götürülüp orada yenisi yapılıncaya kadar hizmet verdiği de söylentiler arasında... Müftülük hükumet binasına göçünce burasının üst katı Kur’an kursu oldu ve halen öyledir. Seksenli yıllarda bu binanın alt köşesindeki -şimdi berber olan- dükkânda “Rahmi Eray Kütüphanesi yaptırma ve Yaşatma Derneği” kurulmuş ve yıllarca hizmet vermişti.  Daha sonra 1980’lerin başında rahmetli Öğretmen Mehmet Yüce burayı Ravza Kitabevi’ne çevirdi. Ortadaki de rahmetli Adnan Kışlal’ın yüncü dükkânı olmuştu.

Bu binanın kuzeyinde şimdiki gibi bir sokak vardır. Aklımda Hamamcılar Sokağı olarak kalmış, yanılıyor muyum bilmem; sokağın öte tarafında bugün Foto-Renk olan dükkânın bu taraf köşesinde üstü ev iken altında semerci dükkânı vardı. Demek ki 60’lı yılların sonuna hatta yetmişlerin yarısına kadar eşek, at ve katır türü hayvanlardan yoğun olarak yararlanma Elbistan ve köylerinde devam etmiş.

Foto rengin karşısına (yani yakın zamana kadar Ufuk Kırtasiye olan yere) 1965’te Ahmet Çapar Elbistan’da ilk kullanılan bazı makinelerle Kunduracı dükkânı açmıştı. Biri Adanalı biri Elbistanlı kalfaları vardı; yeğeni ve benim kaynım (Em. Ast. Sb) Faruk Doğan da çırakları olmuştu. Hem tamir, hem ölçüye göre ısmarlama ayakkabı yapılırdı, hem de hazır ayakkabı satılırdı. Aynı hizada ve daha ileride, Kaleye çıkan sokağın ve(Foto Üstel’in) bu tarafındaki Teber Kral’a ait aşağıdaki taş binanın üst katı da yıllarca Polis karakolu oldu.
 Bu binanın alt katının sağ köşesindeki dükkân,  Durmuş Ali Kaynak’ın elektrikçi dükkânı olmadan epey önce Kolsuz Kâmil’in (Yinanç) sıhhiye dükkânı idi.

Foto Renk’in ötesine sonraki yıllarda küçük bir kundura tamir dükkânı açıldı. Az ilerisinde de meşhur Ağır Dönüm adı verilen çayhane vardı. Küçücük olmasına rağmen bir kültür mekânı gibiydi; daha çok gençler devam ederdi; sohbetleri, radyosu ve çeşitli kasetleri olan teybi ile kendini belli etmişti.

Bu hizanın ilerisinde, aradaki Ümmet Baba Cami’sine giden dar sokağın bu taraf köşesinde az önce zikrettiğim polis karakolu olan taş binanın karşısında ünlü “Kaptan Emmi”nin Fırını vardı. Tırnaklı pidesi çok beğenilirdi; çıkla bile zevkle yenirdi. Sabahları kahvaltı için ekmek almaya gönderilen çocuklara “Kaptan’ın fırınından alıcın haa..” diye tembih edilirdi...

(NOT: Burada duralım. İlgiye göre ileri doğru devam etmek mümkün. Eksiğim veya yanlışım varsa ve eklenip düzeltilirse sevinirim...)

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Adem Bakırcı 4 ay önce

Bu güzel yazı serinizde naçizane bir tespitimi ifade etmek isterim ; memleketimizin seçkin nüktedan, okuyan, hoşsohbet, sosyal yönden gelişmiş, hayatı görüp-tanımış, emekçilerin-fikir insanlarının, sanat-edebiyat-şiir-resim-müzik seven kişilerin, çoğu zaman toplandığı, feyz aldığı, paylaşım sağladığı sosyal ortamlar ; o zamanların Köprübaşı ve çevresinde yoğunlaşmıştır. Diğer yerlerden de aynı duyguları paylaşmak isteyenler, hep bu çevrede buluşmuş, etkileşimlerde bulunmuşlardır. Keşke, karanlık ruhlu-ard niyetli kişiler , bu milletin evlatlarını " sağ-sol " diye bölmeye çalışmasalardı da bu güzel fikirler-yaşantılar dostluklar içinde sürebilseydi demek isterim. İnsanlar, çok büyük acılar çektiler. Bunu çok sonralarda anlayabildiler ama " Köprübaşı Köprüsü'nün altından çok sular geçmişti " !!! Rahmetli Turhan Feyzioğlu, 1977 de Elbistan'da yaptığı bir konuşmada ; " bu ülkenin evlatları, bir elin parmakları gibidir ! Ayrı gibi görülse de kökten aynı bileğe bağlıdırlar ! " demişti...

Misafir Avatar
Arif Bilgin 4 ay önce @Adem Bakırcı

Adem Bey, yazdıklarınıza tamamen katılıyorum. Teşekkür ederim.

Beğenmedim! (0)
Avatar
Zübeyde Kozanoğlu 4 ay önce

Kimler geldi kimler geçti..
Ebediyete intikal edenleri Rahmetle anıyoruz.
Kaleminize sağlık Arif hocam..

Avatar
Ahmet guler 4 ay önce

Güzel çalışmalar. Gençler istifade eder.

Avatar
Adem Bakırcı 4 ay önce

Eski Müftülük karşısındaki Uğurlular Konağı kapısı önünde, 60 lı yıllarda sürekli oturarak dilenen gözleri âma bir kadıncağız vardı... Müftülük-simitçi fırın civarında, küçük tahta kulübede saat tamiri yapan bir usta vardı. Bıyık Mehmet'in evlerinin altındaki lokanta kapanınca , Foto 73 Cevdet Temel uzun süre fotoğrafçı dükkanı çalıştırdı. Daha önce de Nurettin Yanık'ın kundura dükkanı yanında küçük bir fotoğrafçı dükkanı çalıştırmıştı. Karşı taraf Uğurluların avlu duvarına doğru da kontrplak üzerine kovboy-kızılderili-karateci vb. resimler olan tabelaların, oyuk olan baş kısmına , poz vermek isteyenler kafalarını uzatarak fotoğraflarını çektirirdi. Bakkal Yunus Bildirici den sonra , Hacı Ali , bakkal dükkanına devam etti. Sonra da ayakkabıcı Sıddık usta dükkan açtı. Karcıların terzi dükkanında ilk defa akvaryum görmüştüm. Yanında da meşhur bir çaycı vardı. Elindeki tepsiye doldurup, bağırarak o civarda çay satardı. Sonra TKİ ye girdi. İsmini tam bilemedim(K.Obalı-Cuma olabilir ?)

Misafir Avatar
Arif Bilgin 4 ay önce @Adem Bakırcı

Adem Bey, çok teşekkür ederim. Eksikleri tamamlayacağım. Var olasınız.

Beğenmedim! (0)
Avatar
Eski Elbistanlı 4 ay önce

Eski Elbistan helede eski Köprübaşı bir yana dünya bir yana. Hatırladıkça gözlerim doluyor.

Avatar
Serhat 2 ay önce

Arif Bey, Saatçi Fadıl, Yanında Radyocu Yusuf, Yanında Ayakkabı Tamircisi Mustafa Emmi, Yanında Kabak Mamet, Yanında Yaşar Çıtak, Yanında Kamil Yinanç, Yanında Tarzi İlhan, Yanında Elektrikci Durmuş Usta, Yanında Muttalit Odacıoğlu, Foto Üstel, Yanında Saatci Yusuf, Yanında İncioğlunun Bakkal, Sonra Eczacı Yüksel bu taraf buraya kadar sayayım ötesi diğer yazıda... karşı taraf müftülük ve altı ravza, Dursun usta dükkanı yandıktan sonra,Semerci kalkınca foto durmuş, yanı kuşcular kahvesi,yanı ayakkabı tamircisi ismet abi, kedi besleyen mustafa emmi vardı,yanı berber kahraman mete vardı çocuğu suda boğuldu mersine göçtü sonrası kamil yinanç halı mağazası, yanı ağır dönüm sonrası ali potur, terzi metin kiraladı, sonrası seçkinler, halil potur yanı,ara s.k geçince yıkılmadan önce ayakkabıcı ismet ve kedi besleyen mustafa emmi oradaydı, yanı Berber Alirıza cengiz emmi vardı sonrası oğlu mehmet tabelacı oldu, Halide komple sayabilirim dahası çarşıyı... Selamlar.