banner136
banner191

ARZULARIN EGEMENLİĞİ

           Mutluluk başkasına bağımlı olmadan, kendine yetebilmektir.  Kendilerini idare edemeyenler,  hep isteklerinin peşinde giderler. Frensizdirler. Onlar için ihtiyaçlar değil, istekler- arzular önemlidir.  Hayatı gezme, eğlenme ve harcama olarak görürler. Onlara ne sunulursa sunulsun mutlu olamazlar. 

           Arzuların peşinde gidenler ‘’haram-haksızlık-hata-ayıp- günah ‘’gibi kavramları görmezden gelirler. İnsan, hak etse de etmese de daha fazlasını isterler. Onlara göre yoksulluk mutsuzluktur ve onu ortadan kaldırmanın ön şartı paradır.  İyide salt para mutlu olmak için yeterli mi?  Para hayatını sürdürmek için, ihtiyaçlarını karşılayabilmek için ve belirli düzeyde  yaşamak için gerekir. Burada para ile ilişkin önemli. Para eğer hırs, ihtiras gibi duyguları beslerse kişiyi metalaştırır. Arabalar, evler, yatlar vs. yetmez ve hep fazlasını ister. Oysa insan gerçek doyuma bunlarla değil; sevgi, saygı, inanç, güven, sadakat gibi duygularla ulaşır. İnsanoğlunun arzuları ve hırsları sınırsız, ama kabiliyet ve kapasiteleri sınırlıdır. Böylelerini dizginlemenin tek yolu toplumsal baskıdır.

          İnsanlar, ‘’rüya’’ gibi hayatları izleyip mutsuz olurken, esasında o hayatı yaşayanlarında mutlu olamadıklarını ve duygusal açlığı gideremediklerini fark edemiyorlar.

         Arzuların emrinde olanlar; sen ‘evet’ dedikçe, seni kullandığı sürece yanında ve hayatında olurlar. Sen ‘hayır’ dediğinde ve seni kullanamadığında hayatından çıkacaktır. Hayır diyemeyenler; kurnazlara ve bencillere yem olurlar. Frensiz kişilere dikkat...! 

Gerçek seven sevdiğini üzmeyendir! Gönül kıran ve seni kullanan dost olmaz, yoldaş da olmaz!

          VAR OLMA ŞEKİLLERİ

         Esasında insanoğlu emeği, azmi, kararlılığı ve faydası kadar var olmalı. Kendisini iyi yöneterek,  kendine yeterek var olmalı insan.  Olması gerekende o. Ama öyle olmuyor.

     Topluma bakıyorum da; insanlar gücünün yetmediği alanları ve konuları konuşuyor. Sorumlu olduğu işlerini düzgün yapmıyor, mesleğinin hakkını vermiyor ama alanının dışında olanları konuşup duruyor. Savaş olmasın, barış olsun, hukuk olsun der ama o kadar.  Kötülüğü lanetler ama düzeltmek için bir şey yapmaz.  Esasen insan düzelmeye ve düzeltmeye kendisinden başlamalı. Karanlığa kızar ama mum yakmaz, fener olmaz. Kendisi düzgün olmadığı halde başkalarını suçlar, eleştirir, yargılar. Sürekli suçlamak da akıl eksikliğidir aslında...! Sorunun parçası olan insan çözüm üretebilir mi? Tabi ki üretemez. Etkileyebileceği alanlara yöneleceğine; Bir kısmı başkalarını suçlayarak, aşağılayarak var olmayı seçiyor. Bir başka kesim kötülükle, zulümle var olduğunu sanıyor. Diğer bir kesim etiketle, makam, mevki, siyasetle ve ilişkiler yoluyla var olmaya çalıyor.  Bir kısım da umursamazlığıyla, tembelliğiyle,  kurnazlığıyla, yalanla var olduğunu zannediyor. Olması gereken; problemleri imkânlar ölçüsünde etkileyebileceği alanda; akıl, erdem ve sağduyu ile çözmektir.

         Her şeye rağmen bilimle- ilimle var olan değerlerimiz, güzel ahlakıyla, edebiyle var olan örnek insanlarımız da var.  İyi ki varlar.

 Dünyada değer taşıyan tek hikâye vardır. O da bedelini sizin ödediğinizdir. Kimse bedelsiz kendi olamaz ve o bedel de yalnızlıktır.  Bazen yalnızlık da iyidir, kimse seni kıramıyor...!

Günün sözü: Senin sessizliğini anlamayan muhtemelen senin sözlerini de anlayamaz. Franz Kafka         

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.