banner136
Sevimli, şakacı, beyaz tenli, mavi gözlü ve sarışındı Mehmet Tankut. İlkokulda sınıf arkadaşıydık. Mahallelerimiz de bitişikti; biz Ulu Caminin batı tarafındaydık, onlar Güneşli Caminin güneybatı. İki mahallede de müşterek arkadaşlarımız da vardı. O zamanlar yani ellili altmışlı yıllarda Elbistan ne kadardı ki zaten? Ceyhan nehri ile Küçük Ceyhan’ın çevrelediği adaya sıkışmış bir kasabaydı. Ada dışında kalan Sekili, Kümbet ve Kızalcaoba ile birlikte 12-13 bin nüfusa ancak ermişti. Atatürk, İsmet Paşa, Cumhuriyet, Gazipaşa ve İstiklal/Devrim ve Tepebaşı ilkokulları ile bir ortaokul ve bir de lise vardı.

Çokları “Pınarbaşı Mahallesindeki Okulu neden saymadı?” diye düşünmüş olabilir. O yıllarda Pınarbaşı köy statüsünde idi. Büyüklerimizin oraya henüz Gâvur köy demeyi bile terk etmemişti, biz de onlar uyarak öyle derdik. İlkokul çağından sonraları dilimiz resmi adı olan Türk köyü demeye alışmıştı. Mahalle edilince adı da Pınarbaşı Mahallesi olarak değişti. Evet, orada köyün berisinde sağ tarafta, açılan elektrik kanalının öte tarafında eski milletvekili ve belediye başkanlarımızdan merhum Hacı Ahmet Özsoy’a ait şimdiki evlerinin kanala ve köprüye doğru 30 metre yakınında tek katlı toprak bir binada hizmet veren bir ilkokul vardı.

Elbistan dar bir alana sıkışmış halde iken ve okullar iki üç mahallenin ortasına yapıldığından hemen her mahalledeki ailelerin çocuklarından biri ya bizim ya da aile büyüklerinden birinin sınıf arkadaşı olurdu; babaları da babalarımızın… Hep birlikte tanış olurduk. Hele orta ve liseye giden herkes birbirini tanırdı. Onların ağabeyleri veya büyükleri bizim bir yaramazlığımızı görseler bize, bizim büyüklerimiz onların yaramazlıklarını görseler onlara kızardı…

Sınıf arkadaşımız Mehmet Tankut, Sümerbank’ta memurdu. Emekli olduktan sonra Mersin’e yerleşti. Babası, Atatürk’ün yakın mesai arkadaşlarından, Türk Dil Kurumunun ve MİT’in kurucularından, 7 dönem milletvekilliği yapmış, başkaca çok önemli vazifelerde bulunmuş Hasan Reşit Tankut ile amcazade olan Hüseyin Tankut idi. Hüseyin amca son yıllarında Milli Piyango bileti satarak geçimini sağlardı; daha önceleri Elbistan’ın ilk günlük gazete getirip satanlarından biri imiş. Amcazadeler el kadar çocukken birbirinden ayrıldıkları ve sonrasında da haberleşemedikleri için H. Reşit Bey ile ilgili pek bilgileri yoktu. Hatta benim Hasan Reşit Tankut’u anlatan makalemi okuduklarında (kısa zaman sonra rahmete kavuşan) Recep TankutArif Hocam, ailemizle ilgili bilmediğimiz çok şeyi sayende öğrendik, teşekkür ederim…” demişti.

Mahallelerde oyun oynamak için, yüzmeye veya balık tutmaya gitmek, dağa çıkmak için en az beş altı kişi olmalıydık; bu yüzden sayımız eksikse tamamlayacak arkadaşlarımızı evlerinden çağırırdık. Böyle bir sebeple mi yoksa ödev için mi hatırlamıyorum, şimdi Ulu Cami Caddesi’nin Ceyhan nehrine elli metre kalan bir yerlerinde tam caddenin ortasında kaldığı için yıkılan evlerine gitmiştim. Ayrılacağım zaman Recep Tankutgel sana kitap vereyim” dedi ve üçümüz birlikte alt kata (Elbistan’ın hemen hemen her evi gibi iki katlıydı) inerek garsamba konmuş bir odaya girdik. Bir köşedeki lastik ayakkabı sandığı vardı. Bunlar meyve sandıklarından iki üç kat yüksek ve her tarafı kapalı olurdu. İçine malzeme koymak için temin edilirdi. Üzerinde iğreti duran kapağını kaldırdı ve kitapları alıp alıp elinde biriktirerek incelemeye başladı. Nihayet birini seçerek bana uzattı:

Bunu oku, çok beğenirsin…

O zamana kadar okuduğum en kalın kitaptı. Dördüncü sınıfa giden bir öğrencinin gözünü korkutacak kadar kalındı. Gözüm korkmuştu. Samanlı kâğıt gibi kalitesiz bir kâğıda basılı olduğu için daha da kalın görünüyordu. Elimde evirip çevirerek adını, yazarını okurken ilave etti:

‒ Al senin olsun. Getirme geri…

Alıp eve gittim ve okumaya başladım. Akşam yemekten sonra da devam ettim. Gerçekten beni inanılmaz çekmişti. İsimlerin yabancı oluşu ve çok sayıda oluşu biraz itiyordu ama elimden bırakmak istemiyordum. Annem ikide bir “Oğlum ne kadar okudun; dersin yok mu senin? Okuduğun ne ki elinden bırakamadın bir türlü?” diye sorular soruyordu. İşkillenmişti, evet tam da o zamanlar kitap okumaya başlamıştım; ama bu kadar aralıksız okumazdım. Yemekten sonra yataklar serilinceye kadar devam ettim. Okudukça ilgimi çekiyor, okudukça kendimi adeta olayların içinde buluyordum. Dalıp gittiğim bir sırada annemin azarlamasıyla kendine geldim:

Yat artık, lambayı söondür; içinde gaz kalmadı niredeyse…

‒ Anne az kaldı…

Cevabını verdim ve lambayı alıp içine epeyce çektikten sonra kardeşlerimin yattığı yastık ile benim yastığımın arasına koyarak gece yarısına kadar okumaya devam ettim. Ertesi gün de herkesten önce uyanıp okumaya devam ettim ve öğleye doğru bitirdim. Demek ki tatilmiş. O kadar etkisinde kalmıştım ki, bitirdiğim halde kitabı elimden bırakmak istemiyordum. Yatağım duvarın dibindeydi, hemen başımın üstünde köşeye yakın yerde küçük bir dolap vardı. Üç rafının ikisine ben kitap defter koyuyordum, Robin Hood’u da en mutena yerine yerleştirdim.

Robin Hood kitabı benim ömrümde iki kere okuduğum iki kitaptan ilkidir. Maceralardan ve artık ahbabım gibi olan kahramanlarından fazla ayrı kalmaya dayanamadım ve bir hafta kadar sonra ikinci kere okumaya başladım. Yine de ilk okuyor gibi haz alarak merak ve iştahla okuyup bitirdim.

O zamanlar öyleydi; çocuklar bir şeyin üzerine fazla düşerse, hele de fazla okumaya başlarlarsa anneler veya evdeki büyükler “Amanın bir hal mi olucu ola; niye bu kadar okumaya başladı ki?..” diye telaşlanırlardı. Annem de “Kimden aldın? Niye verdi? Sen de ona bir şey mi vericin? Ne yazıyor içinde?” gibi on tane soru sormadan rahata kavuşamamıştı.


Benim tam da o yıldan itibaren kitapları sevmeme, çok okumama birinci etken 25.11.2019 tarihinde vefat eden rahmetli Hanifi (Poyraz) ağabeydir. Elbistan’a 1962’de açılan Çocuk Kütüphanesi’nde hizmetli idi. Öğretmen olarak ilk önce rahatsızlığından dolayı ve isteği üzerine rahmetli Cavit Önal görevlendirilmişti. O emekli olduktan sonra beni birden dördüncü sınıfa kadar okutan merhum Mehmet Yener kütüphane öğretmeni olmuştu. Öğretmenlerden çok çocuklarla Hanifi ağabey ilgilenirdi. Benim de merakla okuduğumu görünce “Şunu oku.. Şu da ona benziyor.. Bak bunu da aynı adam yazmış, oku...” gibi sözlerle yönlendirmesi bende çok etkili oldu. Bunu ve kütüphanenin açılışını vs Terk Eden Elbistan kitabımda (Cilt 1, sayfa: 200) da yazmıştım. İkinci etken, Hanifi ağabeyin yönlendirmesi ile kitaplarını okumaya başladığım ve sonraki yıllarımda bile birçoğunu okuduğum Kemalettin Tuğcudur; üçüncüsü de diyebilirim ki Robin Hood kitabını veren Recep Tankut’tur…

Uzun yılar sakladım o kitabı. Ortaokul sıralarında iş dersinin birinde kitap ciltleme yaparken Robin Hood kitabında denedim; formalarını diktim, şirazesini yerleştirdim; ama kapak kısmına gelince tatil olmuş, bir daha elime almamıştım. Yıllarca o haliyle bile sakladım…

Rahmet olsun Hanifi Poyraz’a da Recep Tankut’a da Kemalettin Tuğcu’ya da mekânları cennet olsun… 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Ömer Akıl 3 ay önce

Bu yazınızı da beğendim.Sağlıklı uzun ömürler dilerim.Kısa süre önce rahmetli olan Hanifi Poyraz abinin rahmetle andığım babasını da araştırıp yazmanızı isterim.

Avatar
Faruk Tamer. 3 ay önce

Arif bey, değerli makaleniz de Adı geçen vefat etmiş güzel insanlara rahmet ve saygıyla. Vesile olan size teşekkürlerimle.

Avatar
Yakup Yalçın 3 ay önce

Yüreğinize kaleminize sağlık hocam..

Avatar
Robin hood 3 ay önce

Ah arif hocam ilkokulda az dayaginizi yemedim:))ama yazılarınızı takip ediyorum

Misafir Avatar
Arif BİLGİN 3 ay önce @Robin hood

Dayağımı yemeseydin belki şimdi yazılarımı takip etmeyecektin...
Keşke adını da yazsaydın, bilseydim kimi dövmüşüm.. Selamlar.

Beğenmedim! (8)
Avatar
Tural sinanoglu (ERTURAN) 3 ay önce

Arifcigim yazılarını okuyorum hep anlattığın gunlerı hayal edıp yasıyorum.Allah sana saglık sıhhat versin eline diline saglık .Allaha emanet ol.Teşekkür ederim.Selamlar

Misafir Avatar
Arif BİLGİN 3 ay önce @Tural sinanoglu (ERTURAN)

Çok çok teşekkür ederim Erturancığım, ben de zaten önce kültürel değerlerimiz unutulmasın, sonra da Elbistan'da uzakta yaşayan arkadaşlar ve hemşehriler eski günleri yad etsinler diye yazıyorum... Selamlar, sevgiler...

Beğenmedim! (1)