banner67
(15 Aralık 1917 – 4 Ocak 1918)
Bu konu çok uzun ve önemli konudur. Ancak bu ilişkinin bir perdesinden bahsedeceğim. Vahdeddin ile Mustafa Kemal Paşa’nın Almanya gezisi sırasında ki ilişkiler konusunu ele alacağım.  
Şehzade Yusuf İzzeddin Efendinin intiharıyla (1 Şubat 1916) Veliahd olan Vahdeddin 4 Temmuz 19118’tahta çıktı. 2,5 yıl böyle kaldı. Bu dönemin en önemli olaylarından biri Mustafa Kemal ile çıktığı Almanya seyahatidir. İşte bu olay Mustafa Kemal  - Vahdeddin senaryosuna kapı aralayan bir başlangıç olacaktır. İlişkiyi yakından kavramak için başından almamız gerekir. Vahdeddin veliahd olduğunda, Osmanlı Devleti savaş içindeydi. 3 Şubat 1915 Kanal bozgunu ardından İngiliz ordusu Bağdat ve Sina cephelerinde üstünlük sağlamıştı. Almanya’ya giden Enver Paşa, Bağdat’ın kurtarılması için Almanları ikna etmiş: Eski Alman Genel Kurmay Başkanı ve Galiçya cephesinin galibi görünen Falkenhein geçici olarak Osmanlı ordusuna verilmişti. 24 Haziran 1917’de Enver Paşa başkanlığında yapılan Halep toplantısında (Mustafa Kemal de vardı) Yıldırım Orduları kurularak tüm cephe Erich George Von Falkenhein emrine verildi. (15 Temmuz 1917) Bu general bizim paşalara sömürgeci gibi davranıyordu. 7. Ordu Komutanı Mustafa Kemal Paşa bu planın bizi felakete sürükleyeceğini söyledi.  Enver Paşa’ya uzunca bir rapor sundu.  Falkenhein Mehmetçiğin kanıyla oynuyordu. Bu raporun aynısını Talat Paşa’ya da göndererek askeri hiyeraşiyi çiğnemiş oldu. Bu davranışından dolayı ordudan bile atılabilirdi. Ancak Enver Paşa tarafından dikkate alınmadığını görünce istifa ederek İstanbul’a döndü. Bu hareket bile Mustafa Kemal’in Harp Divanına sevkini gerektirecek nitelikteydi.
İstanbul’a gelen Mustafa Kemal Paşa, Pera Palas oteline yerleşmiş, genel karargah emrindedir. Bu boşluk ona Veliahd Vahdeddin ile tanışma fırsatını doğuracaktır. Alman İmparatoru Kayzer II. Wilhem Osmanlı Padişah Sultan Reşad’ı ülkesine davet etmişti. Yaşlı ve prostat hastası padişahın seyahate çıkamayacağı anlaşılınca,  geziye Vahdeddin Efendi’nin çıkması kararlaştırıldı. Harbiye Nazırı Enver Paşa refakatçi olarak veliahdın yanında Mustafa Kemal’in bulunmasını düşündü. Almanya ‘da cephe ziyaretleri de olacağı için, Alman ordusunu tanıyan birinin gitmesi iyi olurdu. Cepheden de tartışmalı ayrıldığı için biraz gönlü alınır, İstanbul’dan uzaklaştırılmış olurdu.
Mustafa Kemal, bu teklifi kabul etti ve Veliahd ile tanışmanın yararlı olacağını düşündü.         15 Aralık 1917 – 4 Ocak 1918 tarihleri arasında 20 gün sürecek bu gezi kendine ikbal kapısı açabilirdi. Vahdeddin’le tanışmak için seyahatten iki gün önce (13 Aralık) Mustafa Kemal Paşa, Naci Bey’le veliahdın Çengelköy köşküne gittiler. Yolculuk için ön hazırlık yaptılar.
Almanya’da yapılan görüşmeler ve cephe ziyaretleri Lütfi Simavi Bey’in sadarete verdiği raporda hem de Mustafa Kemal Paşa’nın anılarında ayrıntılı şekilde anlatılır.
Heyet 31 Aralık 1917 de gece eğlenirken, heyet bulunan Mustafa Kemal Paşa, aşağıda ki hikayeyi biliyordu dostlarına hikayenin geçtiği yere ziyaret etmeyi teklif etti. Ancak kimse bu teklife sıcak bakmadı. O eğlence yerine hikayenin geçtiği yere Potsdam’ı  tek başına ziyaret etti.
Gelin o meşhur hikayeyi öğrenelim…
                BERLİN’DE HAKİMLER VAR (ADALETİN KOKUSU )
                “Adalet, milletlerin ekmeğidir; milletler daima adalete acıkırlar “
(Herakleito)
                1740 yılında babasının ölümü üzerine Alman tahtına oturan II. Friedrich' in ilk icraatlarından biri ülkede işkenceyi yasaklamak olur. Düşünce özgürlüğünün önemini dile getiren 28 yaşındaki kral, basın üzerindeki sansürü de kaldırır. Almanya'yı Almanya yapan " İkinci Friedrich, 1740’da kral olmasından sonra ülke yönetiminde ve adalet işinde de başarılı olur; ilk Alman yasa derlemesini hazırlatır ve eğitim alanında çeşitli yenilikler yaparak, Prusya’nın eğitim alanında bütün dünyada birinci olmasını sağlar. Zorunlu eğitimin mucididir. 5-14 yaş arasındaki bütün çocuklara uygulattığı bu eğitim sistemi zamanla tüm Avrupa’ya ve dünyaya yayılmıştır. Artık Prusya Kralı olan II. Friedrich, henüz beş yıllık kralken, Potsdam Ormanları’nda gezinirken bir değirmenin bulunduğu tepenin yanındaki alçak bir tepe üstünde durur ve değirmeni satın alarak yerine şanına yakışır muhteşem bir saray yaptırmak ister. Hemen yardımcıları değirmenin sahibini bulur ve araziyi değirmenle birlikte kendisinden almak isterler.  Büyük Friedrich, sarayın daha büyük olmasına engel olan değirmenin satın alınarak yıkılmasını emreder. Adamlar değirmencinin yanına giderler  kapıyı çalıyor, yaşlı değirmenci açıyor.
- Buyrun?
- Bizi Kral gönderdi. Burayı görüp çok beğendi, satın alacak. Kaç para?
- Satmıyorum ki ne parası?
- Saçmalama Kral istedi.
- Bana ne. Ben satmadıktan sonra kimse alamaz ki.
Adamları gelip Kral'a diyorlar ki;
- Efendim beğendiğiniz yerdeki değirmenci deli. Satmıyorum dedi.
- Çağırın bakalım bana şu adamı.
Değirmenci gelip, Kral'ın karşısında duruyor. II. Frederick;
- Yanlış anladınız herhalde beyefendi, ben satın almak istiyorum orayı. Kaç para?
- Yoo yanlış anlamadım, adamların da dün bunu söyledi. Satmıyorum!
- Beyefendi inat etmeyin, paranızı fazlasıyla vereceğim.
- Sen koskoca kralsın, paran çok. Git Almanya'nın her yerine saray yap. Biliyorum” der. “Senin kral olduğunu biliyorum. Ama ben de bu değirmenin ve arazinin sahibi Sans-Souci’yim.” Burayı benden önce babam işletiyordu. Ona da babasından kalmış, ben de çocuğuma bırakacağım. Satmıyorum!
II. Frederick ayağa kalkıyor;
- Unutma ki ben Kralım! Kral iyice köpürür ve “Madem benim kim olduğumu biliyorsun, o halde zorla alabileceğimi de biliyor olmalısın. Bakalım o zaman ne yapacaksın? Benim binlerce askerim var. Senin kimin var?” der. Değirmenci bu söz üzerine hiç telaşa düşmeden tarihe geçen o ünlü sözü söyler: Değirmenci bakıyor ve diyor ki;
“Berlin’de hâkimler var. Ben de onlara güveniyorum.”
Hiçbir güç, hiçbir siyaset, hiçbir iktidar kral bile olsa adaletten üstün değildir. Hiç kimse adaletin üstüne çıkamaz. Orada oturamaz. Bugün bütün gelişmiş ülkeler hukuk fakültelerinde bu olayı anlatırlar. "Berlin'de hakimler var!"  Bu Söz üzerine Kral II. Frederick sarayını değirmencinin yanına yaptırıyor. Potsdam'da Sansosi Sarayı ve değirmen yanyana. Kral ve değirmenci adaletle komşu oluyor. Sabahları II. Frederick arka bahçeye çıktığında değirmenci sesleniyor;
- Hey Frederick, ekmek yaptım göndereyim mi?
II. Frederick diyor ki;
- Adalet her sabah bana, sıcak bir ekmek kokusuyla geliyor.
Ve 31 Aralık 1917. Berlin'de bir otelde yılbaşı kutlamaları yapılacak, Osmanlı heyeti var orada. Aralarından biri bu öyküyü anlatıyor. Ve;
- Hadi Potsdam çok yakın. Gidip adaletin simgesi olan o değirmen ve sarayı yanyana görelim.
Kimse gelmiyor ve o öyküyü anlatan tek başına kalkıp gidiyor. Herkes yılbaşı kutlarken o gidip adaletin simgesini izliyor uzun uzun. O Mustafa Kemal Atatürk..
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Muhammet 2 hafta önce

Yıllardır çeşitli vesilelerle okuduğumuz bildiğimiz bir olaya köşenizde üstüne basa değinmeniz ne güzel olmuş.kaleminize sağlık bu yazının özellikle hukuk , adalet çağrılarınin yapıldığı bu döneme gelmesi ayrıca kayda değer bir güzellik adet her yerde herkese lazım su gibi , ekmek gibi lazim keşke bizde ankarada hakimler var diyebilsek. ..

Avatar
Muhammet 2 hafta önce

Önceki yorumumda tlfon tuşlarının azizligi neticesinde yazmak istedigimden çok farklı garip bir cümle yazmışım gibi görünüyor adet heryerde herkese lazım su gibi ekmek gibi diye devam eden cümle aslında ADALET HERKESE LAZIM SU GIBI EKMEK GIBI. ... Olacaktı düzeltir sayın yazardan Özür dilerim

banner1

banner27

banner57