banner67
-Etme Bulma Dünyası-
Bir zamanlar, uzun kış geceleri sarı alevli gaz lambalarının ışığı ile aydınlanırdı. Daha iyi ışıtması için, bir önceki akşam islenen camı (cıncığı) yakmadan önce silinen lambanın alevi bir aşağı bir yukarı inip çıkardı. Bu uzayıp kısalma, odadaki her şeyin gölgesinin büyüyüp küçülmesine sebep olurdu. Duvarda asılı asbabın gölgesi bu ışık oyunuyla değişirken, dışarıda ıslık çalan rüzgârın sesi hiç değişmezdi. Ay ışığının aydınlattığı karlı gece, pencereden dışarı bakanları dahi üşütüp içlerini ürpertirdi.
Odun ve tezekle harlanan sobanın yakınına açılmış sofranın başına geçen aile, tepsi içerisindeki tereyağlı pilavı açık ekmeği sokum ederek yer, -yazdan kurutularak kış için saklanan- pancar yaprağından yapılma boranıya kaşık çalardı. Fertlerinin aynı kaptan yemek yediği ve aynı bardaktan su içtiği o günlerde aile bağları ne kadar da güçlüydü…
Kışın bir odaya sıkışmak zorunda kalan çocuklar, yazları alabildiğine hürdü. Harman yeri, ağaç gölgesi ve su başlarından tutun da birbirine bitişik toprak damlara varıncaya değin her yer onlar için oyun alanıydı.
Küçük çocuklar “Bize bir hikaye anlat!..” diye analarına sokulurken, büyümeye yüz-tutmuş kızlar işleme, dantel; yastık yüzü, karyola eteği, kundak, yorgan ağzı vs. işlerlerdi.
Hikaye-masal konusunda, biz çok şanslı bir aileydik. Anam, bıkıp usanmadan her gece farklı bir hikaye anlatarak, gönül dünyamızı beslerdi.
Bir keresinde “Bu gece size Süpürge’nin hikayesini -hekatını- anlatayım...” diyerek başladı anlatmaya:
Var varanın sür sürenin, destursuz bağa girenin sopa yemesi çok olurmuş. “Aman ha yavrularım, kimsenin bostanına, bahçesine izinsiz girmeyin!..” diye öğüdünü araya sıkıştırdıktan sonra sözlerini sürdürdü:
Pireler berber iken, develer tellal iken, ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken, bir köyde oldukça yoksul iki kardeş yaşarmış.
Fakirlikle bir türlü baş edemeyen bu iki kardeş, sonunda, çareyi köyden ayrılmakta bulmuşlar. Azıklarını alarak düşerler yola. Az giderler, uz giderler, dere tepe düz giderler, bir yol ayrımına geldiklerinde dönüp geriye bakarlar ki bir arpa boyu yol gitmişler. Büyük kardeş demiş ki, “Gardaş, sen sağa sapan yola git, ben de sola sapana gideyim. Rızkımızı ayrı ayrı yerlerde arayalım. Ancak, tam bir yıl sonra, ayrıldığımız bu noktada buluşalım” demiş. Böyle gavilleştikten sonra herkes yoluna gitmiş.
Sağa sapan küçük kardeş, gide gide bir köye varır. Bu köyde de bir dediği iki olmayan bir ağa yaşamaktadır. Sefilliği yüzünden okunan çocuk, boynunu bükerek ağanın huzuruna çıkar:
- Ağam, benim ekmeğe ihtiyacım var, senin de çalışana ihtiyacın varsa burada kalmak isterim...
- Yoksa?!..
- Ağam, çeker başka bir köye, başka bir ağanın yanına giderim.
“Başka bir ağanın yanına...” lafına içerleyen ağa “Bizde iş de var, ekmek de... Madem gelmişin, kal burada, yalnız bir şartla...” der. Çocuk “Ağam, benim gibi birine ne şart koşarsın ki?!..” demesiyle ağanın gürleyen sesi bulundukları mekanı doldurur:
- Bak, bu dediklerimin şakası yoktur. Kim tahammül edemeyip öfkelenirse, diğeri onun sırtından bir çarıklık deri yüzecek...”
Ardından “Bu senin için de, benim için de geçerlidir” diye eklemeyi de unutmaz.
Bu durum karşısında küçük kardeş razı olur.
Bunun üzerine ağa, “Yarın erkenden kalk. Öküzlerle birlikte tazıyı da yanına al ve tazı nerede yatarsa orayı sür” der.
“Tamam ağa!..” diyen çocuk bir yandan da içinden “Tarla sürmek benim işim...” diye geçirir.
Ertesi sabah çocuk erkenden kalkıp öküzlerle tazıyı alıp yola koyulu. Gide gide kayalık bir yere varırlar. Tazı burada, başını ayaklarının arasına alarak, yeni doğan güneşin hafifçe ısıttığı kayanın üzerine yatar.
Küçük kardeş “Aman tazı, tohul tazı!..” derse de tazıyı bir türlü kaldıramaz. Çaresiz, sabanı öküzlere koşar. Ancak, onca yorgunluğa rağmen, bir hat dahi süremeden akşamı eder.
Eve döndüğünde Ağa, sorar: “Ne yaptın bugün, epey yer sürmüşündür?!..”
“Yok ağam” der bizimkisi; “Tazı gitti, bir kayanın yamacına yattı. Uğraştım, didindim, bir hatlık yer dahi süremedim...”
Ağa bu kez “Bu duruma kızmadın değil mi?” diye sorar.
“Aman ağam, kızmak da ne oluyor...” cevabını verir küçük kardeş.
“Yok, hani kızdıysan haberimiz olsun...” diye de hatır eder Ağa.
Akşam olur, yatma zamanı Ağa’nın “Hayvanlar neden böğürüyor; hasta filan mı var acaba?” sözü üzerine, bizimki, gece boyu ahırı birkaç kez kontrol etmek durumunda kalır. Bu da yetmiyormuş gibi, ağanın küçük çocuğunu her gece birkaç defa çişe çıkarır. Bu arada, –sağ olsun– Ağa, her defasında öfkelenip öfkelenmediğini sormayı da ihmal etmez.
Bunca eziyete dayanamayan küçük kardeş gün günü zayıflar, tabiri caizse aç tilkiye döner. Ama, bizimkinin tahammülü sayesinde, bir yıl, sırtından bir çarıklık deri yüzülmeden tamamlanır.
Yılın sonunda, çocuğun “Ağam, müsaade edersen, bir abim var, onu ziyaret etmek isterim” demesi karşısında vicdana gelen ağa gitmesine izin verir.
İki kardeş, kavilleştikleri yerde bir araya gelirler. Ağabey, küçük kardeşini görünce şaşkına döner. “Kardeş, bu ne hal? Sana ne oldu böyle? Hasta mısın? Neden bu kadar zayıfladın?” diye kardeşini soru yağmuruna tutar. Kardeşinin sesine yansıyan çaresizliği aklını başından alır, adeta deliye döner.
Nihayet, “Kardeşim, benim yerim çok rahat. Bu yıl sen benim yerime git, ben de senin yerine gideyim. Bakalım kim kimin sırtından bir çarıklık deri yüzecek?!.. Benim gül bibi kardeşimi bu hale koyan ağa görsün bakalım, Â mı yaman, Bâ mı yaman?!..” der.
Bir yıl sonra bir araya gelen iki kardeş, oldukça kısa denilebilecek bir görüşmenin ardından tekrar ayrılırlar.
Ağa’nın köyüne varan büyük kardeş, “Ağa, kardeşimin yerine ben geldim” der. Ağa bakar ki bu kardeş daha canlı kanlı... “Senin adın ne?” diye sorar ve, durumdan memnun olduğunu çaktırmadan, kardeşiyle yaptığı anlaşmayı hatırlatır. Bizimkinin, “Benim adım Süpürge. Yaptığınız anlaşmadan haberim var; ben de aynı şartlarda çalışmak istiyorum” demesi karşısında Ağa’nın sevinci bir kat daha artar.
 Ağa, Süpürge’ye “Yapılacak işleri tarife gerek var mı?” diye sorar ve onun “Lüzumu yok ağam, ne yapacağımı biliyorum” demesiyle fazla söze hacet kalmaz.
Bizimki, sabah olunca, öküzlerle tazıyı alarak yola çıkar. Vardıkları yerde tazıyı öldürüp sabanı kırar. Akşam dönüşte Ağa sorar:
“Bugün ne yaptın Süpürge?..”
“Ağa, hiç sorma. Dediğin gibi, tazının yattığı yeri süreyim derken, saban kayanın çıkıntısına geçerek kırıldı. Bunun üzerine, kalksın da geri dönelim diye attığım mezez, yerde yatan zavallı tazının alır yerine değerek öldürdü. Ağam, bu olanlara kızdın mı yoksa?!..” der.
“Olan olmuş; saban kırılmış, tazı ölmüş... Üstüne üslük sırttan bir çarıklık deri yüzdürmenin ne anlamı olacak?..” diye düşünen Ağa “Yok Süpürge, bunlar için kızmaya değer mi?..” demek zorunda kalmış.
Akşam olmuş.
Ağa; Süpürge’ye “Şu ahıra bir bak. Bu hayvanlar neden huzursuz oldu. Açlar mı, susuzlar mı?..” demiş
Süpürge, ahıra inmiş ve en göze görkem öküzü kesmiş.
Ağa sormuş: “Ne yaptın Süpürge, hayvanlardan ses gelmez oldu?..”
Süpürge de, “Ağa, o iş bitti. Sarı öküzü kestim. Bir daha böğüremez!..” demiş.
Gözleri sonuna kadar açılan Ağa içinden “Bu neydi de başıma geldi?!..” diye kendi kendini yemiş.
Onun bu halini sezen Süpürge, “Ağam, yoksa kızdın mı?..” demeyi ihmal etmemiş.
Ağa da “Yok Süpürge, bir öküz için kızılır mı?..” demiş.
Gecenin bir vaktinde, Ağa'nın oğlunu çişe çıkaran Süpürge, çocuğun iki ayağından tutup çenedini ayırıp atmış. İçeri çocuksuz girdiğini gören ağa, “Süpürge ne oldu, çocuk nerde?” diye sormuş.
Süpürge de, “Ağam, vallâ bu çocuk her gece üç-beş kez çişe çıkıyordu. Onun yüzünden gözümüz uyku görmüyordu. Ben de çenedini ayırdım. Sen de rahat uyu, ben de...” der ve ekler: “Kızdın mı yoksa Ağam?!..”
“Olan olmuş. Çocuk ölmüş. Üstüne üslük sırttan bir çarıklık deri yüzdürmenin ne anlamı olacak?..” diye düşünen Ağa hiç ses çıkarmamış.
Ağa, başına sardığı bu beladan kurtulmanın yollarını ararsa da, o diyarlardan çekip gitme dışında fazla bir seçeneğinin olmadığını anlar. Hanımı da, “Sen nasıl istersen Ağam...” diyerek, gönüllü gönülsüz rıza gösterir.
“O vakit, sen bir sandık yağlı çörek yap. Yol azığı olarak sırtımıza sarıp buralardan gidelim. Böyle giderse, bu Süpürge başımıza daha çok işler açacak...” der.
Ağa’nın hanımıyla yaptığı istişareyi duyan Süpürge de tetikte bekler, gözden ıramaz.
Bir gün, evin hanımının çörek yapıp bir sandığa doldurduğunu gören Süpürge, beklenilen ânın yakın olduğunu düşünür.
Ağa ve hanımı, göz hapsine alındıklarından habersiz, durumu idare ettiklerini sanırlar.
Gece yarısı hanımını uyandıran Ağa, “Kalk!..” der; “Gidiyoruz!..”
Birlikte doğruca sandığın başına varırlar. Ağa, hanımının yardımıyla sandığı sırtına yüklenir ve iki omuzundan geçirdiği iplerinden tutarak yola revan olurlar.
Gittikçe ağırlaşan sandığın altında tısır tısır yol alan Ağa, “Hanım, ne kadar da çok çörek yapmışsın?!..” der.
Hanımı da, “Yolumuz hayli uzun Ağam... Yollarda aç-susuz kalmayalım diye, ölçüyü biraz kaçırmışım galiba?!..” diyerek, Ağa’nın haksız yere tısırdamadığını hissettirir.
Bu arada, önceden içine girdiği çörek sandığıyla birlikte Ağa’ya kendini de taşıttıran Süpürge’nin küçük abdesti gelir ve oldukça da sıkışır. Bir sıkar, iki sıkar… bakar ki olmuyor, bırakıverir...
Ellerine gelen ıslaklık karşısında Ağa’nın, “Çörekleri de bayağı yağlı yapmışın hanım. Sandıktan dışarı sızıyor...” demesi karşısında, hanımı da işini iyi yapmanın huzurunu duyarak yollarına devam ederler.
Gide gide bir köye yaklaşırlar. Köyün girişinde bir sürü köpekle karşılaşan ikili, ne yapacaklarını şaşırırlar. O yana ederler olmaz, bu yana ederler olmaz. İçine düştükleri çaresizlik karşısında, Ağa’nın “Gel de şimdi Süpürge’yi arama... O olsaydı bizi bu durumdan kurtarırdı...” şeklinde hayıflanmasıyla Süpürge’nin “Ağam, ben buradayım!..” demesi bir olur.
Sandığı indirip açarlar. Bir de ne görsünler: Süpürge... Köpekleri bir o yana, bir bu yana kovalayan Süpürge “Ağam, sandığa girdim diye kızdın mı yoksa?!..” demeyi de ihmal etmez.
Ağa, olanlar karşısında şaşkınlığını çabuk toparlar.
Ve “Hiç olur mu Süpürge?!..” der; “Sen olmasaydın bunca köpekle nasıl baş ederdik?.. Bilakis, bizimle gelmene çok memnun oldum.”
Bir yandan da, Süpürge’ye duyurmadan, hanımına “Bu yaptığımız da bir işe yaramadı. Yine kurtulamadık Süpürge’den...” der.
Hanımı Ağa’yı teselli etmek için “Fazlaca plan yoktur” derse de Ağa’da plan bitmez.
“Hanım, bu gece bir su kenarına konalım. Süpürge’nin yatağını sudan yana serelim. Gecenin bir ohtu, uykunun en tatlı yerinde ikimiz birlikte suya atıp kurtulalım...” der.
Der demesine de, bunları çaktırmadan dinleyen Süpürge, o vakit gelmeden Ağa’nın hanımını kendi yatağına yatırır, kendisi de Ağa’nın yanına uzanır.
Vakit ilerleyip, beklenilen an geldiğinde, Ağa, hanımı sandığı –yanında yatan– Süpürge’ye yavaşça seslenir: “Kalk hanım, kalk. Süpürge’den kurtulma ânı geldi. Tut şunun ayak ucundan...” Böylece, Süpürge’yle ayak-uçlu baş-uçlu tuttukları hanımını coşkun akan suya atarlar. Ağa, “Nihayet kurtulduk Süpürge’den...” diye sevinirken, hanımı suya batıp batıp çıkmaktadır.
Tam bu sırda, başındaki yazmayı sıyıran Süpürge’nin, “He Ağam, bunca yıllık hanımından bir anda kurtuldun. Bak bunu hiç düşünmemiştim. Sen ne akıllı adamsın. Yoksa bana kızdın mı?” demesiyle deliye dönen Ağa, “Ulan nasıl kızmayayım?!.. Tazıdan oldum, öküzden oldum, çocuktan oldum, hanımdan oldum… Sen olsan kızmaz mısın?” der.
Bunun üzerine;
“Ağa, dön de sırtından bir çarıklık derini yüzeyim de bu iş burada bitsin!..” diyen Süpürge’nin son isteğini de yerine getiren Ağa, Süpürge ile karşılaşana kadar yaptıklarının bedelini ödeyerek, hayatının geri kalan kısmını bin bir pişmanlık içinde geçirir.
Kardeşinin hayfını alan abi de kardeşinin yanına dönerek birlikte mutlu bir hayat sürerler.
Gökten iki elma düştü. Biri onların, diğeri de bu hikayeyi dinleyenlerin başına.
Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine… 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Ayşe 3 hafta önce

Bu ne güzel bir hikaye zevkle okudum kaleminize sağlık

Avatar
Metin Özarslan 3 hafta önce

Kaleminize sağlık...

banner116

banner115