banner67
Alexander Graham Bell 1876’da bir deney esnasında telefonu keşfettiği zaman, onun yüz kırk yıl sonraki gelişmesini acaba hayal edebilirimiydi?
Tıpkı yeme, içme, oturma, kalkma, konuşma ve diğer beşeri münasebetlerde olduğu gibi “adab-ı muaşeret” dediğimiz görgü kuralları gibi, cep telefonu kullanımının da bir adabı, bir kuralı, bir kültürü olması gerekiyor.
Günümüzde insanların iletişim için kullandıkları ve herkesin elinde, cebinde çantasında taşıdığı cep telefonlarından bahsetmek istiyorum.
Köroğlu’nun“Tüfek icat oldu, mertlik bozuldu” sözünden hareketle ”Cep telefonu icat oldu, namaz bozuldu ” dersek yanılır mıyız acaba. Camilerin hemen hemen hepsinin girişinde kocaman yazılarla“Lütfen Cep Telefonlarınızı Kapatın” yazılarına rağmen namaza başlamadan önce de imam ya da müezzinin “Cep Telefonlarınızı, Namaza Başlamadan Önce Lütfen Kapatınız, Ya da Sessize Alınız” uyarılarına rağmen, zırt pırt çalan bu cep telefonlarının sesinden bir türlü kurtulamadık.
İmamın “Allahu Ekber” demesi ile birlikte adamın cep telefonu da çalmaya başlıyor. Bir taraftan imam Fatiha Suresini okuyor bir taraftan da cep telefonundan Ankara oyun havası Hüdayda, Misket ya da Çakkıdı çakkıdı uyduruk müziği çalıyor.
İşte bu yüzden camilere, ibadet edilen mekânlara gittiğimiz de telefonumuzu açık unutacağımızı düşünerek telefonumuza oyun havası, hayvan sesi gibi melodiler yükleyerek ibadet eden kişileri rahatsız etmemek adına telefonumuzu kapatmayı veya sessize almayı alışkanlık haline getirmeliyiz.
Konu ile ilgili değil ama işte çok güzel bir örnek;
ABD’nin San Diego Belediye Başkanı Susan Golding “Cep telefonu kullanma adabı kılavuzu” hazırlatmış ve cep telefonu olan herkese dağıtmış.
Gerekçesi ise: “Sade vatandaşı, toplumu ve bireyi, saygısızlığa karşı korumak...”
Bir de konuya sosyolojik açıdan ele aldığımızda,
Sabah saat 10'dan önce, gece de saat 10'dan sonra acil bir durum yoksa insanları keyfi olarak telefonla aramamak lazım. Tabii ki arayan arayabilir neden arıyorsunuz deme hakkımız yoktur, bizim ifade etmeye çalıştığımız her şeyin bir üslubu adabı olduğu gibi telefonla konuşmanın da bir adabı olduğuna vurgu yapmak.
Aradığımız kişi, annemiz, babamız, yakınımız olsa bile mümkün olduğunca bu adabı edeple yerine getirmemiz ve uymanız gerekir.
İş hayatında da hiç kimsenin telefonu 3 ya da 4 sinyal tonundan fazla çaldırılmamalı.
Telefonla konuşurken asla unutmamanız ve sormamız gereken bir konu da"müsait misiniz?"diye sormak olmalı.
Empati yaparak bu konuyu ele alırsak müsait olmadığımızda bize gelen telefonu bir düşünelim, bizi arayan kişi pür neşe konuşmaya başlıyor fakat bizim bulunduğumuz ortam konuşmaya müsait değil, bir toplantıda olabiliriz, bir taziyede olabiliriz, derste olabiliriz, trafikte olabiliriz. Eğer aramalarımızda "müsait misin?" sorusunu sormaya başlarsak, artık insanlarda bizi aradığında aynı soruyu soracaktır.
Bütün bunlara rağmen mümkün olduğunca anlaşılır olmaya özen gösterelim, çünkü karşımızdaki kişi her ne kadar müsaidim dese de, yanlış bir zamanda arıyor olabiliriz.
Telefonumuzu iyi dileklerimize cevap geldiğinde önce biz kapatmalıyız.
Bu konu telefon adabı açısından ne kadar önemli ve hassas ise,diğer bir konuda çevremizi rahatsız eden yüksek sesle konuşmamalıyız, sesimizin net anlaşılabileceği bir yerde ve insanları rahatsız etmeden bağırıp çağırmadan konuşmak bir telefon adabıdır. Kimseyi rencide etmeden tırnak içinde söylüyorum. İnsanların bencilliği ile görgüsüzlüğü birleşince cep telefonu ile bağıra çağıra konuşmak adeta moda oldu. Bağıra çağıra konuşmak görgüsüzlüktür diye uyarınca, eleştirince, tamam ne yani, biri arayınca açmayalım mı? Telefonla konuşmak görgüsüzlük mü oluyor şimdi, diye de akıllarınca kendilerini savunuyorlar. Çevremizde, bağırarak ve rahatsız edici bir tarzda konuşan insanları, rencide etmeden, münasip bir lisan ile uyarabiliriz ama nasıl bir tepki göreceğimizi de hesaba katarak.
Sonuç olarak; toplum içinde bu görüntüler gerçekten bize yakışmıyor. Benim bu yazıma kızanda olur, teşekkür eden de olur. Ben gördüklerimi yaşadıklarımı yazdım.
Ve unutmayalım: Telefon, bir sohbet aracı değil, bir haberleşme aracıdır.
Kararı siz değerli okuyucularıma bırakıyorum.
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Ayhan DUMLUPINAR 10 ay önce

Kaleminize sağlık, çok güzel bir yazı olmuş ancak anlayana....

Avatar
Yunus ULUER 10 ay önce

Sevgili kardeşim diline yüregine sağlık. Çok güzel özetlemişin.
Bu makaleni okudum. Aklıma Afşin ve Elbistan bölgesinde yaşanan doğru bilinen yanlış gelenegimiz olarak algılanan; Cenaze için taziye evlerinde çay ikramı ve kalkıp giderken tokalaşma usulünün yanlış oldugunu düşünüyorum. Zamanın olursa bir makalende bunu dile getirirsen yararlı olacagını düşünüyorum. Baki selamlar.

Avatar
İlhan Akar 10 ay önce

ElHakk,çok doğru,vesselâm!

banner1

banner27

banner57