banner136
Hiç kimse o ben değilim diye, kenara çekilmesin! Hepimiz, çoğu zaman farkında bile olmadan gündelik yaşamımızda pembe, beyaz, kuyruklu, kuyruksuz, büyük, küçük, yalan söylüyoruz. Yalanımız ortaya çıkınca da başlıyoruz yemin etmeye, ben öyle bir şey söylemedim diye yine başlıyoruz yemin ederek yalan söylemeye.
Hacı Bektaşi Veli ne güzel söylemiş değil mi?
“Eline, beline, diline sahip ol” diye
Ya da Hz. Ali’nin söylediği gibi;
"Söz ağızda iken sahibinin esiridir, ağızdan çıktıktan sonra sahibi onun esiridir."
Düşünmeden, akıl süzgecinden geçirmeden ağzımızdan çıkan bir söz, sarf edilen bir cümle başımıza iş açıyor. Hayatımızda üç kötü duygu vardır. Yalan, dedikodu ve iftira. Ne yazık ki bu üç duygu günümüzde insanlarla beraber yaşıyor. Yalan; fitne sebebidir, toplumsal barışı bozar. Fitne de ne karın doyurur ne başarıya götürür.
İşte konumuzla ilgili güzel bir yazı, siz değerli okuyucularımla paylaşmak istiyorum.
Konuşurken, karşımızdaki muhatabımızı inandırmak için, en sık başvurulan şey nedir diye sorsak, hemen herkes aynı cevabı verir.
Yemin!
Yemin etti arkadaş, çarpılır valla diyenleri mi ararsınız.
Yemin etti, bize oy verecek diye sevinenlere bakar mı kalırsınız.
Böylesinin yeminine inanmayacaksın amma, hem ağladı hem yemin etti, galiba doğruyu söylüyor diyenleri mi dinlersiniz.
Gelin yemin etmeye de, yemin ettirmeye de aşırı derecede meraklı olduğumuzu itiraf edelim.
Yeminsiz günü geçmeyen bizler, günde kaç kere yemin ediyoruz acaba?
Ne diyordu Kayahan;
“ Bir yemin ettim ki dönemem!...”
Oysa biz ne yeminler ettik, nerelerden nerelere döndük değil mi, efendim?
Siyaseten ettiğimiz yeminler, ticaret için ettiğimiz yeminler, gönül maceraları için ettiğimiz yeminler, yemin ettiğimiz halde, sözümüzden dönmeler vakay-ı adiyeden oldu artık!...
Yemin edenler neler diyorlar?
Vallahi diyorlar
Billahi diyorlar.
Vallahi, billahi diyorlar.
Anam babam ölsün diyorlar.
En çok sevdiğimin başı üstüne diyorlar.
Üçten dokuza şart olsun diyorlar.
En son edilecek yemin ise, getir Kuran-ı Kerim`i onun üzerine yemin edeyim deme şekli.
Bıçak kemiğe dayanınca başvuruluyor Mushaf üzerine el basmalı yeminlere...
Yemin etmek bu kadar çok mu önemli yoksa karşımızdakinin doğru söylediğini ölçebilmek için yemin denen mihenk taşını kullanmak içimizi mi ferahlatıyor?
İşte bu soruların cevabı yok...
Çocukluktan başlayan yalanlarımızı, önce arkadaşlarımıza, sonra büyüklerimize kabul ettirmenin çözümü gibi gelir yemin.
Yalan yere yemin etmenin yanlış olduğu, ne olursa olsun doğruların söylenmesi gerektiği öğretilmiştir neredeyse hepimize.
Yalanın çekiciliği, azar ve suçlamanın ağırlığı arasında çırpınan küçük bedenler ve kalpler can simidi misali yemine yapışıp kalır.
Her ailede, her sülalede, her mahallede yemine sığınan, sığınmakla kalmayıp kendini kurtardığını zanneden birçok kötü örnek vardır.
Bu kötü örneklerin teşvikleri de az olmamıştır çocuklara...
Bir kere yalan söylemekle bir şey olmaz.
Küçücük bir yeminden bir şey çıkmaz.
Diye söylenmiştir.
Her sıkıştığında yalan söyleyen, yalanını yeminlerle süsleyen bir çocuk, ebeveynler tarafından zamanında fark edilemediğinde, sonrası için oldukça geç kalınan psikolojik problemler ve travmalar yaşayabilir.
Ona-buna yemin eden birini kimsenin gözü tutmaz.
Konya- Taşkentli rahmetli Bekir Ağabey böyle adamlar için “ Kırk yalan” derdi.
Hızını alamaz “ Fetvaz” oğlum bunlar derdi.
Kendini bilen insanın ettiği yemin sayısı oldukça azdır.
Her iki kelimesinden biri yemin olan insanın nesine inanacaksınız.
Hz. Mevlana, “ Yemin yalancıların siperidir” diyor. Yalanı kendine siper edinenler inanacakları birilerini de buldular mı, ne yeminler ederler, ne yeminler.
Ettiğin yeminlerde boğulursun inşallah diye beddualar bile vardır, dilimizde.
Yemin etmek gerekebilir, ancak yalan yere yemin etmenin kimseye bir getirisi olmadığı bilindiği halde insanlar yalan yere yemin etmekten vazgeçmezler.
Oy uğruna yemin edilir.
Yalan yere şahitlik hususunda yemin edilir.
Birini koruma adına yemin edilir.
Yemin etmeyi alışkanlık haline getiren biri için, yemin yerinde ve zamanında kullanılan oldukça tesirli bir silahtır.
Yeminlerle süslediği yalanlarıyla, ikna kabiliyetini kullanarak her kapıyı açan insanlar vardır.
Dolandırıcılar, vurguncular, bir başkasının sırtından geçinen asalaklar bu konunun uzmanları olmuşlardır.
En yakınları, en fazla aldattıkları ve istismar ettikleri insanlardır.
Kolay ağlayabilmeleri, kendilerini acındırma konusundaki maharetleri, ikna güçleri dikkat çekicidir.
Siperleri yemin olan yalancıların, mumları er geç yatsıya kadar yanar.
Foyaları önünde sonunda ortaya çıkar.
Çıkar da, olan onlara inanan ve aldanan insanlara olur.

 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Hulusi Karci 1 hafta önce

Evet malesef etrafimizda okadar çokki bütür insanlar küçük ve gerçekten arayı bulan işe yarayan yalanlar olsa hepimizin yaptığı gibi insan belkide hoş görecek ama öyle birşey yapmışki hâlâ yemin ediyorsa ozaman Allaha havale ediyorum çünkü O,nun adaleti en güzeli.Kalemine sağlık Bekir abi saygılar.